Rojavayê Kurdistanê’de Devrim

Kürdistan’ın en küçük parçası Batı Kürdistan’da oluşan elverişli tarihsel ve siyasal koşullar altında özneleşerek ve iradeleşerek tarih sahnesine çıkan Kürt halkı kurmakta olduğu demokratik halk iktidarının kutsal selamı gibi, “Rojava”yı bütün halkların diline çevirdi. Rojava halklarının kurduğu demokratik iktidar, bir denizci feneri gibi halklara yol gösteriyor, ilham veriyor.

20. yüzyıl girişi, Kürdistan’ın parçalanması ve gelişen Kürt uluslaşmasının büyük ölçüde tasfiyesine tanıklık etti. Ancak özellikle 20. yüzyıl son çeyreği, parçalanmış Kürdistan’ın bölgede oluşturulan emperyalist statüko ve sınırların altına yerleştirilmiş devrimci bir patlayıcı ve bölgedeki gerici milliyetçi sömürgeci rejimlerin en büyük korku kaynağına dönüştü. 21. yüzyılın girişinde ayağa kalkan Kürt halkı, özgürlük bayrağını eline alarak bölge halklarının mücadelesinin başına geçti.

Dün Kuzey Kürdistan’daki ulusal devrimci savaşın antiemperyalist karakterini ve başlamış olan ulusal kurtuluşçu Kürdistan devrimini göremeyen, anlayamayan kimi Türkiye devrimci, emekçi sol yapıları, bu defa da bir kader gibi Rojava Devrimi’ni anlayamadılar. Ezen ulus devrimciliğinde yaşanan sosyal şoven zehirlenmenin yarattığı “devrimi anlayamayan devrimcilik” daha vahim bir şekilde kendisini üretti. Mesut Barzani ile benzer bir üslupla “ne devrimi”, “neyi devirdiler” gibisinden tuhaf sorularıyla yalnızca şaşkınlıkları değil, milliyetçi, despotik Esat yönetiminin egemenliğini sürdürmek için Batılı emperyalistler ve işbirlikçileriyle mücadelesine antiemperyalizm atfederek destekleme çizgisinin onları halkların devrimci girişkenliğine karşı körlettiği, ulusal demokratik halk devrimini anlama yeteneklerini felç ettiği de açığa çıktı.

AKP iktidarıyla sıkı çıkar ve işbirliğini durmaksızın ve hızla geliştiren Güney Kürdistan Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, “Rojava’da gerçek bir devrim yok, Esat rejimiyle işbirliği var” diyerek Rojava’da demokratik halk yönetimini tanımayı reddettiğini açıkladı. Türkiye ise Rojava’yı yeniden doğmadan boğmak istiyordu. Böylece, Güney yönetimi ile Türkiye arasındaki gerici-karşıdevrimci ittifakın Rojava Devrimi için en yakın karşıdevrimci tehlike olduğu netleşti. Rojava Devrimi önce işbirlikçi El Nusra, devamında da IŞİD-İD karşıdevrimci saldırganlığına karşı mücadele içinde gelişti.

Kürdistan'da Eşitsiz Gelişim Ve Kürt Halkının 21. Yüzyıla Uyanışı

20. yüzyılın ikinci yarısında atılıma geçen Kürt ulusal uyanışı kuşkusuz İkinci Dünya Savaşı sonrası emperyalist kamp ile dünya sosyalizmi arasında oluşan güç dengesi ve bölgesel statükonun belirlediği tarihsel ve sosyo-ekonomik koşullar altında oluşmuştur. Ancak Kürdistan’da uluslaşmanın atılımı esasen İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan dünya düzenin sarsıldığı ve çözüldüğü geçiş koşullar altında ilerlemiş, yayılmış ve derinleşmiştir. Güney Kürdistan’da ulusal hareketin önderliği feodal-burjuva karakterdedir. Diğer yandan, Kuzey Kürdistan’da hareket ulusal devrimci ve halkçı-emekçi karakterdedir. Doğu Kürdistan’da hareketin atılımı, önderliğin İran sömürgeciliği tarafından imha edilmesiyle yenilmiş bununla birlikte hareket Kuzeyin belirlediği bir çizgide kendini yeniden toparlamıştır. Rojava Kürdistan’da hareket belirleyici bir etken olarak öne fırlamamış olmakla birlikte 2004’te önemli bir demokratik çıkış sergilemiş, bölge devriminin itilimiyle günümüzde öne fırlamıştır. Parçalanmış Kürdistan’da ulusal demokratik uyanış ve mücadele çok çarpıcı biçimde eşitsiz bir gelişme seyri izlemiş, bugün kurmakta olduğu halkçı demokratik yönetimle Rojava Kürt uluslaşmasının ve bölge halklarının mücadelesinin öncüsü haline gelmiştir.

Günümüz Kürdistan’ı bir bütün olarak düşünüldüğünde bir nevi ikili iktidar söz konusudur. Kuzey ve Batı Kürdistan’da (hatta Doğu Kürdistan dahil) PKK çizgisi belirleyici iken Güney Kürdistan’da Barzani çizgisi egemendir. İkinci çizgi burjuva önderliği, bölgedeki sömürgeci güçler ve dünya egemeni emperyalizmle uzlaşma ve işbirliğini temsil etmektedir. Kuşkusuz Güney çizgisi de Kürt uluslaşması bağlamı içerisinde olduğu için demokratik muhtevası vardır ancak bu bağımsız-halkçı bir çizgi olmadığı gibi Kürdistan’da ulusal devrimci çizginin gelişmesinin önündeki en büyük iç engeldir.

Diğer yandan PKK’nin temsil ettiği çizgi, “bağımsız ulus devlet” amaç ve programını güncel olarak açıkça reddetmesine karşın halkçı-emekçi sınıf karakterini korumakta, ulusal devrimci bir rol oynamaya, emperyalizmi ve sömürgeciliği geriletmeye, bölge halklarını yakınlaştırmaya ve yoldaşlaştırmaya çalışmakta, bu nitelikleriyle ulusal devrimci çizgiyi temsil etmektedir. Ulusal devrimci çizginin söz götürmez sonucu, kazanımı ve göstergesi Rojava Kürdistanı’nda gelişen demokratik halk iktidarıdır.

Bütün bu nedenlerledir ki, Rojava Devrimi ve demokratik halk iktidarı Güney Kürdistan’daki çıkarcı, gerici, uzlaşıcı ve işbirlikçi Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin devrimci demokratik alternatifidir. Güney yönetiminin Rojava Devrimi’ne düşmanlığı ve izlediği karşıdevrimci tasfiyeci çizgi anlaşılır ideolojik, sınıfsal ve siyasal bir gerçekliktir.

Fakat Rojava Devrimi’ni tecrit halde Suriye ya da tecrit halde Kürdistan bağlamı içerisinde aslına uygun biçimde anlamak ve açıklamak doğru da olanaklı da değildir. Rojava Devrimi aynı zamanda bölgesel devrimci durum ve bölge devriminin bir uzanımı ve hatta 2010 yılının sonunda harekete geçen bölge devriminin halihazirda en ileri kazanımıdır. Açığa çıkarttığı halkçı demokratik yönetim düzeniyle halklara yol göstermektedir.

Rojava Devrimi’nin Dinamikleri

Rojava, Lozan’da dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın en küçük parçasıdır. 20. yüzyıl boyunca Kuzey’deki ve Güney’deki isyancıların bir nevi cephe gerisi olmuştur. Sömürgeciliğe başkaldıran, ama yenilen ulusal özgürlük savaşçıları, başkaldırının önder ve kadroları Rojava’ya çekilmişlerdir. Rojava halkı onları misafir etmiş, yalnızca tuzunu, ekmeğini değil acılarını ve deneyimlerini de paylaşmıştır. Bu özelliğiyle Rojava, Kürt ulusal ayaklanmalarının deneyim ve bilgilerini birleştiren bir pota işlevine de sahip olmuştur.

300 binden fazla Kürt’ün vatandaş bile kabul edilmeyip kimliksiz yaşadığı Rojava’da, despotik Esat rejminin süregelen baskılarına karşı 2004 Mart’ında büyük bir öfke patlaması meydana gelmiştir. Kürt ve Arap futbol takımları arasındaki bir maçta çıkan kavga sonrasında Qamışlo’da başlayan isyan tüm Rojava’ya yayılmış, yoksul emekçi yığınlar despotik zorbalığın simgesi devlet kurumlarına saldırmış, 150 kişi yaşamını kaybederken yüzlerce insan yaralanmıştır. İsyan sonrasında Rojava’da ulusal bilincin uyanışı ve ulusal örgütlenme hız kazanmıştır.

Kuşkusuz, Rojava Devrimi’nin gelişiminde Kuzey’deki ulusal devrimci savaşın çok belirleyici etkileri olmuştur. Rojava Kürdistan son bir kaç on yıllık dönemde Kuzey Kürdistan’da gelişen ulusal devrimci mücadele ile yakın etkileşim içerisinde olmuş, Rojava gençliği ulusal devrimci savaşa yaygın biçimde katılmıştır. Rojava’da devrimci hazırlık, Esat despotizmine ve Arap sömürgeciliğine karşı mücadeleden çok, Kuzey’de Türk sömürgeciliğine karşı gelişen devrimci savaş içerisinde yürümüştür. Rojava, Kuzey’deki devrimci savaşın cephe gerilerinden birisi olurken, Kuzey’deki devrimci savaş, Rojava Devrimi’nin programatik ve ideolojik temeli, siyasal, örgütsel ve askeri hazırlık okulu olmuştur.

Rojava Devrimi, bölgede gelişen devrimci durum ve 2010 Aralık’ında Tunus’tan çıkan yangınla Doğu’ya doğru yayılan, Körfez ülkelerini girdabına alan, İran’da kendini hissettiren Suriye’yi sarsan, etkilerini Türkiye’de 2013 Haziran Ayaklanması’nda gösteren bölge devriminin devamı ve en ileri eseridir. Bölgesel devrim dalgası Tunus ve Mısır’da çağımızın firavunları, despotları tahtlarından alaşağı etmiş olmasına karşın halkçı demokratik iktidarlara yol açamamıştır. Bölge devriminin yayılma etkisiyle Suriye’de açığa çıkan kitle başkaldırısını Esat rejiminin şiddet kullanarak kanlı biçimde bastırma girişimi, emperyalistlerin ve bölgedeki Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi gerici, dinci-despotik ya da faşist rejimlerin muhalefeti silahlandırması ve yönlendirmesi biçimindeki müdahaleleri ile yüzbinlerce insanın yaşamına ve milyonlarca insanın göçüne malolan süre gelen gerici iç savaşın yolunu döşemiştir.

Bölgesel devrimci durum, her şeyden önce bölgedeki emperyalist egemenliğin ve düzenin, keza işbirlikçi despotik rejimlerin eskisi gibi sürdürülemez hale gelmesi demektir. Diğer yandan bölge halklarının 2010 Aralık’ında patlak veren başkaldırı dalgası, bölge halklarının artık eskisi gibi yönetilmek istemediklerini ve yönetilemeyeceklerini açıklıkla ortaya koymuştur. Bölge, belki de onlarca yıl sürecek bir ayaklanmalar (değişik biçim ve içeriğiyle), savaşlar ve devrimler dönemine girmiştir. Bölge devrimi, her şeyden önce Suriye halklarını despotik Esat rejimine karşı harekete geçirerek, diğer yandan gerici despotik diktatörlükler ile dünyanın emperyalist efendileri arasında açığa çıkarttığı (gerici iç savaş cepheleşmesine varan) derin çatlak ile Rojava Devrimi’nin yolunu açmıştır.

Bölge devriminin etkisiyle Suriye’de 2011 Mart’ında patlak veren halk hareketi ve toplumsal başkaldırı, kısa sürede silahlı mücadeleye dönüştü. Hızla yayılan ve sertleşen iç savaş nedeniyle zorlanan Esat rejiminin Rojava’daki kontrolü zayıfladı. Suriye halklarının toplumsal başkaldırısına katılan Rojava halkı, emperyalist müdahaleye karşı çıktı, gelişen iç savaşta Esat rejiminin yanında yer almadığı gibi varlığını ve haklarını kabule yanaşmayan emperyalistlerin ve bölgedeki gerici sömürgeci rejimlerin desteklediği ve kontrol ettiği muhalefetin saflarında Esat rejimine karşı savaşa da katılmadı. Bugün Rojava devriminde ete kemiğe bürünen “üçüncü yol” böyle şekillendi.

Dikkat ve imkanlarını savaş cephelerine yoğunlaştırmak zorunda kalan Esat rejimi, bunun yanı sıra Türkiye’nin askeri müdahale olasılığını zayıflatmak için de Rojava’daki güçlerini çekme ihtiyacı duydu. Bu gerçeklik kuşkusuz Kürt halkının Rojava’nın kontrolünü eline almasını kolaylaştırmıştır.

Suriye’de yayılan iç savaş koşulları altında savunma ve güvenlik Rojava halkının en acil, en yaşamsal ihtiyacı olarak öne çıkmıştır. Öncü güçlerin toplumsal başkaldırının patlak verdiği 2011’den itibaren halkın yaşamsal güvenlik sorununu yanıtlamak üzere geliştirdiği hazırlık temelinde 19 Temmuz 2012’de Kürt halkı, Kobanê’den başlayarak tüm Rojava’yı denetimine almış, bu nedenle Rojava Devrimi “19 Temmuz Devrimi” olarak anılır olmuştur.

Halkın Rojava’yı kontrolü altına almasının rejim güçleriyle çatışma içerisinde ve rejim güçlerini kuvvet kullanarak kovmak biçiminde gerçekleşmemiş olması, devrimi zerre kadar zedelemez. Anlamak isteyenler için Rojava Devrimi’nin özgün niteliklerinden sadece birisidir bu. Devrimci fırsatlar ve olanaklar yalnızca onları değerlendirebilecek olanlar için vardır. Rojava halkı tarihin önüne çıkardığı devrimci fırsatı değerlendirebilecek hazırlık ve siyasi olgunluğa sahip olduğunu söz götürmez biçimde göstermiş, 2000’lerin başından beri Rojavayê Kurdistanê’de örgütlenen PYD (Partiya Yekitiya Demokrat) Rojava halkının devrimci önderliği olarak gelişmiştir.

Demokratik Halk Yönetiminin Örgütlenmesi

Lenin, normal zamanlarda ortalama yaşamına devam eden yığınların devrimci dönemde hızla milyonlar halinde tarih sahnesine çıktığını ve görülmemiş düzeyde etkinleştiğini vurgular. Milyonlar yalnızca eskisi gibi yaşamını devam ettiremez hale gelmez aynı zamanda yaşamını değiştirmek ve yeni bir yaşam kurmak için harekete geçer. Halkı atomize ederek iradesizleştiren, felç eden, egemenlere rıza göstererek durumu kabullenmesini getiren kayıtsızlık cenderesi parçalanır. Emekçi milyonların duygu ve düşüncelerini prangaya vuran zincirler kırılır, muazzam bir özgürleşme gelişir. Özgürleşme, yığınların yaratıcı enerjisinde patlamalar meydana getirir, milyonların özneleşmesi ve iradeleşmesi görülmemiş bir hızla ve sıçramalı biçimde ilerler, elle tutulur bir hal alır. Bu Paris’te Komün’dür, Petersburg’da Sovyetler’dir, Rojava’da komünler ve meclisler. Emekçi sömürülen milyonlar, çalışan halk değişik coğrafyalarda ve farklı tarihsel bağlamlarda yaratılmış, sınanmış kendilerini iradeleştirecek sade, basit ama bir o kadar sağlam örgütsel formlar-araçları kendi deneyimleriyle yeniden ve yeniden keşfederler.

Oluşan elverişli tarihsel ve siyasal koşullara karşın Rojava’da halk, 19 Temmuz Devrimi’yle birlikte hemen ve doğrudan halk iktidarını örgütleyememiş, devriminin öncüsü PYD ve YPG’yi, TEV-DEM’i (Demokratik Toplum Hareketi) bir nevi sınamıştır. Rojava Devrimi, özellikle Türkiye ve diğer gerici bölge devletleri tarafından desteklenen El Kaide’ye bağlı El Nusra çetelerinin halka diz çöktürüp köleleştirmeyi amaçlayan gerici, halk düşmanı saldırılarına karşı halkın can güvenliğini koruma, köy ve kentleri savunma savaşı içerisinde ilerlemiştir. Eski rejimin ve günlük yaşam düzeninin tasfiye olduğu, karşıdevrimci kuşatma altındaki Rojava’da ekmek başta gelmek üzere temel gıda maddelerinin tedariki ve halka ulaştırılması bile büyük, hemen ve derhal çözüm isteyen sorunlar olarak öne çıkmıştır. PYD ve YPG’nin halkın en hayati sorunlarına çözüm gücü olmak kadar, Kürt halkı ve Rojava’da yaşayan diğer ulusal ve inançsal topluluklarla ilişkilenişi, hakeza metanet ve dirayetle uyguladığı bağımsız devrimci yol (üçüncü yol) siyaseti ve Rojavalı diğer siyasi grup ve partilerle ilişkilenişi de, Kürt halkına ve diğer halklara güven vermiştir.

PYD’nin önderliği altında değişik parti ve örgütlerin katılımıyla kurulan TEV-DEM, bu süreçte belirleyici devrimci demokratik bir rol oynamıştır.

Köyler ve mahallelerden başlayarak savunma ve asayişten, ekmek üretimi ve dağıtımının örgütlenmesinden, yakıt ve sağlık sorununa değin halkın temel sorun ve taleplerinin yanıtlanmasında, komünler ve komitelerin örgütlenmesi düzenleyici ve çözücü rol oynarken, halkın öncüsüne ve kendisine güveninin hızla gelişimiyle 2013 yılında Halk Meclislerinin (Mala Gel) inşası yolundan Rojava halklarının demokratik yönetimini geliştirmiş ve 2014’de Cizîrê Kantonu, Kobanê ve Efrîn Kantonu ilan edilerek özerk demokratik halkçı yönetim, Rojava Halk Meclisi kurulmuştur.

Rojava Devrimi’nin ve halkların demokratik yönetiminin inşasının ayırıcı bir özelliği ve büyük başarılarından biri, bölgedeki tarihsel-kültürel ulusal ve inançsal farklılıkların halklar arasında çatışma ve boğazlaşma nedeni olmasını aşma yeteneğindedir. Rojava Devrimi, emperyalizmin ve egemen sınıfların “böl ve yönet” yöntemini yenilgiye uğratmıştır. Halkçı demokratik yönetimin bu yeteneği tutarlı demokratik niteliğinden kaynaklanır. Devrime önderlik eden PYD, bütün ulusal ve inançsal toplulukların varlığını kabul etmekte ve tam hak eşitliliğini, yönetime katılmaları dahil her alanda demokratik tutarlılıkla uygulamakta, farklı ulusal ve inançsal topluluklardan halkların güvenini ve birliğini, devrimci demokratik işbirliğini kurmaktadır.

Rojava Kürdistan’ın toplumsal sözleşmesi halkçı demokratik idealini açıklıkla ilan etmektedir:

“Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri, Keldani ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.” Değişik uluslar, ulusal topluluklar, farklı inanç toplulukları... Halklar bir arada, birlikte özgür ve eşit olarak yaşayabilirler, kendilerini yönetebilirler. Denilebilir ki bu, Rojava Devrimi’nin tutarlı demokratlık manifestosudur.

Tutarlı demokratlığı Rojava Devrimi’nin karakteristik geçekliğidir. Devrimin evrensel karakteri tam da bu yalın gerçeklikte verilidir. Rojava Kürdistan’dır ve Kürt halkı çoğunluktur, ama devrimin Rojava halklarının özgür ve eşit birlikte yaşamasını güvenceleyen tam hak eşitliği ilkesi, egemen-hakim ulus olma milliyetçiliğiyle de ilkel ezilen ulus milliyetçiliğiyle de net ve kesin bir sınır çizmekte, evrensel karakterini çarpıcı biçimde açığa çıkartmaktadır.

Rojava Devrimi Kürt uluslaşmasının kilometre taşlarından biri olmasına karşın milliyetçi değil halkçı demokratiktir. Burjuva milliyetçiliği ile arasına çizdiği sınır aynı zamanda Rojava Devrimi’nin enternasyonalist karakterini yansıtır, vurgular. Bölgesel bir karakter taşıyan Kürt ulusal sorunu Rojava’da bölge devrimi tarafından ileriye, tarih sahnesine itildiği kadar, bölge devriminin gelişim ihtiyaçlarına yanıt olmakta, bölge devri-minin gelişim güzergahını aydınlatmaktadır.

Rojava Devrimi’nin demokratik niteliğinin derinliği, hiç kuşkusuz onun kadın devrimi karakterinde çok güçlü biçimde açığa çıkar. Tarihin tanık olduğu demokratik ve sosyalist devrimler ya da her ikisinin değişik bileşimlerde iç içe geçtiği örneklerin hiç birinde tarih böylesine güçlü kadın devrimi karakterine tanıklık etmemiştir. Sovyet devrimi daha ilk anda kadın ve erkeğin tam hak eşitliğini ilan etti ve yasal güvenceye aldı. Proletarya devriminin kadın devrimi yolunda muazzam bir devrimci hamlesiydi bu. Rojava Devrimi kuşkusuz bir proletarya devrimi değildir, ama açığa çıkardığı kadın devrimi karakteriyle proletarya devrimlerini aşar, çığır açar. Rojava Devrimi aynı zamanda Kadın Devrimi olarak gelişmekte ve örnek teşkil etmektedir. Devrim, kadın ve erkeğin yasa karşısında tam hak eşitliğinin ötesine geçer, ezilen cinsin etkinliği için “eşbaşkanlık” gibi önlemler alır. Rojava devriminin %40 kadın kotası yönetimde eşit temsiliyeti sağlayamaz, ama eşit temsiliyet yolunda bütün zamanların demokratik ve sosyalist devrimlerinden daha ileri bir devrimci demokratik önlem ve hamledir. Kadınlar toplumsal ve siyasal yaşamda, yönetimde, diplomasi, savunma ve asayiş dahil her alanda kendilerini ortaya koymakta toplumsal cinsiyet ayrımı ve bölünmesine karşı mücadeleyi yükseltmektedirler. Bu; yeni insana, yeni bir topluma giden gerçek devrimci bir yoldur.

Rojava Devrimi kuşkusuz sosyalist bir devrim değildir. Bu, Rojava Devrimi’nin değerini azaltmadığı gibi ona yöneltilebilecek bir eleştiri de olamaz. Devrim yarattığı komünler-meclisler yönetim yapısıyla alelade bir parlamenter yönetimden tamamen farklı olarak işçileri, emekçileri, yoksulları, kadınları, gençleri “sıradan halkı” yönetime sürekli tarzda katmakta, halkın inisiyatif ve yaratıcılığını esas almaktadır. Komün, sovyetler, meclisler, şuralar vb. ile aynı ilkesel halkçı temele sahiptir. Kuramsal ve ilkesel olarak bakıldığında yönetim sınıf karakteri bakımından küçük burjuva halkçı niteliktedir. İçerisinde, yapısal olarak sınıfsal farklılıkları ve çelişkileri barındırmaktadır. Kapitalist ilişkilerin gelişmekte olduğu, despotik Arap sömürgeciliği altında ezilen, feodal ilişkilerin sosyal ve kültürel yaşamda güçlü bir biçimde varlığını sürdürdüğü, emek sermaye çelişkisinin emekleme aşamasında olduğu Rojava’da, zaten devrimin hemen ve doğrudan sosyalist bir devrim olarak gelişmesi beklenemezdi. Ama diğer yandan Rojava Devrimi’nin güçlü sosyalist etkiler taşıdığı da inkar edilemez bir gerçekliktir.

Rojava Devrimi Karşıdevrimci Kuşatma Altında

Devrim ve savaş, Ortadoğu’nun en temel gerçekleri. Dahası bölgemiz bir devrimler ve savaşlar döneminden geçiyor. Bölgesel devrimci durum ve halk ayaklanmaları, diktatörleri tahtlarından alaşağı ederek bürokratik despotik diktatörlükleri ve bölgedeki emperyalist düzeni temellerinden sarstı. Bölge devriminin fay hatlarının harekete geçtiği 2010 Aralık’ı öncesine dönmek artık olanaklı değil. Bu, öyle derin ve şiddetli bir deprem ki Birinci Dünya Savaşı’ndan sonrası Lozan’da çizilen sınırlar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan bölgesel düzen dikiş tutmuyor. Dünyanın ve bölgenin efendileri çaresiz, hiç bir çözüm, hiç bir çıkış geliştiremiyorlar. Burjuva emperyalist çözüm denebilecek “pozitif” bir programları yok, durumu seyrediyor “meyvenin olgunlaşmasını” bekliyor, her halükarda karlı çıkmanın hesaplarını ve planlarını yapıyorlar.

Aralarındaki farklara karşı emperyalistlerin ve sömürgeci gerici bölge devletlerinin Cenevre görüşmelerinde Rojava Devrimi’nin temsil edilmemesinde görüş birliği içerisinde olmaları, bölgenin ve dünyanın egemenlerinin Rojava Devrimi’nden duydukları huzursuzluğu yansıtıyordu. Bölge halklarına dayattığı felaket ve yıkımın, kan ve gözyaşının alternatifini ortaya koyan Rojava Devrimi, besbelli ki, haydutların “sinir uçlarına” dokunuyor. Cenevre’de sözde Suriye muhalefeti içerisinde Rojava özerk yönetimini eritmek, dünyanın efendilerinin ve bölgenin egemenlerinin karşıdevrimci planı olarak deşifre oldu. Rojava Devrimi emperyalist tehdit altında olduğunu bir an olsun unutamaz.

Başlangıçta El Nusra ve daha sonra IŞİD-İD karşıdevrimci saldırganlığı kuşkusuz Rojava Devrimi’ne kast eden en yakın tehlikeler. Dünyanın ve bölgenin egemenleri devrimi boğmak için karşıdevrimci etkinliklerini onlar üzerinden de yürütüyorlar. Rojava Devrimi söz konusu olduğunda IŞİD-İD, bölgede karşıdevrimin vurucu gücü ve tetikçisi durumunda. Bölge halklarına karşı emperyalist haydutların ve bölgenin egemenlerinin kıyıcı yöntemini bir haydutlar güruhu gibi en vahşi biçimlerde uyguluyorlar. Emperyalist haydutlar ve bölgenin işbirlikçi egemen sömürgeci güçleri halkları en modern silahlarıyla, kitlesel ölümler ve savaşla, yıkıp mahvederek boyun eğdirmek ve teslim almak istiyorlardı. IŞİD-İD güçsüze, zayıfa, mazluma saldırarak, en vahşi yöntemlerle katlederek yapmaya çalışıyor. Tıpkı emperyalistler gibi onun da “pozitif” bir programı yoktur, gittiği her yere kan ve yıkım götürüyor. Emperyalist haydutlar ve IŞİD-İD, bölgede kaosun, karşıdevrimci yıkıcılığın iki yüzünden başka bir şey değildir. Düzen kendini kaos içinde üretmeye ve sürdürmeye çalışıyor.

IŞİD-İD, emperyalist haydutlar ve bölgedeki işbirlikçi güç odakları arasındaki çelişkilerden, Irak ve Suriye’de değişen güç dengeleri ve oluşan boşluklardan yararlanarak, Irak’ta Sünni aristokrasi ve burjuvazisiyle geliştirdiği çıkar ilişkileri ve Irak’ta Sünni aşiretlerle kurduğu ittifaka dayanarak Sünni halktan destek alma temelinde var olmaya çalışıyor. IŞİD çeteleri, Irak ve Suriye’de Sünni halkın birikmiş öfkesinin adresi olma stratejisi izliyor. Bunlar, onun bağımsız bir yapı olduğu anlamına gelmiyor. IŞİD-İD’nin kontrol ettiği alanlar için de bölge için de alternatif kurucu bir programı yok. IŞİD’ın önünü ve yolunu emperyalist haydutlar açtı. Suriye’de Esat rejimi karşıtı işbirlikçi muhalefeti silahlandıran emperyalistler, Kuveyt ve Suudi işbirlikçileri, AKP-Erdoğan iktidarı El Nusra ve IŞİD çetelerinin sponsorlarıdır. Daha temelde El Kaide, El Nusra, IŞİD vb. örgütler, ABD emperyalizmi, batı bloku ve Nato’nun sosyalist kampı kuşatma yeşil kuşak stratejisinin yan ürünleridir. IŞİD-İD’nin halk düşmanı katliamcı istilacılığında “Sünni Devrimi” gören İslamcı Türk burjuva çevreler kuşkusuz IŞİD’in ideolojik, siyasi ve teknik destekçileri arasında yer alıyorlar. IŞİD katliamlarında AKP-Erdoğan hükümetinin sorumluluğu ve suçları büyüktür. Rojava Devrimi ve Kürt ulusal özgürlük hareketi ile El Nusra ve IŞİD üzerinden hesaplaşma çizgisi, neo-Osmanlıcı İslam-Türk sentezi çizgisindeki AKP-Erdoğan iktidarının Ortadoğu’da oynadığı bölgesel karşıdevrimci rolün bir boyutunu sergilemektedir. IŞİD-İD Rojava Devrimi’ne karşı emperyalist haydutlar ve işbirlikçi bölgesel güçlerin çıkarları için, eski düzenin egemen sınıflarının çıkarları ve eski düzen için savaşıyor.

Suriye’de işbirlikçi muhalefet ile Esat diktatörlüğü arasında süren iç savaşın kazanan tarafının sıranın Rojava’ya geldiğini düşünmesi, tahmin edilebilir çok muhtemel karşıdevrimci bir durumdur ve Rojava Devrimi’nin önündeki somut tehlikelerden birisi de budur. Diğer yandan yukarıda işaret edildiği gibi, KDP ve Kürt Bölge Yönetimi Kürdistan bağlamında işbirlikçi Kürt hakim sınıflarının karşıdevrimci çizgisini temsil etmekte, Rojava Devrimi’ni ve halkçı yönetimi tehdit olarak algılamakta, baştan itibaren Rojava Devrimi’ni Türkiye ile karşıdevrimci işbirliği içinde kuşatmakta, Rojava halkını boyun eğmeye zorlamaktadır.

Rojava Devrimi ve açığa çıkarttığı halk yönetimi, mevcut gelişim ve olgunlaşma düzeyinde bölge derviminin en ileri kazanımı, en görkemli eseridir. Halk, halklar eşitlik temelinde birleşerek özgürleşebilir, kendi kendilerini yönetebilirler. Günümüz tarihi ve siyasal koşulları altında büyüyen bölgesel devrim imkanları anlaşılmaksızın devrimci bir strateji geliştirmek, tarihin çağırısına yanıt olmak olanaklı değildir. Bölgede halkların devrimci başkaldırılarının hazırlanmasında, işçi sınıfının, kır ve kent yoksullarının sosyalist örgütlenmesinin gelişmesinde, bölge halklarını, işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin emperyalistlere ve işbirlikçi despotik, gerici, faşist iktidarlara karşı cepheleştirilmesi için Marksist Leninist komünistler devrimci sorumlulukları bilinciyle enternasyonalist adanmış devrimciler olarak kendilerini sakınımsız ortaya koyacaklardır.

Rojava Devrimi’ni savunmak, Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimini örgütlemekten, bölgedeki devrimci durumun derinleşmesi ve olgunlaşması, bölge halklarının kurtuluşu için çalışmaktan başka bir şey değildir. Rojava Devrimi’yle ilişkileniş günümüzde devrimciliğin mihenk taşlarından biridir. Rojava’da kazanacak olan da yenilecek olan da biziz, devrimciler, işçi sınıfı ve halklardır. Kaderimiz Rojava Devrimi’nin kaderiyle bir ve aynıdır. Rojava, bizim devrimimizdir.

Rojava Devrimi’nin Geleceği

Rojava Devrimi’nin geleceği, gelişim seyri söz konusu olduğunda, Lenin’in Moğolistan Halk Cumhuriyeti’ne ilişkin yaklaşımını hatırlamalıyız. “Çoban bir halk” olan Moğolistan’da hemen ve doğrudan sosyalist devrimin imkansızlığını gören Lenin, Moğolistan devrimcilerine “sovyetler yolu”ndan ilerlenmesini önermişti. Bugün, Rojava’da da hemen ve doğrudan sosyalist bir programın uygulanması olanaklı değildir.

Özellikle iktisadi yaşamda hemen ve derhal uygulanabilecek ancak bir geçiş programı olabilir ki zaten olan da budur. Lenin’in Moğolistan için önerdiği gibi, halk yönetiminin meclisler, komünler tarzında örgütlenmesi, Rojava Devrimi’nin gelişim yoludur. Halkların sovyetik örgütlenmesi işçilerin, emekçilerin, yoksulların, çalışan halkın mülk sahiplerine ve üretim araçlarının sahipliğini ellerinde tutan kapitalistlere karşı sömürüyü ortadan kaldırma mücadelesini zafere götürmelerinin en elverişli araçlarıdır. Sınıf bilinçli işçiler, emekçiler, yoksullar meclisler, komünler, komiteler içerisinde “günü geldiğinde” sosyalist önlemleri enerjik biçimde alacaklardır. Devrimin geleceği ve kaderi, halk meclislerinin, komünler ve komitelerin etkin ve canlı kalmasına, devrimin sürekliliğine bağlıdır. Halkta kayıtsızlığın gelişmesi -ki bu, halkın yönetimden uzaklaştırılması, yönetimin halka yabancılaşması anlamına gelir- devrimin kurumaya başlaması ve karşıdevrimci iç ve dış tehditler karşısında devrimin silahsızlanması demektir.

Meclisler ve komünler biçimindeki halklar yönetimini, içeride palazlanacak burjuvaziden ve dışarıdan uluslararası burjuvaziden gelecek alelade bir parlamenter yönetime dönüştürme talep ve basıncına karşı olduğu kadar bizzat halk yönetiminde meydana gelecek bürokratik yabancılaşmaya karşı halkların kazanımlarına dayanmak, sınıf savaşımını geliştirmek, Rojava’da komünist politikanın öncelikleridir. Rojava’da komünist politika kuşkusuz, işçiler ve yarı proleterleri, kır ve kent yoksullarını, kadınları ve gençliği, Rojava halklarını var gücüyle sosyalizmle aydınlatıp birleştirerek bağımsız sınıf örgütlenmesini geliştirme, devrimin kesintisizliği yolundan sosyalizme ilerlemeye bağlıdır. Halk iktidarının iktisadi temellerini güçlendirecek ulusallaştırma ve toplumsallaştırma önlemleri geçiş programının gelişim yönünü işaret ettiği kadar, devrimin kesintisiz biçimde sosyalizme ilerlemesini de hazırlar.

Devrimin sürekliliği her şeyden önce halkta kayıtsızlık ve yabancılaşmanın gelişmesini ve keza yönetimde bürokratizmin gelişmesini önlemeye, halkın yönetime katılımının belirleyiciliğini süreklileştirmeye dayanabilir. Devrimci deneyimler, bürokrasinin gelişmesi ve yetkinin bürokrasinin elinde toplanmasının halkta kayıtsızlık yaratan temel etken olduğunu göstermektedir. Halkın bürokrasiye hükmetmesi, yetkinin halk iktidarı organlarında toplanması, halkın yönetime ve iktisadi inşaya katılımının canlılığının korunması ve tahkim edilmesi, her alanda eleştiri ve tartışma özgürlüğünün geliştirilmesine, sarsılmaz biçimde yerleştirilerek kurumsallaştırılmasına bağlıdır.

Rojava Devrimi’nin kaderi bölge devrimi ve dünya devrimiyle bağlıdır. Ancak kuşkusuz, başta Kuzey gelmek üzere Kürdistan’ın diğer parçalarında devrimin gelişimi Rojava Devrimi’nin gelişimi ve kaderinde özel ve belirleyici bir yere sahiptir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn