Suikastların Sorumlusu Ennahda

Röportaj: Ekin Yılmaz

Arap halk ayaklanmalarının fitilini ateşleyen Tunus halkı, diktatör Bin Ali’yi devirmesinin ardından, ikinci geçici hükümeti de devirdi. Halkın mücadelesi sonucu İslamcı Ennahda hükümeti düşürülecek ve 6 ay sonraki seçimlere kadar ülkeyi teknokratlar hükümeti yönetecek. Ennahda hükümeti, halkın onur ve özgürlük taleplerini karşılamadığı gibi iki siyasi suikastın da sorumlusu. 6 Şubat 2013’te Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Belayid’in ardından, 25 Haziran’da Tunus Ulusal Kurucu Meclis Üyesi ve muhalif lider Muhammed Brahmi, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

Ülkede milyonlarca kişi her iki suikastın sorumlusunun Ennahda olduğunu düşünüyor. Zira her iki siyasi suikasttan sonra milyonlar sokaklara döküldü. Şükrü Belayid’in genel sekreteri olduğu Demokrat Yurtseverler Partisi’nin Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve siyasi eğitmen Fevzi Suid, ülkede yaşanan ikinci suikast, 2011 yılındaki ayaklanma ve ülkedeki siyasi gelişmelere ilişkin ETHA’nın sorularını yanıtladı.

Partinizin lideri Şükrü Belayid’i 6 Şubat’ta katledenler henüz yakalanmamışken, ülkenizde ikinci bir suikast yaşandı ve Muhammed Brahmi 25 Haziran’da evinin önünde öldürüldü. Bu iki suikast arasında ilişki var mı?

Bu iki siyasi suikast arasındaki ilk bağlantı, her iki şehit de Halk Cephesi içerisindeki önemli liderlerdendi. Şükrü Belayid, ayaklanma sürecinde sokaklarda halkımızın temel ilkeleri, işçiler ve yoksulları savunması nedeniyle kısa sürede ülke genelinde prestij elde etti. Öte yandan Belayid, İslamcı Ennahda’nın Ulusal Kurucu Meclis’te olduğu kadar geçici hükümet ve devlet kurumlarında yarattığı tüm zararları açıkça ihbar etmişti. Tunus halkının çoğu, bu durumun Ennahda tarafından önceden dikkatlice planlanmış bir suç olduğunu düşünmeye devam ediyor. Geçen 40 yılda, biz sıkı bir yapılanmadan daha çok, emek ve insani yardım kuruluşları içerisinde militan yönüyle yer alan esnek bir siyasi harekettik. Değerli yoldaşımız Şükrü Belayid, bu bir araya gelişin gerçek ruhuydu ve sonrasında da partimizin ilk genel sekreteri oldu.

Muhammed Brahmi’ye gelince, o nispeten küçük ve yeni bir milliyetçi hareketin lideri ve Ulusal Kurucu Meclis üyesi. Brahmi, Ennahda’nın planlarına alternatif yaratan sesleri düşman olarak gördüğünü biliyordu. Ulusal Kurucu Meclis’in demokratik muhalefet kanadında sesini duyurmak için Halk Cephesi’ne katıldı. Diğer taraftan bu ikinci suikast, halkın arasında korku ve güvensizliği güçlendirmek ve yaymak için özellikle sol örgütlere yönelik gerçekleştirilmiştir. Siyasi suçlar, tüm bunların yanında oldukça nazik kalmaktadır. Ayrıca işlenen siyasi suçun sıradan bir suç gibi görülmesi amaçlanmaktadır. Diğer bir ayrıntı ise Muhammed Brahmi dindar bir Müslüman’dır ve 3 kez Mekke’ye gitmiştir. Bir anlamda, Ennahda, Brahmi’yi kendilerine karşı güçlü bir rakip olarak görüyordu. İslam’ın hayat ve politikadaki sözümona “doğru yolu”nu kendi özel alanlarında uyguladılar.

Niçin Şükrü Belayid katledildi? Niçin özellikle Belayid, hangi politik gerekçelerle, amaçlarla öldürüldü?

O bizim şehidimiz. Ülkedeki en önemlilerden biri haline gelen büyük bir parti kurdu. Halk Cephesi’nin yapıtaşlarından biri. Politik duruşu, konuşmaları, yaptığı ve söylediği her şey, Halk Cephesi dönem sözcüsü Hamma Hammami’den daha açık ve net. Beni yanlış anlamayın, Hammami büyük bir militan, ancak hapisteyken Ennahda’yla iletişimi vardı. 2005’te bile Tunus İşçi Partisi, İslamcılar ve liberal partiler arasında bir koalisyon vardı. Uluslararası bir zirve boyunca açlık grevi yaptılar. Şükrü Belayid Ennahda’ya karşı da olsa, bunu çok net bir biçimde ifade ederdi. Ancak öte yandan, Hammami bazı Ennahda taraftarlarınca sevilir. Şükrü, Ennahda’nın İslami faşizmine karşı duran liberal ve demokrat partilerin de içinde bulunduğu Halk Cephesi’nden daha büyük bir cepheye hitap etmeye başladı. Ennahda, Şükrü’nün durumu anladığını ve bu eylemliliğe dökülürse kendileri için büyük tehlike oluşacağını fark etti. Mark-sist-Leninist hareket dağınıklığıyla bilinir, tüm ülkelerde aynı geçmiş ve düşüncelere sahip olsalar da çok farklı fraksiyonlar vardır. Bence, Türkiye için de durum bundan farklı değil. Ennahda bu dağılmışlıkla bir avantaj sağladı ve Şükrü bunu önceden sezip Ennahda’ya direnmek için sivil bir koalisyon çağrısı yaptı. Çünkü Ennahda sivil yönetimi yıkmak istiyordu. Şükrü’nün öldürülmesinin bir diğer sebebi de onun Katar’ın ülkeye yaptığı ekonomik ve yönetimsel müdahaleler hakkında konuşmasıydı ki, Katar finansal olarak Ennahda’yı destekliyor. Ennahda’nın Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan başta olmak üzere körfez ülkelerinden yardım alınmasını sağlayan 100’ün üzerinde bağlantısı var. Şükrü, tüm bunlarla ilgili konuştu. Çok iyi bir ideolojik altyapısı vardı, iyi bir konuşmacıydı ve yoksul halk bile onu çok sevdi. Başlarda onu takdir etmiyorlardı çünkü konuşma biçimi biraz sertti. İnsanlar söylediklerine kulak verdiğindeyse anlatılanların çok açık olduğunu ayırt ettiler. O andan itibaren partisiyle birlikte her yerde var olan bir lidere dönüştü.

Tüm bunlar, onu İslamcılar, Katar destekçileri ve elbette Fransa, Belçika, ABD gibi dış güçler için tehlikeli kıldı. Belçika’da İçişleri Bakanı, bir milletvekili tarafından suikastı önceden bilmekle suçlandı. Bakan cevabında ise “Tunuslu yetkililer bize resmi olarak sorsaydı yanıtlardık” dedi, bir kere bile “Haberimiz yoktu” demedi. Özellikle yukarıda saydığım üç yabancı büyük gücün üzerimizdeki manipülasyon ve müdahalesi çok belirgin. Katar ve ABD destekli Ennahda -Katar demek doğrudan ABD demek, çünkü Katar Amerika’nın politikalarının bölgedeki uygulayıcısı- asıl sorumludur, gerçek sanıktır.

“Belayid’in Öldürülmesi Devlet Suçudur”

Suikasttan bir hafta önce Kef’te partimizin büyük bir mitingi vardı. Burada, Şükrü radikal bir İslamcı’nın fiziksel saldırısına maruz kaldı. İçişleri Bakanı’na sorduğumuzda bir yanıt alamadık, Şükrü, yoğun tehditler almasına rağmen koruma da verilmedi. Sabah 07.45’te evinin önünde öldürüldüğünde polis sadece 200 metre uzaklıktaydı ve hava aydınlıktı. Bu da gösteriyor ki ortada bir plan var. Her yerde kamera olmasına karşın hiçbir şey açıklığa kavuşturulmadı.

Katilin kullandığı araba, bir Ennahda üyesinin şirketinden alınmış. Bu sadece bir tek kanıt. Şükrü suikasttan birkaç gün önce takip edilmeye başlanmıştı. Telefonu ve elektriği 2-3 kez kesildi. Suikast günü cep telefonu hattında sorun vardı. Çok iyi ve profesyonelce hazırlanmış bir plandı. Ennahda, bazı radikal İslamcıların bu katliamı üstlendiklerini belirtiyor ancak biz de diyoruz ki “Bu insanlar sizin partinizden!”

“Ennahda Her Şeyi Biliyor”

Ennahda her şeyi biliyor! Suçluyu yakaladılar, kaçmasına yardım ettiler ya da öldürdüler ancak ne olursa olsun Ennahda ne olduğunu biliyor. Tunus’ta böyle bir şeyin olması ve bunun bilinmiyor olması imkansız. Normalde terörle mücadele bölümünde araştırılması gereken bu vaka kriminal suçlar bölümüne verildi. Bu bir devlet suçudur, Ennahda tarafından organize edilmiş bir terör eylemidir, onlar politik ve ahlaki olarak doğrudan bu suçun sorumlusudur.

Suikastın doğrudan Ennahda tarafından düzenlendiğini mi yoksa daha dolaylı olarak onların etkisiyle gerçekleştiğini mi düşünüyorsunuz?

Evet, kesinlikle doğrudan. Ennahda’nın lideri bizi çok iyi tanır, aynı üniversitedeydik. Daha o zamanlarda bile tartışmalarımız oluyordu. Şükrü’yü iyi tanırlardı, onları rahatsız edebilecek başlıca düşman oydu. 80’lerin başından beri Şükrü lider konumunda. Katledilmesi de dikkatli ve detaylıca ayarlanmış. Öldürülmesinin en önemli nedeni, herkesin lideri olması.

Bu şuradan da anlaşılıyor ki, Tunus’un nüfusunun neredeyse yarısına tekabül eden 4 milyonluk kitle, katledilişini protesto etmek için sokaklara döküldü, herkes ağladı.

Annem bile. (İyi bir örnek sayılmayabilir, çünkü politik biri değildir ve Şükrü’yü 30 yıldır yoldaşım olarak tanır.) Onu televizyonda gören ya da konuşmalarını radyodan dinleyen herhangi bir insan bile ağladı. Onun doğruları söylediğini, yoksulların yanında olduğunu, hissettiklerini olduğu gibi aktardığını anlayabiliyordu halk.

Her iki suikastta de aynı silahın kullanıldığı söyleniyor...

İçişleri Bakanı’nın ilk açıklaması bu yöndeydi. Sonrasında suç ortağı olduğundan şüphelenilen bir kişinin polise yaptığı açıklamaların ardından bu bilginin doğru olmadığı belirtildi.

Partiniz ve pek çok kişi Ennahda hükümetinin suikastın arkasında olduğundan emin. Hükümeti bu kadar korkuya iten sebepler nelerdir?

Daha önce de belirttiğim gibi, yoldaşımız Şükrü, özellikle şehir ve kırsal işgücü alanlarında yaptığı cesur açıklamalar ve sürekliliğini sağladığı etkili aktiviteler ile ülke çapında prestij kazanmıştır. Onun gücü, tıpkı ülkedeki sosyal ve ekonomik gerçeklik gibi tüm bu kargaşa ve Ennahda’nın zayıflığı ile artmıştı.

Şükrü Belayid ve Muhammed Brahmi suikastlarına ilişkin soruşturma ne aşamada?

Devletin işlediği siyasal suçlardan biri olarak, herkesin beklediği gibi soruşturma hiçbir zaman önemli bir veri elde etmedi ve ortada bir yerde duruyor. Bu tür suçların siyasi ve ahlaki sorumlulukları Ennahda hükümetine aittir.

“Tunus Halkının Dizlerinin Üzerine Çökmesi Beklendi”

Şükrü Belayid katledildiğinde milyonlarca kişi sokaklara döküldü. Peki Brahmi suikastının ardından durum nedir? Halk, sol güçler ve egemen sınıflar nasıl tepkiler verdi?

Her iki suçun gizli ortaklarının ikinci suikasttan bekledikleri şey; Tunus halkının Şükrü Belayid öldürüldüğünde yaşadıkları şiddetli duygusal şok ile dizlerinin üzerine çökmesiydi. Fakat beklediklerinin aksine binlerce insan spontane bir şekilde sokaklara çıktı. Halk, oluşan öfke ve tüm güçleri ile Ennahda hükümetini bastırmakta bu sefer epey kararlı. Bu durumun halkın öz gücünden kaynaklandığı gün gibi aşikardır. Tunus halkı, ülke genelinde tüm ortak alanlarda oluşturduğu zemini korumakta ve gerçek bir siyasi güç haline gelmekte.

“Eski Rejim Renk Değiştirdi”

Bin Ali’nin devrilmesinin ardından halk, “Biz diktatörü devirdik, diktatörlüğü değil” diyordu. Siz buna katılıyor musunuz? Eski rejim devam ediyor mu ve eski diktatörlük ile bugünkü egemen sınıf arasındaki ilişki nedir?

Halk neler olduğunu biliyor. Gerçek şu ki Ennahda, eski rejimin tüm yapısını ve siyaset üzerindeki etkisini kullanarak bir güç inşa etmiştir. Polis, milisler ve eski rejimin oligarşisinin artıkları, bürokratlar ve hatta eski rejimin parti üyeleri, geçmişin üzerinden geçerek renk değiştirdi ve katıldıkları Ennahda kendilerini karşılarken bir çok menfaat sundu. Hatta eski rejimin bazı baronlarının Ulusal Anayasa Mahkemesi içindeki temsilcileri, Ennahda ile güçlerini birleştirerek yeni partiler oluşturdu.

Partiniz ve partinin tarihsel geçmişiyle ilgili ana hatlarıyla bilgi verir misiniz?

Hareketimiz, 70’lerin sonları ve 80’lerin başında üniversitelerde gelişmeye başladı. Benzer şekilde Watad hareketi (Yurtsever Demokratların Arapça kısaltması) de 40 yıl önce üniversitelerde başladı. O zamanlar Fransa Komünist Partisi ve Sovyet-ler Birliği’yle bağlantılı revizyonist Komünist Parti vardı. Hareketimiz başlarda Marksist-Leninist-Maoist bir hareketti, Maoistlerden çokça etkilenmişti. Yurtsever demokrat bir devrim için savaştık. Bizce, Arap ülkelerinde emperyalistlerin yarı sömürgesi şeklinde ve emperyalistlerle sıkı ilişkiler içinde, komprador olarak adlandırdığımız bir sosyal sınıf mevcut. Emperyalist hegemonyadan kurtulmuş bağımsız bir ülke yaratmak için yurtsever bir devrim yapmak zorundayız. Aynı zamanda demokratik devrim sosyal bir içeriğe de sahip: Sadece demokrasi ve özgürlük değil, adalet ve benzeri kavramlar da buna dahil. 80’lerden itibaren Watad hareketi gitgide yayıldı. Zulüm, baskı ve konjonktür nedeniyle Watad hareketi bir parti olarak örgütlenemedi, UGTT ve farklı oluşumlarla kendini var etti. Elbette ki devrimden önce bazı örgütlenmeler de vardı. Örneğin, Yurtsever Demokrat İşçi Partisi 2006’da kuruldu. Tabii ki bu parti de yasal değildi, çünkü Bin Ali döneminde siyasi partiler yasaklıydı.

“Ayaklanmayı Yönetecek Bir Parti Yoktu”

14 Ocak 2011’de durum değişti. Meydanda süreci yönetebilecek bir parti lideri bulunmuyordu. Eğer böyle bir parti ve lider yoksa, Bin Ali’yi devirmek başarıya kavuşmayacaktı. Politik aktivistler alandaydı, kitlenin içindeydi ve pratik olarak sürece onlar rehberlik etti. Devrimin ardından ciddi bir parti patlaması yaşandı: 150’nin üzerinde parti kuruldu, hatta bunların bazıları 10-20 üyeden oluşuyordu. 23 Ekim seçimlerinin ardından bu ilerici güç yayıldı ve genişledi. Bunun tam zıttı olarak da Ennahda kuruldu ve rolleri geçici değil, şu anda da olduğu gibi uzun vadeliydi. Solda da, Tunus İşçi Partisi ve bizim partimiz Tunus Demokrat Yurtseverler Partisi olmak üzere iki ana parti var. Bunlar, Markisist-Leninist iki omurga parti. Aynı zamanda bu iki parti Halk Cephesi’ni oluşturan iki temel unsur. Diğerleri ise küçük, politik etkileri olmayan partiler. Ayrıca hiçbir partide örgütlenmemiş ilerici insanlar da mevcut.

Niçin bu insanlar herhangi bir partide örgütlenmiyor? Onların partilere katılmasını durduran nedir? Halkçı gruplar ve partiler arasında niçin böyle bir anlaşmazlık var? Öncü güçler ve emekçi kitle arasında bir ayrı düşme problemi birçok ülkede vardır, sizce bunun Tunus ’taki nedeni nedir?

Sorun, güven problemi. Önceden varolagelen korku devam ediyor, devrimden sonra bile bu durum değişmedi. Alanlarda bizlerle yer alıyorlar ancak bir parti aidiyetinde olmaktan hoşlanmıyorlar.

İnsanlar tam olarak neden korkuyor? Bin Ali’nin son dönemlerinde korkmak bir yana cesurca çatıştılar. O halde politik partiler ve örgütlerle ilgili bu denli korkunun nedeni nedir?

Örgütlenmek istemiyorlar, baskı altında disipline olmak istemiyorlar. Bazıları da ideolojik ve politik olarak farklı bir noktada duruyor. Genel süreçle uyum içindeler ancak bir partiyle değiller.

Partilerin niçin çekici bir güç oluşturamadıkları ve kitleleri niçin ileriye doğru taşıyıp kanalize edebilecek alternatifler üretemedikleri çok önemli. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bence de bu önemli bir konu. Bu durum tüm ülkelerde görülüyor. Milyonlarca insan, Şükrü Belayid suikastı ve Ennahda’ya karşı düzenlenen protesto gösterisine katıldı. İnsanlar bunun yoksulların menfaatlerine ve ifade özgürlüğüne karşı işlenmiş bir suç olduğunun farkında. Ancak eylemciler, protestoların ardından yaptığımız onca çağrıya karşın partiye katılmıyorlar. Bu biraz da suikastın tarihi ve Şükrü’yle olan duygusal bağlılıkla ilgili. Demek istediğim, suikastın ardından pek çok insan geldi, ancak zaman geçtikçe bu talep de düşüşe geçiyor; gösteriyor ki bu da kısa vadeli bir etkiye sahip. Korkumuz insanların çok hızlı bir şekilde bu olayı hafızalarından silmeleri. Bu yüzden sürekli hatırlatmaya, altını çizmeye, toplantılar ve eylemler düzenlemeye çalışıyoruz. Olay tamamen aydınlanana kadar seçimlere gitmeyeceğiz ya da farklı herhangi bir eylemlilikte bulunmayacağız.

Şimdi siz, Şükrü Belayid’in politik mirasına sahip çıkmak ve onun yolundan ilerlemek gibi zorlu bir görevle karşı kaşıyasınız. Partiniz için en önemli basamaklar nelerdir?

Merkezi komitemizi seçtik, aynı zamanda genel sekreterliğe Zied Lakhder’i seçtik. Şükrü’yle iyi ilişkileri olan bir yoldaşımızdır. Genel sekreterin iki mühim rolü var: Birincisi, partinin birliğini korumak. Çünkü Şükrü’nün karizması vardı ve onsuz bu işi yürütmek zor olacak. Tunus’ta 24 eyalet var ve ülke genelinde örgütlü büyük bir partiyiz. Öğrenciler, çiftçiler, işsizler, sendikacılar, hukukçular, doktorlar. Toplumun her kesiminden insanın katılımıyla oluşmuş bir partiyiz. İkincisi ise Şükrü’nün politik programını devam ettirmek ki bu Halk Cephesi’ni güçlendiren temel güç olmalı, bizim düşüncemizi yansıtmalı. Biz, sadece ilerici/devrimci güçleri değil, aynı zamanda liberalleri de birleştirmeliyiz. Kadın sorunu, sivil devletin korunması ve diğerleri gibi bazı konularda ortak olduğumuz noktalar mevcut. Tunus laik olarak biliniyor ancak bin yıllık bir İslami gelenek var ve burada ayrı bir öneme sahip. Habib Burgiba -Tunus’un ilk cumhurbaşkanı- da Atatürk gibi laikti, din ve devlet işlerinin ayrı olmasını savunuyordu.

Liderimiz Şükrü Belayid’in programına, görüşlerine sadık kalmaya ve partiyi bir arada tutmaya çalışacağız. Bazı partiler liderlerinin öldürülmesinin ardından politikaya devam edemezdi, ancak biz militanlığımızı ve çizgilerimizi korumak zorundayız. Dürüst olmak gerekirse, psikolojik olarak Şükrü’nün ölümü bizi derinden etkiledi.

Partimiz yeni kuruldu, kurucu kongre 31 Ağustos-2 Eylül 2012 arasında düzenlendi. Bu kongrede demokrat yurtseverlerin genel eğilimlerini birleştirmeye çabaladık. Birlikteliğimizi korumalıyız ve en önemlisi, Şükrü’yü kimin öldürdüğünü gün yüzüne çıkarmalıyız. Ennahda’nın gerçek katil olduğunu biliyoruz ancak bunu tüm insanlara kanıtlamalıyız. Herkes bunu bilse bile biz toplumu onlardan nefret ettirmek, Ennahda’nın ülke için ve kendi sos-yal-ekonomik çıkarları için ne kadar tehlikeli olduğunu anlatabilmek için insanların gözleri önünde Ennahda’ya bunun hesabını sormalıyız.

Sizce muhaliflere yönelik saldırıları durdurmanın yolu nedir? Tunus halkının özgürlük ve onur talebi nasıl gerçekleşebilir?

Ülkedeki tüm yurtsever partilerin desteklediği Tunus halkının bu devasa haykırışı, Ennahda’yı ülkenin her yanında faaliyet gösteren daha agresif silahlı ve eğitimli Libyalı selefilerden ayrışmaya zorlamıştır. Tunus halkının güvenlik ve saygınlık için meşru talepleri yerine getirebilmesinin yolu, toplumsal hareketler ve halkın temsilcilerinin arasında güçlü bir bağ içinde duruyor olması ve yeni tüm tarafların -Ennahda ve onun uydusu sayılabilecek birkaç “hiç”i de içeren- Ulusal Kurtuluş Cephesi içinde genişletilmiş birleşik güçlerinin oluşturulduğu gerçeğini kabul etmektir. Aslında tam şu anda, Ennahda, Tunus halkının iradesi ile bugüne kadar İslam’ı kötü bir şekilde temsil ettiği ve İslam’a bağlı olarak gayrimeşru bir otoriter güç yarattığı için izole edilmekte.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Halkın gücü ve birleşik, ilerici, yurtsever partileri olarak, hiç şüphesiz üstesinden geleceğiz!

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn