Tarih Bilinci: Babailer Ayaklanması

Anadolu Selçuklu devletini yıkıma götüren sürecin adeta dönemecidir. Bu ayaklanmadan üç- dört yıl sonra, erozyona uğrayan Selçuklu'yu Moğollar , 80 bine karşı 30 bin kişilik ordu ile darmadağın edebildiler.

Her olayı olduğu gibi, bu ayaklanmayı da içinde patlak verdiği koşullar içerisinde ele alınmalıdır.

Bir bedende iskelet sistemi ne rol oy-nuyorsa, bir toplumsal sistemde de ekonomik yapı o rolü oynar. Toplumdaki sınıf ayrışması ve toplumsal farklılaşmayı anlamak için, iktisadi yapıya, üretim ilişkileri ve üretim tarzına bakmak gerekir.

Anadolu Selçuklu devletinde, mülkiyet ilişkileri esasında temel üretim aracı olan toprak üzerine kuruludur. Önem sırasına göre, bunu büyük ve küçük baş hayvancılık, kapalı toplumun zanaatçılığı takip eder. Devlet mülkiyeti, Sultan'ın özel mülkü sayılıyordu. Bunun karşısında özel mülkiyet ise çok sınırlıdır. Devlet mülkiyeti ise kendi içinde üç forma ayrılıyordu. Bunlar:

1-Hiyerarşik yapılanma içindeki devletin en tepesindekilerine ayrılan hisse toprakları. Anadolu'nun en verimli bölgelerini kapsayan bu topraklar, köylülere vergi ya da artı ürün karşılığında işletiliyordu.

2-İkta sistemi, savaşlarda yararlılık gösteren askeri komutanlara ve devlet yöneticilerine hazır devlet topraklarının bir bölümünün gelirini alma yetkisinin verilmesidir. Bu yetki ise, savaşlarda kazandığı toprak ölçüsüne, askeri kuvvetler besleme ve ona katılma şartlarına bağlanır. Bu sistemle devlet, ordu besleme gibi omuzlayacağı bir yükten kurtulur. Sözü edilen toprakların geliri görev karşılığı alındığı için görev bitince ikta sahibinin bu geliri alma hakkı da elinden alınır. Göreve bağlılık ilkesi sürdüğünde, bu mülkiyet sistemi soy zinciri izleyebilir.

3-Vakıf tarzı. Bu, devlet yöneticilerinin ikta sisteminden aldıkları geliri özel mülkiyete dönüştürmek için buldukları bir yoldur. Bu yolla gelirlerinin bir kısmını çocuklarına devretme imkanı bulmuş oluyorlar, diğer yandan ise çeşitli kamu işleri yapabiliyorlar.

Mülkiyetteki bu düzenleme, devletin tepesini hakim sınıf, hakim sınıfı devlet yönetimi yaparak özdeşleştirmiştir. İkta sistemindeki toprakların büyük ve eyalet çapında dağılımı bir süre sonra özel mülkiyete dönüşmeye başlar. Bu da, bu sahiplerin devlet merkezinden uzaklaşmalarını ve kendi başına hareket etmelerini getirir. Hakim sınıf içindeki klikleşme ve çatışmalar da esasen bu dayanaklardan gelişir. Bu gelişmeyi önlemek için sultan bir yandan eyalet ikta sahiplerini siyasi ve askeri yönetimden mahrum bırakmaya özen gösterir, diğer yandan ise merkezileşmeyi çeşitli yöntemlerle güçlendirir.

Ama esas metodu, verdiği mülkiyeti sınırlama idi.

Bu üç feodal mülkiyet biçiminden hiçbirinin, toprağı işleyen temel üretici sınıf olan köylüler bakımından özel bir önemi yoktu. Çünkü üçünde de köylüler üç aşağı beş yukarı eşit tarzda sömürülür.

Bu dönemde Selçuklu ekonomisi bir yükselme içindedir. Yerleşik feodal ekonominin giderek rayına oturması, göçebe kitlelere yerleşik düzenin dayatılarak ıslah edilmesi ve en önemlisi de Anadolu'nun Avrupa ve Asya arasında ticari bir kavşak noktası olması bu gelişmeyi hızlandırır. Özellikle önemli bir ticari uğrak olması üretimde ileriye doğru bir devinimi sağlar, han ve kervansarayların yapımını ve artmasını getirir.

Fakat tüm bu gelişmeler ve kurulu düzen, sadece devletin tepesindeki bir avuç askeri feodal kesim, az sayıdaki tüccar ve zanaatçıların dışında, köylüler, averalar vb.'den oluşan toplumun ezici çoğunluğu için yaşam koşullarının ağırlaştırılmasından, sömürünün katmerleşmesinden ve buna bağlı olarak artan siyasi ve dinsel baskıdan başka bir anlam taşımaz.

Yalnız göçebe ekonomisinin yaşam tarzını aşamamış olan Türkmen halkı, Selçuklular'daki yerleşik düzene tepki duyuyordu. Çünkü yerleşik düzen onlar bakımından sömürünün katlanması ve derinleşmiş sınıfsal kutuplaşmanın kabulü anlamına geliyordu ki, onlar da buna hiç mi hiç yanaşmak istemiyordu. İslamı ısrarla benimsememeleri ve şamanizm dini geleneği ve inançlarını sürdürmek istemelerinin arkasında bu ekonomik altyapı vardır. Çünkü şamanizm, sınıf farklarının olduğu, fakat derinleşemediği dönemlere ait bir din biçimidir.

Bunun dışında değişik biçimiyle ağır vergiler, sürekli savaşlar, saray ve kent merkezlerine toplanmış egemen kesimin sefahat ve zenginlik içinde yaşamasının tüm yükü Anadolu köylü ve emekçilerinin omuzları üzerine yıkılır.

Selçuklu'nun, tüm sömürü ve baskı düzenini islam ideolojisine dayandırması, halkın muhalif ve eski dinlere sarılmasını koşullandırır. Sünni İslama karşı Alevilik ve şamanizm bunların başında gelir. Durumu böyle özetlemeye çalıştıktan sonra ayaklanmanın gelişimine geçebiliriz.

Babai tarikatının lideri Baba İlyas, Moğol istilası sonucu Horasan'dan Anadolu'ya göç ederek Amasya'ya yerleşmiştir. Ayaklanmada öne çıkan ve hatta ayaklanmanın adıyla anılacak olan Baba İs-hak ise, ilkin bir derviş olarak Baba İl-yas'ın müritleri arasına katılır. Daha sonra bilgi birikimi, çevresinde oluşturduğu kitlesel saygınlık ve pratik plan içindeki ustalığıyla öne çıkar. Öyle ki, Türkmenler onu dinsel zikirlerde anmaya başlayacaklardır. Hakkında ciddi bir bilgi olmamasına rağmen, teşkilatları A. Yesevi'de kaynaklık eden inanç sistemi üzerinden geliştiği söylenir.

Babailer halka, propagandalarında uğradıkları haksızlıkları anlatır, Selçuklu egemenlerinin zenginliklerini ve ahlaksızlıklarını teşhir eder, kendilerinin insanların gerçekte eşit haklara sahip olduklarına inandıklarını fakat zengin azınlık tarafından bu haklarının ellerinden alındığını anlatırlar. Baba ishak, Selçuklu devletinin yıkılacağını, yerine bu haksızlığı giderecek bir düzen kurulacağını vaat eder. Bunun için bir toplumsal alt-üst oluşu gerekli görür.

Baba İlyas'ın gittikçe etkinliğini artırmasından endişe duyan II. Keyhüsrev, 1239'da ilk saldırıyı onun olduğu köye yapar. Baba İlyas, bu haberi önceden aldığından bölgeden uzaklaşır. Bu gelişmeleri işiten Baba İshak, isyan bayrağını kaldırır. İsyan kısa sürede ayaklanmaya dönüşerek Adıyaman, Gerger ve Kahta'ya hakim olur, oradan Malatya üzerine yürünür. Türkmenler dışında bu ayaklanmaya her topluluktan muhalişer katılır. Din, ırk ve cins ayrımı yapılmadan tüm ezilenler ve muhalişer bir bayrak etrafından ordulaşırlar. Öyle ki, kimileri var olan mal ve mülklerini elden çıkarma pahasına silahlanırlar. Ayrıca bu ayaklanmaya Keyhüsrev tarafından Anadolu'dan Halep ve Antep'e sürülen Harzem Türkmen-leri de tarikatları tarafından hazırlanmıştır.

Malatya Valisi Muzafferüddin Ali Şir, gördüğü kuvvet karşısında kendi garnizonunun yetmeyeceğini anlayıp, şehirden topladığı kimselerle ordusunu güçlendirerek Babailer'i karşılar. Fakat yine de bu muharebede büyük bir bozguna uğramaktan kurtulmaz. Tekrar kuvvet toplayarak Elbistan'da ikinci bir cenge girer ve yine bozguna uğrayarak dağılır.

Babailer kadın, erkek ve çocuklardan oluşan bir ordu halinde Amasya'ya doğru ilerlemeye devam eder. Geçtikleri kent ve yerleşim alanlarında Selçuklu devletinin egemenlik zincirinin halkalarını tek tek kırarlar, devlet baskısından çekinen ve korkan halk yığınları, akın akın ayaklanmaya katılır. Sivas'a büyük bir kol gönderilir. Onlar, Selçuklu Şehir Garnizonu'nun tüm direnmelerine rağmen orayı ele geçirmeyi başarırlar. Ve sağ kalan devlet yöneticilerinin tümünü öldürürler.

Amasya'ya iyice yaklaştıklarında Selçuklu Sultanı başkent Konya'yı güvenli bulmayarak hazinesi ve ailesini alıp bir adaya sığınır. Yalnız sultan ayaklanma karşısında henüz teslim olmamıştır. Başında komutan Mubarizeddin Armağan Şah'ın bulunduğu büyük bir ordu oluşturularak ayaklanmacıların üzerine gönderilir. Armağan-Şah Babailer'den önce Amasya'ya ulaşır ve buradaki çatışmalardan sonra Baba İlyas öldürülür. Fakat bu gelişme Babailer'i durdurmaz. Tersine kitlesel öfkelerini biler, hırslarıyla Selçuklu ordusuyla bir kez daha savaşa tutuşur ve onları bir kez daha bozguna uğratarak komutan Armağan Şahı öldürürler. Ve artık önlerindeki hedef nihayet Konya'dır.

Erzurum sınır boylarında kendilerini karşılaması için yollanan bir Selçuklu ordu kolunu da Kayseri içlerinde dağıtırlar. Buradan Kırkşehir'e doğru yeri göğü inleterek ilerler ve Malatya Ovası'na gelip konaklarlar.

Keyhüsrev, bu sefer tüm kuvvetlerini toplayarak son bir savaşa hazırlık yapar. İçinde bin kadar ücretli ve özel donanımlı Frank askerinin de bulunduğu 60 bin kişilik ordunun başına Necmeddin Behra-maşah'ı görevlendirir. Babailer'le son yapılan 12. muharebe Frank paralı askerlerinin öncülüğünde, ayaklanmacılar zorlu ve sert bir çatışmadan sonra dağıtılırlar ve kadın, erkek, çocuk demeden bin kişi oracıkta katledilir. Baba İshak da bu kırımdan geçirilenler arasındadır.

Sultan, bu başarıda payı büyük olan Frank askerlerini altınlarla onurlandırmayı ihmal etmez.

Aynı süreçte Niğde, Loluva ve Sivrihisar'da patlak veren isyanların, Babailer'le bağlantılı olduğu söylenir. Bunlar da diğerlerinden daha kısa zamanda ezilmişlerdir.

Ne var ki, Babailer Ayaklanması dilden dile yayılır. Bir direniş, bir halk isyanı olarak tarihteki yerini alır.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn