Ekim'in Bilinci: Nisan Tezleri

Lenin 1917 yılının 3 Nisan akşamı Petrograd'ın Finlandiya garına ayak basar. Kendisini karşılamaya gelen topluluğa seslenişi, yalnızca Menşevik ve Sosyalist Devrimci liderleri kaygılandırmakla kalmaz, Bolşevik liderler arasında da ilk şaşkınlık tohumlarını eker.

Konuşmasında Lenin, emperyalist yağma savaşının bütün Avrupa'da iç savaşın başlangıcını teşkil ettiğini, Avrupa kapitalizminin çökmesinin çok yakın olduğunu, Rus devriminin bu yeni devri başlattığını ve dünya sosyalist devriminin ufukta belirdiğini vurgular.[1] Şaşkınlık tohumlarının toprağı, Lenin'in Rusya için o anda ima etmekle yetindiği sosyalist devrime geçiş görevinin henüz diğer Bolşevik liderlerin gündeminde hiç yer almıyor oluşudur.

Kağıtta aceleyle kaleme alındığı ama düşüncede muazzam bir yoğunlaşmayla doğduğu besbelli olan o ünlü Nisan Tezleri, Lenin tarafından ertesi günkü toplantılarda sunulur. Bolşevik liderlerin, partinin birçok örgütü ve kadrosunun tezler karşısındaki açık şaşkınlıkları, aslında, Lenin'in bir anda onları partinin devrimci rotayı şaşırmış olduğu gerçeğiyle yüz yüze getirmesinden kaynaklanır.

Nisan Tezleri, çarlık despotizmini yıkan Şubat devriminin ardından, proleter sosyalist devrimin stratejik plan taslağıdır bir bakıma. 10 maddede toplanan tezler, burjuva demokratik devrimle kökten değişmiş olan yepyeni koşullarda, olağanüstü bir berraklıkla, hem sosyalist devrime geçişin politik güzergahını ve hem de bu amaçla partiyi ve enternasyonal örgütlenmeyi yeniden yapılandırmanın çerçevesini çizer. Lenin'in Ekim devrimine giden yolun köşe taşlarını Nisan başlarında zihninde canlandırmış olduğunu görmek için, bu tezlerde sıralanan görevlere[2] kısaca göz atmak yeterlidir:

-Proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğinden dolayı iktidarı burjuvazinin ele geçirmiş olduğu devrimin birinci aşamasından, iktidarı proletaryanın ve yoksul köylülüğün ele alacağı devrimin ikinci aşamasına geçmek.

-Geçici hükümeti hiçbir şekilde desteklememek, tersine, onun maskesini düşürüp halk düşmanı karakterini sergilemek.

-“Devrimci savunmacılık” adı altında ve İngiliz-Fransız emperyalistleriyle ittifak halinde emperyalist savaşı sürdürme politikası karşısında, yalnızca sermaye iktidarını devirmek yolundan varılabilecek demokratik bir barışla savaşı sonuçlandırma politikası izlemek.

-Tek devrimci hükümet olarak sovyetlerin egemenliğini sağlamak, parlamenter bir cumhuriyeti değil bir sovyetler cumhuriyetini amaçlamak.

-Liberal burjuvazinin peşine takılmış olan Menşevikler ve Sosyalist Devrimcilerle yolları kesinkes ayırmak.

-Parti kongresini derhal toplamak, artık eskimiş olan programı yenilemek ve partinin adını değiştirip komünist adını almak.

-Uluslararası alanda sosyalizm adına sosyal-şoven veya oportünist merkezci siyaset izleyenlerden tamamen koparak, zaman yitirmeksizin yeni ve devrimci bir enternasyonal kurmak.

***

Rus çarlığının yıkılmasını ve feodal ilişkilerin ortadan kaldırılmasını zorunlu kılan tarihsel gelişimin siyasal katalizörü, yukarıdan çarlık ile aşağıdan proletarya arasına sıkışmış ve devrimci bir nitelik edinememiş Rus burjuvazisi olmamıştır. Öyle ki, Şubat devriminden sonra bile Rus liberal burjuvazisi, çarlığı anayasal-monarşi formunda restore etme arayışındadır. Eski takvimle 23 Şubat'a denk gelen Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde kadın işçilerin gösterileriyle başlamış, emperyalist savaş yıkımının, otokratik zulmün, yoksulluk ve açlığın çileden çıkardığı proletarya ve köylülüğün kendiliğinden ayağa kalkışıyla birkaç günde gerçekleşmiş devrim, feodalizmi devirmeye yönelmesi ve henüz sermaye ilişkileri çerçevesini aşmaması bakımından burjuva demokratik karakterde olmakla beraber, bağrından yepyeni bir topluma geçişe özgü iktidar organları olarak sovyetleri ortaya çıkaran özelliğiyle burjuva devrim sınırlarının ötesine de kement atmıştır.

Diğer yandan, 1. Dünya Savaşı'yla alabildiğine keskinleşen toplumsal ve siyasal çelişkiler atmosferinde, dünya devriminin güncel koşulları hızla olgunlaşmıştır. Sermaye ilişkilerinin azgelişmişliğine rağmen Rusya, gerek çarlığın devrilmesini pratikte gündeme sokan özgün durumuyla gerekse emperyalist dünyanın çatışmalar ve krizler kümesindeki müstesna yeriyle, emperyalist zincirin en zayıf halkası haline gelmiş, burjuva demokratik devrim ile proleter sosyalist devrimin nesnel olarak birbirine yanaştığı bir tarihsel eşiğe varmıştır. Rusya'da sosyalist devrim imkanı, ülkenin kapitalist gelişmesinin yüksek düzeyinden değil, üretici güçlerin önünün açılmasının, savaş yıkımının üstesinden gelinmesinin, katlanılamaz derecedeki açlığın ve yoksulluğun hafifletilmesinin belirli bir tarihsel kavşakta kapitalist yoldan başarılamaz olmasından doğmuştur.

Gözlerini işte bu sosyalist devrim imkanını realize etmeye diken Lenin'in Nisan Tezleri'yle çizdiği yeni devrimci rota, Şubat devriminin ardından Bolşevik Parti'nin Mart ayı boyunca izlediği çizgiyi kökten değiştirmeyi zorunlu kılar. Zira, Rusya'da sosyalist devrim görevinin ancak Avrupa sosyalist devriminin ardından gündeme gireceğini varsayan bu çizgi, ülkede burjuva demokratik devrimin tamamlanmasını, burjuva geçici hükümetin devrimi pekiştirecek adımlar atmaya itilmesini, bu arada Menşeviklerle birleşme yolunun aranmasını, enternasyonal alanda da emperyalist savaşa titrekçe karşı çıkan oportünist merkezcilerle birlikte hareket edilmesini kapsamaktadır. Fakat daha yakından bakıldığında görülecektir ki, partinin söz konusu çizgisi, aslında bir yanıyla, yepyeni tarihsel ve siyasal koşullar altında, 1905 devrimi sırasında geliştirilen ve proletarya ile köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü altında burjuva demokratik devrimi sonuna dek götürmeyi hedefleyen eski devrimci stratejiye dogmatikçe bağlı kalmanın da sonucudur.[3]

1915 yazında Avrupa Birleşik Devletleri Şiarı Üzerine başlıklı makalesini yazan, ertesi yılın ilk yarısında Emperyalizm – Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı eserine çalışan ve Şubat devriminin öngünlerindeyse Devlet Ve Devrim adlı çalışmasının taslağını hazırlayan, böylece emperyalizmin eşitsiz gelişme yasasının alabildiğine etkinleştiğini, emperyalist zincirin en zayıf halkası veya halkalarından kırılacağını, birkaç ve hatta tek bir ülkede sosyalist devrimin zaferinin olanaklı hale geldiğini, burjuva devlet iktidarının nasıl yıkılacağını ve proletarya diktatörlüğünde devlet iktidarının nasıl biçimleneceğini çözümleyen Lenin, şimdi Nisan Tezleri'nde en güncel haliyle, sosyalist devrim olanağını Rus devrimci proletaryasının ellerinde ve proleter devlet tipini de sovyet iktidarı kılığında görmektedir.

Fakat Lenin, neredeyse yalnız başına, bütün partiyi yeni stratejik görüşlerine ikna etme sorunuyla yüz yüzedir. Öyle ki, onun ilk defa partinin merkezi gazetesi Pravda'da 7 Nisan günü yayınlanan tezlerinin ardından, gazete yayın kurulunu temsilen karşıt görüş bile yazılır. O ise meseleyi şöyle tartışır: “Her kim ki; bugün, 'proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü'nden başka söz etmez, yaşamın gerisinde kalır, ve bu yüzden de, pratik olarak, proletarya sınıfının savaşımına karşı küçük-burjuvaziye geçer, ve devrim-öncesi 'bolşevik' antikalar arşivlerine ('eski-bolşevikler' arşivlerine de denilebilirdi) kaldırılması gerekir.”[4]

***

Marksist teori, önsel ideolojik yargının kendini maddi gerçeğin yerine koyuşu olarak değil, maddi gerçeğin düşünsel yansıması olarak kurulmalıdır. Bunu sağlayacak materyalist diyalektik yöntem, maddi ve somut olanı başlangıç noktası yapar, pratiğin olgularını soyutlayarak maddi gerçeği düşüncede bir teorik model olarak yeniden kurar, onu tarihsel ve güncel bağlamında bütünsellik içindeki yerine oturtur. Böylece “şimdi”nin geçmiş içinden nasıl doğduğunu ve geleceğin hangi olasılıklarını belirleyip içinde barındırdığını aydınlığa çıkarır. Tarihin hareketi ve koşulların değişimi, materyalist diyalektiğin sürekli yeni durumlara ve olaylara uyarlanmasını, eski fikirlerin yenilenmesini, yeni teorik çıkarsamalar yapılmasını gerektirir. Zira tarihin belirli bir anındaki maddi hareketin yaklaşık yansıması olan bir fikir, eğer tarihin başka bir anındaki hareket aslına uygun yansıtılacaksa, değişime uğramak zorundadır. Ve tarihin her belirli andaki somut hareketine bağlı olarak değişen devrimci görevleri aydınlatıp açıklama yeteneği gösterememek, marksizmi cansızlaştırıp kitabileştirir, dolayısıyla devrimci görevlerin kavranışını tarihsel akışın gerisinde bırakır. İşte Nisan Tezleri, materyalist diyalektiğin maddi gerçeğe mükemmel bir uygulanışıdır.

Lenin'in ifadesiyle, her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur. O, Şubat'ı takiben Rusya'daki mevcut iktidar kompozisyonunu şöyle çözümler: “Devrimimizin bir iktidar ikiliği yaratmış bulunmak gibi büyük bir özgünlüğü var. Önemi her şeyden önce kavranması gereken bir olgu bu: onu anlamadan ileri gitmek olanaksız. Eski 'formül'leri, örneğin bolşevizmin eski formüllerini tamamlayıp, düzeltmesini bilmek gerek; çünkü onlar her ne kadar genellikle doğru çıkmışlarsa da, somut uygulamaları farklı olmuştur. Bir iktidar ikiliğini eskiden kimse ne düşünür, ne de düşünebilirdi.”[5]

Rusya’da iktidar yeni bir sınıfın, burjuvazinin eline geçmiş, bu anlamda burjuva demokratik devrim tamamlanmıştır. Burjuvazinin geçici hükümeti devlet iktidarını fiilen elinde tutmaktadır, bir “denetim” hükümeti rolü oynayan ve kurucu meclisin toplantıya çağrılmasına göz kulak olmakla yetinen Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti'nde cisimleşmiş ikinci iktidar gücü ise isteyerek burjuva hükümete boyun eğmektedir.

Lenin, durumun ikili iktidar biçimindeki özgünlüğünü anlayamayan, proletarya ile köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü kurma ve burjuva demokratik devrimi tamamlama şeklindeki eski Bolşevik formüllerle kendisine itiraz eden Bolşevik liderleri yanıtlar: “Gerçeklik, bize, hem iktidarın burjuvaziye geçişini (alışılmış tipte 'tamamlanmış' burjuva demokratik devrim), hem de hakiki hükümet yanında, 'proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü'nü temsil eden ikinci bir hükümetin varlığını gösteriyor. Bu 'ikinci hükümet' de kendiliğinden, iktidarı burjuvaziye bırakmış, kendisini, burjuva hükümete bağlamıştır. Kamenev yoldaşın, 'burjuva demokratik devrim tamamlanmamıştır' yolundaki eski bolşevik formülü, bu gerçeği hesaba katıyor mu? Hayır, bu formül eskimiştir. Artık hiç bir şeye yaramaz. Bu formül ölmüş bir formüldür. Onu yeniden diriltmek boşunadır.”[6]

Lenin'in materyalist diyalektik yöntemi dahiyane uygulayışı, her tarihsel evrenin ve her politik dönemin kendine özgü koşullarını ve ihtiyaçlarını başarıyla ele almasını sağlar. O, gerçekliğin teoriye daima üstün olduğu kavrayışıyla, dolayısıyla teorik görüşün maddi gerçekliğe uygun olması gerektiği prensibiyle hareket eder. Ama bu öyle bir uygunluk olmalıdır ki, akademisyen gözlüklü bir nesnel tespitçiliğe prim vermemeli, iradi bir değiştirme eyleminin bilincini kurmalı, proleter sınıf savaşımının ihtiyaçlarına ve devrimci eylemin gereklerine kopmazcasına bağlı olmalıdır. Onun için teori, sınıf mücadelesinin alabildiğine işlevsel bir parçası, proletaryaya doğru strateji ve taktikleri sağlamanın silahıdır.

Lenin şöyle der: “Marksizm, bizi, sınıflar ilişkisinin ve tarihin her anının somut özelliklerinin en doğru, aslına en uygun ve nesnel olarak doğrulanabilir, denetlenebilir bir hesabını yapmaya zorunlu kılar. Biz bolşevikler, bu kurala, bilimsel temellere dayanan bir siyaset bakımından kesinkes zorunlu olan bu kurala her zaman bağlı kalmak zorundayız. Marx ve Engels, ezbere öğrenilen ve yinelenen, olsa olsa tarihsel sürecin her evresinin, somut iktisadî ve siyasal durumuyla zorunlu olarak değişen genel hedefleri gösterebilen 'formüller'le haklı olarak alay ederek, her zaman, 'bizim öğretimiz bir dogma değil, ama bir eylem kılavuzudur' demişlerdir.”[7] Ve devam eder: “Şimdilik, bir marksistin, her teori gibi daha çok esas olan, genel olan, yaşamın karmaşıklığını yaklaşık olarak gösterebilen dünün teorisine sımsıkı takılıp kalmaması, yaşayan gerçeği, kesin ve somut olguları hesaba katması gerektiğini, bu söz götürmez gerçeği iyice özümlemesi gerekir. 'Gri teoridir, dostum, ama yeşil yaşamın sonsuz ağacıdır.' Eskiden yapıldığı gibi, burjuva devrimi 'tamamlama' sorununu ortaya atmak, canlı marksizmi ölü metinlere feda etmek demektir.”[8]

Lenin'de, ortaya konulmuş fikir ile kullanılan yöntemin aynı şey olmaması, tarihin akışıyla kaçınılmazca eskiyen fikirleri yenileriyle değiştirmeyi mümkün kılar. Maddenin bilince ya da gerçekliğin teoriye önceliğini kesin kavrayışı sayesindedir ki, Lenin kendi fikirlerine de dogmatikçe veya kibirle saplanıp kalmaz. “Bizim öğretimiz bir dogma değil, ama bir eylem kılavuzudur” diyen Marx ve Engels'in yöntemini fevkalade uygular.

Lenin, farklı politik çizgileri incelerken, onları Marx'ın veya Engels'in ifadeleriyle karşılaştırmakla yetinmez. Bunun ötesinde, toplumsal maddi gerçekliğin bütünlüğünü çözümlemeye ve söz konusu politik çizgilerin sosyal ve sınıfsal temellerini ortaya çıkarmaya yönelir. Bu yöntemle, Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin politik yalpalamalarının esasen küçük-burjuva sınıfsal konumlarından ileri geldiğini gösterir. Küçük-burjuvazinin mülk sahibi bir toplumsal katman olarak burjuvaziye bağımlılığından, bu küçük-burjuva liderlerin burjuva geçici hükümete bağlılığı ve egemen oldukları sovyetlerin potansiyel iktidar gücünü dizginlemeleri olgusu türemektedir. Rus sosyal-demokrasisinin örgütlü güçleri Rusya'nın jirondenleri ile jakobenleri, yani Menşevikler ile Bolşevikler olarak, liberal burjuvazinin kuyruğunda, reformcu yolda, oportünist politikayla yürüyenler ile proletaryanın iktidarı hedefiyle, devrimci yolda, marksist politikayla yürüyenler olarak ikiye bölünmüştür.

Burjuva demokratik devrimi tamamlama görüşü, artık devrimci proletaryayı daha ileri gitmekten alıkoyan bir ayak bağına dönüşmüş, sovyetleri de burjuva geçici hükümetin kuyruğuna bağlamış olan Menşevik ve Sosyalist Devrimci küçük-burjuva liderlerden kopamama sonucuna varmıştır. Ve ama proletaryanın küçük-burjuvaziden siyasi ayrışması sağlanmadıkça, o tarihsel kavşakta devrim ileriye gidemeyecektir. Proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü yolundan bütün demokratik dönüşümleri tamamlamayı, savaşa son vermeyi ve köylünün toprak sorununu çözmeyi beklemek demek, sosyalist devrim imkanını heba etmek ve hatta burjuvaziye siyaseten angaje olmuş küçük-burjuva köylülük karşısında proletaryayı çaresiz bırakmak demektir. Oysa proletarya, bilinç ve örgütlülük düzeyine ve yarı-proletaryayla ittifakına dayanarak, küçük-burjuva uzlaşıcılığını tecrit ederek, sosyalist devrime geçmelidir. Bu amaçla Lenin, küçük-burjuva reformcu çizgiye demirlemiş Menşevik ve Sosyalist Devrimci anlayışlarla, enternasyonal planda da oportünist merkezci sosyal-demokratlarla araya kalın bir set çekmek için, örgütsel yapıda ayrılığı ve politik çizgide netliği savunduğu kadar, partinin sosyal-demokrat olan ismini komünist olarak değiştirmeyi ve yine komünist isimli yeni bir enternasyonal kurmayı savunur.

Lenin, ikili iktidarın bir yanını temsil eden sovyetlerde, tabii henüz tohum halinde, 1871 Paris Komünü'yle aynı tipte bir iktidar yapısını görür. Alışılmış türden parlamenter burjuva demokratik bir cumhuriyet iktidarından bambaşka bir iktidar tipi olarak sovyetler, Lenin'in vurgularıyla, yasaya değil doğrudan devrimci bir zorlamaya ve halk yığınlarının aşağıdan gelen dolaysız girişkenliğine dayanan, halktan ayrı sürekli ordu ve polisin yerine tüm halkın silahlanmasını geçiren, böylece kamu düzeninin korunmasını silahlı işçi ve köylülere bağlayan, bürokrasiyi özel bir denetim altına sokan ve halkın dolaysız iktidarı lehine gitgide ortadan kaldıran, tüm siyasi görevlileri halkın seçtiği ve görevden alabildiği basit vekiller durumuna getiren, maaşlarını da iyi bir işçi ücretine eşitleyen organlardır. İşte bu sovyetler proleter devrime geçişin aracı olacaktır. Öyle ki, sovyetlerde sosyalist devrimden yana bir çoğunluk elde etmekle sosyalist devrime barışçıl geçişin olanaklarını düşünmektedir Lenin. Ne ki, eski Bolşevikler, sovyetlere dayanarak sosyalist devrime ilerleme imkanını görememektedirler.

Lenin'in yeni çözümlemesinde, Rusya'da sosyalist devrimin Avrupa sosyalist devriminin öncelikli zaferine bağlı olarak ele alınışı artık tersine dönmüştür. Şimdi Rusya'da sosyalist devrim, pek yakın olan Avrupa devriminin fitilini ateşleyecektir. Böylece Lenin, kaderini halen Avrupa sosyalist devrimine sımsıkı bağlı gördüğü Rusya proleter devrimini, şimdi Avrupa devriminin sonsözü değil önsözü olarak okumaktadır. O, “Rus proletaryası, bir kez iktidarı ele geçirdikten sonra, bütün iktidarı korumak ve Rusya’yı devrimin Batıdaki zaferine kadar götürmek şanslarına sahiptir”[9] der.

Lenin'in farkı, yaklaşan sosyalist dünya devrimini herkesten önce ve herkesten açık görebilmesidir. Zira onun bakışı devrimin güncelliği perspektifindendir. Ve bütün temel meseleleri, hem Şubat'tan Ekim'e Rusya olaylarını hem de savaştan sonra dünya olaylarını devrimin güncelliği görüş açısından kavramaktadır. Bu görüş açısıyladır ki, Lenin, proletarya devrimine geçişi, Temmuz'da işçi ve asker kitleleri geçici hükümete karşı açıkça ayaklandığı zaman değil, Mart'ta işçi ve asker vekilleri sovyetleri iktidarı geçici hükümete bıraktığı zaman görmüştür. Nisan Tezleri devrimin kesintisizliğinin politik strateji bakımından eşsiz bir öngörüyle formüle edilişidir.

***

Rusya'da Şubat'tan Ekim'e yaşanan fırtınalı olaylar dizisi Lenin'in Nisan'daki öngörüsünü tamamen doğrular. Bu birkaç ay içinde taktiklerdeki tüm farklılaşmalara rağmen, Lenin'in temel doğrultusu değişmez: işçilerin ve yoksul köylülerin çoğunluğunu kazanmak, sovyetlerin iktidarını sağlamak ve sosyalist devrimi başarmak. Olayların kısa bir kronolojisi, bu temel doğrultunun uğraklarına işaret eder:

-20-21 Nisan günlerinde kendiliğinden öfkenin kabından taşması, silahlı askerlerin gösterileri ve burjuva bakanları tutuklama girişimi, çaresiz haldeki hükümetin düşmesi ve 6 Mayıs'ta Menşevik ve Sosyalist Devrimci bakanların da katılımıyla koalisyon hükümeti kurulması...

-9 Haziran'da Bolşevik gösteri planının Sovyetler Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi tarafından yasaklanması, Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin 18 Haziran'da kendilerine destek için düzenledikleri gösteriye katılan yüzbinlerinse Bolşeviklerin sloganlarını haykırması...

-Emperyalist savaşta girişilen gösterişli taarruzun bozguna uğramasıyla 3-4 Temmuz'da halkın öfkesinin yeniden sokağa taşması, iktidarı alma hamlesi için yeterli hazırlıktan ve çoğunluk desteğinden henüz yoksun olan Bolşeviklerin silahlı işçi ve asker isyanına örgütlü ve barışçıl bir genel gösteri karakteri verme çabası, ardından parti üzerinde tırmanan karşıdevrimci baskılar ve tutuklamalar...

-Temmuz olaylarının ardından, sovyetlerin karşıdevrime soyunan ve Bolşeviklere saldırıya geçen burjuvaziye tümden yedeklenmesinden dolayı, “Tüm iktidar sovyetlere” sloganının Bolşeviklerce geri çekilmesi, devrimin barışçıl gelişim yolunun kesinkes kapanması...

-Ağustos sonunda çarcı general Kornilov'un darbe ve iç savaş girişiminin, Bolşevikler tarafından geçici hükümeti desteklemeksizin yenilgiye uğratılması, devrimin ya ileriye doğru proletarya ve yoksul köylü ittifakıyla sovyet iktidarına ya da geriye doğru karşıdevrimci generaller ve liberal burjuvazi ittifakıyla çarlığın restorasyonuna gideceğinin halk yığınlarınca gitgide anlaşılır hale gelmesi...

-Menşeviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin Şubat-Mart'ta burjuva geçici hükümeti koşullu desteklemelerinden Nisan-Mayıs'ta onu bozgundan kurtarmalarına ve Haziran-Temmuz'da ise burjuva karşıdevrimle birleşmelerine uzanan süreçte, hem Kadet burjuva partisinin hem de Menşevik ve Sosyalist Devrimci partilerin eriyip gitmeleri...

-Proletaryanın devrimci kabarışına köylülerin toprak talebiyle patlayan isyan dalgasının eklenmesi, Bolşeviklerin işçinin insanca bir yaşam, köylünün toprak ve halkların barış özlemini gerçek kılabilecek tek siyasi alternatif olarak kalmaları ve Kornilovcu darbe girişiminden sonra Menşeviklerle Sosyalist Devrimcilerden bölünen sol kanatlarla beraber hem sovyetlerde hem orduda hem de ülke genelinde çoğunluğu elde etmeleri...

***

Lenin'in gözünde, Eylül'de artık silahlı ayaklanma ve iktidarı alma vakti gelmiştir. Fakat onun önünde, bu kez yine, partiyi ayaklanma düzenine geçirmek için vermesi gereken ciddi bir mücadele vardır. Mesele, ayaklanmanın örgütlü ve iradi gerçekleştirilişine kendiliğindenci, uyuşuk ve kararsız yaklaştığını düşündüğü parti önderliğini ayaklanma yönünde itmektir. Marx'a atıfla ayaklanmanın bir sanat olduğunu söyleyen Lenin, bu yüzden blankicilikle eleştirilmekten gocunmaz. Bolşeviklerin Petrograd ve Moskova sovyetlerinde çoğunluğu elde ettikleri günden itibaren derhal ayaklanmada ısrar eder, karar alma iradesi gösteremeyen MK'dan istifa etme restini çeker. Onun için artık zaman, eleştiri silahının değil, silahın eleştirisinin zamanıdır.

“Partimizin birçok yöneticisi, hepimizin benimsemiş ve durmadan yinelemiş bulunduğumuz sloganın bugün aldığı özel anlamı apaçık olarak anlamamış durumda” eleştirisini yönelten ve “Tüm iktidar sovyetlere” sloganının yeni anlamını vurgulayan Lenin, “altı devrim ayı boyunca, bu sloganın ayaklanma anlamına gelmediği dönemler, gelmediği anlar oldu. Belki bu dönemler, bu anlar, yoldaşlardan bir bölümünün gözlerini bağladı ve şimdi, bizim için, bu sloganın hiç değilse Eylül ortasından beri bir ayaklanma çağrısı anlamına geldiğini onlara unutturdu”[10] der.

10 Ekim'de MK, nihayet silahlı ayaklanma kararı alır. Karşı oldukları ayaklanma kararını tam da ayaklanma hamlesinin öngünlerinde açığa vuran iki MK üyesini “grev kırıcıları” olarak damgalamakta duraksamaz Lenin. Onun Eylül-Ekim'deki rolü, Nisan'da olduğu kadar belirleyicidir. Her şeyden önce, Lenin'in marksist diyalektiği uygulayışı mekanik determinist ve kaderci değil iradidir. Analizi, partiye ve proletaryaya devrimci savaş gücü kazandırma işlevselliği taşır. Lenin, aynı zamanda, bir kez elde edildiğinde değişmeden kalmış bir paye olmayan politik önderlik pozisyonunu da, oluşturduğu bilinç ve iradeyi partiye aşılayarak, böylelikle yeniden ve yeniden üretir.

Ayaklanmanın diyalektiği parti-sovyet-kitle bağıntısında kendini gösterir. Parti ayaklanmaya siyaseten önderlik eder, sovyet ayaklanmayı gerçekleştirir ve silahlı kitleler de sovyetin çağrısıyla iktidarı alır. 25 Ekim sabahında, Petrogad Sovyeti Askeri Devrimci Komitesi'ne bağlı askeri birlikler ve silahlı işçiler, kale ve garnizonlarda kontrolü almış, subay okullarını bloke etmiş, postane ve garları, merkez bankasını, telefon ve elektrik santrallerini, telgraf bürolarını ele geçirmiş, hükümeti tutuklamış durumdadır. Aynı akşam iktidarı ele alan Tüm Rusya Sovyetleri 2. Kongresi toplanırken, Aurora kruvazörü geçici hükümetin son mevzisi olan Kışlık Saray'a top ateşi açmaktadır.

Haziran başındaki Tüm Rusya Sovyetleri 1. Kongresi'nde Menşevik bakanın konuşması sırasında sarf ettiği “Şu anda hiçbir siyasi parti, 'iktidarı bize verin, siz gidin, yerinizi biz alacağız' diyecek durumda değildir. Rusya'da böyle bir parti yoktur” sözlerini, oturduğu yerden “Vardır” diye seslenerek yanıtlayan ve çoğunluğun hayretiyle karşılaşan Lenin[11], Ekim sonundaki Tüm Rusya Sovyetleri 2. Kongresi'nde artık muzaffer sosyalist devrimin birkaç ay önceki iddiasını gerçekleştirmiş lideri olarak konuşmakta ve çoğunluğun coşkun alkışlarını almaktadır.

Son olarak, Bolşeviklerin öteden beri dillendirdikleri devrimci kurucu meclis soyut politikası ile eskimiş listelere göre seçimi yapılan ve Ekim devriminin ardından Ocak 1918'de karşıdevrimci çoğunlukla toplanan kurucu meclis somut gerçekliği arasındaki çelişkinin çözümü de, bir Bolşevik muhafızın basit sözlerinde yankılanacaktır. Sovyetler Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi'nce hazırlanan Emekçi ve Sömürülen Halkın Hakları Bildirgesi'ni kabul etmeyen, ardından Bolşevikler ve Sol Sosyalist Devrimcilerce terk edilen kurucu meclis, askeri muhafız komutanının meclis başkanına muhafızlar yorulduklarından toplantıya son verilmesinin emredildiğini söylemesiyle dağılacaktır. Ekim'in devrimci proleter iktidarının karşıdevrimci burjuva iktidarın son resmi kalıntısı üzerine vurduğu ironik zafer mührü olacaktır bu.

Ne ki, Rusya'daki muzaffer proleter devrim, önceden beklenenin aksine, Avrupa sosyalist devriminin zaferiyle buluşamayacak, iktisadi ve kültürel bakımdan geri bir ülkenin sınırlılığında sosyalizmi inşaya girişecek, bu sınırlılıktan gelen muazzam yükleri ve gerilimleri onlarca yıl boyunca taşımak zorunda kalacak, sosyalist inşanın karmaşık ve dolambaçlı yolunda tek başına ilerlemek onun adeta kader çizgisi olacaktır.

Dipnotlar

[1] Bkz. E.H. Carr, Bolşevik Devrimi 1917-1923 Cilt 1, çev. Orhan Suda, Metis Yayınları, 2005, s. 82

[2] Bkz. V.I. Lenin, Nisan Tezleri Ve Ekim Devrimi, çev. Muzaffer Ardos, Sol Yayınları, 1979, s. 9-15

[3] Bkz. V.I. Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, çev. Muzaffer Ardos, Sol Yayınları, 1977

[4] Lenin, Nisan Tezleri Ve Ekim Devrimi, s. 25

[5] Age, s. 16

[6] Age, s. 31

[7] Age, s. 22-23

[8] Age, s. 25

[9] Age, s. 174

[10] Age, s. 203

 

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn