Kendi Zemininde Politik Dil Ve Tarz Olarak Avukatlık

Savunmanlık mesleğinin içeriklendirilişi, tarzı bir duruşu, konumu ifşa eder. Kişiye özgü ve bağımsız bir statü gibi görünen bu meslek, onun bağlaşık unsurları olan ilkeler, kanun metinleri, suç-ceza sistemi ile birlikte, bireysel varoluştan çok kolektif bir duruşu, tarafı simgeler. Modern toplumun yükselttiği özgürlük ilkesinin güvencesi olarak tanımlanan hukuk sistemi içinde avukatlar birer sistem/nizam üreticisidirler. Evrensel bir değeri üstün hukuk normları içinde savunmakla yükümlü avukatların üzerlerine giydikleri cübbenin cepleri yoktur, rüşvetle satın alınamayacaklarını göstermek için. Cübbenin düğmeleri yoktur, hiçbir otoriteye boyun eğmeyeceklerini simgelemek için. Çünkü cübbe, istekler ve hakların toplamı olarak bireyi temsil eder ve bayrağı özgürlüktür.

Cübbenin içinde duruşunuz ve bu bayrağı tutuşunuz, bir uzman-teknisyen olarak müvekkiliniz olan bireyin haklarını savunuşunuz, size kimliğinizi verir. Hukuk sahasındaki birey özne, edinme, olma hakkına sahip olan, aynı zamanda da genel iradeye uyması beklenendir. Genel iradenin çıkarları ise yasalarla çerçevelenir. Birey kendi hakları ve özgürlüğünün öznesi iken, yasalarla belirlenen sınırlar ve koşulların da nesnesidir. Bu bireysel hak ve özgürlük sürecine savunması ile katılan avukatın işlevi, Gramsci'nin tarifiyle, yöneten grubun/sınıfın memuru olarak, siyasal iktidarın alt kademedeki görevlerini yerine getirmektir.

Deniz'ler hakkındaki idam kararının hükmünün icra edileceği gece, avukatları Halit Çelenk hapishaneye çağrılır. Müvekkilleri ile kısa görüşmeler yapmasına izin verilir. Çelenk hem vedalaşır, hem de müvekkillerinin ailelerine, yoldaşlarına, halklarımıza bıraktıkları mektuplarını, son çağrılarını alır. Avluya geçilir; Halit Çelenk'in avluya gidişini, o kısacık mesafeyi uzun bir anlatışı vardır, ömrünün en uzun yolu! Deniz'ler kardeşleşme ve özgürlük çağrılarıyla devirirler idam sehpalarını. Çelenk ayakta durur. Bu ana tanık olmuş biri olarak Çelenk'e düşen hususi yük, gördüğüne katlanmaktır. Katlanan yüreği anın tarihselliğini, o sehpalara çaresizce çıkarılmak istenen birey öznenin bütün insanlık değerleriyle karakterize oluşunu, baş eğmez duruşunu taşıma sorumluluğu ile yoğrulur. Burada avukat olarak görmenin, tanık olmanın, savunmanın toplumsal varoluşla buluşan bilinci billurlaşır.

Amed Sur'da, kendi kaderini tayin için özyönetim ilan eden halkın bir adım ötesinde, cübbeleriyle avukatlar durur; evrensel hukuk ilkelerine, özgürlük ve güvenlik hakkına, self-determinasyona çağrı çıkararak. Bu üstün hak ve siyaset üretiminin bir halk direnişi ile buluşan tarzı, “herkesin önceden izin almaksızın basın açıklaması yapma hakkı vardır” diyen anayasa maddesini gerer, polisi kasar, tetiği çeker ve avukat Tahir Elçi katledilir. Orada, Elçi'nin düştüğü Dört Ayaklı Minare'nin yanı başında, bir halkın tarihsel, kültürel, siyasal düşünce ve değerlerinin, varoluşunun sorumluluğu ile mayalanmış bir savunmanlık pratiği doğrulur.

Her iki örnekte de, hukuk normları içerisinde tanımlanmış bir meslek duruşundan öte, özgürlüğü özgürlük için mücadele etmekle özdeşleştiren praksis felsefesinden kaynağını alan savunmanlık geleneği vuku bulur. Bu gelenek, aynı zamanda, Gramsci'nin “organik aydın” olarak tanımladığı örgütsel işlevi, düzenleme işlevi olan aydın duruşu, misyonudur.

Gramsci, aydınları “geleneksel” ve “organik” aydınlar olarak ikiye ayırır. Geleneksel kategorideki aydınlar, profesyonel anlamda aydındırlar; sanatla, bilimle, kültürle uğraşırlar. Aydınların sınıflar-üstü görünüme bürünmüş konumları, büyük ölçüde bu geleneksel aydınların toplumdaki yerlerine bağlıdır. Çünkü bunlar, değişik sınıflardan, özellikle eski yönetici sınıftan gelebildikleri gibi, geldikleri sınıfların görüşlerinden farklı tutumlara da sahip olabilirler.

Aydınlar, örgütledikleri inanç ve ideoloji sistemiyle, devlet ve toplum ilişkilerini düzenler. Çünkü aydınlar, bulundukları durumun, sosyal, sınıfsal, tarihsel anın bilincinde olan ve bunun gereğini yapan kişilerdir. Burjuva aydınların klasik işlevi, organize ettikleri ideoloji ile sömüren sınıfların sömürülen sınıflar üzerindeki hegemonyasını mümkün kılmak, buna aracılık etmektir.

Toplumda genellikle resmen kategorize edilen geleneksel aydınlar olmakla birlikte, asıl önemli işlevi gören organik aydınlardır. Bunlar niteliklerini mesleklerinden almazlar. Özerk-bağımsız bir toplumsal sınıf oluşturmazlar. Temel toplumsal sınıflardan biri içinde düşünme, örgütlenme işlevini yerine getirirler. Belli bir sınıfın üyesi olarak hayatı sürdürenlerin parçalı duygu ve düşüncelerini, tutarlı ve akla dayanan bir açıklamaya dönüştürecek olanlar, bu aydınlardır. Bu nedenle, ilerici aydın olarak bahsedilen kişilerin üretecekleri bilgi ve pratik, temsil ettikleri kitlenin hislerinden kopuk olamaz.

Avam 'hisseder' ama daima anlamaz veya bilmez; aydın kesim ise 'bilir' ama daima anlamaz ve özellikle her zaman hissetmez... Aydının hatası, birini anlamadan, hatta hiç hissetmeden, tutku duymadan (sadece bilginin kendisiyle ilgili değil, bilginin nesnesiyle de ilgili) bilebileceğine inanmasından ileri gelir. Bir başka deyişle aydın, halktan ayrı ve bağımsızsa ve bu insanların temel hislerini duyumsamazsa, yine de onları anlar ve böylece onların durumunu belli bir tarihsel bağlam içinde değerlendirir ve açıklarsa ve onları tarihin yasalarına, bilimsel ve tutarlı özellikler sergileyen, örneğin bilgi gibi üst bir dünya tasarımıyla ilintilendirirse aydın olabileceğini sanar. Oysa insan bu his olmadan, yani halk ve aydınlar arasında bu his bağı olmadan politika-tarih yapamaz.” (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri)

Egemen sınıf kültürel, ideolojik, dinsel ve tüm bunların üstyapısal öğeler olarak değerlendirildiği yeni bir kültür, yeni bir hukuk sisteminin oluşturulmasını sağlar. Bunlar, topluma aktif biçimde katılır, insanların zihinlerini sürekli değiştirir. Modern aydının üstlendiği bu aktif pozisyon, üstyapısal süreçlerin daha sorunsuz işlemesinin, toplumsal rıza üretiminin kaynağıdır.

Organik-ilerici aydın, duygu ve tutkuların gücünün yanı sıra, pratik yaşama kurucu, örgütleyici, ikna edici kimliğiyle karışır. Kültürü yaşar ve eylem haline getirir. Özetle, “bir toplumdaki entelektüel faaliyet alanı, ortak bir epistemoloji ve uzmanlaşmış bilinçsel bir tarz uygulayan kültürel elite ait değildir, daha ziyade kökleri bütün olarak halkın kültürüne ve günlük yaşamlarına dayanan politik eylemin ayrılmaz bir parçasıdır”. (Chris Jenks, Alt Kültür: Toplumların Parçalanışı)

Avukatlık mesleği de, bireysel hakların ve ihtiyaçların aksine, yasalar ve siyasi iktidar eliyle belirlenmiş sınırlara itiraz eder ve özgür insan olarak birey özneyi savunurken politik mücadele sahnesine çıkar. Böylece savunma faaliyeti, kolektif bir hareketin parçası, avukat örgütlü bir duruşun, bütünün sözcüsü olur.

Kamuoyundaki genel ifadelendirmeyle, politik avukatlık, devrimci avukatlık; hukuk siyaseti ve mesleki örgütlenmelerde kendilerini ifade edişleriyle, ezilenlerin avukatları, halkın avukatları, asrın davası avukatları, dayanışmacı avukatlar, adalet için, demokrasi için hukukçular, çağdaş avukatlar; bizlerin en genel deyimiyle özgürlükçü hukukçular ve özgürlükçü savunmanlık pratiği tam olarak bu duruşu savunur, temsil eder.

Elbette konunun öznesi olanların toplumsal sorunlar karşısındaki çözüm önermeleri ve temel siyasi meselelere yaklaşımları pratik duruşta farklılıklar yaratır, fakat savunmanlık faaliyetinin özü özgürlük ve adalet için aynı redde, itiraza ve hak arayışına denk düşer. Bu eylemsellik, toplumun bilincine etki eder, politik mücadeleyi büyütür, sahasını genişletir.

Özgürlükçü savunmanlık pratiği bu konuda eylem ve deneyimle doludur. Gramsci, organik aydının ortaya koyacağı bilgi ve pratiği, temsil ettiği kitlenin hislerine bağlılık ve tutku ile bütünlüyor. Avukatlar, tam da bu nedenle, müvekkillerinin savunmanı oldukları kadar sözcüsü, onun eyleminin-isteklerinin, sokaktaki mücadelenin dili ve ritminin anlatıcısı olurlar. Siyasi iktidarın “örgüt kimliği” dediği tam da budur. Üzerine aldığı cübbede bildiri, slogan, afiş, sırtında Berkin, Taybet Ana, Çilem-Hande, omuzlarında Soma, Suruç, Ankara, cübbenin kırmızısında özgürlük ve yeşilinde yaşam durur.

Gezi-Haziran ayaklanmasında kendilerine “Gezici Avukatlar” diyen yüzlerce avukat, Taksim Dayanışması'nın yükselttiği park savunusu ve kent hakkı talebine sahip çıkmış, bu sosyal talebin-mücadelenin arkasında durmuştur. Talebin bitip isyanın başladığı yerde, avukatlar önleyici-koruyucu hukuk hizmeti için seferber olmuştur. Bu oluşumu ve pratiği belirleyen, tek tek avukatların siyasi fikirleri, toplumsal konumları değildir. Bir araya geliş, siyasi iktidarın yaşam alanları ve yaşam tarzına müdahalesine itirazdır. Gezi zekası ile söylersek, “O son birayı yasaklarsan, barikat haktır”.

Soma'da, Suruç ve Ankara'da yaşanan katliamlar, kitle kıyımları karşısında adalet platformlarında yan yana gelen avukatlar, katliam faillerinin izini sürmeyi yargıya bırakmayıp, kamu vicdanı ve eylemi ile yol almayı seçerler. Meslek, bu faili belli kıyımlar karşısında yürütülecek mücadelenin sahası haline gelir. Avukat iz sürerek, talep ederek, itham ederek halkın bilincinde olayı aydınlatır, katili ifşa eder.

Kürt halkının özyönetim iradesi ve pratiği karşısında sokağa çıkma yasaklarıyla kapatılan alanlara girenler avukatlar olmuştur. 9 km'lik mesafeyi yürüyerek geçip Cizre'ye giren ilk avukat grubu, şimdi dünyanın BM raporu ile konuştuğu “bodrum vahşeti”ni belgelemiştir. Bu çatışma sahasına girme riskini baştan alan avukatlar, hukukun işlemediği yerde sabır ve özverileriyle bir hukuk örgütlemiş, katliamları belgelemiş, mağdurların tanıklıklarını almıştır. Sadece Kürt avukatlar değildir bu çalışmayı yapan, gerekçesi Kürt olmak da değildir avukatların. Soykırıma, bir kentin bütün tarihi ve çevre dokusuyla, insanıyla yıkımına karşı olmak, susmayı vicdana ve meslek onuruna sığdıramamaktır hareket gerekçesi.

Kadın cinayeti, kadına yönelik şiddet davalarında, özsavunma hakkını kullanan kadınların davalarında pek çok kadın avukat yan yana gelir. Geldikleri siyasi çevre, kadın özgürlük mücadelesinde durdukları teorik, politik yer belirleyici ya da engelleyici olmaz bu yan yana gelişte. Cins kırımına, siyasi iktidarın kadının nasıl yaşaması gerektiğini söyleyen “makul kadın” dayatmasına, erkek gericiliği ve erkek egemen normlara itirazdır kadın dayanışmasını belirleyen. Bu davalar ve bu davalar etrafında örülen kadın dayanışması, kadınların bedenleri ve yaşamları üzerinde söz söylemelerinin en güçlü sahalarıdır. Kadın özgürlük mücadelesinin özneleri, bu davaları erkek gericiliği ile hesaplaşma ve onun güncel saldırganlığına set çekme eylemi ile ele alır, örgütler.

AKP iktidarının “güvenlik ve kamu düzeni” adına ortaya attığı İç Güvenlik Paketi'ne karşı da avukatlar sokağa çıkmıştır. TTB'nin çağrısı ile il barolarından yüzlerce avukat Ankara'ya gelmiş, meclise yürümüştür. Avukatlar İstanbul Adliyesi'nde adliyeyi terk etmeme eylemi yapmıştır. Bu avukatların iktidara uyarısı ve topluma çağrısı, siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillenen “güvenlik ve kamu düzeni” normuyla özgürlüklerin korunamayacağı ve topluma yönelmiş bu saldırının geri çekilmesidir. Avukat, mesleğinin tabiatı ile itiraz eder, çağrı yapar, kendini politik öznelerin de önüne koyarak eyleme geçer bu örnekte.

OHAL sonrasında da avukatların benzer pratikleri olmuştur. OHAL'le kapatılan örgütlerin, hakları gasp edilenlerin savunmanları olan avukatlar, aynı zamanda OHAL'in kaldırılması mücadelesinin de özneleridir.

Bütün bu pratiklerde avukatlar, AKP rejiminin siyasi-hukuki saldırganlığının karşısında durmuş, toplumsal saflaşmanın dayanaklarını kendi cephelerinden üretmiştir.

Dava ya da bir konu etrafında dayanışma ağları, platformlar kurmak, düzenli takip ve dökümantasyon için kriz masaları oluşturmak, temel bir talep ya da çatışma gündemini hukuk cephesinden mücadelesi konusu kılmak, aydınlatma faaliyeti yürütmek, baro siyasetiyle özgürlükçü savunmanlık ilkelerini meslek örgütüne yerleştirme mücadelesi vermek, tanık olunan durumları kamuoyunun bilgisine sunmak, uzman görüş açısıyla rapor etmek ya da eylem yapmak ise avukatların hareket tarzıdır. Avukatlar örgütsel formla değil, savunusu yapılacak talep ve omuzlanacak toplumsal dava ile yan yana gelir, harekete geçer. Hareketin belli anlarında toplumsal konumları ve işlevlerinden aldıkları güç ve sorumlulukla politik öznelerin önünde de yer alır. Bu anlamda avukatlık, politik mücadelenin öznesi, temsil ettiği sınıfın, dinamiğin eylemcisi pozisyonunu alır. Öte yandan bu pozisyon, karşılık geldiği toplumsallık boyutuyla, siyasi iktidarın ideolojik hegemonya alanını daraltacak en etkili konumlanışlardandır.

Gramsci'nin organik aydın kategorisine aldığımız avukatların bu konumlanışları süreçlere, durumlara göre değişmez. Bu, aydının politika-ideoloji kurucusu/üreticisi olarak işleviyle ilgilidir. Bu işlev, OHAL-KHK rejimi ve siyasi iktidarın toplumu dinselleştirme dayatması karşısında, toplumsal alanın ve yaşamın savunusunun politik eylemin başat konusu haline geldiği durumda da rolünü oynamaya adaydır. Saray iktidarı, yaşam ve düşünce tarzına müdahaleyle beraber, antifaşist cepheleşmenin toplumsal dinamiklerinin karşısına dikilecek geniş bir sosyal-kültürel saha üretmek için, bütün meslek örgütlerine, mesleki pozisyonlarla da demokratik mücadelenin örüldüğü kamu sahasına siyasi kırım saldırısı yürütüyor. Organik aydınları, siyasi iktidarın toplumsal alanı gerek zor yoluyla gerekse rıza üretimiyle yeniden inşasına itiraz ederek, kitlelerin, ezilenlerin organik parçası olarak, iktidarın yalnızlığını büyütüp kaybını hızlandıracak eylemi örgütleme sorumluluğu bekliyor.

Türkiye aydınının, kimi zaaf ve eksikliklerine rağmen, kitle hareketinin yükselme ve geri çekilme dönemlerinde egemenlerin ideolojik sahasını sınırlandıran pratikleri vardır. Mayasını savunduğu öznenin kolektif duruşundan, savunma makamının yasalarla çelişik özünden alan politik avukatlık dinamiği de, hukuksuzluğun hukuku olarak OHAL-KHK rejimine itirazla, bu itirazın bütün yaşamsal gerekçelerini ortaya koyan bilgi ve pratik hattıyla politik özgürlük mücadelesinde etkin bir rol ve konum almaya adaydır.

Bir anket verisine göre, Türkiye toplumunun en acil ihtiyaç nedir sorusuna, ekmek ve su değil, iş değil, “adalet” yanıtını verdiği bir politik iklimde, hak ve özgürlük savunucuları olarak avukatlar, pekala en güçlü savunmayı icra edebilirler. Adaleti saraylardan, adaleti TEM otobanından Maltepe'ye giden politik düzlükten, adaleti tek tek eylemlerin, politik öznelerin tekil iradelerinin yetersizliğinden çıkarıp, antifaşist eksende güçlü, emekçilerde ve ezilenlerde karşılık bulacak bir politik-ideolojik hat, platform örebilirler.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn