Sayı 14 / Mart-Nisan 2015

Kadın İsyanı

Özgecan Aslan'ın üç erkek tarafından tecavüz edilerek katledilmesi, taciz, tecavüz, dayak, işkence ve katliamda en vahşi biçimlerini bulan kadına yönelik şiddete karşı; failleri koruyan yasal sisteme, bu insanlık suçlarını meşrulaştıran medya ve ideolojik aygıtlara, kadın düşmanı söylem ve eylemleriyle AKP ve sömürgeci faşist devlete karşı; erkek egemen zihniyetin tek tek erkeklerin eylem ve sözlerindeki tüm yansımalarına karşı birikmiş, kadın hareketinin, kadın örgütlenmelerinin mücadeleleriyle mayalanarak başka bir düzeye geçişe hazırlanmış büyük kadın öfkesi ve kinini kabından taşırarak, bir kadın isyanının patlak vermesine yol açtı.

Üretim araçlarının bir avuç uluslararası tekelin elinde yoğunlaşma derecesinde ulaşılan düzey ve burjuva devletin bu tekellerin çıkarlarını çok daha dolaysız ve çok daha çıplak temsil eder hale gelmesi, askeri savaş araçlarının da bu küçük azınlığın elinde muazzam derecede birikmesine neden olmuştur. Bu bir avuç uluslararası şirket kolektif çıkarları gereği devleti kurumsal yapılarının bir uzantısı haline getirmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi bünyelerinde savaş araçlarını özelleştiriyorlar.

Sermaye giderek daha küçük bir azınlığın elinde toplaştıkça, karşı uçta da ondan büyük bir hızla sefalet birikmektedir. Bu karşıt kutuplarda toplaşma, gerek burjuva tabakalar gerekse işçi-emekçi tabakaları arasında homojenleşmenin -benzeşmenin- büyümesine yol açmaktadır. Bu homojenleşme iki sınıf açısından birbirine zıt iki sonuç doğurmaktadır.

Komün Nasıl Kuruldu

Dönemin Fransa imparatoru 3. Napolyon 1870 yılında Almanya'ya (o günkü Prusya) savaş açtı. Ne var ki Fransa yenildi. Kasım ayından itibaren Paris Alman kuşatması altına girdi. Bir yandan süren bombardıman, diğer yandan azalan yiyecek stokları Paris'teki yoksul yığınların hayatını çok daha zorlaştırıyordu. Yoksullar bu zorluklar içinde debelenirken zenginlerin görece rahat hayatları zaten genişlemiş olan zengin fakir uçurumunu daha da derinleştiriyor, bilhassa işçi sınıfı arasında sınıf kininin yoğunlaşmasına neden oluyordu.

Marksist leninist komünistler birlik devriminin zaferiyle birlikte, güçlü bir zihniyet değişimi, yeni bir marksist leninist kavrayış ve yürürlükteki kavramları yeniden içeriklendirme veya yeni kavramları mücadelenin hizmetine sunma hattında mevzilendiklerini de ilan ettiler. Türkiye ve Kuzey Kürdistan birleşik devriminin özgün gelişim yolunu anlamaya, belirginleştirmeye odaklandılar. Teori, politika, örgüt, strateji, taktik, cepheleşme, enternasyonalizm, kadın özgürlük mücadelesi, ulusal özgürlük sorunu başta olmak üzere, temel önemdeki meselelerle yeni bir görüş açısıyla, yeni bir kavrayış düzeyiyle ilişkilendiler. Hiç bir aşamada, "olmuş, bitmiş, tamamlanmış" olduklarını, marksizm leninizmi boy verdikleri topraklara ve günümüz dünyasına uygulamakta yeterli bir düzeye ulaştıklarını düşünmediler, iddia etmediler. "Öncü, önder ve öğrenci parti" diyalektiğine sıkıca bağlı kaldılar. Gelişme ve yenilenme yolundan ilerlediler. Kazanımlarının da, başaramadıklarının da, görevlerinin de bilincindedirler.

21 Kasım 2013'te Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Avrupa Birliği ile Ortaklık Anlaşması imzalamayı reddeden açıklamasıyla aynı gün Yanukoviç yönetimine karşı Kiev Maidan'da başlatılan gösteriler, faşist darbe, savaş ve ilhak ile ayrılmalara varan olağanüstü durum ve sonuçlara yol açtı.

Maidan Hareketi: Faşistlerin Ve Batı Emperyalizminin Hareketine Dönüştü

Başlangıçta, daha düşük kitlesellikteki Avrupa Birliği yanlısı ve anti-Yanukoviç kitle eylemleri, ikinci ayında, faşist hareketin etkinliği ve egemenliği altına girdi. Maidan gösterilerinin kitleselliğinin zirvesi 1 Aralık'taki yaklaşık 300 bine varan katılımdı.

Röportaj: Deniz Serkan

Bosna'daki güncel ekonomik ve siyasi durumu nasıl tanımlayabilirsiniz?

Önce Bosna-Hersek'in bağımsız ve hükümran bir ülke olmadığı tespitini yapmalıyız. Biz burada bir protektoratta (himaye altında) yaşıyoruz; bütün önemli kararlar dışarıda alınıyor. Herhangi bir siyasi karar emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin çıkarlarına uygun değilse, bunlar ülkedeki esas iktidar sahibi, BM yüksek temsilcisi Avusturyalı Valentin Inzko tarafından geri aldırtılıyor. Inzko, yasa koyma gibi yasaları kaldırma, bunun ötesinde seçilmiş vekilleri ve bakanları azletme yetkisine varana kadar kapsamlı yetkilerle donatılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu, son yarım yüzyılında Ermenilere, Süryanilere, Ezidilere, Pontos Rumlarına jenosid uyguladı.

Ulusal kurtuluş mücadeleleri ve gelişen kapitalist ülkelerin ekonomik egemenlik kurmaları sonucunda ilhakı altındaki toprakları kaybetmeye başlayınca, ezilen uluslara saldırılarını yoğunlaştırdı.

Müslüman halkları inanç birliği yoluyla kendisine bağlı tutacağını ve asimile edeceğini düşünürken, yine de özerkliklerine son verme politikası izledi.

“Cins bilinci” kavramına “sınıf bilinci” kavramı adına kuşkuyla bakmak, onda devrimden veya marksizm leninizmden feminist bir sapma görmek, bu kavram etrafındaki propaganda çalışmaları ve politik mücadeleyle “sınıf bilinci”nin, “sınıf mücadelesi”nin geriye itildiğine inanmak, komünist ve devrimci safların gerçeklerinden biri. Durum eşitsiz. Bu zihniyet kimi parti ve örgütler için erkek gücüne doğru daralırken, kimi parti ve örgütler için ise genel bir durum.