Bosna-Hersek Partiya Rada (Emek Partisi): "Kim Hazırsa O Kazanır"

Röportaj: Deniz Serkan

Bosna'daki güncel ekonomik ve siyasi durumu nasıl tanımlayabilirsiniz?

Önce Bosna-Hersek'in bağımsız ve hükümran bir ülke olmadığı tespitini yapmalıyız. Biz burada bir protektoratta (himaye altında) yaşıyoruz; bütün önemli kararlar dışarıda alınıyor. Herhangi bir siyasi karar emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin çıkarlarına uygun değilse, bunlar ülkedeki esas iktidar sahibi, BM yüksek temsilcisi Avusturyalı Valentin Inzko tarafından geri aldırtılıyor. Inzko, yasa koyma gibi yasaları kaldırma, bunun ötesinde seçilmiş vekilleri ve bakanları azletme yetkisine varana kadar kapsamlı yetkilerle donatılmıştır.

İktidarın ikinci anahtar mekanizması IMF'dir; ülke ve devlet mekanizması tamamen onun kredilerine bağımlıdır. Bu paralar olmaksızın ne emeklilik maaşları, ne de devlet hizmetinde olanların ücretleri ödenebilir. Böylece ülke tam bir bağımlılık içinde bulunmaktadır. Buna ek olarak; ülke hala AB askerlerinin (EUFOR) ve OSZE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü) ve çok sayıda ülkenin istihbarat servislerinin işgali altındadır.

Buna ek olarak devasa bir bürokrasi ve tamamen verimsiz bir devlet mekanizması var. Devlet harcamalarının yaklaşık üçte ikisi yeniden devlet mekanizmasına akıyor. Yapıyı burada kısaca açıklamaya çalışalım. Bosna'da savaşın sonundan, Dayton Anlaşmasından bu yana Bosna-Hersek'te devlet mekanizması şöyle yapılanmıştır: Ülke önce Bosna ve Hersek federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti olarak bölünmüştür. Bosna ve Hersek federasyonu 10 kantona bölünmüştür. Hem bütün olarak devletin, hem de Sırp Cumhuriyetinin, federasyon ve kantonların kendi parlamentoları ve hükümetleri, kendi yürütme yapıları var. Üç büyük etnik grup (Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar) arasındaki gerginlikten dolayı hemen hemen her kamu kurumunda, her grubun bir temsilcisi olmak üzere üç kişi yetkilendiriliyor. Devlet başkanlığı da her 8 ayda bir etnik grupların temsilcileri arasında değişiyor. Bu düzenlemelerle çok büyük miktarlarda paraları yutan ve gerçekte BM Yüksek Temsilcisinin iktidarına tabi olduğu için tamamen iktidarsız, devasa ve etkisiz bir devlet mekanizmasının oluştuğu görülür.

Yugoslavya'nın çökmesinden ve onu takip eden savaşlardan bu yana ekonomi büyük ölçüde çöktü. Toprakların yaklaşık yüzde 2,5'i hala mayınlı durumdadır ve çoğu savaş tahribatı hala ortadan kaldırılmamıştır. Eski Yugoslav büyük işletmeleri parçalandı, özelleştirildi ve şimdi iflas etmiş durumdalar. Dünya ekonomik krizi de Bosna'yı oldukça sert etkiledi.

Hala devlet elinde kalmış olan işletmelerin özelleştirilmesi şöyle oluyor: Çok borçlu ve verimli olmayan işletmeler çoğu kez yabancı yatırımcılara peşkeş çekiliyor; bunlar da üretimin büyük kısmını durduruyorlar, işletmeyi parçalarına ayırıyorlar, para getirecek ne varsa satıyorlar ve böylece devasa karlar elde ediyorlar.

Hala işlevsel olan az sayıdaki ekonomi sektörlerinden birisi de gaz, kömür ve su gücüyle elektrik üretimi. Ağaç ve minerallerin yanı sıra önemli miktarda elektrik de bölgenin sınır komşusu olan ülkelere ihraç ediliyor.

Devlet ve idari mekanizma alabildiğine şişiriliyor, öyle ki 137 bakanlık var ve devlet hizmetlileri yüksek ücretler alıyor; nüfusun büyük bir kısmıysa doğrudan bahsettiğimiz sınırlı kaynaklarla veya göçmen Bosnalıların yurt dışından ailelerine gönderdikleri “sadakalar”la yaşıyor. Bir karşılaştırma yapmak için örnek olarak, Bosna'da ortalama emeklilik maaşı 150 avrodur. Sıradan bir polisin aylık maaşı ise ortalama 400 avrodur. Milletvekillerinin ve devlet işletmelerinde yönetici konumunda olanlarınki ise birkaç bin avrodur. Genel olarak özel sektördeki ücretlilerle devlet ücretlileri arasında oldukça büyük bir fark var. Öyle ki, devlet ücretlilerinin işlerini oldukça düşük ücret karşılığı özel kişilere devredebilme durumları söz konusu oluyor. Örneğin büyük bir devlet ecza işletmesinin kadın şefi, maaş olarak ayda 4000 Avro alıyor, işini ayda 300 Avro karşılığında başka birisine yaptırıyor. Bu, çok sayıda örnekten sadece birisi. Bu örnekte olduğu gibi basına yansısa da bir sonucu olmuyor. Bunun, yolsuzluğun yaygın olmasıyla da ilişkisi var. Biraz paranız varsa, doktora gitmek, resmi bir işlemi halletmek, polisle bir problemi çözmek sorun olmuyor. Bu burada tamamen açıkça yapılıyor ve tamamen normalleşmiş durumda. Geçenlerde Bosna Ulusal Bankasından büyük bir miktarda para çalındı, 300 bin avro olduğu sanılıyor. Bunun iki veya üç misli de olabilir. Kimse bilmiyor. Resmi olarak söylenen şu; binanın, paranın bulunduğu kısmında kamera yok, bu nedenle olay hakkında söylenecek fazla bir şey yok.

Bosna'da her iki kişiden birinin işsiz olduğu tahmin edilebilir. Gençlik içinde ve Tuzla gibi eski sanayi şehirlerinde işsizlik oldukça yüksek, yaklaşık yüzde 60-70 civarında. Tabi ki, çoğu insan kaçak çalışıyor, ama kaçak çalışarak geçim sağlamak da güç. Son yıllarda genç kadınlar arasında bedenini satmak oldukça yaygınlaştı. Yaşamlarını sürdürebilmek için az bir avro karşılığında bedenlerini satıyorlar. Bosna'da yaşayan ve sayıları oldukça fazla olan Romanların çoğu büyük şehirlerin varoşlarında kalıyor ve dilencilik yaparak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Toplumda büyük saygı duyulan savaş gazilerinin büyük bir kısmı da işsiz. Savaşın sonundan bu yana yaklaşık 9000 gazi, kendileri için bir gelecek göremediklerinden dolayı intihar etti.

İktisadi durumun kötü olması nedeniyle çok sayıda genç göç ediyor. Bu nedenle Bosna toplumu giderek daha çok yaşlanıyor ve yeterli sayıda genç olmadığı için çoğu köyde artık okul da yok. Bir biçimde göç etme olanağı olan gidiyor. Çoğu Sırbistan'a ve Hırvatistan'a gidiyor, Avusturya'ya ve Batı Avrupa ülkelerine de gidenler oluyor. Bu, bizim siyasal faaliyetimiz için de büyük bir problem. Siyasileştirdiğimiz veya örgütlediğimiz çok sayıda genç belli bir zaman sonra yurt dışına gidiyor.

Bosna'da yabancı sermayenin çıkarları ne durumda?

Daha önce belirttiğimiz gibi, siyasi iktidarın BM Yüksek Temsilcisinin ve askeri temsilciliğin de EUFOR birliklerinin elinde olmasının yanı sıra, bankaların ve sermayelerinin resmi olarak yüzde 85'i de yabancı bankaların elinde.

Genel olarak Bosna'da birbiriyle rekabet içinde olan üç ana grubun çıkarlarının olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar yaklaşık olarak üç etnik gruba tekabül ediyor: Rusya/Çin (Sırbistan); AB ve özellikle de Almanya ve Avusturya (Hırvatistan) ve Türkiye (Boşnaklar). Ama temel eğilim Bosna'ya sermaye yatırımından ziyade, çekirge tavrıyla fabrikalar satın almak, parçalarına ayırmak ve elde edilen sermayeyi “kendi ülkeleri”ne aktarmak.

Özellikle Türk devleti ve Türk işletmeleri yardım örgütleriyle oldukça yoğun işbirliği içindeler ve yeni camilerin inşası için para yardımı yapıyorlar. Onların ülkeye nüfuz etmedeki başarısının bir örneği, çoğunlukta Boşnakların gittiği birçok okulda Türkçe'nin birinci veya ikinci yabancı dil olarak öğretilmesidir.

Siyasi örgütlerin veya işçilerin protesto ve mücadeleleri ne durumda?

Bosna'da hemen hemen hiç parlamento dışı siyasi örgüt yok. Burjuva partiler kendilerini bizzat teşhir ettiler ve halkın çıkarları için bir şey yapmadıklarını gösterdiler. Ne yazık ki biz Bosna'da yegane devrimci örgütüz.

İşçilerin protestoları, grevleri ve açlık grevleri burada her gün görülür. Çoğu fabrika ve işletmelerde işçiler aylardır ücretlerini alamıyorlar. Emekli maaşlarında da durum aynı. Halk içinde ve özellikle işçiler arasında memnuniyetsizlik oldukça büyük. Daha ziyade, biraz küçük şehirlerde, şimdi işsizliğin ortalamanın çok üzerinde olduğu Tuzla gibi eski sanayi şehirlerinde, sık sık, işçilerin kendi örgütlediği protestolar görülüyor. Şimdilerde bu eylemleri sınırlı güçlerimizle destekleyebiliyoruz.

İşçilerin durumuna örnek olarak tekstil üreticisi Aida'yı gösterebiliriz. Burada işçiler 532 aydır ücretlerinin ödenmesini bekliyorlar. İşveren sosyal sigorta payını da ödemiyor.

Şubat 2014'te Tuzla'da başlayan protestoların oluşumunu ve gelişmesini bize anlatır mısınız, bu protestoların nedeni neydi ve nasıl gelişti?

Tabii ki, temel soru şu: Protestolar kendiliğinden mi gelişti yoksa örgütlü müydü? Protestoların bir ön tarihi var. Virane olmuş fabrikaların işçileri yıllarca sürekli Tuzla'da buluştular ve sürekli gözardı edildiler. Bu buluşmalarda sendikalar kısmen bir rol oynadı. Ama onlar çok açık ki hakim sınıfların tarafında yer alıyor ve protestoları engellemek istiyordu.

Hükümetin ve idarenin işçilerle hiçbir zaman doğrudan ilişkisi olmadı. Aksine bunlar sürekli sadece sendika önderleriyle konuştular ve bu duruma bahane aradılar. Böylece bir yılı aşkın bir zaman akıp gitti. İşçiler her Çarşamba günü Tuzla'da toplandı. 7 Şubat 2014 tarihinde işçiler öncelikle Facebook üzerinden protestolarına destek talebinde bulundular. Fazla bir geliş olmadı, yaklaşık 150 işçi ve aralarında bizim de bulunduğumuz belki 150 destekçi gelmişti. Şimdi iflas etmiş olan işletmeleri özelleştirenlerin mahkum edilmesi için önce mahkeme binasına gidildi. Sonra hükümet binasına gidildi. Polisin özel birlikleri orada bekliyordu. Siyasi sorumlular işçilerle asla konuşmak istemiyordu. Değişimin olanakları üzerine somut konuşabilmek için o gün ilk defa sadece işçi heyetlerinin değil, öğrenci, gazi vb heyetlerinin de kabul edilmesi talep edildi. Heyetler içeri alınmadığı için protesto edenler zor kullanarak hükümet binasına girdiler, ama özel birlikler politikacılara kadar ilerlemelerini engelledi. Bu arada polis başka birlikler getirdi ve orada göstericilerin iki misli sayıda polis yerini aldı. Zor kullanarak gösteriyi dağıtmaya çalıştılar. Yani polis saldırdı ve bu da arabaların ve tekerlerin yakılmasına neden oldu. Bunu başka insanlar da gördüler, göstericilerin yanına geldiler ve onlarla dayanışma içinde oldular. O gün polisin vahşeti oldukça büyüktü. Çevrede okullar olmasına rağmen gaz da kullandılar; çok sayıda öğrenci bundan etkilendi. 17 yaşındaki bir genci ağır biçimde hırpaladılar. Tabii bu kısa zamanda bütün medyaya yayıldı. Polisin taktiği, bir daha gösteri yapmamaları için insanları korkutmaktı.

Bir gün sonra, protestoya katılmak için 1000 kişi geldi. Polis de, Bosna'nın başka şehirlerinden birlikler toplayarak daha çok sayıda geldi ve daha vahşi davranarak protestoları dağıtmaya çalıştı. Polis, protestolara katılmayan insanlara da saldırdı, zor kullandı ve çok sayıda insanı yaraladı.

Üçüncü gün Tuzla'da 12.000-15.000 arası insan sokaklardaydı. 32 farklı şehirde Tuzla'daki göstericilerle dayanışma gösterileri oldu; Tuzla halkının talepleri dile getirildi. Bosna'nın çoğu bölgesinde büyük protestolar ve çatışmalar olduğu için polis özel güçlerini artık Tuzla'da yoğunlaştıramadı ve bütün ülkeye yaymak zorunda kaldı. O gün kitleler Tuzla, Saraybosna ve başka şehirlerde hükümet binalarına hücum ettiler, taşladılar ve kısmen de ateşe verdiler. O gün artık, polise karşı çok sayıda gazinin de katıldığı örgütlü bir mücadele vardı.

O gün polis Tuzla'da teslim oldu. Hükümet binasını korumaktan vazgeçti, teçhizatlarını bıraktı ve göstericilerden saklandı. Farklı etnik partilerin siyasi önderleri protesto döneminde yurt dışına kaçtılar; Sırp partisinin önderi Sırbistan'a; Hırvat partisinin önderi Hırvatistan'a ve Boşnak partisinin önderi de Türkiye'ye kaçtılar. Tabii bütün bu seyahatler planlı yurtdışı seyahatleri olarak açıklandı. Sadece BM'in yüksek temsilcisi ülkede kaldı ve EUFOR askerlerini göstericilere karşı kullanma tehdidini açıktan savurdu. Medya, göstericileri holiganlar ve madde bağımlıları olarak lanse etmeye ve gösterilerin şiddet içeriğini yeni etnik bir çatışma olarak tanımlamaya çalıştı, ama kimse inanmadı. Ancak böyle bir duruma gelindikten sonra politikacılar gösterici heyetleriyle görüşmek istediler, ama çok geç kalınmıştı. Hiç kimse görüşme yapmak istemedi. Takip eden günlerde Bosna'nın farklı bölgelerinden 25 bakan ve 4 başbakan istifa etti. Polis teslim bayrağını çektikten, siyasi önderler ülkeyi terk ettikten ve bakanlar arka arkaya istifa ettikten sonra ne yapılması gerektiği bilinmiyordu Bu durum için hazırlık yoktu, plan yoktu.

Türkiye'de Haziran Ayaklanmasına benzer forumlar sizde de oluştu. Bu forumları ve işlevlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, forumlar oluştu. Ama bunlar Türkiye'dekilerden farklıydı. Üçüncü veya dördüncü günden itibaren, ortak talepleri tartışmak için çoğu kentlerde protesto forumları oluştu. Temel talepler hızla tespit edildi ve oldukça basitti: Tutuklanan bütün göstericiler için af, ücretlerin ve emeklilik maaşlarının ödenmesi, özelleştirilen devlet işletmelerinin yeniden ulusallaştırılması, milletvekili maaşlarının yarıya indirilmesi...

Önce, bazı talepler hemen yerine getirildi ve reformlar uygulanmaya kondu. Örneğin, çoğu işçinin ve emeklinin ödenmemiş ücretleri ve emekli maaşı ödendi ve milletvekillerinin maaşı düşürüldü. Bu tavizler ve forumlarda burjuva partilerin faaliyeti, insanların artık sokağa çıkmak yerine forumlara gitmelerine neden oldu. Bu forumlar da kısa bir zaman içinde dağıldı. Protestolardan ve forumlardan yeni bir sosyal demokrat parti doğdu. Bu parti geçen yılın Ekim ayındaki seçimlerde ikinci güçlü parti oldu ve ulusalcılarla koalisyon kurdu. Yani forumlar, insanları sokaktan çekmeye ve protestoları önlemeye ve boğmaya hizmet etti.

Bugün Bosna'da hala varlığını sürdürebilen tek bir forum var. Bu, Srebrenik'te ve küçük çaplı protestoları örgütlemeye devam ediyor.

Protestolar halkın yaşamında bir şeyleri değiştirdi mi? Gelişmek ve varlığını sürdürmek için forumlarda eksik olan neydi?

Hiçbir politik ve ekonomik değişim olmadı. Seçimler de hiçbir şey değiştirmedi. Artık sokaklarda büyük protestolar olmadığı için bütün tavizler ve reformlar geçersiz kılındı. Halk hayal kırıklığına uğradı, insanlar yaşamak için daha azla yetinmek zorunda kaldı ve huzursuzluk kabarıyor. Protestolara önderlik edenler korkutulmaya çalışılıyor, en ufak bir şey için onlara para cezası kesiliyor. Ama korkutma şimdiye kadar başarılı olmadı.

Protestolarda öncelikle eksik olan somut hedef veya siyasi önderlikti. Polis ve politikacılar teslim oldu, ama nasıl devam edilmesi gerektiği bilinmiyordu, çaresiz kalındı ve hareketi yönetecek güç yoktu. Böylece burjuva güçler sonunda hareketi ele geçirdiler ve tamamen boğdular.

Yeniden büyük protestolar olursa daha büyük zor kullanılacağı açıktır. Ve kalemle mi, mermiyle mi mücadele edeceğiz sorusu gündeme gelecektir. Burada çok sayıda insan talepleri ve hakları için silahlanarak mücadele etmeye ve buradaki durumu değiştirmeye hazır. Ama o aşamaya kadar siyasi bir alternatife ihtiyacımız var. Şimdilerde çoğu insan bunun nasıl elde edilebileceğini tartışıyor. Bunun için bizde eksik olan öncelikle tecrübe ve bunu yapabilecek insanlar. Burada çok sayıda askerimiz var ama siyasi komiserlerimiz yok.

Yeni protestolar bekliyor musunuz? Buna nasıl hazırlanıyorsunuz? Devlet mekanizması buna nasıl hazırlanıyor?

Protestoların yıl dönümünde, Şubat başında gösteriler olacaktır. Muhtemelen çok sayıda insan gelecektir, ama daha ziyade anma gösterileri biçiminde gelişecektir. Öncelikle, Şubat'ta gerçekten büyük gelişmeler beklemiyoruz.

Şimdilerde, yeniden böyle büyük bir ayaklanma olduğu durumda -er veya geç bu olacaktır- siyasi bir alternatifin nasıl olabileceği ve kimin siyasi önderliği üstleneceği üzerine çokça tartışma yapılıyor. Öncelikle, önderliği profesörlerden ve iyi para kazanan aydınlardan oluşan reformist ve revizyonist, sözüm ona komünist parti, bu tartışmaları etkilemeye çalışıyor. Ama onlar gerçek bir alternatif değil.

Er veya geç büyük protestoların olacağını devlet de biliyor. Bu nedenle 12 milyon avrodan fazla bir miktar, yeni silahlar ve polisin yeni eğitimleri için ayrıldı. Bunların arasında plastik mermiler, insansız hava aracı, ayaklanmaya karşı mücadele için eğitim yer alıyor. Ve bunu kronik olarak iflas durumda olan bir devlet yapıyor. Her halükarda mesaj açık: Bunu bir daha denerseniz, biz hazır olacağız!

Bu söyleşi için çok teşekkürler.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn