Sayı 12 / Eylül-Ekim 2014

12. sayımızla karşınızdayız... Merhaba.

Bu sayımızda;

“Devrim ‘Sınır’ Tanımıyor” yazımızla, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlarıyla birlikte yeniden biçimlenmeye başlayan politik savaşım koşullarını analiz ediyoruz. Gelişmeler, Erdoğan kliğinin kazandığı bu stratejik mevzinin de sağladığı yeni olanaklar üzerinden, sermaye düzeninin ve faşist rejimin ihtiyaçları temelinde daha gözü kara bir saldırganlık siyasetini örgütlemeye başladığını gösteriyor.

Mart yerel seçimlerinde kitle desteğini bir miktar kayıpla koruyarak çıkan ve Cumhurbaşkanlığını yaklaşık aynı seviyede oy alarak geçen AKP, 1 Mayıs, Soma madenci katliamını protesto eylemlerine faşist polis şiddetini yoğunca kullanmaktan geri durmadı.

Benzerini, savaş üsleri kalekolların inşasına karşı Kürt halkımızın kitlesel direnişlerine yönelik olarak uyguladı. Sivil halktan iki, gerilladan bir olmak üzere üç can aldı. Rojava sınırında can almayı olağan hale getirdi.

1990’lar yalnızca 20. yüzyıl kapanışı ve 21. yüzyıl başlangıcı olarak değil, daha önemlisi sosyalizm mücadelesinin bir döneminin kapanışı ve yeni bir döneminin girişi olarak, tarihsel bir eşiktir. 10 Eylül’de kuruluşunun 20. yılını kutlayan Marksist Leninist Komünist Parti, böyle bir tarihsel dönemeç anında Birlik Devrimi’yle tarihe girer. Ve 20 yıl boyunca bütün cephelerde kendini mücadele içerisinde var eden devrimci önderlik iddiası, Türkiye ve Kürdistan devriminin yol arayışı teori, program, strateji ve örgüt gerçekliğinde bütün düzeylerde sınanarak gelişir, ete kemiğe bürünür, ufku bölge devrimine bağlanır.

Kürdistan’ın en küçük parçası Batı Kürdistan’da oluşan elverişli tarihsel ve siyasal koşullar altında özneleşerek ve iradeleşerek tarih sahnesine çıkan Kürt halkı kurmakta olduğu demokratik halk iktidarının kutsal selamı gibi, “Rojava”yı bütün halkların diline çevirdi. Rojava halklarının kurduğu demokratik iktidar, bir denizci feneri gibi halklara yol gösteriyor, ilham veriyor.

20. yüzyıl girişi, Kürdistan’ın parçalanması ve gelişen Kürt uluslaşmasının büyük ölçüde tasfiyesine tanıklık etti. Ancak özellikle 20. yüzyıl son çeyreği, parçalanmış Kürdistan’ın bölgede oluşturulan emperyalist statüko ve sınırların altına yerleştirilmiş devrimci bir patlayıcı ve bölgedeki gerici milliyetçi sömürgeci rejimlerin en büyük korku kaynağına dönüştü. 21. yüzyılın girişinde ayağa kalkan Kürt halkı, özgürlük bayrağını eline alarak bölge halklarının mücadelesinin başına geçti.

Derleyen: Nejat Korkmaz

Rojava Devrimi’yle dayanışma etkinlikleri kapsamında oluşturulan ICOR Heyeti, 27 Mayıs-2 Haziran 2014 tarihleri arasında Rojava’yı ziyaret etti. Heyet hem Rojava’nın değişik kentlerinde gözlemler yaptı hem de Rojava Devrimi’nin ve demokratik halk iktidarının örgütlenmesini inceledi. Halkçı demokratik iktidarın kurum temsilcileriyle görüşmeler yaptı, sorular sordu, tartıştı.

IŞİD, 10 Haziran taarruzunda kendisinin de beklemediği kolaylıkla, Musul’u ele geçirdi. Irak-Maliki ordusunun Musul birlikleri savaşmadı, Sünni bölümü bilinçli olarak dağıldı, Şii bölümü kaçtı. IŞİD, sonraki süreçte Musul’un en büyük kentini oluşturduğu Ninova (Neynova) bölgesinin kent ve kasabalarını ele geçirdi.

Bağdat’a yürüyeceği varsayılır ve örgüt tarafından ilan edilirken, tersi oldu. IŞİD, Musul’un doğusu ve güneyindeki kent ve kasabaların bir bölümünü ele geçirirken, zamandaş olarak Rojava’ya yeni ve Irak Ordusu’ndan ele geçirdiği ağır silahlarla saldırılara yöneldi. Şengal’de soykırımcı katliama girişirken, Mahmur kampına da saldırdı, Federe Kürdistan’ın başkenti Hewler’i tehdit altına aldı.

Röportaj: Kemal Stafa

Örgütünüzü okurlarımız için kısaca tanıtır mısınız? Hangi alanlarda faaliyet yürütüyorsunuz? Faaliyetinizin öncelikli konuları nelerdir?

Kızıl Eylem/Hırvatistan olarak çeşitli protestolara ve işçi grevlerine katılmaya ve konumumuzu yansıtmaya çalışıyoruz. Buna ek olarak, grafiti ve plakatlarla sokak propagandası yapıyoruz.