Devrimcinin Gelişim Eşiklerindeki Kopuş Ve Sıçrama Diyalektiği

Toplumsal yaşama biraz analitik bakan herkes rahatlıkla insan yaşamında sayısız “geçiş anları” olduğu gerçekliğinin bilincine ulaşabilir. Doğumdan yaşamın son bulmasına değin, yaşamın bütünü olduğu gibi her belirli evresi de sayısız geçiş anlarını barındırır. Sürünme ve yürüme, heceleme ve konuşmadan başlayarak, okula başlamak, ev değiştirmek, meslek ya da iş değiştirmek, kent ya da ülke değiştirmek, sevmek, aşık olmak, evlenmek, ayrılmak, ilk ya da ortaokuldan mezun olmak, okul değiştirmek, lise ya da üniversiteye başlamak, bulunulan toplumsal ortamın değişmesi, anne ya da baba olmak, herhangi bir formda örgütlenmek, siyasi mücadeleye atılmak, kültürel, sportif ya da sanatsal yaratımlar, borçlanmak, yeni sorumluluklar altına girmek...

İnsan yaşamında sayısız verili durumlar eskiyerek ortadan kalkar ve sayısız yeni durumlar oluşur. Verili durumlar ile yeni durumlar arasında dönemeçler, eşikler vardır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve “birey olarak insan” toplumsal ilişkilerinin toplamından başka bir şey değildir. Yani diğer bütün zamanlarda olduğu gibi, birey olarak insan, geçiş anlarında da kendi başına, toplumdan yalıtılmış değildir, tecrit halde ele alınamaz. Demek ki, geçiş anları aynı zamanda birey olarak insanın toplam toplumsal ilişkileriyle etkileşim halinde kavranabilir. Ama her eşik, her geçiş anı “iç mücadele” ile koşullanmıştır. Ve bu iç mücadele, kendini var ettiği toplumsal ortam ile etkileşim içerisinde cereyan eder.

Parti ve devrimin ağır yapı işçisi militanlardan yönetici ve önderlere değin, toplumsal hayat gibi devrimci yaşamın da sayısız “geçiş anları”, dönemeçleri vardır. Devrimcinin görev ve sorumlulukları değişir, bir alandan başka bir göreve gider. Çalışma alanı değişir, fiili meşru mücadele cephesinden özgür yeraltına geçer; bir kitle ajitatörüdür, milis grubuna komutan olur ya da koşullar uygunsa tersi olur; propagandacıdır, kolektif ihtiyaçlar örgütçü, savaşçı ya da komutan olmasını gerektirir, tersi de olabilir tabii. Kent gerillasında savaşçı ya da komutandır, kır gerillasına geçmesi gerekebilir; basın emekçisi, devrimin haber militanıdır, yarın kitle çalışmasının örgütçü militanı görevini omuzlaması gerekebilir; bir cephe örgütünde görev alması, kent değiştirmesi gerekebilir, tersi de olabilir. Devrimci tutuklanabilir, hapsedilebilir, hatta hapishane ya da hücre değiştirir, sonra hapishaneden çıkar. Keza siyasi koşullar değişir, yeni koşullarda görevine devam edebilir. Sayısızca arttırılabilecek benzer durumlar, devrimci militanın yaşamındaki eşikler, geçiş anlarıdır. “Geçiş anları” kolektif varlıklar olan partiler için de geçerlidir. Siyasal koşullar değiştiğinde, verili eski durumdan yeni duruma, hem de gecikmeden geçmeleri gerekir. “Dönem değişimi” kolektif öznenin önüne yeni koşullara adaptasyon, yeni koşulların her bakımdan devrimci yanıtı olma görev ve sorumluluğunu koyarak meydan okur.

Kolektif devrimci özneler, devrimci önderler ve devrimci militanlar dünya tarihinin geçiş anlarında değişim ve yenilenme sorununun en kapsamlıları ve en derinleriyle yüzleşirler. Bu yüzleşmenin teorik, programatik, stratejik, taktik ya da örgütsel alan ve sorunlardan mı başlayacağı, keza nasıl başlayacağı ve nasıl ilerleyeceği öngörülemez. Sayısız seçenek içerisinden biri aktüelleşir. Ancak kolektif öznelerin içerisinde hareket ettikleri dünyanın iktisadi, sosyal ve siyasal çehresi değişmiş olduğu içindir ki, bu yeni nesnellik onları kuşatır ve kendisiyle yüzleşemeye zorlar. Nesnellik bir yeniden kuruluş talebiyle, yeni koşullar altında var olma hakkı ve sorunuyla meydan okur öznelere. Bu anlarda kolektif özneler ve bireyler “yeniden kuruluş” sorununu çözmezlerse, tarihe karşı direnme konumuna ve tarihin dışına düşerler. Yeni nesnelliğin devrimci özneden talep ettiği teori, program, strateji, taktik ve örgüt sorunlarına, tarihin devrimci çağırısına yanıt olmak, bir yeniden kuruluşa denk düşer. 20. yüzyılın birinci ve sonuncu çeyreği, süreç olarak, sosyalizm iddialı ya da sosyalizm zemininde mücadele eden kolektif yapılar ve onların önderleri gerçekliğinde, her iki durumun, tarih dışına düşmenin ve yeniden yapılanmanın çarpıcı örneklerini sunar.

Kapsamları ve derinliklerinden, özgün tarihlerinden ayrı olarak “geçiş anlarının devrimci diyalektiği” nedir? Kolektif için neyi ifade eder, devrimci militanın gelişiminde nasıl bir yer tutar? Kopuş(lar) nedir, geriye düşüş(ler) ne anlama gelir? “Kopuş” yalnızca kopuş olabilir mi, “kopuş” kopuş olarak kalırsa ne olur? Sıçrama nedir, “kopuşsuz bir sıçrama” mümkün müdür?

İki alanı birbirine bağlayan köprü gerçekliği geçiş anlarını iyi betimler. Köprü, biraz da iki yakanın ayrı gerçeklikleriyle varoluşunun altını çizerek, kendi varoluş anlamının değerini, niteliğini vurgular. Köprünün birini öbürüne bağladığı iki yaka, iki ayrı coğrafyadır. Köprü metaforu, militanın devrimci yaşamında bir durumdan başka bir duruma geçişi tarifler. Köprü sabittir, geçiş ise hareketli ve dinamik. Geçiş anları dediğimiz, kısa ya da uzun, derin ya da yeğin, basit ya da karmaşık diyalektik süreçlerden başka bir şey değildir. Köprülerin uzunluğu, yüksekliği, çeşitliliği farklılaşır, değişik tipleri vardır. Geçiş anları da aynılaştırılamaz tabii, her birinin özgün tarihi vardır, ama geçiş anları, “karakter” olarak aynı “nitelikte” süreçlerdir.

İstisna tanımaz biçimde, bir durumdan başka bir duruma geçiş, değişim ve hareket demektir. Bütün geçiş durumları, içerisinde çelişkiler, sorunlar, belirsizlikler, imkanlar ve riskler, “acaba”lar, “ya”lar, “ya da”lar, yanıtını arayan sayısız sorular barındırır. Özcesi, yeni durumlara geçişler, devrimci birey öznedeki iç gerilim ve kriz anlarıdır. “Geçiş hareketi”nin itici gücü, devindirici dinamiği, tam da bu geçiş halinin uyandırdığı ve mayaladığı faal çelişkilerle yüklü yapısında verilidir. Böyle olduğu içindir ki, her geçiş durumu, öznesine meydan okuyan bir “nesnelliktir”; devrimci bir tramplen olabileceği gibi, bir geri çekilme ve düzene dönüş, geriye düşüş çukuruna, bir kötürümleşme girdabına da dönüşebilir. Başka bir yol yoktur; ayırdında olarak, bilinçli ve iradi tarzda ya da kendiliğinden biçimde, devrimci, ona meydan okuyan geçiş durumuyla yüzleşecektir. Kuşkusuz militanın, kendi devrimci gelişimini yönetmek gibi, bizzat devrimci varoluşunun ve devrimci tarihinin koşulladığı, önüne koyduğu süreğen bir devrimci görev ve sorumluluğu zaten vardır. Bunu her devrimci yöntemli ve sistematik ya da kendiliğindenci tarzda az veya çok yapar. Geçiş anları ise rutin dışıdır, devrimci yaşamın düğümleri, devrimcinin gelişiminin eşikleridir. Geçiş halinin koşulladığı “kopuş ve sıçrama”nın bilinçli ve kasıtlı yönetimi, istek ve iradesi, militanın kendi gelişimini devrimci amaçlarla ve devrimci tarzda yönetmesi olmalıdır.

Her “verili durum”, kendi statükosu ve ürettiği alışkanlıklara bağımlılıkla, alışkanlıkların sağladığı kolaylığın konforuyla kendi kendisini sürdürme, yaşatma eğilimindedir; öznenin bilinç ve duygularını bu yönde koşullandırır, narkozlar. Oysa “her yeni durum” değişimi talep eder, koşullandırır, zorlar; soruları, çelişkileri, kuşkuları, belirsizlikleri ve riskleriyle “verili devrimci varoluşa” sancılı tarzda meydan okur. Meydan okunan, devrimcinin varoluşu ve devrimciliğinin niteliğidir! Bu meydan okuma ancak devrimciliğin daha üst bir düzeyde üretimi ve yapılandırılmasıyla, verili kazanılmış düzeyden ileri sıçrayarak devrimci biçimde yanıtlanabilir.

Bırakalım bir profesyonel devrimciyi, her profesyonel devrimci adayı ve her devrimci militan, adı gibi bilmelidir ki, devrimci yaşamı boyunca sayısız defalar geçiş dönemleriyle yüzleşecek, durum devrimci adanmışlığını yoklayacak, ancak geçiş anı düğümlerini devrimci tarzda çözerek devrimciliğine nitelik kazandıracak, çeliğine su verebilecektir.

Geçiş anı düğümünün bir ucu verili durumdan kopuşsa, diğer ucu da yeni duruma sıçrayıştır. Verili durumdan kopuş alan ve görev değişikliği tarzında gerçekleşiyorsa, fiili ve fiziki bir hal alır, görünüşte bıçak gibi keskindir. Verili durumun statüsü fiziki olarak bozulmuştur, ama verili durumun kendi koşulları altında devrimci bir rol oynamış alışkanlıklarını, düşünüş tarzı ve zihniyetini, eskiyeni, eskiye ait olanı yine de taşıyabilir devrimci. En derin sarsıntılar kuşkusuz verili duygu yapılanmasında meydana gelir ve en sarsıcı, sendeletici iç fırtınalar ortamında duygular yenilenerek yeniden yapılanır. Verili durumun statükosu, alışkanlıkları, düşünüş tarzı, duygu yapılanması ve zihniyetinin eleştirel devrimci sorgulamasından çıkartılacak sonuçlar, kopuşa devrimci anlam ve derinlik kazandırdığı kadar, konformizmin devrimci panzehri de olur. “Biraz da verili durumun yüklerinden kurtulmak” değil midir kopuşlar?! Verili durumdan kaynaklı alışkanlık yıkımında, düşünüş tarzı ve zihniyetin devrimci eleştirel aşılmasında olduğu kadar, verili durumla bağlı duygu yapılanması ve çalışma tarzının sorgulanmasında da karşılığını bulabilmelidir “kopuş”.

Duyguda, düşüncede, alışkanlıkta, zihniyette, geçiş anı öznesi devrimci militan için, zamanını dolduran ayak bağlarının kırımı olarak alan temizliğidir ve fakat hemen ve dolaysız biçimde sıçrama değildir kopuş. “Kopuş” duyguda, düşüncede, zihniyet ve çalışma tarzında, alışkanlıklarda geçmişe dair ve geçmişe ait olanlarla ilgilidir. Metaforumuzdan bakarsak, duyguda, düşünüşte, ilişkileniş ve çalışma tarzında geçmişle ilgili ve gelecek için engel, sorun teşkil eden bağların atılması, berhava edilmesidir kopuş.

Sıçrama gelecekle ilgilidir. Köprünün gelecek ayağının inşasıdır, yeni durumun devrimci gereklerine yanıt veren kurucu devrimci eylemin açığa çıkartılmasıdır sıçrama. Öğretilmiş hayatını sürdüren kadın ya da erkek bir emekçinin, ezilenin, gencin partili devrimci eyleme katılmasında kopuş da sıçrama da çok çarpıcıdır. Fakat akan, yürüyüp giden devrimci yaşam, devrimcilik zemininde yeni kopuşları ve sıçramaları gerektirir, koşullar, talep eder. Birinci durumdan bakarsak, kopuşun derinlere kök salmasıdır bu. Yalnızca devrimcinin ulaştığı yükseklikte kalması değil, kategorik olarak irtifa kazanmasıdır, devrimciliğin daha ileri yeni düzeyine yükselmektir sıçramak. Militanın yüklerinden kurtularak, sınırlarını yıkarak, sınırlılıklarını ve darlıklarını aşarak devrimci nitelik kazanması, daha ileri bir devrimcilik düzeyine geçerek devrimciliğini derinleştirmesidir, kopuş ve sıçrama bütünlüğü. Devrimci militanın yaşamında, kopuş kadar sıçrama da örgütlenmiş devrimci bir eylem olmalıdır.

Görevin, mücadele cephesinin, çalıştığı kentin, politik ve örgütsel koşulların, “verili durumun” değişmesi ihtiyaç ya da zorunluluğundan çıkan geçiş anında, devrimci kopuş eylemini olduğu kadar devrimci sıçrama eylemini de örgütlemelidir devrimci militan. Sıçramayı ancak yeni duruma, yeni döneme, yeni göreve düşüncede ve duyguda devrimci tarzda yoğunlaşma örgütleyebilir, ama yönünü geleceğe dönmek, duygu ve düşüncelerini geleceğe yöneltmek sıçramayı dolaysız biçimde örgütlemek için iyi bir başlangıçtır. Yeni durumu yalnızca kabullenmemeli, yeni duruma geçişi, yeni durumun devrimci konumlanmasını istemeli, arzu etmeli ve hatta tutkuyla geleceğe kilitlenmelidir devrimci. Yeni alan ve durumu, bunun ortaya çıkardığı sorunları ve görevleri anlamak, çözümlemek, düşünsel olarak kavramak demektir bu. Devrimci görevlerin gerçekleştirilmesinin koşulları, engelleri, sorunları ve zorluklarının anlaşılması sis perdelerini dağıtır, belirsizliğin yarattığı tereddütlere son verir, devrimci militana düşünce açıklığı sağladığı kadar özgüven de kazandırır. Devrimcinin duygu ve düşüncelerindeki geride kalmalar, belirsizlikler, çelişkiler ve kör noktalar, bencillikler, bireycilikler, oluşan “küçük düzeniçilik rüşvetleri” nasıl onun devrimci eylem gücünü frenler, kararsızlıklar üretir ve hatta boğarsa, tersinden, düşünce açıklığı, devrimci görevlerin kapsamlı ve derin kavranışı, berraklık da devrimci enerjisini uyandırır, devrimci kararlılık ve devrimci iradesini biler, düşünsel ve pratik eyleme geçme arzusunu, başarma tutkusunu kamçılar.

Devrimci militan, her eşikte, içerisine girdiği geçiş sürecinin sıkı eleştirel devrimci analizine dayanırsa, süreci de, geçiş sürecinin sunduğu kopuş ve sıçrama devrimci imkanlarını da hakkıyla değerlendirip devrimci gelişiminin kaldıracına dönüştürür. Her dönemeç, her eşik devrimcinin varoluş gerçekliğinde iç mücadeleyle belirlenir. Sosyalist ve devrimci amaçlara sadakat, devrimci değerlere bağlılık kadar, devrimci adanmışlık da yönetmelidir iç mücadeleyi. Ve tabii, partinin deneyimleri yol göstermelidir devrimci militana. Geçiş anının iç mücadele hakikatiyle saklambaç oynayamaz, kendisiyle yüzleşmekten, kendi devrimci gerçekliğinin gözlerinin içine bakmaktan korkup kaçamaz devrimci! Kendisinde içselleştirdiği devrimciliğe dayanarak ve devrimci olanı büyüterek, tıpkı gerçek bir savaşta düşmanla araya bir uçurum koyarak mesafeyi açmak gibi devrimci olmayanla, düzene ait olanla mesafeyi kasıtlı biçimde açmalı, devrimci eylemini sınırlandıran, daraltan, kötürümleştiren duygu ve düşünceleriyle, alışkanlıklarıyla düşmanla savaşır gibi savaşmalı, iç mücadeleyi özgürlüğünde derinleşme fırsatına dönüştürmelidir.

Militanın devrimci gelişiminin koşulladığı iç mücadelede en güçlü silahıdır, “eleştirinin devrimci şiddeti”! Cesurca, ustaca ve bilgece, partinin deneyimlerine dayanarak yürümelidir, zayıf ve zaaflı yanlarının, eskiyen, geride kalan, ayak bağı olan, gelişiminin önüne set çeken iç duvarlarının, kapitalizmin küçük ve küçültücü çöplük tepeciklerinin üstüne. Devrimci gelişmesinin her eşiğinde, kasıtlı bir tarzda tekrar “gemileri yakma” eyleminin devrimci bilincinden esinlenmeli, verili durumların yarattığı tersane ve gemileri yakarak devrimci süreci yönetmelidir devrimci.

Devrimci militan iyi bilmelidir ki, bu mücadelede, siyasi koşulların kendi tarzında işleyen etkisiyle söyleyeceği sözü olacaktır. Genel siyasi ortam çok değişik dolayımlarıyla, kimi durumlarda ise dolaysız biçimde, iç mücadelenin bir tarafında yer alır, ağırlığını koyar. Her ağacın kurdunun kendisinde olması gibi, biraz da devrimcinin içindedir düşman. Özellikle gemi azıya almış faşist saldırganlık koşullarının karşıdevrimci, yıldırıcı basıncı, devrimci militanın zayıf ve zaaflı yanlarında yankılanarak, düzen bağlarını besleyerek, devrimci kararlılığı kemirerek taraf olur. Mücadelenin devrimci atılım dönemleri ise iç mücadelenin devrimci cephesini besler, devrimciye cesaret ve enerji verir.

Devrimci militan iyi bilmelidir ki, kişisel devrimci tarihinin ve hatta devrimcilik öncesi tarihinin sözü olacaktır her eşiğin, her geçiş anının iç mücadele gerçekliğinde. Her eşikteki iç mücadelenin kişisel devrimci tarihte karşılığını bulan bir tarihsel arka planı vardır çünkü. O arka plan, ayırdında olarak ya da kendiliğinden, her dönemecin iç mücadelesine karmaşık bir biçimde etkir, taraf olur. Anın gerektirdiği kopuş ve sıçramayı örgütlemekle beraber, bunu militanın devrimci tarihinin kopan ve sıçrayan – biriken ve ilerleyen, kopan ve sıçrayan – biriken ve ilerleyen gelişim çizgisi sürekliliği bağlamına oturtması, tarihsel bütünlüğünü inşanın yolu olduğu kadar devrimci tarihin ve anın koşulladığı ama devrimci aklın da talep ettiği kopuşa derinlik, sıçramaya irtifa kazandır, devrimciliğin çapını ve ufkunu büyütür, verili sınırlarını yıkar, daha yüksek özgürleşme düzeyine ulaştırır. İleri sıçrayan devrimcide özgüvenin üst düzeyde inşasıdır bu. Devrimci, her dönemeç anında, her eşikte devrimci iddialarını büyütendir. Boşuna herkes kendi tarihini kendisi yapar dememiştir marksizmin kurucuları. Marksist öğretiyi pratikleştirebilmek, eyleme işlemesini sağlamaktır; devrimci gelişiminin her eşiğinde, her dönemecinde kendi devrimci gelişim çizgisinin genel eleştirel devrimci analizine dayanmak ve o eşiği bütünle buluşturabilmektir praksisin devrimci bütünselliği. Bu, devrimci militanın iç aydınlanması ve kendi tarihine hakimiyetini sağladığı kadar, kendi gelişimini yönetebilme imkan ve yeteneği de kazandırır.

Parti ve devrimci militan çok iyi bilmelidir ki, devrimci militanların geçiş süreci iç mücadelelerinde parti ortamının, özel olarak parti önderliği ve yönetici örgütlerin güçlü ve etkili bir sözü vardır. Kuşkusuz bu da partinin “kendi durumuyla bağlıdır”, gelişen ve partinin ileri yürüyüşünü yöneten bir önderlik ile bocalayan ve yetmeyen bir önderliğin rolü de aynı olmayacaktır örneğin. Fakat burada söz konusu olan, gerek cephe, alan ya da görev değişimlerinde, gerekse de politik durum ve partinin dönem politikalarının değişimi koşullarında, kadroların yeni duruma geçişlerini yönetmenin kadro politikasının yapısal temel bir elemanı olarak realize edilebilmesidir. Örgütsel önderlik partinin omurgasını oluşturan temel kadrolar bakımından bunu yapabildiği ölçüde işlevlidir, bütünde kadro politikasına da hakim olur. Tek belirleyici değildir, ama devrimci militanın geçiş sürecini-iç mücadelesini yönlendirip yönetebilir ve yönetmelidir de. Diğer yandan, devrimci militan etkin kolektif bireydir, “kendi iç mücadelesini yönetebilir” ve yönetmelidir de. İdeal olan kolektif öznenin ve birey öznenin devrimci aklının ve iradesinin buluşmasıdır. Devrimci militanın geçiş dönemlerinde yaşadığı iç mücadeleyi kendi mikrokozmosu gibi kavramalıdır parti.

Bütün dönemeç anlarında devrimci militanın en sağlam güvencesi devrimci ve sosyalist amaçlara sıkı sıkıya bağlı kalmayı güncelleme kriteridir. Devrimci ve sosyalist ideallere bağlılığın sürdürülmesi değil, “güncellenerek”, “yenilenerek” sürdürülmesidir aslolan. Bütün verili durumlar, militanın idealleriyle bağını-bağlılığını, yarattıkları statükolarla az çok aşındırıp, anlam kaybına ve soluklaşmaya uğratırlar. Güncellemek, bağın, bağlılığın yenilenmesi ve derinleşmesidir.

Her dönemeç anında devrimci militanın en yakın mücadele yoldaşı ve en güvenilir silah arkadaşı özeleştiridir, özeleştirinin devrimci şiddetidir. Özeleştiri, her şeyden önce, o verili durumda ulaşılmış devrimcilik düzeyinin aşılmasına yönelen ideolojik eylemdir. Sınırlılıkların, eksikliklerin, yetmezliklerin, darlıkların, hata ve zaafların “kabulüyle” başlar özeleştiri devrimci eylemi. Ama yalnızca başlar! Kabullerin, tespitlerin eleştirel devrimci analiziyle, özellikle nedenlerin, nasılların, niçinlerin sorgulanmasıyla devrimci tarzda ilerler. Verili durumun, ulaşılmış devrimcilik düzeyinin sınırlarını sorgulayıp varlık hakkını ve meşruiyetini yok eden yıkıcılığıyla ideolojik ateştir, eleştirinin devrimci şiddeti. Devrimcilik zeminindeki kopuşları örgütleyen bu ideolojik ateş, devrimci ileri sıçrayışın yayıdır.

Gelecek yönelimi duygu ve düşüncede berraklaştığı, eylemli bir hal aldığı ölçüde, yeniden yapılanan yeni düzeyiyle, yeni koşulların devrimci düşünüşü, devrimci tarzı ve duruşu olarak şekillenir devrimci sıçrayış eylemi.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn