Sayı 9 / Ocak-Şubat 2013

AKP 2011-12’deki şiddetlendirdiği kirli savaşından sonra Öcalan’la görüşmeleri başlattı. Görüşme başlatılırken, müzakereye geçilsin talebi de Kürtler tarafından haklı ve doğru olarak dile getiriliyor.

Bilindiği gibi 2009-11 dönemi de İmralı-Kandil-Oslo görüşmeleri evresiydi. Hatta öyle ki, AKP başlangıçta “açılım” diyerek, önemli beklentiler yaratarak, işe koyulmuş ama 2011 Haziran seçimlerinde masayı devirerek Sri Lankavari bütünlüklü imha saldırısına geçmişti.

AKP iktidarının imha saldırısından yeniden görüşmelere geçişini zorlayan etkenler oluştu.

Halk Gerçeği dergisinin 21. ve 22. Sayıları ile Yürüyüş dergisinin 322. ve 323. sayılarında “Halk ve Vatan Sevgisi: Enternasyonalizm ve Sol” başlıklı bir dizi-yazı yayınlandı. Söz konusu yazı Türkiye emekçi sol hareketinin bir bölüğüne sirayet etmiş olan Türk sosyal şovenizminin hangi yönde derinleşmekte olduğunu göstermesi bakımından dikkate değer.

Yazıyı okuyan kişi tartışma konusu edilen “ülke”nin neresi olduğunu zaman zaman kavramakta zorlanabilir. Herhalde bir Hollandalı ya da Meksikalı “Enternasyonal ve Sol” başlıklı bir makale kaleme alsa konu bağlamında Kürt ulusal mücadelesine yer verirdi. Görmedim, duymadım, bilmiyorum “enternasyonalizmi” böyle bir şey olsa gerek. Enternasyonalizm doğru değil, sosyal şovenizm batağına doğru bir yürüyüş bu.

“ABD emperyalizmi Türkiye’yi bölmek istiyor!”

Bu dogma, MHP’den İP’e, hatta bazı sol örgütlerin tabanına değin yaygın. Bazı örneklerini verelim.

TKP, Türkiye’nin emperyalist AB’ne girmesine karşı çıkarken, emperyalizme karşı mücadelenin özel önem taşıdığı koşullardan geçildiğini tespit edip Yurtsever Cephe’yi öncelikli görev alırken, emperyalistlerin Kürtlerin ayrılığını destekleyip Türkiye’yi parçalamak politikası güttüğüne inanıyordu:

“Türkiye işçi sınıfı... Kürt ve Türk halkının birbirinden koparılmasına, Türkiye’nin emperyalist projeler doğrultusunda parçalanmasının gündemde tutulmasına karşı koymadan işsizlik, yoksulluk, özelleştirme, sendikasızlaştırma gibi başlıklarda söz sahibi olamayacaktır.” (TKP 8. Kongre Raporu, 2006)

Kapitalist sistemdeki anlamıyla Kentsel Dönüşüm, kent alanlarının, kent rantının yeniden paylaşımı ve yapılandırılmasıdır. Uluslararası sermayenin doğrudan projelerinin bir parçasıdır. Toplumsal ve siyasal yaşamın diğer alanlarında yürütülen yeniden yapılandırma politikalarının bir unsurudur. Temel amaçlarından biri sermaye birikiminde tıkanıklıkları açmakken bir diğeri inşaat sektörünün ekonomideki dönemsel lokomotif rolündeki devamlılığı sağlamaktır.

Giriş

Bu yazı, unutulmuş bir mirası anımsatmak için yazıldı. 20. yüzyılın ilk yarısında milyonları harekete geçiren işçi spor hareketinin deneyimini anımsatmak istiyoruz. Sporun sınıflar üstü gösterildiği günler, giderek geride kalıyor. Burjuva spor kulüpleri içinde yoksul gençlerin oluşturduğu sol/emekçi taraftar grupları beliriyor.

Koalisyon içinde en örgütlü ve en güçlü taraf olarak kabul edilen Gülen Cemaati ile AKP arasında zaman zaman görüş ve tavır ayrılıkları çıkıyor. Örneğin Mavi Marmara eylemine ve İsrail’e karşı Erdoğan’ın lafta kalan sert çıkışlarına Cemaat hoş bakmamıştı. Son olarak T. Erdoğan’ın emrinde bulunan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sorgulanmak istenmesi, bu çatışmayı daha da keskinleştirdi. Şu günlerde Özel Yetkili Mahkemeler ve Özel Yetkili Savcılar iki taraf arasında tartışma konusu. Bizzat AKP tarafından oluşturulan bu kurumlar şimdi aynı parti tarafından “devlet içinde devlet” olmakla suçlanıyorlar.

Aleviliğe ve demokratik Alevi hareketinin (DAH) taleplerine dair güncel tartışmalar önemli bir eşiğe işaret ediyor. Bilhassa cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesine dair mücadeleler ve devletin tutumunu yansıtan gelişmeler bir eşiğe dayanmış görünüyor.

Devletin cemevlerine karşı tutumu Diyanet’in “İslamiyetin tek ibadet yeri camidir; Aleviler de Müslümandır, o halde Alevilerin tek ibadet yeri camidir; cemevleri ibadethane değildir” biçiminde özetlenen fetvasına dayanıyor.

Kemalist rejimin Cumhuriyet Tarihi, Kürtlere, Rumlara, Lazlara vb. azınlıklara karşı, kirli savaş, soykırım, sürgün ve asimilasyon tarihi olarak şekillenmiştir. Sömürgeci diktatörlüğün resmi tarihi, “iç düşman” olarak belirlenen halklara karşı yürütülen ‘tedip ve tenkil’in adıdır.

1. Paylaşım Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı devletinin yıkıntıları içinden yeni bir devlet doğmuştu. Kazanan emperyalist devletlerin dayatmalarına ve işgalci güçlere karşı Türklerin, Kürtlerin, Çerkeslerin, Lazların direnen kesimleri ittifak kurmuştu. Kürtlerin, ulusal-kültürel haklarının teminat altına alındığı bir ittifaktı bu.

Sınıf mücadeleleri tarihin motorudur. Aynı zamanda mücadele araç ve biçimlerinin de ortaya çıktığı-yaratıldığı tarihtir. Doğada ve toplumda her şey gelişip değişikliğe uğradığına göre. Ezilenlerin ezenlere karşı yürüttüğü mücadelede başvurduğu araç ve biçimler de sınıf savaşımlarının ihtiyacına göre değişir ve yenilenerek, gelişirler. Hangi araç ve biçimlerin, nerede, ne zaman -dolaylı/dolaysız- ihtiyaç olacağını belirleyecek olan devrimle karşı devrim arasındaki çelişki ve mücadelenin geldiği düzey ve devrimci-ilerici kitle hareketinin içinde bulunduğu somut durumdur. Bu ihtiyaçtan dolayıdır ki, ilerici, devrimci ve komünist politik özneler, sınıfsal ve ulusal demokratik mücadelenin gelişmesine kısa ve uzun vadede dolaysız-dolaylı hizmet edecek olan, değişik mücadele ve örgüt biçimlerine başvurmaktan kaçınmazlar.