• Marksist Teori
    Marksist Teori
    36. Sayısı Çıktı!

    Mart-Nisan 2019

    Dünden Bugüne Türkiye’de Faşizm / Tahir Laçin
    “Üretim Ekonomisi” Faşizmin Demagojisi / Ziya Ulusoy
    “Buraya Elimde Toz Beziyle Gebermeye Gelmedim” / Zeynep Yeter
    Bulgaristan: Faşizme Karşı Mücadele Ve Birleşik Cephe / Berçem Öter
    HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu: “HDK Mayası Tuttu” / Röportaj: Arzu Demir
    Dayanışmayı Yükselt, Krizi Derinleştir / Ceren Çoban
    Seçmeli Değil Anadilinde Eğitim / Bayram Namaz
    Yeliz Erbay’ın Özgürlük Ve Sınırsızlık Arayışı / Tezer Marmara
  • Tahir Laçin / Dünden Bugüne Türkiye’de Faşizm
    Bütün veriler, ikinci emperyalist paylaşım savaşı öncesinde ve savaş yılları boyunca, Türk burjuva devletinin faşist yasaları, kurumları ve uygulamalarının hem genişlemiş hem de derinleşmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Alman ve İtalyan faşist devlet yapılarına özenme ve faşizmi alenen savunma devlet katında zaten hayli yaygındır. Keza faşizmin farklı uluslara ve inançlara, kadın cinsine, işçi sınıfı ve emekçilere karşı ırkçı, şoven, cinsiyetçi, tahakkümcü, tekçi politikaları ve saldırgan pratikleri, ideolojik dokusu ve hatta ulusal lider kültü, Türk burjuva devletinin 1930’lardaki tipik gerçeğiyle örtüşür.
  • Ziya Ulusoy / “Üretim Ekonomisi” Faşizmin Demagojisi
    Perinçek ve müritlerinin “milli üretimi” sıçratmakta bel bağladığı Koç grubunun karını yüksekte tutmak için finansa giderek daha çok ağırlık verdiği günümüz kapitalizmi koşullarında, bunun kaçınılmaz olduğunu dikkate aldığımızda, “üretim ekonomisi” vaadinin gerçek içeriği, Türk burjuvazisini üretim ve finansla sıçratmak, yoğun sömürüsünden bu amaçla yararlanılacak işçi sınıfını ise sınıf işbirliğine razı etmektir..
  • Zeynep Yeter / “Buraya Elimde Toz Beziyle Gebermeye Gelmedim”
    İspanya'da Franco'ya karşı yükselen antifaşist direnişin liderlerinden olan komünist partisi başkanı Dolores Ibaruri'yi özel olarak anımsamak gerekir. Zira o, uluslararası arenada antifaşist mücadelenin güçlendirilmesine özel olarak yoğunlaşmıştır. Konuşmalarında halkı birleşik mücadeleye çağırmıştır. Kadınlara ise İspanya'nın savunmasında özel rol biçmiştir. O dönem, Ibaruri'nin “Ayakta ölmek dizlerinin üstünde yaşamaktan iyidir” sözü, faşizme karşı mitinglerin ve barikatların ateşleyici sloganı olmuştur.
  • Berçem Öter / Bulgaristan: Faşizme Karşı Mücadele Ve Birleşik Cephe
    1942'nin ikinci yarısında, işgalci Nazi kuvvetlerine ve işbirlikçilerine karşı Bulgaristan halkının mücadelesi hız kazanmıştır. Sredna Gora'da partizan birlikleri 20 bin asker ve jandarmaya karşı destansı bir savaş vermiştir.
  • Röportaj: Arzu Demir / HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu: “HDK Mayası Tuttu”
    2019 yılı, Türkiye'deki krizin ekonomik, politik, sosyal bakımdan derinleştiği bir dönem olacak. Keza Suriye ve Ortadoğu'da Türkiye rejiminin savaş politikasının çözülüşü ve çöküşünün de derinleştiği ve onun bütün ters sonuçlarının topluma yansıdığı bir dönem. HDK'nin kendini yaşatmak, var etmek, hayata tutunmak gibi başardığı bir şey var. Ama biz bununla yetinemeyiz.
  • Ceren Çoban / Dayanışmayı Yükselt, Krizi Derinleştir
    Emperyalist küreselleşme koşullarında her geçen gün ucuz işgücü sömürüsü artarken, politik bakımdan gençliğin önünde, potansiyel mensubu olduğu sınıfın, yani işçi sınıfının yanında olmaktan başka seçenek yok.
  • Bayram Namaz / Seçmeli Değil Anadilinde Eğitim
    Bu yazı, Bayram Namaz tarafından Edirne F Tipi Hapishanesi’nde kaleme alınmış, Marksist Teori’nin Kasım-Aralık 2012 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır. Tüm aklı ve yüreğiyle Kürdistan devriminin zaferine adanmış olan, 23 Mart 2019’da Rojava devrimi topraklarında sonsuzluğa kanatlanan önder komünist Baran Serhat’ın ölümsüz anısına bağlılıkla, yeniden sayfalarımızda yer veriyoruz.
  • Tezer Marmara / Yeliz Erbay’ın Özgürlük Ve Sınırsızlık Arayışı
    Kadınların, erkek iktidarlar karşısında örgütlenmesinin zorunlu olduğunun farkındaydı. Bu nedenle de MLKP’nin Komünist Kadın Örgütü’nün kuruluşu ile sonuçlanan Komünist Kadın Konferansı’nın örgütlenmesinde büyük bir mutluluk ve heyecanla sorumluluk aldı. Konferansta tartışılan teorik ve siyasi konuların belirlenmesinde ve tartışma metinlerinin hazırlanmasında emeği büyüktü. Konferansta büyük bir coşku ve heyecanla konuştu, çünkü kadınlara, kadın yoldaşlarına güveni sonsuzdu.

Sayı 35 / Ocak-Şubat 2019

Ulusal demokratik ve devrimci hareket, faşist saray cuntası altında geçen üç buçuk yılda, fiili meşru mücadele cephesinde yaşadığı örgütsel nitelik zayıflamasına rağmen, bu karmaşık ve ağır siyasi koşullara cevap olmanın, faşist şeflik rejimine ve sömürgeciliğe karşı savaşımı büyütmenin imkanlarını zorluyor. Kitle hareketi ise savunmadan aktif savunmaya geçiş sürecinin sancısı içinde.

Hem burjuva liberaller, hem reformist sol kesimler, hem de devrimci sosyalist güçler, birkaç yıldır ve farklı kavramlaştırmalarla, neofaşizmin gelişimini tartışıyorlar. Son on yıla baktığımızda, gerçekten de, faşist partilerin ve faşist liderlerin, art arda birçok ülkede, devlet başkanlığı, başbakanlık, koalisyon ortaklığı gibi pozisyonları ele geçirdiklerini veya en azından ciddi oy artışları gerçekleştirdiklerini görüyoruz.

 Neofaşist hareketlerin yükselişi faşizme ilişkin analiz ve teorik tartışmaları doğal olarak yoğunlaştırdı.

Aslolan, faşizme karşı pratik mücadele geliştirebilmek, işçi sınıfı ve ezilen kitleleri seferber edebilmektir. Böyle olsa da, faşizme ilişkin analizler, teorik önermeler, dahası faşizmin hangi yol ve yöntemlerle kitleleri öz çıkarlarına düşman bir sistemin militanları haline getirebildiğini açığa çıkarabilmek, antifaşist pratiğin yolunu aydınlatmak açısından önemlidir.

Gerçek şu ki, bir kadın olarak benim ülkem yok. Bir kadın olarak bütün evren benim.” Virginia Woolf

Aydınlanma döneminin yazarlarından Thomas Hobbes, insan doğasının sürekli savaş halinde olduğunu, bunun için güçlü bir yapının onu yönetmesi gerektiğini söylemişti. Esasında Hobbes, kapitalizmin bir sonucu olan ve burjuvazinin kendi pazarını çevreleyip güvenceye almasının kurumsal yapısını ifade eden ulus-devlet olgusunu teorize etmişti. Onun “Leviathan - Bir Din ve Dünya Devletinin İçeriği, Biçimi ve Kudreti” adlı eserinde sistematikleşen bu teorinin, faşizmin temel ideolojik kaynaklarından biri olduğu tespit edilebilir.

Politik ve ideolojik genel krizin kökleri Amerikan tarihinin derinlerine kadar uzanmaktadır ve Donald Trump’ın her politik kararı ve tweet’i Birleşik Devletler’i tam teşekküllü faşist bir devlet olmaya doğru götürmektedir. Sözleri batıyor, ama politikaları insanları öldürebilir. Trump’ın bitmek bilmeyen ırkçı iğnelemeleri, muhatabını canavarlaştırmak için söylenen kadın düşmanı ifadeleri, sosyal devletin tüm birikimlerine karşı yılmak bilmez saldırıları ve hukukun üstünlüğünü sürekli aşağılaması, ürkütücü faşist politikalarını normalleştirmesine hizmet ediyor. Dahası, var olan her türlü medeni ve ahlaki sorumluluk anlayışına karşı suçlayıcı hor görme hali, terör değilse de cinnet geçirten zulüm kültürü ve bencillik “ethos”una yeni anlamlar yüklüyor. Bütün bunlara karşılık, ana akım medya ve uzmanlar açısından, ABD’de giderek büyüyen bir tehdit olmasına rağmen Michelle Goldberg’in[1] gözlemlediği gibi bazı gruplar için, mesela “kayıtsız göçmenler için zaten burada” olan faşizm hakkında konuşmak giderek daha zor hale geliyor.

17 Kasım’dan 2018’in son gününe kadar sarı yelek giymiş yüz binlerce Fransız, her gün otobanlarda, dönel kavşaklarda blokaj eylemleriyle, her Cumartesi büyük kent merkezlerinde protesto gösterileriyle, kendilerini ezenlere, hiçleştirenlere öfkelerini haykırdı. Lise ve üniversite öğrencileri dersleri boykot ederek, köylüler traktörlerle yolları kapatarak eylemlere katıldı. Eyleme aktif olarak katılmasalar da, Fransızların büyük bölümü eylemi ya meşru gördüğünü ya da desteklediğini belirtti. Öyle ki, bu sempati yüzde 70’ler düzeyinde oldu. 17 Kasım’dan sonra katılımcıların sayısı giderek azalsa da, destekçilerin oranı fazla eksilmedi. Eylemler için yeni çağrılar gelmeye devam ediyor.

Tam 40 yıl önce, İran toprakları, “Kahrolsun Şah Rejimi” ve “Diktatöre Ölüm” sloganlarının haykırıldığı zamanlarda, 1979 devrimine akıyordu. 39 yıl sonra İran halkları, “Diktatöre Ölüm” sloganlarıyla ayaklanmanın ateşini yeniden yaktılar. Günümüz İran'ını incelerken tarihsel ve konjonktürel ‘an’ların analizi de geçmişin aynasından günümüze bakmayı gerektirir. 2500 yıllık Pers imparatorluğundan 1979 İran devrimine, monarşi altüst olurken, Ortadoğu ve İslam dünyasında da statükolar sarsılmış, dengeler değişmiştir.

‘70'li yıllar dünyada devrim ve karşıdevrim savaşımının sertleştiği bir dönemdir. Devrimci örgütlerin silahlı mücadele ve gerilla savaşı konusunda düşünüşlerini eyleme dönüştürdükleri yıllardır. Baştan belirtmek gerekir ki, tüm bu sürecin inşasında Filistin özel bir rol ve misyon üstlenmiştir. RAF'tan PKK'ye, THKO'dan Halkın Fedaileri'ne kadar birçok örgüt FKÖ'den aldıkları eğitim ve destekle kendi savaşımlarını büyütmüşlerdir.