Mali-Ekonomik Kriz, İşçi Sınıfı Ve Komünistler

Mali ve ekonomik kriz geniş kitlelere de aşikar oldu. Konkordato ilan eden, iflasını açıklayan şirketler yüzlerle sayılmakta. İnşaat ve bağlı sektörler adeta taş kesilmiş durumda. Otomobil satışları hızla düşüyor. Borç çarkı bir giyotine dönüşüyor. Yeni sermaye yatırımları gündemden çıkmış durumda. Yıllık enflasyon, sarayın öngörüleriyle alay edecek bir artış oranına koşuyor. Üretime geçici ara verme örnekleri artıyor. İşçilerin ve emekçilerin yaşam koşulları dünden daha kötü. Daha da kötüleşecek. İşten çıkarmalar başladı. Önümüzdeki aylarda katlanarak artacak. Kronik kitlesel işsizlik büyüyecek. Zenginlerin bir kısmı iflas ederken, bir kısmı ise daha fazla zenginleşecek, yoksullar ise bir bütün olarak daha fazla yoksullaşacak.

Tüm bunlara karşın, kapitalist düzenin faşist şefine ve çoğunluğu politik islamcı medyada mevzilenmiş saray soytarılarına sorarsanız, aslında “memlekette” mali kriz de, ekonomik kriz de yok ve olmayacak. Türkiye’nin öz dinamikleri ve gelişimi muhteşemdir. Türkiye’yi çekemeyen dış güçler ekonomi dışı etkenlerle provokasyona, siyasi bir saldırıya giriştiler, fakat bu önlendi. Durum iyidir. 2019 göstergeleri gelişen, büyüyen Türkiye’yi yansıtacaktır, “yeni ekonomi programı” büyük bir atılımı başlatacaktır vb!

Gerçeğe bakarsanız, durum günümüzdeki gibi aşikar olmadan çok daha önce, ekonomik krize dair alametler çoğaldığı için, diktatör, şeflik onayı referandumunu ve genel seçimleri öne almış, o durumda bile dört elle olağanüstü hale sarılmış, seçim hileleri için ihtiyaç duyduğu tüm koşulları hazırlamıştı.

Faşist şef, saray hükümeti ve akp, mali ve ekonomik krize egemenler açısından müdahalede bulunuyor, kapitalist düzenin, tekellerin ve faşist rejimin korunup kollanması için önlemler alıyor, gelişmelere bağlı olarak bunları yeniliyor veya tahkim ediyor. Mali-ekonomik krizin yol açacağı toplumsal sonuçların diktatörlüğe ve tekçi devlete yönelecek bir öfkeye dönüşmemesi için, saray polisini, sermaye ordusunu hazır tutuyor, faşist devlet terörünü aralıksız sürdürüyor, yalana dayalı faşist psikolojik savaş makinasını hiç ara vermeden çalıştırıyor.

Şovenizme benzin dökmeye devam ederken, bir yandan da günlük yaşamda dinle bağı görece sıkı yoksulların, geçmişteki laiklik uygulamasına tepkisini, Erdoğan ve akp yıkılırsa “eskinin geri geleceği” korkusunu sistematik olarak körüklüyor, anti-abd’ci, anti-ab’ci, anti-israil’ci demagojik kabadayılıklarla yoksul Müslüman emekçilerin ezilen, aşağılanan konumda olmaya duydukları tepkiyi saraya, devlete desteğe dönüştürüyor.

Rektör, dekan vb. ünvanlı üniversite bürokratları, saray akademisyenleri, din bezirganı diyanet, saray imamları, anket firması patronları, sarayın hizmetine girmiş yaşlı, yeteneksiz veya tüccar sanatçı takımı, politik islamcı medyaya “güvenlik uzmanı” maskesiyle çöreklenmiş eski kelle ve kulak avcıları, kontrgerillacılar, “köşe yazarı”, “yorumcu” ünvanlı saray propagandistleri, bu çarkın dönmesi için üzerlerine düşeni yapıyorlar. Karşılığında, mali, ticari, sosyal ayrıcalık, destek ve ödüllere boğuluyorlar. Bu cenah için, “inanç karın doyurmaz”, “aç ayı oynamaz”, komşusu açken tok yatanın bizden olmadığı düşüncesi kulağa hoş gelse de insan tabiatına uygun düşmez. Dünyanın da bir cenneti, bir cehennemi olmak zorundadır. Cennet zenginlere, cehennem yoksullaradır. O nedenle, işçilerin, emekçilerin, fakirlerin, işsizlerin yaşam koşullarına bakıp “popülizm” yapılamaz. En sert kararlar acımasızca uygulanmalıdır.

Ne var ki, sarayın propaganda makinasının, illüzyonistlerinin, faşist devlet terörünün etkisi bir yere, bir sınıra kadardır. Çünkü, ekonomik ve mali krizin kimi toplumsal sonuçları, örneğin işten atılmalar, ücretlerdeki fiili düşüş, çalışma koşullarının ağırlaşması, yoksullaşma, kent ve kır küçük burjuvazisini saracak iflas dalgası, işçi ve emekçilerin yaşam giderleri çerçevesinde mecbur kaldıkları borçlanmanın yarattığı krizler, iş bulamama ve açlık, demagojiyle, yalanla, faşist terörle ortadan kaldırılamaz. Bu toplumsal sonuçlar karşısında kopan öfkeli çığlık, sayılan araçlarla tümden bastırılamaz.

Krizle Oluşacak Yeni Koşullar Ve İşçi Sınıfı

Emekçi sınıf ve tabakalar içinde mali ve ekonomik krizin toplumsal sonuçlarıyla ilk karşılaşacak ve örgütlü itiraz, örgütlü ret konusunda nesnel olarak en avantajlı konumdaki gücün işçi sınıfı olduğu aşikar. Bir bakıma, işçi sınıfının kayıtsız kalamayacağı, kaçınamayacağı bir kavga bu. Onun irili ufaklı kimi parçalarının en zorunlu ve asgari günlük çıkarlarına ihanet edip suskun kalması veya ihaneti en dip sınırlara vardırıp faşist şeflik rejimiyle, kapitalist tekellerle işbirliğine girişmesi elbette olasılıklar arasında. Ne var ki, sınıf adına söylenecek, sınıf tavrı olarak yükselecek söz, direnişler ve mücadeleler dışında meşruiyet kazanamaz.

Mevcut koşullarda, mücadelenin önündeki engeller içinde belirleyici içsel etken, işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Emperyalizmin küreselleşme evresindeki kapitalizmin, taşeronluk sistemi, esnek-güvencesiz çalışma, kronik kitlesel işsizlik, sermayenin işgücünün yağmalanacağı alanlara engelsiz konumlanma olanakları gibi özellikleri, ücret sendikacılığını etkisizleştirmek, pasif savunmaya itmek ve daraltmakla kalmadı, sendikal örgütlenmeyi genel olarak darbeledi, yasal düzenlemelerden daha kolay etkilenen bir konuma itti. Ayrı ayrı devletler bakımından, bu gelişmenin hızını, çapını farklılaştıran özgün etkenleri bir yana bırakırsak, tüm kapitalist devletlerde işçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin, sendikaların sürükleyicilik ve sonuç alma yeteneklerinin korkunç biçimde zayıflaması, dönemin egemen gerçeğidir. Türkiye ve Bakur Kürdistan’da sendikalı işçi oranının, toplam işçilerin yüzde onluk kesimiyle sınırlı olduğu biliniyor. Bu sendikaların önemli bir kısmının, bırakalım politik reformcu talepleri, işçi sınıfının gündelik iktisadi talepleri karşısında bile sermayenin ve diktatörlüğün eğilimlerini, isteklerini önde tuttukları uzun yıllardır gözler önünde. Birer patron uşağı, kapitalizmin avukatı olan saray sendikacıları bunun başını çekiyor.

İşçi sınıfı ile kitlesel mesleki örgütleri arasında oluşmuş derin güvensizlik ise ikinci etken. İşçiler, direniş veya grev halinde, sendikadan yeterli desteği alacaklarına, sendikanın direnişi başarıya ulaştıracak bir kararlılıkla hareket edeceğine emin değiller. Ücret sendikacılığını tutarlı tarzda yürütmek isteyen sendikacılar ise, işçilerin gerekli kararlılığı, özveriyi, militanlığı sergileyeceğine kuşku duyuyorlar.

Genel grevin ve hak grevinin yasak olması, var olduğu kadarıyla grev, direniş gibi demokratik hakların faşist yasalarla biçimsel hale getirilmesi, işlevsiz kılınması, işçilerin birlik, mücadele ve dayanışmasının önüne faşist yasaklardan oluşan duvarların örülmesi, işçi sınıfının geniş kesimlerini pasifize eden üçüncü etken.

Diktatörlük ve sermaye, emekçilerin, yoksulların, mali-ekonomik krizin toplumsal sonuçlarına karşı mücadelesinin öncülüğünü yapma güç ve yeteneğindeki işçi sınıfının vurgulanan ve anılmayan tüm dezavantajlarından son sınırına değin yararlanmaya çalışacaktır.

Tüm bunlara karşın, işçiler, işten atma ve hak gaspları başta olmak üzere, mali ve ekonomik krizin kendilerine ödetilmeye çalışılacak faturalarına itiraz edecekler, kavgaya girişeceklerdir. Bunun ilk örnekleri boy vermeye başladı. Başlatılacak her direniş, girişilecek her mücadele, fabrikalarda, işletmelerde, işçi havzalarında, emekçi semtlerde, lise ve üniversitelerde toplumsal ruh halini değiştirecek, umudu, dayanışma arzusunu, savaşımı yükseltme isteğini canlandıracaktır. İşçi direniş ve mücadeleleri yaygınlaştığı ve yaşama yeteneği sergilediği ölçüde, faşist şefe, faşist politik islamcı diktatörlüğe ve militarist kurumlara şu veya bu nedenle tepki duyan, öfkeli olan kent ve kır emekçilerinin, kadınların, gençlerin, yoksulların, Alevilerin, antikapitalist Müslümanların, Kürt halkımızın, ulusal toplulukların, lgbti+’lerin, aydın ve sanatçıların sempatisini, desteğini kazanacaktır. Bu temelde geliştirilecek pratikler ise, işçilerin kararlılığını, mücadele gücünü bileyecek, sınıfın yeni bölüklerini kavgaya çekecektir.

Bunun dışında, mali ve ekonomik krizin, zamlar, yoksullaşma, işsizlik, artan borçlar, ağırlaşan vergi yükü, sağlık, eğitim vb. alanlarda doğacak ek yükler gibi sonuçlarının halklarımızın değişik kesimlerini mücadele etmeye iteceğini, işçi sınıfının direnişleriyle, emekçilerin ve ezilenlerin direnişlerinin, birleşik mücadele olarak kaynaşacağını ve etki gücünü artıracağını öngörebiliriz.

Dönemin devrimci politikasının dayanacağı imkanlar bunlardır.

Bu imkanların, faşist politik islamcı rejimin, devletin tekçilikle bağlı yapısal kriziyle ağırlaşmış, adeta kronikleşmiş yönetememe krizi koşullarında oluştuğu, bu nedenle, “basit” bir talep etrafında yürütülecek bir muharebenin bile kendini aşan sonuçlar doğurabileceği de sıkıca akılda tutulmalıdır.

İşçi Sınıfının Direniş Örgütlerini Oluşturma Zorunluluğu

İşçiler, diktatörlüğün mali-ekonomik krizle bağlı ve aynı zamanda krizi fırsata çevirmeyi kapsayacak saldırılarını püskürtmek, politik, iktisadi ve sosyal haklarını genişletmek için yüksek bir kararlılık sergilemek zorundalar. Aksi halde, çatışmanın, krizin keskinliğiyle bağlı sert tabiatının gereklerine cevap olamaz, işgücü yağmasının şiddetlenmesine, iş ve yaşam koşullarının kötüleşmesine, işsizlik kazanında acı çekmeye, iş cinayetlerine maruz kalmaya, engelli olmaya, fabrika ve işletmelerde onur kırıcı uygulamalara uğramaya, örgütsüzleştirilmeye, iradesizleştirilmeye, yaşam alanlarında yokluğun ve yoksulluğun yol açtığı sosyal trajedilere engel olamazlar.

Durumu tersine çevirmenin, emekçilere ve ezilenlere öncülük sorumluluğuna da cevap olabilecek bir direniş ve hücum için en acil görev, bunun örgütlerinin oluşturulmasıdır.

Yüzde 90’lık bölümü sendikasız olan ve biçiminden bağımsız olarak, yarı-legal veya illegal işçi kitle örgütleri içinde birleşmek gibi bir irade de geliştirmeyen işçi sınıfının örgütsüzlüğü malum. Bu durum, mali ve ekonomik krizle bağlı kapitalist ve faşist saldırılara karşı, fabrikalarda, işletmelerde ve işçi havzalarında örgütler kurmayı emrediyor. İşçilerin özneleşmesi ve eylemlerle ilgili kararların zamanında alınması, sorunların çözüme kavuşturulması için iki tipte örgüte ihtiyaç var:

1) Fabrika-işletme meclisi, işçi havzası meclisi.

2) Fabrika-işletme komitesi, işçi havzası komitesi.

Fabrika ve işletme meclislerinin katılmak isteyen tüm işçilere açık olması, fabrika ve işletme komitelerinin ise meclisler tarafından seçilecek işçi temsilcilerinden oluşması, dar tutulması, amaca uygun olacaktır. Hiç kuşku yok ki, işçi meclislerine katılacak işçi sayısı fabrikadan fabrikaya, işletmeden işletmeye değişecektir. Bu olağandır da. Yine, değişik etkenler nedeniyle, işçi meclisleri daralıp genişleyecektir. Keza hem meclislerin hem de komitelerin yıkılıp yeniden kurulacağı durumlar oluşacaktır. Mesele, diktatörlüğün ve sermayenin mali-ekonomik krizin yükünü işçilere, emekçilere, yoksullara yıkma saldırılarını püskürtmek, değişik tipte politik ve iktisadi kazanımlar, mevziler elde etmek hedefiyle, mükemmeliyetçiliğe düşmeksizin, işçi meclisi ve işçi komitesi gibi mücadele örgütleri kurmak yolunda ilk adımların hızla atılması, belirli sayıda öncü işçinin bunun için bir araya gelmesidir. Bugün önemli olan, bir fabrika meclisinin veya bir işletme meclisinin kaç kişiden oluştuğu değil, kurulması ve faaliyetlerine başlamasıdır. Bu görüş açısı, fabrika komitesi ve işletme komitesi için de geçerlidir. Şu halde öncü işçiler, mali ve ekonomik krize karşı mücadelenin ve işçilerin birliğinin ifadesi olacak, fabrika ve işletme meclislerinin ve komitelerinin kurulması doğrultusunda ilk adımları atmakla yükümlüdür.

Birleşik işçi iradesinin ortaya çıkarılması, direnişlerin yalıtıklık zayıflığı nedeniyle etkisizleşmemesi, yenilgiye uğramaması için, işçi havzası meclisi ve işçi havzası komitesi biçiminde birleşik örgütler ikinci ihtiyaçtır. Bu adım atıldığında, farklı işkollarından, farklı fabrika ve işletmelerden işçilerin birliği sağlanacak; gerek örgütlenme engelleri, gerekse de işkolu sınırı temelindeki faşist yasaklar aşılacaktır. İşçi havzası meclislerinin ve komitelerinin çağrıları, başta öğrenciler ve kadınlar olmak üzere, toplumun değişik kesimlerinden güçlü bir destek sağlamanın çok elverişli bir aracı olacaktır.

Kuşku yok ki, isim ve biçim, sorunun esasını oluşturmuyor. Mesele, gerek fabrika ve işletmelerde, gerekse de işçi havzalarında, işçi iradesini, farklı fabrikalardan, işletmelerden, işkollarından işçilerin birleşik mücadelesini örgütleyip yürütme yeteneğinde örgütler oluşturulmasıdır. Bu iradeyi sergileyecek olanlar, uygun gördükleri bir biçim ve isim de keşfedeceklerdir.

Fabrikalar Direniş Ateşinin Ocağı Kılınmalıdır

“Krizin faturasını kim ödeyecek” sorunu etrafında gelişecek ve değişik yönlere dal budak salacak sert mücadeleyi örgütlü karşılaması gereken işçi sınıfı, verili koşullarda sergileyeceği direnişlerin başarısı için, fabrika ve işletme işgallerine öncelik vermelidir. Bu, günümüz koşullarında, direnişi güçlü biçimde yürütme, savunma olanaklarını güçlü tutma, başkaca direnişlerle birleştirme, emekçilerin ve ezilenlerin etkin desteğine kanal açma imkanı sunacak en elverişli biçimdir.

Örneğin basın açıklaması, fabrika, işletme önünde nöbet, fabrikanın, işletmenin bağlı olduğu tekelin merkezine yürüyüş vb. biçimler, mevcut politik koşullar ve güç ilişkileri zemininde, bir direniş kazığı çakmaya veya kolayca söndürülemeyecek bir direniş ateşi yakmaya yetmeyecek, valilerin yasaklama kararlarına, faşizmin polisinin, jandarmasının baskılarına, gözaltı terörüne, ülkücü ve politik islamcı faşistlerin saldırılarına uğramak zemininde zayıflama, daralma ve dağılma riskine daha büyük ölçüde açık olacaktır. Oysa ihtiyaç, direniş ve zafer kararlılığını ortaya koyma, yeni kesimlere yayma, dayanışma çağrısı işlevi görme imkanı tanıyacak bir biçimdir. Fabrika, işletme işgali buna uygunluğu nedeniyle tercih edilmelidir.

İşçi sınıfının mücadele tarihi, Ocak 1963’te Kavel işçilerinin ilk kurşunu oldukları, 1965 sonrası Türk Demir Döküm, Singer, Gıslavet işçilerinin bayraktarlığını yaptıkları, oradan günümüze değin İstanbul’dan Erzurum-Aşkale’ye, İzmir’den Zonguldak’a, İzmit’ten Konya-Seydişehir’e, fabrikaların, işletmelerin, maden ocaklarının işgali örneklerini onurla kaydetmiştir. Bu işgallerin, direnişçi işçilerin mücadele azim ve kararlılığını yükseltmekten başka, direnişe güçlü bir halk desteği “örgütledikleri”, moral üstünlük sağladıkları, başta öğrenci ve işçi gençlik olmak üzere, emekçi ve ezilen kitlelerde dayanışma yönelimi, mücadele coşkusu geliştirdikleri biliniyor.

Fabrika, işletme işgaline girişecek işçilerin, suların, elektriklerin kesilmesi olasılığına, uzayacak direnişin gerektireceği yiyecek, içecek ihtiyacına dönük önlemleri almak gibi hazırlık görevleri akılda tutulmalıdır.

Fabrika, işletme işgaline girişilemediği koşullarda, emekçi semtlerde, işçi havzalarında kitlesel irade beyanları, yürüyüşler, kent merkezlerinde oturma eylemleri, yasaklı meydanların işgali, otoyolların kesilmesi, işçi kıyımı yapan tekellerin merkezleri önünde çadır kurma, giriş çıkışı engelleme, bu binaları işgal, emekçi semtlerde, işçi havzalarında miting, açlık grevi, barikat eylemleri, akp, müsiad, tüsiad ve politik islamcı medya binaları önünde gösteri vb. eylemler etkin, sonuç alıcı, emekçileri ve ezilenleri birleştiren ve mücadeleye çeken sonuçlar üretecektir.

Komünistlerin Güncel Görevleri

İşçi sınıfının önündeki görevler, doğal olarak komünist öncünün, onun tek tek tüm örgütlerinin ve militanlarının gündemidir. Değişik tipte komünist örgütlerin, bu gündemle ilişkilenme biçimlerini ve imkanlarını saptayıp pratikleştirmeye yönelmeleri olağandır. Çağrının ilk ve temel muhatabı ise, kitleler içinde dolaysız günlük çalışma yürüten örgütler ve kurumlardır.

Başarılması gereken görevler, gelişimin değişik aşamalarında kaçınılmaz olarak farklılaşacaktır. O nedenle, aşağıda söylenecek sözlerde, günümüzün ve yakın dönemin önceliklerinden hareket edildiği akılda tutulmalıdır.

1) İşçi İradesinin Oluşmasına Katkı

Politik kitle ajitasyonu, bire bir görüşmeler, evlerde, kahvelerde dar işçi toplantıları, sendikal toplantılar, panel, “işçi mücadeleleri” içerikli belgesel gösterimi, “değişik kuşaklardan işçiler grev-direniş deneylerini anlatıyor” toplantıları ve olanaklı tüm biçimlerde, işçilerle, işçi sınıfının mali-ekonomik krizle bağlı faşist ve kapitalist saldırılar karşısında emekçilerin ve ezilenlerin öncülüğünü üstlenme, işçi onurunu yükseltme, halklarımızın gücünü ayağa kaldırma sorumluluğu tartışılmalıdır.

Bu tartışmalarda, direniş ve mücadele örgütleri olarak fabrika komitesi-işletme komitesi, fabrika meclisi-işletme meclisi kurulması, direniş biçimi olarak fabrika işgalinin önde tutulması görevleri gündemleştirilmeli, bu doğrultuda neyin nasıl yapılabileceği enine boyuna konuşulmalı, bir yapma gücü geliştirilmesine odaklanılmalıdır.

Büyük bir devrimci inat, kararlılık ve iddiayla yürütülmesi gereken bu çalışmaların, bir örgütleme seferberliğine, yeni alanlara, yeni güçlere ulaşma hamlesine dönüştürülmesi, parti örgütlerinin yeni kuvvetlerle büyütülmesinin ötesinde, savaşımın sonraki aşamalarına güçlü bir hazırlık olacaktır.

Bugün, fabrika-işletme meclisinin, fabrika-işletme komitesinin, işçi havzası meclisinin, işçi havzası komitesinin kurulması, doğaldır ki, pek çok engelle mücadeleyi, korkunç bir ısrarı, coşkulu bir sabrı, en önemlisi de, örneğin, “Kobanê düşmedi, düşmeyecek” kararlılığını, adanmışlığını, iradesini gerektiriyor. Bütün bunlar önce komünist işçilerde, işçi sınıfının komünist öncüsünde maddileşmelidir. Tarih, istediğimiz koşullarda değil, hazır bulduğumuz koşullarda yapılıyorsa, dönemin görevleri için tam bir yılmazlıkla öte atılmak dışında bir yol yoktur. Nice “yapılamaz”ı başarmış bir öncünün omuzlarındaki bu yeni görevin üstesinden gelmek için, bir harekat planı hazırlamalı, işçileri evlerinde ziyaret etmeye, sokak görüşmeleri örgütlemeye girişmeli, hangi yoldan ilerlemeliyiz sorusuna işçilerle birlikte cevap aramalıyız. İlk başarılı örneklerden sonra gelişimin hızlanacağı görülecektir. Çünkü, tüm edilgen ve ne yapacağını bilememe görünümüne karşın, bir işaret fişeğinin işçi sınıfının dev gövdesini kımıldamaya, harekete geçmeye yönelteceği koşullardayız. Sorun, işin kolayına kaçmamaktır. Sorun, işçilerle bağ kurmak üzere somut planlar yapıp işe girişmek yerine, fabrika-işletme komitesinin, fabrika-işletme meclisinin, işçi havzası komitesinin, işçi havzası meclisinin örgütlenemeyeceği üzerine söz tüketmemek, umutsuzluk ve inançsızlık örgütlememektir.

2) Direnişlerle İlişkilenişte Örgütlü Hareket Ve Hedeflilik

Krizin burjuva yönetimi için girişilen saldırıları (işten çıkarma, ücretsiz “tatil”, düşük ücretli izin, kimi sosyal hakların gaspı vb.) püskürtmek için başlatılan direnişlerle örgütlü tarzda ve açık hedefler temelinde ilişkilenilmelidir. Tüm direnişlerden öncesinde veya başladığı gün haberdar olunması hedefiyle, belli başlı sanayi kentlerinde bilgi-veri toplama merkezi kurulmalı, gazeteler ve internet basını bu amaçla sıkı biçimde izlenmeli, sosyal medyadan yararlanılmalı, sendikalarla bilgi akışı sağlayacak bağlar oluşturulmalıdır.

Her direniş için bir komite kurulmalı; komiteyle, görevleri, hedefleri, çalışma tarzı tartışılmalı, net bir yön çizilmeli, muğlaklığa yer vermeyen, somut bir harekat planı oluşturulmalıdır. Komite ve çalışmaya dahil olacak yoldaşlar direniş yerlerinde ve yaşam alanlarında işçilerle bağ kurmalı, onlara direniş örgütleri ve direniş biçimlerine dair düşüncelerimizi açıklamalı, bu doğrultuda inisiyatif sergilemeye davet etmelidir. Direniş bölgesindeki işçilere, yoksullara, ezilenlere, dayanışma çağrısında bulunmalı, bu amaçla bildiri, duvar gazetesi, afiş, duvar pulu, cd vb. araçlardan yararlanmalıdır. Direnişteki işçilere, eş ve çocuklarına, bölgedeki kadınlara, gençlere, emekçi erkeklere dayanarak, müzik, tiyatro, şiir grupları oluşturmalı, ilerici, antifaşist, devrimci sanatçılarla bağ kurarak bu faaliyetlere omuz vermeye davet etmeli, film, belgesel gösterimleri, müzik dinletileri örgütlemelidir.

3) Direniş Haberlerinin Kitlelere Ulaştırılması

Faşist politik islamcı şeflik rejiminin palazlandırdığı tekellerin gazete ve televizyonculuk alanında mülkiyet hakimiyeti kurduğu, bu gazete ve televizyonların faşist propaganda makinası olarak işletildikleri gözler önünde. İnternet muadilleri dahil, bu gazete ve televizyonlar, iş cinayetlerini, işçi direnişlerini, işsizlik ve borç intiharlarını, sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlarda emekçilerin boğuştuğu mali sorunları, yoksulluğun yarattığı acı ve öfke uyandıran toplumsal manzaraları, polis zulmünün türlü örneklerini burjuva çarpıtılmışlık temelinde bile haber yapmıyorlar.

Bu koşullarda, gerçekleri işçilere ve ezilenlere taşımak, o gerçeklere emekçilerin, yoksulların safından bakılmasını sağlamak büyük bir önem kazanıyor. Bu temeldeki ajitasyon ve propaganda çalışmaları, mali ve ekonomik kriz dalgalarının günlük yaşama ve sofralara vurduğu koşullarda, özellikle, akp’nin etkisi altındaki işçilerin ve yoksulların gerçeklerle yüzleştirilmesinde iddialı ve enerjik pratiğin temel gereklerinden biri olacaktır.

Bu kapsamda, işçi direnişlerinin, devrimci basın-yayın araçları, sözlü ve yazılı ajitasyon-propaganda yoluyla kitlelere taşınmasında atak olunmalıdır. Bir işçi direnişiyle ilişkileri yürütmekle görevli komite, örgüt ya da bireysel sorumlu, direniş haberini yapmalı, fotoğraf çekmeli, direnişçilerle röportaj yapmalı, bunları basın-yayın araçlarına iletmeli ve akıbetini takip etmelidir. Direnişler, işçi havzalarında, emekçi semtlerinde, sözlü ajitasyon çalışmaları dışında, yazılamalar, duvar gazeteleri ve pankartlarla kitlelere ulaştırılmalı, işçiler ve ezilenler direnişle dayanışmaya, onunla tek yumruk tek yürek olmaya çağrılmalıdır.

4) Örgütlü Dayanışmanın Yükseltilmesi

Direnişçi işçilerde kavga kararlılığının, kazanma ruhunun, direnme inadının güçlendirilmesi, devlet terörü başta olmak üzere, diktatörlüğün değişik araçlarla girişeceği yılgınlık yaratma, korku ve umutsuzluk örgütleme yöneliminin boşa çıkarılması, patron-işçi, devlet-halk, zengin-yoksul, ezen-ezilen saflaşmasının yükseltilmesi için, dayanışmanın örgütlü yürütülüşü özel bir değere sahiptir. Bu aynı zamanda, işçi sınıfı ve ezilenlerin kendilerini örgütlemelerinin de biçimlerinden biri olacaktır.

“X direnişiyle dayanışma platformu”, “işçi direnişleriyle dayanışma platformu”, “birleşik dayanışma ve mücadele platformu” gibi, fabrikaların, emekçi semtlerinin ve okulların birliğini sağlayacak platformlar bunun canlı ifadeleri olacaktır. Partilerin yerel örgütleri, sendika şubeleri, yöre dernekleri, inanç kurumları, spor kulüpleri, kadın örgütleri, öğrenci örgütleri, çevre örgütleri, meslek odaları şubeleriyle, bu platformlarda yer almaları için enerjik, ısrarlı bir ilişkileniş içinde olunmalıdır. “En geniş birlik” adına yerinde saymadan, adım atmak isteyen kurumlarla birlikte harekete geçilmeli, mücadelenin ilerletilmesinin etkisi veya başkaca nedenlerle sonradan katılma kararı veren kurumlara eşit bir ortam yaratılmalıdır. Böylesi geniş ölçekli mücadele birlikleri oluşturulamıyorsa, tek tek mahalleler ölçeğinde, tek tek okullar, tek tek kesimler ölçeğinde adımlar atılmalıdır: “x lisesi x direnişiyle dayanışma platformu”, “x bölgesi sendika şubeleri x direnişiyle dayanışma platformu”, “x bölgesi spor kulüpleri x direnişiyle dayanışma platformu” vb. Eğer yapısal olarak uygunsa, bu örgütler “platform” yerine, “meclis” olarak da adlandırılabilir.

5) Ajitasyon-Propagandada Somutluk, İknanın Temel Alınması

Mali ve ekonomik krizle ilgili işçi sınıfına ve ezilenlere söylenecek sözlerin, kapitalizmin teşhiri ve sosyalizm propagandası temelinde yükselmesi gerektiği tartışma gerektirmiyor. Tek tek sorunları ve tek tek talepleri yalıtık, kendi başına bir durummuş gibi yansıtan teşhir tarzı, düzen sınırlarını aşacak bir bilinç oluşturmaya hizmet etmez. O nedenle, ajitatör ve propagandistlerin kafa hazırlığı için güçlü bir emekçilik sergilemeleri, tercih değil zorunluluktur. Bunun gereklerine uygun davranılmalı, okuma, düşünme, tartışma pratikleri konusunda disiplinli olunmalıdır.

Yalnızca aklı aydınlatmayı hedeflemek de yarım bir iş olur. Yüreklere de ulaşılmalı, öfke uyandırılmalı ve örgütlenmelidir. Bu, mali ve ekonomik krizin işçilerin, emekçilerin, yoksulların hayatına etkilerinin canlı bir teşhirini gerektirir. Güncel gelişmeler ciddiyetle izlenmezse, bu temelde bir okuma, inceleme, hazırlık çalışması yürütülmezse, böyle bir görevin üstesinden gelinemez.

29 Eylül’de yayınlanan şu birkaç habere bakalım:

Ordu Devlet Hastanesi Başhekimliği’nden doktorlara giden talimat yazısında kalp-damar cerrahi ameliyatlarında, acil durumlar dışında ameliyat yapılmaması istendi.

Özellikle eğitim ve araştırma hastaneleri başta olmak üzere tıp fakültesi ve devlet hastaneleri ekonomik kriz ile boğuşuyor. Kurdaki artış nedeniyle kalp-damar, beyin cerrahisi gibi pahalı malzeme gerektiren ameliyatların aciliyet dışında yapılmaması yönündeki talimatların bazı devlet hastanelerine gitmeye başlaması, aslında durumun diğer hastanelerde de benzer olduğunu ortaya koydu.”

Vücudunda hiç insülin hormonu bulunmayan Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde kullanılan insülin pompasının fiyatı 11 bin 600 TL'den 18 bin 215 TL'ye çıktı. Hastaların aylık alması gereken malzemenin fiyatıysa 264 liradan 600 liraya yükseldi.

Astım ve KOAH hastalarının kullandığı ilaçlardan ek para alınmaya başlandı. Uygulamayla astım ve KOAH hastalarının raporlu ilaçlarından kutu başına 14 ila 20 lira arasında fiyat farkı ödemesi çıkmaya başladı. Raporlu olmalarına rağmen üç kutu ilaç için 55 lira fark istenmesi hastaları zor durumda bıraktı.”

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde personele telefonla gönderilen kısa mesajda, stajyer öğrencilere yemek verilmeyeceği duyuruldu. Hastane personelinin telefonlarına şu mesaj iletildi: ‘bu mesaj gereğince 1 Ekim'den itibaren bu hastanede staj yapan sağlık meslek lisesi ile hemşirelik, laborantlık ve benzeri sağlık meslek okulları öğrencilerine yemek verilmeyecek.’"

Ve bu da 3 Ekim tarihli bir haber:

“Cumhurbaşkanlığının 2017’de bir yıllık harcaması Sayıştay’ın faaliyet raporuna göre, 362 milyon oldu. Temizlik için 3 milyon, temsil ve ağırlama için 36 milyon, kırtasiye için 1 milyon 641 bin 497 TL harcandı.”

29 Eylül tarihli haberlerle 3 Ekim tarihli haberin yan yana konulmasıyla oluşacak fotoğraf yeterince çarpıcı, akılla ve yürekle temas için yeterince zengin değil mi?

İşçi kıyımına ve direnişlerine dair pek öne çıkmayan birkaç habere bakalım:

Kemalpaşa’da yer alan Özsüt fabrikasında, düzensiz yatırılan maaşların ardından işten çıkarmalar da başladı. 5 işçiyi işten atan Özsüt, performans düşüklüğünü gerekçe gösterirken esas sebebin sendika çalışması olduğu öğrenildi.”

İzmir Karabağlar’da kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında, Nuhoğlu İnşaat tarafından yapılan Yenitepe Projesi artan inşaat maliyetlerinden dolayı durdu. 900 işçi birikmiş alacakları ve tazminatları ödenmeden işten çıkarıldı.”

Grevde olan Süperpak işçileri, patronun örgütlülüğü kırmayı ve işçiyi sefalet ücretine mahkum etmeyi planladığını söyledi.”

Zorlu Holding, Vestel'de çalışan 200 kişiyi işten çıkardı. Şirket, işten çıkarmalara gerekçe olarak, 'iç pazarda yaşanan daralma'yı gösterdi. (...) Tüm bu sayılara göre son dönemde Vestel, 620 işçisini işten çıkardı. Önümüzdeki günlerde ise işten çıkarmaların devam etmesi bekleniyor.”

“İstanbul Esenyurt’ta bulunan Duyar Vana patronu, kriz gerekçesiyle daralmaya gittiğini açıklayarak işçi çıkarmaya başladı. İşten attığı işçilere ise ihbar tazminatını ödemedi, kıdem tazminatını ise takside böldü. 1965 yılında kurulan ve şu anda 70’ten fazla ülkeye ihracat yapan Duyar Vana’da...”

“Ceylanpınar TİGEM’de çalışan 326 işçinin işlerine son verildi.”

Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nde kurulu bulunan Amerikan sermayeli EATON Polimer Kauçuk Fabrikası’nda 6 aylık sözleşme yapılarak alınan yaklaşık 300 işçi, verilen sözler tutulmayarak, sözleşmeleri biter bitmez işten çıkarıldı.

“İlbak Holding’e bağlı Fors Medya, 3. Mecra ve Üniversite Medya firmalarında yaklaşık 100 işçi ekonomik kriz ve dövizin ani yükselişi bahaneleriyle işten çıkarıldı.

“Kocaeli’de İSU’nun Derince ve Körfez’deki altyapı ihalelerini verdiği Atinak Mühendislik, 300 işçisinin üç aylık alacağını ödemeden konkordato ilan etti.”

Eylül sonu-Ekim ortası döneminin bazı haberleri bunlar. Ajitasyon ve propaganda çalışması yapan, kitle faaliyeti yürüten her komünistin, her örgütün, örneğin bunlardan haberli olup olmadığını, şayet faaliyet alanlarındaysa bu gelişmelerle ilgilenip ilgilenmediğini kendine sorması, şimdiden sonra yapılacaklarla ilgili doğru bir hareket planı çıkarmayı da çok kolaylaştıracaktır.

Yeni Bir Kitle Atılımını Hazırlamak

Mali ve ekonomik krizin 2019’daki pek çok gelişmeyi hatırı sayılır ölçüde etkileyeceği görülüyor. “Ekonomi” emekçi ve ezilen on milyonların temel güncel gündemi. Gidişatın kötüye olduğunu düşünenler yüzde 60’ı aşmış durumda. Daha önemlisi, akp seçmeninin yüzde 40’ının da “ekonomi”de istikametin kötüye olduğunu düşünmesi. Memnuniyetsizliğin, mutsuzluğun, hayal kırıklığının, tepkinin, öfkenin, arayışın ya da işsiz kalmanın, uzun zamandır işsiz olmanın, yoksulluğun, katlanan geçim sıkıntısının, ödenemeyen borçların, adaletsizliklerin, küçük mülkünden yoksun kalmanın, emekçi semtlerinden ve işçi havzalarından başlayarak, kentlerde, özellikle de büyük sanayi kentlerinde patlayıcı maddeye dönüşmesi öncelikli ihtimaldir. Polis zulmünün, yasaların ve devlet zorunun işçilerin karşısında patronları korumasının, bu patlayıcı maddelerin şiddetini artırması sürpriz olmayacaktır.

İşçilerin ve ezilenlerin mali-ekonomik krizle bağlı saldırılara karşı geliştirecekleri itiraz ve mücadeleler, faşist rejim koşullarında kaçınılmaz biçimde devlet-işçiler, devlet-halk çelişkisi olarak derinleşecektir. Komünist ajitasyon ve propaganda faaliyeti, bu yönelimi güçlendirecek, burjuva muhalefetin kanallarına akmasını önleyecek bir canlılık ve zenginlik taşımalıdır. “Biz değil zenginler ödeyecek”, “biz değil saray ödeyecek”, “biz değil sömürücüler ödeyecek”, “biz değil saray ve tekeller ödeyecek”, “biz değil dolar milyonerleri ödeyecek”, “biz değil alınterimizi yağmalayanlar ödeyecek”, “biz değil patronların hükümeti ödeyecek” şiarları, duvarlarda, pankartlarda, afişlerde, direniş eylemlerinde, gösterilerde, mitinglerde ayağa kalkmalı, kitlelere mal edilmelidir. Özgürlük, adalet, halklara ve cinslere eşitlik talepleri, “kapitalizm krizdir, kapitalizmi yıkalım”, “kapitalizm işsizliktir, kapitalizmi yıkalım”, “kapitalizm milyonların yoksulluğudur, kapitalizmi yıkalım”, “kapitalizm eşitsizlik ve adaletsizliktir, kapitalizmi yıkalım”, “kapitalizmi yıkalım yaşasın sosyalizm” sloganları, yukarıdaki saflaştırma şiarlarına eşlik etmelidir.

Mali ve ekonomik krize karşı mücadele, büyüyecek, yayılacak, belirli uğraklarda sıçramalı gelişecek bir işçi kitle hareketi dalgasını, işçilerle, kadınların, gençlerin, yoksulların, ulusal ve inançsal talepli mücadelenin birleşik hareketini üretebilecek kuvvetli bir imkandır. Bu, bir imkan olarak da kalabilir, gerçeğe de dönüşebilir. Komünistlerin görevi onun gerçeğe dönüşmesi için, devrimin işçileri, örgütleyicileri olarak öne atılmak, feda ruhuyla örülü iddialı bir çalışma yürütmektir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn