Sayı 31 / Mart-Nisan 2018

Toplumsal yaşama biraz analitik bakan herkes rahatlıkla insan yaşamında sayısız “geçiş anları” olduğu gerçekliğinin bilincine ulaşabilir. Doğumdan yaşamın son bulmasına değin, yaşamın bütünü olduğu gibi her belirli evresi de sayısız geçiş anlarını barındırır. Sürünme ve yürüme, heceleme ve konuşmadan başlayarak, okula başlamak, ev değiştirmek, meslek ya da iş değiştirmek, kent ya da ülke değiştirmek, sevmek, aşık olmak, evlenmek, ayrılmak, ilk ya da ortaokuldan mezun olmak, okul değiştirmek, lise ya da üniversiteye başlamak, bulunulan toplumsal ortamın değişmesi, anne ya da baba olmak, herhangi bir formda örgütlenmek, siyasi mücadeleye atılmak, kültürel, sportif ya da sanatsal yaratımlar, borçlanmak, yeni sorumluluklar altına girmek...

ABD merkez bankası başkanı, dünya ekonomisinin işleyiş dinamiklerini artık anlamadığını itiraf ediyor. “Temel teorik model çekirdeğine kadar çürümüş olabilir, orasını burasını kurcalamaya çalışmak belki de nafiledir” diye yakınıyor. Emperyalist mali sermayenin basın mabetlerinden Financial Times ise, başlıca merkez bankalarının başkanları için, şöyle yazıyor: “Ekonomik modelleri iflas ediyor, faiz ve para politikalarının ekonomi üzerindeki etkilerini anlayabildiklerine ilişkin kuşkular artıyor.

Dünya kapitalizmi 2008 krizinin yarattığı iktisadi-mali çöküntü ve çürümenin üstesinden gelemedikçe, sermaye döngüsü krizden çıkıp yeni bir yükseliş aşamasına geçemedikçe, emperyalist küreselleşmeye yönelik eleştiriler yayılıyor ve burjuva ideolojik dogmalar daha derinden sorgulanıyor. Bu arada, kapitalizmin çeşitli sözcülerinden, hatta neoliberal teknokrasinin ağır toplarından kafa karışıklığı ve çaresizlik dolu feryatların yükselmesi gitgide daha az şaşırtıcı oluyor.

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Kölecilikten bu yana ezenlerle ezilenlerin mücadelesi bazen açık ve bazen dolaylı biçimlerde sürmüştür. Kimi defa büyük zaferler ve kimi defa büyük yenilgiler düşmüştür ezilenlerin payına. Ancak her mücadele, tarihsel akış içinde bir deneyime dönüşmüş, sonraki kuşaklar öncekilerin yaşadıklarından dersler çıkararak kendilerini yenilemiş ve mücadelelerini tahkim etmişlerdir. Dolayısıyla her devrim, aynı zamanda önceki bütün ezilen, sömürülen kuşaklar adına kazanılmış bir zafer olmuştur. 1917 Ekim Devrimi’nde sadece 72 günlük Paris Komünü deneyimi değil, geriye doğru bütün özgürlükçü, devrimci akımların payı ve mirası vardır. Sonradan gelen Ekim öncekilerin tamamını içererek onları aşmıştır.

Savunmanlık mesleğinin içeriklendirilişi, tarzı bir duruşu, konumu ifşa eder. Kişiye özgü ve bağımsız bir statü gibi görünen bu meslek, onun bağlaşık unsurları olan ilkeler, kanun metinleri, suç-ceza sistemi ile birlikte, bireysel varoluştan çok kolektif bir duruşu, tarafı simgeler. Modern toplumun yükselttiği özgürlük ilkesinin güvencesi olarak tanımlanan hukuk sistemi içinde avukatlar birer sistem/nizam üreticisidirler. Evrensel bir değeri üstün hukuk normları içinde savunmakla yükümlü avukatların üzerlerine giydikleri cübbenin cepleri yoktur, rüşvetle satın alınamayacaklarını göstermek için. Cübbenin düğmeleri yoktur, hiçbir otoriteye boyun eğmeyeceklerini simgelemek için. Çünkü cübbe, istekler ve hakların toplamı olarak bireyi temsil eder ve bayrağı özgürlüktür.

Sermaye Hükümetlerinin Neoliberal Politikaları

'90'ların başında işçi sınıfının bahar eylemliliği, Zonguldak maden işçilerinin büyük direnişi, bölgesel ve lokal düzeyde grevler ve iş bırakma eylemleri işçi sınıfı hareketinin dalgaları anlamına geliyordu.

2002'den sonra AKP'nin 15 yıllık iktidarında, neoliberal politikalar ve saldırılar istikrarlı, sistematik, kesintisiz biçimde sürdürüldü. Bu saldırılar bazen fiili sendikal hak ve özgürlükler yasaklanarak, bazen dini hayırseverlik söylemleri ve kırıntılarla “rıza” alınarak, bazen de işbirlikçi sendikalar üzerinden siyasi ve ideolojik hegemonya ve etki kurularak yürütüldü.

AKP diktatörlüğü, rejimin faşist politik islamcı restorasyonunu sürdürürken, ezilenlere dönük saldırılarıyla özgürlük isteyenlere yaşam hakkı tanımıyor. En cinsiyetçi, en gerici, en insanlık dışı yöntemlere girişiyor. Katliamcı, kadın düşmanı zihniyetiyle, halkların eşitlik ve özgürlük istemlerini kanla ezmeye çalışan DAİŞ barbarlığını kendine örnek alıyor. Bir taraftan DAİŞ'vari, çeşidi belirsiz kanlı çete örgütlenmeleriyle işbirliği halinde Efrîn işgalini başlatarak, sömürgecilikte “sınır”ları yok saydığını ilan ediyor. Diğer yandan, Türkiye ve Bakur Kürdistan ezilenlerine, kadınlara ve genç kadınlara karşı sindirme ve ezme saldırılarıyla “sınır”sızlıkta DAİŞ'leştiğini gösteriyor.

Erdoğan faşizminin Efrîn işgaline/savaşına karşı, Okuyan-Güler KP’si, ikinci gün “Çekin Elinizi Suriye’den” bildirisi yayınladı. İşgale ve savaşa “operasyon” diyerek, savaşın boyutunu küçümsemek istedi.

Savaşa karşı direnişin cephesinden haber yapmamaya özen gösteren KP, Erdoğan faşizminin sivil katliamlarını bile ancak Rusya ve Suriye rejiminin açıklamaları üzerine ve açıkladıkları kadarıyla haber yapmakla yetindi.

Birkaç gün süren sessizlikten ve ancak Suriye rejiminin Efrîn işgalini sözle de olsa protesto etmesinden sonra, KP liderleri, işgal ve savaş kavramını daha sık kullanmaya başladılar. Ama KP, Efrîn direnişinden haber vermemeye ve savaş karşıtı mücadelesizliğe devam etti.

KP ve liderlerinin bu tavrı elbette rastlantısal değil. Bu tavır, sosyalizm adına merkezi görev belirlemede ve ulusal sorunda milliyetçi fikirlerinden kaynaklandığı için daha da önemli.

Sömürgeci faşist Türk devleti 20 Ocak’ta Efrîn saldırısını başlattı. Birkaç günde Efrîn’e gireriz naraları atıyorlardı, halkın büyük devrimci direnişiyle karşılaştılar. Yüzlerce şehit ve gazi pahasına, üzerlerine bombalar yağmasına rağmen, Kuzey Suriye halkları devrimci öncüleri ile birlikte kahramanlık destanı yazdı. Emperyalistlerin sömürgeci Türk devletine yol vererek, meşrulaştırıp onay verdiği işgal saldırısı umdukları sonucu getirmedi. NATO’nun en büyük ikinci ordusu, sayı ve teknikte tartışılmaz üstünlüğüne rağmen, iki ay boyunca halkın direnişine çarptı. Efrîn gibi dört tarafı Türk devleti ve ona bağlı çetelerle çevrilmiş bir avuç toprak, dünya halklarına ve ezilenlerine büyük bir kahramanlık destanı armağan etti.

Sömürgeci Türk devletinin Efrîn’i ele geçirmesiyle, elbette Efrîn direnişi yeni bir aşamaya girdi. Devrim güçlerinin Efrîn’deki mevzileri savunma odaklı cephe savaşının yerini, işgalci orduya ve işbirlikçi çetelere karşı yürütülecek gerilla savaşı aldı.