Gençlik Hareketinin Yarısı Genç Kadınlardır

AKP diktatörlüğü, rejimin faşist politik islamcı restorasyonunu sürdürürken, ezilenlere dönük saldırılarıyla özgürlük isteyenlere yaşam hakkı tanımıyor. En cinsiyetçi, en gerici, en insanlık dışı yöntemlere girişiyor. Katliamcı, kadın düşmanı zihniyetiyle, halkların eşitlik ve özgürlük istemlerini kanla ezmeye çalışan DAİŞ barbarlığını kendine örnek alıyor. Bir taraftan DAİŞ'vari, çeşidi belirsiz kanlı çete örgütlenmeleriyle işbirliği halinde Efrîn işgalini başlatarak, sömürgecilikte “sınır”ları yok saydığını ilan ediyor. Diğer yandan, Türkiye ve Bakur Kürdistan ezilenlerine, kadınlara ve genç kadınlara karşı sindirme ve ezme saldırılarıyla “sınır”sızlıkta DAİŞ'leştiğini gösteriyor.

Toplumsal devrim mücadelesinde ve faşist politik islamcı saray diktatörlüğüne karşı savaşımda yer alan gençlik hareketinin yarısı genç kadınlar ve lgbtilerden oluşuyor. Bu gerçeklik, erkek egemen cinsiyetçi saldırganlığa karşı genç kadınların ve lgbtilerin siyasal saflaşmasında, toplumsal cinsiyet çelişkisine dair farkındalığı da aşan, daha ileri bir bilincin varlığına işaret ediyor. Toplumsal yaşamın dinselleştirilmesiyle de birlikte, işçi, işsiz, liseli, üniversiteli tüm genç kadınların özgür yaşam talebinin üzerine, egemen erkek saray rejimi, dayandığı sayısız kurumu (polis, ordu, yargı, okul, diyanet vb.) ve sırtını bu erkek egemenliğine yaslayan birey erkeğiyle (erkek cinsiyle) adeta bir karabasan gibi çöküyor.

DAİŞ'leşen saray diktatörlüğü, en çok kadınların, özellikle genç kadınların özgürlük alanlarını kıskaca alıyor. Kadınların on yıllara varan mücadeleler sonucu kazanılmış haklarını ve hatta gün gün yaşatılan katliamlarla kadınların yaşam hakkını gasp ediyor. Gerici-cinsiyetçi yargı eliyle ve vaaz-fetva yoluyla kadına yönelik şiddeti, kadın cins kırımını olağanlaştırmaya çalışıyor. İşte bu saldırılardan dolayıdır ki, genç kadınlar, toplumsal mücadelenin ve kadın özgürlük mücadelesinin reformist ya da devrimci, barışçıl ya da silahlı, o ya da bu düzeyinde, her cephesinde kendilerini var ediyorlar. Bu, genç kadınlar bakımından, kadın devrimi ve toplumsal devrim ihtiyacının yakıcılığını gösteriyor. Genç kadınlar, kendi cinsel özgürlük taleplerini, toplumsal mücadelenin önemli bir parçası, hatta kendi yaşamlarının dolaysız ifadesi olduğu için, birincil mücadele alanı olarak görüyorlar. Çünkü kendi bedenleri üzerindeki sınırlı tasarruf hakkının da, işgalci, sömürgeci, erkek egemen faşist saray rejimi geriletilemezse, son bulacağını anlıyorlar.

Bu bilinç elbette yalnızca Türkiye ve Bakur'da kadınların saray diktatörlüğüne karşı yükselttikleri direniş özgünlüğünde yaşanmıyor. Toplumsal gericiliğin ve faşist diktatörlüklerin hüküm sürdüğü Ortadoğu ülkelerinde de kadınlar, kendi özgünlükleri seyrinde, aynı politik bilinçle cins temelli direnişlerini örgütlüyorlar. İran'da kadınlar, hapsedilmeyi ve hatta idam edilmeyi göze alarak, molla rejiminin politik islamcı ideolojisine, toplumsal adaletsizliğe, eşitsizliğe ve yoksulluğa karşı olduğu kadar, erkek egemen dinsel baskı ve tahakküme karşı da direniyorlar. Başörtülerini çıkartma eylemleriyle özgürlük ayaklanmasının simgesi haline geliyorlar. Çok net kavramak gerekir ki, İranlı kadınların eylemi yalnızca başörtü takmama serbestliği istemek değildir. Bu düpedüz, gerici molla rejimine karşı gelişen özgürlük ayaklanmasının güçlü bir nedeninin kadınların cinsel özgürlük talebi ve eskisi gibi yaşamak istememe, şiddeti-tahakkümü reddetme duruşu, kadınların eşitlik ve özgürlük eylemi olduğu gerçeğidir. Özü itibariyle, tıpkı bizim topraklarımızda olduğu gibi, İranlı kadınlar da, su kadar ihtiyaç duydukları cinsel özgürlüklerinin kazanılmasının yolunun ancak ve ancak gerici molla rejiminin yıkılmasından geçtiğinin farkındalar.

Cinsel özgürlük, ilk olarak, kadınların kendi yaşamları, bedenleri üzerinde söz, karar, tasarruf hakkıdır. Kadınların, özelde de genç kadınların sevişme ya da reddetme, evlenme ya da evlenmeme, boşanma, doğurma, kürtaj vb. haklarını içeren, ancak bunları da aşan bir özgürlük istemidir cinsel özgürlük talebi. Kadın cinsi olarak neyi ne kadar düşüneceği, nasıl davranıp tutum alacağı, giyim-kuşam tercihi, kiminle, nerede, hangi koşullarda yaşamını kuracağı, nasıl eğlenip nerede duracağı, nasıl para kazanacağı gibi sosyal, kültürel, eğitsel vb. hayatının her zerresinde neyi reddedip neyi kabul edeceğinin özgürce iradileşmesidir. Kendi iradesini kullanabilme özgürlüğüdür, asıl olarak da bir varoluş savaşımıdır. Elbette cinsel özgürlük talebi ile yaşam tarzı özgürlüğü kapsamındaki talepler büyük bir kesişim kümesi oluşturur. Hatta son yıllarda, kadın kitlelerinin sokakları dolduran isyanının nedeni somut olarak yaşam tarzı özgürlüğü savunusudur.

AKP diktatörlüğünün kadın cinsi üzerindeki baskısını doğrudan yaşamaya başlayan genç kadın kuşağı, eski genç kadın kuşaklarına kıyasla, cins bilinci ve kendi cinsinin özgürlüğü konusunda ciddi bir farkındalıkla yetişti, politikleşti. Üniversite gençliğinin “kızlı-erkekli” aynı evi paylaşmasını engelleme girişimleri, ayyuka çıkan cinsel taciz ve tecavüz saldırılarından dolayı genç kadınları suçlu ilan etmeler, kürtaj hakkının yok edilmeye çalışılması, çocuk yaşta evliliklerin önünü açan yasal düzenlemeler ve bununla atbaşı giden devletlü resmi açıklamalar ve fetvalar, sokakta el ele yürüyen ya da öpüşen sevgililere sözlü-fiziki saldırılar, lgbtilerin katlini vacip kılan homofobik söylem ve pratikleri hakkı gören erkek yaklaşımlar, gençlerin ve ağırlıklı olarak genç kadınların giyim-makyaj vb. tarzına bakarak ötekileştirilmesi ve daha bir dizi baskılamalara karşı gelişti bu isyan hali. Saray rejimi, biliniyor ki, biçimden öze dindar nesil yaratmayı hedefliyor. İşte genç kadınların lisede, kampüste, çalışma yaşamında, sokakta, toplu taşımada ve aile kurumu içerisinde tekil ya da örgütlü olarak sürdürdüğü mücadeleleri sonucu elde ettikleri cinsiyet özgürlükçü-eşitlikçi kazanımlar, DAİŞ'leşen AKP eliyle on yılı aşkındır tırpanlanarak, iç edilmeye çalışılıyor.

Şüphesiz ki, genç kadın kitleleri sınırlı cinsel özgürlüklerinin gasp edilmeye çalışıldığını kavrıyor, farklı biçimlerde buna itirazını yükseltiyor. Çocuk yaşta evlendirilmekten kurtulmak için kendi canına kıyabiliyor, özsavunma hakkını kullanıyor, kendi iradesi dışında başörtüsü takmayı kabul etmiyor, etek boyuna ya da dekoltesine karışılmasına bıkmadan usanmadan isyan ediyor, sevgili tercihinin kendisinden çok başkalarını meşgul etmesine tavır alıyor ve özcesi cinsiyet ayrımcı yaklaşımların tümüne başkaldırıyor. Erkek egemen kapitalist devlet ve sürdürücüsü saray rejimi tüm aygıtlarıyla yıkılmadan, özgürleşemeyeceğini de görüyor. Bundan dolayıdır ki, genç kadınların genç kadın olmaktan kaynaklı her reddi, isyanı, başkaldırısı, gerçek anlamda toplumsal mücadelenin yükseltilmesinin de temel eylemidir.

Genç Kadın Hareketi Yaratmanın Anahtarı: Örgütlenme Ve Politik Süreklilik

Kadın devrimi toplumsal devrim mücadelesiyle paralel ilerlemek zorundadır. Toplumsal cinsiyet çelişkisi bu zorunluluğu koşulluyor.

Genç kadınlar, erkek egemenliğinin can yakıcı, azgınca saldırılarına maruz kaldığı, her gün okul arkadaşlarının kaçırıldığı, barbarca katledildiği, kız kardeşlerinin memleketin herhangi bir yerinde cinsel tacize veya tecavüze maruz kaldığı bu süreçte, kendi örgütlülüklerini daha da güçlendirerek yaygınlaştırmak zorundadır. Yine genç kadınlar, toplumsal mücadelenin bir öznesi pozisyonunda kendini iradeleştirdiğinde, eylemiyle var olmaya başladığı anda, faşist politik islamcı saldırganlığın -bir erkek özneden farklı olarak- cinsiyetçi, kadın düşmanı histerisine çarptığında afallamaya, sendelemeye, duraksamaya, öğretilmiş toplumsal kadınlığın girdabında cebelleşmeye de mahkum değil. Her politik öznede olduğu gibi genç kadın özneler de ancak ve ancak oluşturdukları sağlam örgütlülükleri ışığında, deney haznelerine yaslanarak, süreçlerin ihtiyaçları temelinde politik sürekliliklerini yaratabilirler.

Kabul etmek gerekir ki, kadın cinsine, genç kadınlara dönük saldırılar bir sonuçtur! Genç kadınlar en başta kendileri için, kendi cinsel özgürlükleri için cinsiyet ayrımsız bir dünya talebiyle, bağırlarında taşıdıkları yaşamın tüm renklerini özgürce bayraklaştırarak, kendi genç kadın örgütleriyle, kolektif özne oldukları bilinciyle, cinsiyet özgürlükçü politika üretmede bir düzey yakalamak zorundadır. Genç kadın özgürleşmesinde, genç kadınların toplumsal mücadelede özneleşmesinde “politik istikrar” konusu olmazsa olmazdır. Bu öylece takvimsel gündemlere hapsolacak, dönemsel kampanyalara bağlanarak “geçiştirilecek” bir mesele değildir.

Eğer genç kadın hareketinin kolektif özneleri/örgütleri ve öncülüğünü yapan genç kadınlar, genç kadın kitlelerinin örgütlenmesini, “kendi özgürlükleri için ayağa kalkış zorunluluğu, genç kadınların özgürce varoluş mücadelesi” olarak kavrayamaz, anlık-dönemsel bir politika yapma biçimi, “pragmatist” tarzda genç kadın kitlelerini kazanma refleksi olarak algılarlarsa, baltayı taşa vurmuş, ciddi bir hataya düşmüş olurlar. Nitekim genç kadın örgütlülüğü oluşturma, genç kadın kitleleriyle buluşma ve genç kadın politikasında süreklilik sağlama, dönemsel politikanın taktik bir ihtiyacı değil, doğrudan kadın devrimi programının güncel stratejik görevidir.

Peki böyleyse, “Özgür Genç Kadın” örgütlülüğünü büyütmenin yolu nereden geçer? Öncelikle bu hareketin öncüsü genç kadınların, cins bilincinde derinleşmesi şarttır. Cins bilincinin gelişkinlik düzeyi, kadın devrimi çizgisiyle buluşmanın ve genç kadın direnişini örgütlemenin kuşkusuz en belirleyici etkenidir. Eğer “devrim” en basit anlamıyla bir altüst oluşsa, hangi ezilen kesim için, kimler için dövüşecekse, neyi hedefleyerek yola çıkmışsa, onun için harekete geçmek, direnişi örgütlemek ve başarılar biriktirerek zafere yürümek zorundadır. Genç kadın mücadelesi bakımından böylesi zaferler de, kuşkusuz güçlü, sürekliliğini garantilemiş bir genç kadın örgütü ve genç kadınların özgürlük istemini militanca savunan bir politik hatla kazanılabilir. Tekrarlar pahasına vurgulamak gerekir ki, politik süreklilik ancak ve ancak örgütsel süreklilikle sağlanabilir. Geleceği garantilenmiş bir genç kadın örgütlülüğünü geliştirmeden genç kadın kitleleriyle birlikte politika üretiminin sağlanması ve politikada sürekliliğin yakalanması mümkün değildir.

Yine atlamadan vurgulamak gerekir ki, başta sosyalist genç kadınlar olmak üzere, genç kadın örgütleri ve birey özneler her daim durmaksızın bir genç kadın örgütlenmesi ve buna bağlı olarak genç kadın politikası temelli düşünsel emek içinde olmalıdır. Güncel politik gelişmeler neye işaret ederse etsin, cins özgürlükçü, politikayı genç kadınlar cephesinden yorumlayan, “genç kadınlarla birlikte genç kadınlar için” bir politik planlama ve eylemliliğiyle gerek karma örgütlerde gerekse kendi örgütlülüklerinde mutlaka bir hazırlık olmalıdır. Genç kadın örgütlenmesi kendi özgün eylemsel hattı için talepkar olmakta tereddütsüz yaklaşmalıdır. Bu yaklaşım son derece haklı ve meşrudur.

Örneklendirmek gerekirse, saray rejimi faşist politik islamcı temelde kendini restore ediyorsa, bunun ilk yansıması eğitimin dinselleştirilmesi ve genişletilerek bilfiil yaşamın dinselleştirilmesi üzerinden kadınların ve genç kadınların özgürlük alanlarının saldırıya uğramasında cisimleşmiştir. Peşi sıra çıkartılan yasalarla kürtaj hakkı gasp edilmeye ve çocuk yaşta evliliklerin önü açılmaya çalışılmıştır. Genç kadınların sarayın faşist-cinsiyetçi terörü karşısında kendi özgürlükleri için dövüşerek politik süreklilik kazanması ve bunda her koşulda ısrarcı olması “daha önemli gelişmeler var, sürecin ihtiyacı genç kadın politikası değil” gibi ön kesmelerle vuku bulan gerici erkek direncine, “genç kadın örgütlerinin nicelik sorunu” bahanelerine asla pirim vermemesi şarttır. Bilinçli ya da “bilinçsiz”, açık ya da örtük ön kesen, geriye çeken, ertelemeyi öneren, genç kadınların etkinliğini zayıflatan her söylem ya da pratik, genç kadınların toplumsal devrime katılımını geciktirdiği gerçeğiyle devrim mücadelesini de zayıflatacaktır. Dahası DAİŞ'leşen AKP diktatörlüğünün ekmeğine erkek egemenliğinin yolunu temizleyerek yağ sürmüş olacaktır.

Genç Kadınların Birleşik Mücadelesi

Bir genç kadın örgütü de, tıpkı diğer politik örgüt formları gibi, varlık hakkını sokakta kazanır. Politik refleks hızının, eylem araç ve biçimlerindeki canlılık ve sıradışılığının yanı sıra, genç kadın kitlelerini kapsama esnekliğini ve bugünkü erkek egemen faşist saldırganlığa karşı erkek-devlet şiddetini göğüsleme militanlığını kuşanmış genç kadın örgütü formuna kavuşulabilirse, sürekliliğini sağlamayı başarmış demektir. Genç kadınlarla birlikte genç kadın politikası üretme düzeyinizin çıtası, kuşkusuz diğer genç kadın örgütlerinin de politik dikkat merkezine oturmanızı beraberinde getirecektir. Kısacası, genç kadın hareketinin politik öncülüğü düzeyine erişebilmenin yolu, kendi örgütsel varoluşu temelinde istikrarlı bir politik mücadeleyle sokağı tutmaktan geçer. Bu başarılabildiği oranda, başkaca genç kadın örgütlerinin eylemsel birliği ve hatta birleşik genç kadın hareketinin dönemsel veya uzun erimli örgütsel birliklerinin önünü açmış olursunuz.

Halihazırda belli başlı büyük kentlerin sayılı üniversiteleri dışında birleşik genç kadın eylem ve direnişleri gerçekleştirilemiyor. Kimi genç kadın kolları ve kulüplerinde yan yana gelen üniversiteli genç kadınların oluşturduğu örgütlülüklerle, genç kadın örgütlerinin yine kampüslerde kurduğu genç kadın platformları mevcut yalnızca. Bu birliktelikler kampüslerde yaşanan şiddet biçimleri, eğitimde cinsiyet ayrımcılığı gibi gündemlerde politika üretebildi sadece. Dolayısıyla genç kadınların cinsel özgürlük talebi akademik sınırlar içerisinde kaldı. Oysa erkek egemen, cinsiyetçi, gerici saldırılara karşı, ancak kampüsleri aşarak sokağı da tutacak birleşik ve militan bir genç kadın mücadelesiyle karşı konulabilir. Böylesi birleşik bir genç kadın hareketinin yaratılmasının olanaklarının güçlülüğü apaçık ortada. Bu tespitten daha önemli olansa, genç kadınların militan bir eylemsel birlik platformuna olan ihtiyacın zorunluluk haline gelişidir. İttifaklar, birleşik direniş hareketleri kendiliğinden oluşmadığına/kurulmadığına göre, kim, hangi politik özne bu işlevi yerine getirecek? Kuşkusuz ki, birleşik bir genç kadın hareketinin yaratılması görevi sosyalist genç kadınların omuzlarındadır.

Faşist politik islamcı saray diktatörlüğü karşısında yıllardır sokakları isyanın rengiyle boyayan birleşik bir kadın mücadelesi kendini var etti. Genç kadınlar da bu hareketin genç dinamik bölüğünü oluşturuyor. Genç kadın kitlesinin, 8 Mart'larda, 25 Kasım'larda, kadınların özgürlük alanını daraltmayı hedefleyen saldırılar karşında harekete geçen on binlerce kadının en dinamik kesimi oluşu, capcanlı, kabına sığmaz yaratıcılığıyla, kendi özgürlüğü uğruna ne denli cesaretli, savaşkan bir kesimi oluşturduğu gerçeği, bağrında taşıdığı özneleşme potansiyeline işaret ediyor.

Azgın erkek egemen faşist saldırganlık karşısında basın açıklaması yapmak, sokağa çıkmak, yaratıcı eylemlerin yapıcısı olmak, uzun gözaltı saldırıları ve tutuklamalar karşısında faşizmin mahkemelerinde onurluca yargılayan savunmalar yapmak, yani direnişin “herhal”i söz konusu olduğunda, öncü genç kadınlar kendi cins kimlikleriyle ve cinsiyet özgürlükçü bakış açılarıyla, yer yer kolektif özneler olarak örgütlü güçlerine yaslanarak, bedel ödemeye hazır olduklarını haykırıyorlar. Saldırılar karşısında sinip, kabuklarına çekilip, saraya ve onun dayattığı gerici yaşam tarzına boyun eğmiyorlar. Antifaşist, antikapitalist oldukları kadar, cins bilinciyle erkek egemenliğine karşı olduklarını, lgbti mücadelesini savunduklarını, genç kadınlar olarak DAİŞ'e karşı savaşanların onurlu mücadelesini sahiplendiklerini vurguluyorlar.

Hal böyleyken, toplumsal mücadelenin yarısını cüretkarca omuzlayan genç kadın özneler niçin kendi genç kadın örgütlülükleriyle birleşik genç kadın direnişini örgütle(ye)miyorlar? Bu konuyu niçin hep bilinmez bir bahara erteliyorlar? Lafı hiç dolandırmadan vurgulamak gerekir ki, genç kadınların birleşik mücadele hattını örmek, kadın devrimi görüş açısını kuşanmış sosyalist genç kadınların asli görevidir. Toplumsal devrim mücadelesinin, akademik-demokratik mücadelenin, katliamlardan hesap soran adalet mücadelelerinin, işgal ve sömürgeci savaş karşıtı direnişin “yarısı” sosyalist genç kadınlardan oluşmuyor mu? En geniş anlamda saray rejiminin karşısında duran gençlik hareketinin “yarısı”, genç kadınların iradeleri ve emekleri üzerinde yükselmiyor mu?

Erkek egemen faşist politik islamcı saray rejimine o ya da bu biçimde itirazı olan, işgale ve sömürgeci savaşa karşı taraf olan, eğitimin dinselleştirilerek cinsiyet ayrımının yoğunlaşmasına isyan eden, yaşam tarzı özgürlüğünü savunan, cinsel taciz-tecavüz ve şiddetin her türlüsüne karşı çıkan, gündüzleri de geceleri de özgürce sokakları arşınlama hakkını isteyen, nefeslenmek isteyen, en geniş tanımıyla cinsel özgürlük isteyen tüm genç kadınları ve genç kadın örgütlerini birleşik bir mücadele hattında buluşturmak olmalıdır hedef. Genç kadın kırımını, gerici-cinsiyetçi uygulamaları, bitmek tükenmek bilmeyen şiddeti ancak ve ancak genç kadınların birleşik direnişi geriletebilir. Toplumsal cinsiyet saflaşmasının bu denli keskinleştiği ve genç kadınların özgür yaşam hakkını ve hatta yaşam hakkını gasp ettiği bu süreçte, birleşik genç kadın direnişini örgütlemek zorunludur.

Birleşik genç kadın direnişini örgütlemek için kapsayıcı, genç kadınların kendi cins temelli talepleriyle buluşmuş bir politik program ve esnek bir örgütlenme tarzı baz alınmalıdır. Yüzünü sokağa dönen, çapı ne olursa olsun sokaktaki başkaca direniş dinamikleriyle buluşmaya hazır olan, hiçbir mücadele aracını küçümsemeksizin her politik fırsatı direnişin büyütülmesi ve sarayın geriletilmesi görüş açısından kavrayan bir çizgide hareket edilmelidir.

Genç kadın örgütlerinin, özelde de sosyalist genç kadınların yer aldığı “Özgür Genç Kadın” örgütlülüğünün deneylerinde, cesaret verici bir birleşik genç kadın direnişini örmenin aklı ve pratiği fazlasıyla mevcuttur. Burada temel mesele, iradi bir kararlılıkla pratik örgütlenmeye girişmektir.

Bıçağın Kemiğe Saplandığı Nokta: Özsavunma

Devrimci öznelerin, ezilen sınıfların ve halkların gündemi olduğu gibi, kadınların-genç kadınların da temel gündemi olmaya devam ediyor özsavunma.

Kadınların tekil özsavunma eylemlerine kabaca baktığımızda, kadınlar, en yakınlarındaki erkek cinsi olan baba, abi, erkek kardeş, koca, sevgili, eski koca ya da eski sevgili, patron, komşu ve öğretmenden, sokaktaki-otobüsteki-parktaki-sahildeki herhangi bir erkeğe kadar, yaşamlarının her alanında ve her anında erkeklerce tırmandırılan sistematik şiddet sarmalında oldukları için böylesi bir eyleme yöneliyorlar. Şiddet halleri cinsel taciz ve tecavüz, fiziksel şiddet, yoğun psikolojik şiddet, ekonomik şiddet vs. olarak yaşanıyor. Özsavunma hakkını kullanan bu kadınların neredeyse tamamı politikanın herhangi bir biçimiyle ilişkilenmemiş ve yaşamının hiçbir evresinde örgütlü olmamış. Yaşadıkları şiddet hali sistematik işkenceye dönüştüğünden ve ruhlarını parçalayan bir hal aldığından, kadınlar kendi kurtuluşlarını kendi ellerine alarak, yani ölmemek için öldürmek zorunda kalmışlar. Maruz kaldıkları dayanılmaz işkenceler karşısında yaşam haklarını gasp ettirmeyerek, özgürlüklerini kim bilir kaçıncı kez tırnaklarıyla söküp alan bu kadınların cesur çıkışlarına tanık olduk/oluyoruz. Peki, aklını kadın devriminin yol göstericiliğine bağlamış, bilincindeki özgürlük düşü tüm kız kardeşlerinin özgürlük düşüyle büyüyen sosyalist genç kadınların genel olarak özsavunmalarını örgütlemekte daha atak olmaları gerekmez mi?

Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Son yıllarda erkek-devlet şiddetinin envai çeşidiyle yüzleşti genç kadınlar. Dolayısıyla, kendi iradeleriyle varoluş haklarını garantileyebilmek için örgütlü bir tarzda özsavunmalarını oluşturmak zorundalar.

Faşist politik islamcı saray rejimi, tüm tahakküm kurumlarıyla ve şiddet araçlarında sınır tanımaksızın, genç kadınların ve kadınların katliamını meşrulaştırmaya çalışıyor. Direnen kadınları katlediyor, hapsediyor, özgürlük taleplerini bastırmaya çalışıyor. Saray hangi kadınlara doğrudan saldırıyor? Ses çıkarmayan, reddetmeyen, isyan etmeyen, boyun eğen, şiddetin her türlüsüne karşı özsavunma hakkını kullanmayan, sömürgeci işgal ve savaş tamtamlarını çalan, yani politik saflaşmada kemikleşmiş AKP-MHP çizgisini savunan kadınları elbette böyle hedeflemiyor. Kazanılmış cinsel özgürlüklerinden taviz vermek istemeyen, sömürgeci faşist işgale karşı direnen, kahkahasına, şortuna, sevgilisine, öpüşmesine, doğurma ya da doğurmama hakkına, evlenme ya da evlenmeme hakkına, boşanma kararına, makyajına, sporuna, kısacası yaşamına dair müdahaleleri reddeden kadınlar faşist politik islamcı saray rejiminin erkek egemen cinsiyetçi saldırılarının hedefi oluyor.

Gerçeğin gözünün içine bakarak berraklaşacaksa bilincimiz, “özsavunma” kavramını en geniş haliye ele alıp kendi gelecek hakkını erkek egemenliğinin, politik islamcı saray faşizminin elinden söküp almak, acil ve kaçınılmaz bir sorumluluk olarak, sosyalist genç kadınların ve özgürlük isteyen tüm kadınların omuzlarındadır. Özsavunma hakkının meşruluk bilinciyle eyleme geçirilmesi, yalın bir gerçeklik olarak genç kadınların, sosyalist genç kadınların öncülüğünü bekliyor. Sokakta, kampüste, toplu taşımada vs. erkek şiddetine karşı genç kadınlar tarafından cesurca yükseltilen bireysel tutumlar, yine böylesi bir saldırı karşısında kent merkezlerinde hızlı yan yana gelişlerle yapılan eylemler, son yıllarda sarayın kurumları olan diyanet ve çeşitli vakıflardan veya birey erkeklerden yükselen cinsiyetçi saldırgan seslere karşı verilen her türlü özsavunma yanıtları tüm kadın hareketi için gelişim sıçraması yaratacaktır.

Daha özgün bir örgütlenme biçimi olarak genç kadınların oluşturacağı özsavunma grupları ve milis örgütlenme tarzının içeriğine uygun olarak izlenecek eylemsel hat aslolarak kendini dayatıyor. Şiddeti yok saymakla kalmayıp bizzat uygalayan polise, kadın katliamlarının önünü açan erkek yargı sistemine, bir cinsel şiddet karşısında yine kadını suçlayan baba-abi-sevgili gibi ailenin erkek fertlerine, yine çocuklara uygulanan cinsel saldırılarla çürümüşlüğü teşhir olan devlet kurumlarına güveninin sıfırlandığı toplumsal gerçeklik içinde kadınların, genç kadınların “gerçek adalet” istemini iyi kavramalıyız. Kadınların olduğu her yerde, tüm yaşam alanlarında oluşturulacak olan özsavunma grupları, “profesyonelleşme” basıncıyla işi yokuşa sürerek kesinkes ertelemeciliğe düşmemelidir. Geçmiş süreçte sınırlı da olsa açığa çıkan “Kızıl Sopalılar” deneyi, biçim olarak farklılığı göz önünde tutularak, ancak örgütlenme tarzı, cesareti, hızı, sonuç alıcılığı itibariyle özsavunma gruplarının örgütlenmesinde esin kaynağı olacaktır.

Sonsöz Yerine

Dönemsel bakımdan ise sosyalist genç kadınlar, Efrîn işgalini teşhir ederek, genç kadın kitlelerini işgalci, yayılmacı, sömürgeci savaştan yana değil, özgürlükten ve barıştan yana tutum almaya çağıran, cinsel özgürlük taleplerini bununla birleştiren bir hattan yürümelidir. İşgalci-sömürgeci saray zihniyetinin erkekliği şahlandırıp erkek şiddetini daha da tırmandırdığı ve DAİŞ'vari yöntemlerle (yakarak, keserek) genç kadın katliamlarının önünü açtığı bilinciyle genç kadın politikası oluşturmalıdır. Sosyalist genç kadınların özgürleşme kavgasında, özellikle bu dönem Efrîn işgali karşıtlığını genç kadınlar cephesinde örgütleme düzeyi, saraya karşı direnişin de turnusolü olacaktır. Cinsel özgürlük kapsamındaki talepleriyle yola çıkan Türkiyeli genç kadınların, tam da Rojava kadın devriminde bu talepleri gerçekleştiren kadınlarla siyaseten birleşmesi, toplamda kadın devriminin evrensel kazanımları ve değerleri haline gelen Rojava kadın devriminin kazanımlarını sahiplenmesi, bu uğurda Efrîn direnişini büyütmesi kadın özgürlük mücadelesine büyük itilim katacaktır.

Genç kadın hareketi, “Özgür yaşamak istiyoruz! Barışı, yaşamı, özgürlüğü kazanalım! İşgal-savaş-diyanet değil, bilimsel eğitim! DAİŞ yuvası üniversiteler istemiyoruz! İşgal değil, özgürlük istiyoruz! Tacize, tecavüze, işgale hayır! Erkek devlete, işgale geçit yok!” gibi sloganların eylemsellikle buluştuğu, genç kadın örgütlerinin birleşik direnişinin geliştiği, özgün koşulları gözeten yaratıcı bir tarzda kendini daha güçlü var edecektir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn