• Marksist Teori
    Marksist Teori
    31. Sayısı Çıktı!

    Mart-Nisan 2018

    Efrîn’de Devrimci Halk Savaşı / Arif Çelebi
    KP’nin İşgale Ve Savaşa “Boyun Eğme”sinin Teorisi / Ziya Ulusoy
    Gençlik Hareketinin Yarısı Genç Kadınlardır / Nergis Gediz Efe
    AKP İktidarına Karşı İşçi Sınıfı Hareketi / Hüseyin Aslan
    Kendi Zemininde Politik Dil Ve Tarz Olarak Avukatlık / Av. Özlem Gümüştaş
    Politik Özgürlük Mücadelesinin Kurucu Unsurlarından Biri Olarak Aydınlar / Bora Poyraz
    Kapitalizmin Kapitalist Eleştirisi: Bir Arayışın Çıkışsızlığı / İnan Özgür
    Devrimcinin Gelişim Eşiklerindeki Kopuş Ve Sıçrama Diyalektiği / Toprak Akarsu
  • Arif Çelebi
    Efrîn’de Devrimci Halk Savaşı / Arif Çelebi
    Henüz devrim olmadan, devrim kendini kurmaya başlamıştı. Politik öncü ile örgütlü ve silahlı halk bütünleşmişti. Politik öncünün iktidar bilinci halkı iktidara taşıdı. Devrim kendini kura kura gelişti. Politik öncü ve halkın bütünleşmesi, halkın örgütlenmesi ve silahlanması ile iktidar bilinci bu ilk dönemin karakteristik özellikleriydi. Bu özellikler bugüne kadar daha da kökleşti. Bugün, sayı ve teknik olarak kendisinden kat kat üstün düşman kuvvetlerine karşı Efrîn’de süren direniş, ancak daha en baştan itibaren bu karakteristik özellikleriyle kendini kuran devrim hesaba katıldığında anlaşılır olur.Devamı
  • KP’nin İşgale Ve Savaşa “Boyun Eğme”sinin Teorisi / Ziya Ulusoy
    KP, gecikerek de olsa işgale “işgal”, haksız savaşa “haksız” nitelemesi yapmaya başladı. Ama KP liderlerine göre, işgal ve savaş “egemenlik sahibi ayrı bir devlet olan Suriye’ye karşı”, Rojava devrimine ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’na değil! KP liderleri, Rojava devrimi açısından işgale karşı direnişi haklı, devrimci, ulusal kurtuluşçu, ilerici bir savaş olarak görmek istemiyorlar. Rojava devrimini de, onun bir parçası olan Efrîn direnişini de, emperyalist güçlerin bölgedeki stratejilerine hizmet eden “ezilen ulusların ayrılması” çizgisinde, haksız bir savaş ve mücadele olarak göstermeye çabalıyorlar.Devamı
  • Gençlik Hareketinin Yarısı Genç Kadınlardır / Nergis Gediz Efe
    Genç kadın hareketinin kolektif özneleri ve öncülüğünü yapan genç kadınlar, genç kadın kitlelerinin örgütlenmesini, “kendi özgürlükleri için ayağa kalkış zorunluluğu, genç kadınların özgürce varoluş mücadelesi” olarak kavrayamaz, anlık-dönemsel bir politika yapma biçimi, “pragmatist” tarzda genç kadın kitlelerini kazanma refleksi olarak algılarlarsa, baltayı taşa vurmuş olurlar. Nitekim genç kadın örgütlülüğü oluşturma, genç kadın kitleleriyle buluşma ve genç kadın politikasında süreklilik sağlama, dönemsel politikanın taktik bir ihtiyacı değil, doğrudan kadın devrimi programının güncel stratejik görevidir.Devamı
  • AKP İktidarına Karşı İşçi Sınıfı Hareketi / Hüseyin Aslan
    İşçi sınıfı cephesindeki iki önemli gelişme, sürecin devrimci görevlerine işaret ediyor. Bunlardan biri bazı işçilerin iş talebiyle kendilerini yakmaları gibi bireysel eylem ve refleksler, diğeri ise 130 bin işçiyi kapsayan metal toplu iş sözleşmesi sürecinde yaşananlar. İki örnekte de, işçilerin sınıfsal öfkelerini yansıttıkları gerçeği var. İlkinde, bireysel öfke ve tepkiyle hak arayışı içine giren işçi, artık bıçağın kemiğe dayandığını, ölümden öte bir şey olmadığını söylemiş oldu. İkincisinde ise, işçilerin kolektif iradesini ve direnişte ısrarını, OHAL yasaklarını teslim olmayan bir kararlılığı gördük, ki bu, hükümeti ve sermayeyi Efrîn savaşı koşullarında uzlaşmaya zorladı.Devamı
  • Kendi Zemininde Politik Dil Ve Tarz Olarak Avukatlık / Av. Özlem Gümüştaş
    Özgürlükçü savunmanlık pratiği bu konuda eylem ve deneyimle doludur. Gramsci, organik aydının ortaya koyacağı bilgi ve pratiği, temsil ettiği kitlenin hislerine bağlılık ve tutku ile bütünlüyor. Avukatlar bu nedenle, müvekkillerinin savunmanı oldukları kadar sözcüsü, onun eyleminin-isteklerinin, sokaktaki mücadelenin dili ve ritminin anlatıcısı olurlar. Siyasi iktidarın “örgüt kimliği” dediği tam da budur. Üzerine aldığı cübbede bildiri, slogan, afiş, sırtında Berkin, Taybet Ana, Çilem-Hande, omuzlarında Soma, Suruç, Ankara, cübbenin kırmızısında özgürlük ve yeşilinde yaşam durur.Devamı
  • Politik Özgürlük Mücadelesinin Kurucu Unsurlarından Biri Olarak Aydınlar / Bora Poyraz
    Türkiye’de üniversiteler aydınlar mücadelesinin kaynaklarından biri ve yarıaydın gençlik kitlelerini yetiştirme mekanları olmuştur. Bu yüzden her askeri darbe, sol-sosyalist mücadeleye yatkın aydın/yarı-aydın gençlik dinamiğini tarumar etmeye odaklanmıştır. Darbelerden sonra üniversitelerin atom bombasına maruz kalmış kentler gibi tanınmaz hale gelmesi bu nedenledir. İktidar payandası niteliksiz kişi ve grupların buralara doldurularak niteliğin ve standart ölçülerin durmaksızın aşağı çekilmesi de bir bozma ve kurutma yöntemi olarak kullanılagelmektedir.Devamı
  • Kapitalizmin Kapitalist Eleştirisi: Bir Arayışın Çıkışsızlığı / İnan Özgür
    Kronik aşırı sermaye fazlalığı ve kronik aşırı işgücü fazlalığı buluşamıyor. Toplam toplumsal sermayenin genişlemesindeki tıkanma, finans piyasalarından artı-kar sağmanın da toplam toplumsal olanaklarını daraltıyor. Çünkü finansal araçlarla birikimin sınırları en nihayetinde üretilmiş artıdeğerin büyüklüğüyle belirleniyor ve finans piyasalarında bu büyüklüğün ötesinde şişen balonların hepsi patlamaya yazgılı oluyor. Sermaye sürekli kendisini büyüten değer olduğu içindir ki, kapitalizmin alamet-i farikası iktisadi büyümedir. Yani büyüyemeyen bir kapitalizmin tarihsel varoluş temelleri ortadan kalkmış demektir.Devamı
  • Devrimcinin Gelişim Eşiklerindeki Kopuş Ve Sıçrama Diyalektiği / Toprak Akarsu
    İnsan yaşamında sayısız verili durumlar eskiyerek ortadan kalkar ve sayısız yeni durumlar oluşur. Verili durumlar ile yeni durumlar arasında dönemeçler, eşikler vardır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve “birey olarak insan” toplumsal ilişkilerinin toplamından başka bir şey değildir. Yani diğer bütün zamanlarda olduğu gibi, birey olarak insan, geçiş anlarında da kendi başına, toplumdan yalıtılmış değildir, tecrit halde ele alınamaz. Demek ki, geçiş anları aynı zamanda birey olarak insanın toplam toplumsal ilişkileriyle etkileşim halinde kavranabilir. Ama her eşik, her geçiş anı “iç mücadele” ile koşullanmıştır.Devamı

Sayı 30 / Ocak-Şubat 2018

28 Aralık’ta Meşhed’de başlayan gösteriler İran çapında halk ayaklanmasına dönüşünce, rejimin her iki kanadı ayaklanmayı ezmede birleşti.

Başlama fişeği olan Meşhed gösterisini, Ruhani hükümetini yıpratıp kendi kitle desteğini genişletmek amacıyla, “sertlik yanlısı” kesimin teşvik ettiği bile söylenebilir. Fakat gösteri İran çapında bir özgürlük ayaklanmasını tutuşturunca, bizzat mollaların başı Hamaney ayaklanmanın ezilmesi için bütün karşıdevrimci güçleri harekete geçirdi.

Avusturya’da önceki seçimlerde yüzde 17,5 oy alan ırkçı faşist parti FPÖ, Eylül 2017 seçimlerinde yüzde 26 oy oranına ulaşarak hükümet ortağı oldu. Aynı zamanda önceki seçimlerde yüzde 4,7 alan Almanya’daki ırkçı faşist parti Almanya İçin Alternatif’in (AfD) oylarını yüzde 13,2’ye yükseltmesi, Avrupa’da ırkçı faşist partilerin yükselişinin yeni işaretleri sayıldı. Irkçı faşist partiler bunlardan ibaret değil. Fransa’da Ulusal Cephe, Hollanda’da Özgürlük Partisi, İsviçre’de Halk Partisi, Danimarka’da Halk Partisi, Finlandiya’da Finler, Macaristan’da Jobbik önemli oy oranlarına ulaşmış olanlardan öne çıkanları. Yunanistan’da Altın Şafak, Slovakya’da Slovakyamız, İsveç’te İsveç Demokratlar ve başkaları bunlara eklenebilir.

Kapitalist üretim tarzı içine yuvarlandığı aşırı üretim krizini bir türlü aşamıyor. 2008'de başlayan kriz bitmeyen bunalıma dönüşüyor. IMF 2060 sonrası büyümenin yüzde 0'a oturabileceği öngörüsünde bulunuyor. Bitmeyen bunalımın “kırılgan ekonomi” diye tabir edilen Türkiye gibi mali-ekonomik sömürge ülkelere faturası çok daha fazla oluyor. 2002 sonrası dünyaya yayılan sömürgecilik fonlarının “evlerine” dönmeleri kurların yükselmesine yol açıyor. Artan kurlar, ekonomileri tamamen dış kaynak girişine bağlı olan bu ülkelerin borçlarını katlıyor, üretimlerini daraltıyor. Türkiye bu sarsıntıları en fazla yaşayan mali-ekonomik sömürgelerden birisi. Politik islamcı faşist burjuva iktidar bu çöküşü ertelemek için içeride ve dışarıda yüksek çatışmalı bir hattan ilerliyor. Peki, bu çabalar ne kadar sonuç veriyor? Bu çatışmalı varoluş krizi “teğet” mi yaratır, yoksa siyasi iktidarın dairesini yarıp geçen bir kirişe mi dönüşür?

Birkaç on yıl evvel bilimkurgu filmlerinin senaryosu olan “kıyamet günü” manzaraları, günümüzde ekolojik belgesellerin ve araştırmaların bilimsel konusu haline gelmiş durumda. Gittikçe büyüyen bir kitle nezdinde, insanlığın yaşam koşullarının temellerini tehdit eden ve bütün yerküreyi kapsayan bir ekolojik krizin çoktan acı bir gerçeğe dönüştüğü apaçık ortada.

Tsunamiler, depremler, iklim değişikliği, ozon delikleri, gıda skandalları[1], yok olan canlı formları, hava kirliliği, okyanusların zehirlenmesi, tatlı su kıtlığı, çöp yığınları ve Fukuşima’daki gibi nükleer felaketler, artı çevre kirlenmesinden kaynaklı milyonlarca ölüm artık kapitalist hakikatin gündelik hali oldu. Bilim insanları kanser hastalığının yüzde 90’ının bugün çevre etkilerinden kaynaklı olduğunu belirtiyorlar. Fakat bu, uluslararası tekelleri, dünyamızı yağmalamaya ve yaşam temellerimizi yok etmeye durmaksızın devam etmekten alıkoymuyor elbette. Emperyalist kapitalizmin insanlık dışı kar hırsı tabii ki kimse için sürpriz değil, fakat küçük bir sorun var: sermaye artık kendisinin de üstünde oturduğu dalı kesmeye kalkıyor!

Baştan belirtmek gerekir ki, Öğrenci Kolektifleri ve Devrimci Gençlik'le yürüttüğümüz tartışma, FKF ya da Genç Muhalefeti ile yürüteceğimiz tartışmadan, kategorik olarak da amaç açıklığı bakımından da ayrışmaktadır. İlk tartışmanın amacı, bünyesinde güçlü bir dinamik barındıran, sokakta fiili meşru mücadele içerisinde yer alan, gençlik hareketine önemli mücadele deneyimleri kazandıran, gençlik kitleleri ile dolaysız bağlar kurmayı başarabilen bir politik öznenin devrimci yanını tartışmalarla güçlendirmek ve kendisini daha farklı bir düzeyde örgütleyebilmesine katkı sunmaya çalışmakken, ikinci tartışmanın amacı, bahsi geçen gençlik örgütlerinin demokratik çizgilerini güçlendirmeye ve tutarlı hale getirmeye yöneliktir.

ABD emperyalizmi her fırsatta Kuzey Kore'yi hedef göstermeye devam ediyor. Trump'ın başa geçmesinden sonra savaş ve saldırganlık hedefleri arasında Kuzey Kore de var. Trump'ın, başkanlık koltuğuna oturur oturmaz, ilk icraatlarından biri Kuzey Kore'yi ortadan kaldırmakla tehdit etmek olmuştu. ABD, Trump'ın Asya ziyaretinden sonra, Kuzey Kore'yi “teröre destek veren ülkeler” kategorisine soktuğunu ilan etti, ekonomik ve ticari ambargo uygulama kararı aldı. ABD emperyalistleri, askeri kuşatmayı siyasi, iktisadi, mali ve diplomatik adımlarla tamamlamak istiyor.

ABD'nin bu kararının ardından, Çin devlet başkanı ve ÇKP genel sekreteri Şi Jinping'in özel temsilcisi Song Tao Kuzey Kore'yi ziyaret etti. Bu ziyaretin Trump'ın Asya ziyaretinin arkasından gelmesi dikkat çekici. Çin, Kuzey Kore'nin nükleer denemeleri durdurması karşılığında, ABD'nin bölgede askeri tatbikatları durdurmasını savunuyor.

Berçem'in politik yaşamını üç dönem olarak ele almak gerekir kanımca. Birinci dönem üniversite yıllarıdır. İkincisi politik yaşamını kurumlaşmacı olarak sürdürdüğü dönemdir ve sonuncusu ise eğitilen, eğiten ve komutanlaşan bütünselliği içindeki, politik askeri alanda yer aldığı dönemdir.

Kurumsal çalışmada yer alması ile ilgili görev beklentisi kendisine iletildiğinde, Berçem böyle bir görevden çok da memnun kalmamıştı. Ama, eğer ki partisi böyle uygun görüyorsa ve böyle bir ihtiyaç varsa, bu ihtiyaca göre kendisini konumlandırması gerektiğini düşündü. Ve aldığı bu yeni görevi başarıyla yerine getirmek için bütün aklı ve gövdesi ile kendisini ortaya koydu.