Devrimci Duruma Birleşik Devrimci Bir Yanıt: HBDH

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) 2016’nın baharında kuruluşunu ilan etti ve siyasal tarihimize girdi. Darbeci faşist Saray cuntası ve iplerini elinde tuttuğu inkarcı sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı mücadele ve keza birleşik devrimimizin gelişimi ve geleceği bakımından bu, emekçi sol hareketimizin devrimci kanadının cepheleşme yetenek ve yöneliminde meydana gelen değişim ve dönüşümün ulaşmakta olduğu düzeyi yansıtması bakımından oldukça önemlidir.

Kuşkusuz, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin mücadelede ve tarihimizde tutacağı yeri kendi pratiği, kendini ortaya koyuşu, devrimci duruma yanıt olma güç ve yeteneği belirleyecektir. Bütün siyasi özneler gibi o da mevcut koşullar altında kendi tarihini kendisi yapacaktır. Bununla birlikte HBDH’nin ilanı ve pratik yönelimi birleşik devrimimiz bakımından önemli bir tarihsel eşiğe işaret etmektedir.

Onu kavrayabilmek için, HBDH’nin hangi ihtiyacın ve hangi gelişmelerin ürünü olarak doğduğuna, mücadele sahnesine çıktığını bakmalıyız. İlk uğrağımız, bölgesel devrimin fay hatlarının hareketlendiği 2010 sonunda Tunus’tan başlayıp Akdeniz Afrikası’na ve Ortadoğu’ya yayılan Arap coğrafyasını dolaşan Irak, İran, Suriye’de yankısını bulan, Rojava Kürdistan’da en ileri düzeyine ulaşan, Haziran-Gezi halk ayaklanmasında Türkiye’de yankılanan devrimci gelişmedir. Bölgemizi tarihsel olarak bir savaşlar, kaos ve devrimler dönemine sokan, bölge devrimini harekete geçiren halk ayaklanmaları zinciridir. Bu dönemin girişinde Kürt halkı bölge halklarının en önünde yürüyor, bölge devriminin öncülüğünü üstlenmiş bulunuyor. Kürt ulusal özgürlük hareketi ise bölge devriminin en güçlü mevzisidir. Rojava’da kadın eşitlikçi, ulus ve inanç topluluklarının birleşme-birlikte yaşama tarzı bakımından çokçu-çoğulcu (egemen ulusçu, egemen inanççı burjuva deneyimi reddeden) demokratik, bir bütün olarak halkçı demokratik iktidar, bölge devriminin en ileri kazanımı, bölge halklarına yön gösteren, ilham veren bir deniz feneri rolünü oynuyor.

Bu gerçeklerden hareket edildiğinde HBDH’yi, bölge devriminin itici gücü ile emekçi sol hareketin devrimci kanadı ve Kürt ulusal özgürlük hareketinin birlikte bir ileri sıçrama, devrimi Batı’ya-Türkiye’ye taşıyarak birleşik devrim düzeyine sıçratma hamlesi, yönelimi ve yankısı olarak okuyabiliriz. Bölge devriminin fay hatlarının hareketlenmesini, bölgenin içerisine girdiği yeni tarihsel süreci anlatım için milat kabul etmemizin nedeni de budur. “Bölgesel devrim itici” gücü en başta Rojava devrimidir, yeni tarihsel duruma adapte olan Kürt ulusal özgürlük hareketidir. Bununla birlikte kuşkusuz Haziran ayaklanması da ihmal edilemez diğer bir devrimci itici güçtür.

HBDH cepheleşme yönelim ve girişimi bakımından emekçi sol hareketimizin ulaştığı yeni ve ileri bir düzey ve iddiadır. Bu nedenledir ki emekçi sol hareketimizin cepheleşme yeteneği kazanması süreci diğer bir uğrağımızdır. HBDH’nin 90’lardan günümüze süregelen yerel ya da merkezi, kısmi-kesimsel ve genel eylem birlikleri, sayısız ve envai çeşit platformların birleşik mücadele istek, yönelim ve çabalarıyla yarattığı deneyim birikimiyle bağlı olduğunu, bu temelde yükseldiğini muhakkak kaydetmeliyiz. Başarılı ve başarısız birlik deneyimleri de bu tablonun oluşturucu renkleri arasındadır. Emekçi sol hareket, son çeyrek yüzyıllık dönemde çok düşük bir hızla ve oldukça sancılı bir tarzda yenilenerek, dönüşerek cepheleşme yetenek ve dinamizmi kazanmıştır, geliştirilmeye hala muhtaçtır ama kazanmıştır! Bunun en çarpıcı ilk sonucu, 2011’de Halkların Demokratik Kongresinin (HDK) kuruluşudur. Kazanılan cepheleşme yeteneğini somutlaştıran yeni bir politika tarzı ve yeni bir ilişki tarzı açığa çıkmıştır. HDK’nin doğurduğu Halkların Demokratik Partisi ve onun etrafında yürütülen 7 Haziran seçim mücadelesinin kazanımı aynı hattın derinleşerek, genişleyerek gelişmesini ifade eder. HDK-HDP gerçekliğinde halkçı demokratik cephe ete kemiğe bürünmüştür.

Emekçi sol hareketin kazanmakta olduğu cepheleşme yeteneği bölge devriminin başlıca görünümleri tarafından ileri itilmiştir. Gezi-Haziran ayaklanması bakımından da kuşkusuz geçerlidir bu. Ancak Rojava Devrimi’nin daha özel bir rol oynadığını da ayrıca vurgulamalıyız. Rojava Devrimi emekçi sol harekete hem yeni bir ufuk ve devrimci cesaret kazandırmış, hem de politik askeri mücadeleyi çok daha mümkün hale getirmiş, emekçi sol hareketin politik askeri mücadele yürütme yönelimli parti ve örgütleri için muazzam olanaklar açığa çıkartmıştır. Emekçi sol harekette adeta geleneksel Kürt özgürlük hareketine mesafeli duruşun, önyargıların, psikolojik duvarların aşılmasında Rojava Devrimi ve Kobanê direnişi önemli bir katalizör rol oynamıştır.

Rojava Devrimi ve Kobanê savunması, devrimi savunma cephesinde değişik savaşkan yapıları yan yana ya da bir araya getirmiş, savaş yoldaşlığı deneyimi kazandırmıştır. Devrimci yapılara, mücadele etmek isteyen güçlere baştan itibaren açılan özgür alanların imkanlarının gecikerek de olsa realize edilmesi pratiklerinin artışıyla da bağlı biçimde değişik örgütlerin PKK ile ilişkilere bakışının, ilişkilenişinin yenilenmesi ve değişiminin yarattığı iklim ve imkanın özel rolünü, MLKP’nin özgür alanlardaki varlığının ve Rojava devrimini savunmada kendisini ortaya koyuşunun emekçi sol harekete güven verici etkisini de eklemeliyiz.

7 Haziran seçim mücadelesinde halkçı demokratik cephenin kazandığı siyasal zafer, faşist Erdoğan-AKP diktatörlüğü saflarında işçi-emekçi-ezilenler hareketinin gelişimini atılıma geçirecek siyasal ve toplumsal bir iklimi tetikleyebileceği, yeni Gezi-Haziran’lara yol açabileceği korkusu yarattı. Fakat daha önemlisi sömürgeciliğin belli başlı siyasal partilerini olduğu kadar faşist Türk burjuva devlet bürokrasisinin ana güçlerini panik ve endişeye sürükledi, hepsini Saray cuntası ve tezgahladığı faşist darbe stratejisi etrafında birleştirdi.

Faşist despot Erdoğan’ın Saray cuntası devletin bütün iplerini tekeline aldı, görüşmelere ve ateşkese son verdi. 7 Haziran seçim sonuçları ve oluşan meclisi, seçimlerden çıkan halk iradesini CHP ve MHP’nin etkin desteği ile tasfiyeye yöneldi, tasfiye etti. İnkarcı sömürgeci faşist diktatörlük 20 Temmuz Suruç katliamından başlayarak Kürt ulusal özgürlük hareketinin iradesini kırma, diz çöktürme amacıyla yeni bir savaş süreci tezgahladı. Diktatörlük gözü dönükçe geliştirdiği savaşla halkın kafasına namlularını dayayarak, ırkçılıkla, şovenizmle %10 barajının altına düşürerek HDP eksenli demokratik direniş cephesi barikatını aşmaya çalıştı. Kürdistan devriminin yeni bir atılımı olan büyük özyönetim direnişlerini ve Kürt ulusal özgürlük hareketinin iradesini kırma savaşının amacına ulaştırmak için propoganda ajitasyon, demokratik eylem ve örgütlenme özgürlüğünü tasfiyeye, cephe gerisini zapturapt altına almaya yöneldi. Faşist Saray cuntasının dayattığı karşı devrimci saldırganlık ve savaş siyaseti, meşru demokratik eylem, fiili meşru direniş imkanlarını büyük ölçüde daraltıp, halkçı demokratik cephenin etkisini, rolünü sınırlandırdı. Diktatörlüğe karşı yeni mücadele dönemi, fiili meşru devrimci direnişin geliştirilmesinin yanı sıra, devrimci direniş ve mücadele yöntemlerinin özellikle de politik askeri direnişin her biçimde yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine büyük bir önem ve aciliyet kazandırdı. HBDH aynı zamanda devrim karşıdevrim arasındaki çatışmanın sertleşmesi, devrimci durumunun hayatiyet kazandırdığı devrimci örgütler ve devrimci mücadele biçim ve yöntemlerini geliştirme, devrimci direnişi karşıdevrimci saldırganlığı durdurup püskürtebilecek, devrimci kitle hareketinin önünü açabilecek güç ve kapsamda örgütlenme, devrimi Türkiye cephesine daha güçlü tarzda yayma ihtiyacından doğdu.

HBDH yeni bir devrimci iddia ve yönelimdir. HBDH her şeyden önce başlangıç halinde bir birleşik devrimci önderlik inşasıdır. Oluşturucu unsurlarını bir araya getiren “birleşik devrim” amacı, devrim programı ve stratejisidir. Programı da stratejisi de bölgesel devrim perspektif ve amacına bağlıdır. Devrimci bir merkez yaratmak ve bu merkez etrafında karşıdevrimin savaşla devrimi tasfiye etme stratejisini yenilgiye uğratacak politik askeri direnişi, silahlı devrimi yükseltme yönelimi, inkarcı sömürgeci faşist diktatörlüğün yıkılması ve devrimin zaferi sorununu devrimci eylemin gündemine getirmektedir.

Devrimci gelişmenin dengesizliği, eşitsizliği Kürdistan’da başlayan birleşik devrimimizi zayıf ve güçsüz düşürmektedir. Devrimimizin ikinci cephesinin, Batı-Türkiye yakasının, çarpıcı biçimde geride kalması karşıdevrime büyük manevra imkanları kazandırmaktadır. Türk işçi ve ezilenleri faşist zorbalık ve şovenizmle teslim alınmaktadır. Zayıf, güçleri ve kitlelerle bağları sınırlı devrimci güçlerin ayrı ayrı değişik biçimlerde geliştirmeye çalıştıkları devrimci mücadele yöntemleri faşist devlet terörü ile tahkim edilmiş şovenist ablukayı kırmakta yetersiz kalmakta, siyasi bakımdan, etkili ve anlamlı sonuçlar üretememektedir. İkinci devrimci cephenin geliştirilmesi, birleşik devrimimizin gelişimini ve kaderini belirleyici sorundur.

HBDH bu sorunun çözümünde nasıl bir rol oynayabilir?

İkinci devrimci cephenin geliştirilmesi, yükseltilmesi sorunu esasen Türkiye yakasının sorunudur. Yani Kürdistan yakasında “sorun” çözülmüştür. Devrimin birinci ve öncü cephesi büyük bedellere karşın geliştirdiği görkemli direniş çizgisiyle birkaç on yıldır yenilmez bir kale gibi ayakta durmaktadır. Kendi yolunda yürüyüşünü sürdürmektedir. Bölge devrimiyle buluşarak, kendini ona uyarlayarak Rojava Devrimi’ni ve halkçı demokratik iktidarı doğurarak ve bütün bunlardan güç alarak da yoluna devam etmektedir.

İkinci devrimci cephenin yükseltilmesi sorunu esasen Türkiye yakasının sorunu ama bu yalnızca Türkiye devrimcilerinin sorunu olduğu anlamına da gelmiyor. Her şeyden önce “birleşik” devrimin mantık ve mantalitesi bakımından, keza somut toplumsal ve siyasal nedenlerle ve de Kürdistan devriminin zaferi Batı’daki devrimci gelişme ve atılıma bağlı olduğu için bu böyledir. Somut siyasal ve toplumsal nedenler derken de Türkiye’de-Batı’daki Kürtler arasında Kürt ulusal özgürlük hareketinin etkisi, güç ve örgütlenmesini söz konusu yapıyoruz. Diğer bir ifadeyle bütün bunlar Kürt ulusal özgürlük hareketinin Türkiye’deki devrimci süreçlerin doğrudan müdahil ve özneleri arasında yer aldığını anlatmaktadır. Batı’daki Kürt devrimci etkenini ihmal eden bir yaklaşım ve strateji daha baştan kaybetmiş demektir.

Kürdistan devrimi kendi özgün yolunu bulmuştur ama devrimimizin ikinci cephesi için durum farklıdır, Batı’da devrimin özgün gelişim yolu “henüz keşfedilmiş” değildir. Buradan bakınca sorunun çözümünün aynı zamanda bir yol arayışı ve bir keşif hareketi olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’de ikinci devrimci cephenin geliştirilmesi sorunu bir kuvvet sorunu olmaktan önce bir yol sorunudur.

Güncel devrimci durum zeminine dayanan HBDH, işte bu sorunun çözümünü gündeme sokmaktadır. Diğer bir anlatımla HBDH’nin rolü burada açığa çıkmaktadır. Yani sorun Batı’da, Türkiye zemininde çözülecektir.

Kitle hareketindeki dalgalanmalara ve faşist Saray cuntasının kitle hareketini ezme yöntemlerinin bir ölçüde etkili olmasına karşın devrimci durum zemininde Türk ezilenlerinin saflarında, Türkiye toplumunda büyük bir demokratik birikimin varlığı her türlü kuşkunun ötesindedir. Yani sorunun çözümünün nesnel koşulları mevcuttur. Hal böyle olduğu içindir ki çözüm, “devrimci önderliğin” oluşumunda düğümleniyor. Bu izlenecek mücadele stratejisinin, onu gerçekleştirecek taktik plan, mücadele yöntemleri, örgüt biçimleri ve çalışma tarzının düşünsel olmaktan da çok pratik eylemli biçimde açığa çıkartılması esastır.

Türkiye’de devrimci gelişim çizgisinin keşif ve inşasına Batı’da vereceği, geliştireceği yanıt HBDH’nin rolünü açığa çıkartacaktır. Bu bakımdan kır-gerilla mücadelesini Türkiye kırına yaymak, devreye sokmak bunun birleşik örgütlerini kurmak kuşkusuz oldukça önemlidir. Bu da zaman alacaktır ama birikmiş deneyimler ve hazır kuvvetler nedeniyle bunun nispeten kolay başarılabilir devrimci bir görev olduğunu kaydetmeliyiz.

Türkiye kentlerinde faşist diktatörlüğe karşı devrimci örgütlenme ve mücadele biçimlerinin geliştirilmesi- örgütlenmesi, çözümü en zor sorundur. Ancak devrimci hareketimiz bu alanda küçümsenemez deneyimlere de sahiptir.

Devrimci örgütlenme, çalışma tarzı, örgüt biçimi ve mücadele yöntemleri, diktatörlüğün kentleri yüksek teknolojiye dayalı kontrol ve denetim sistemini aşmak zorundadır. Özellikle büyük kentlerin varoşlarında bunun başarılmasının çok daha olanaklı olduğu zaten biliniyor. Büyük kentlerin varoşlarında düşmanın kontrolü nispeten zayıf olduğu kadar devrimin toplumsal dayanakları daha güçlü- dür. Keza varoşlar devrimci hareketin mücadele deneyimlerini daha fazla biriktirdiği alanlardır. Geliştirilecek mücadele stratejisi varoşlara odaklanmalıdır.

Devrimci deneyimlerimiz büyük kentlerin varoşlarında geliştirilecek yaygın milis örgütlenmelerinin faşist diktatörlüğe karşı devrimci direnişin temel ayaklarından birisi olduğunu gösteriyor. Gizli, yarı-gizli yapılanan, eğitimli eğitimsiz savaşçıları birleştiren yaygın milis örgütlenmelerinin devrimci yöntemlerle geliştirecekleri direniş, diktatörlüğün güçlerinin hareket alanını sınırlandıracağı, devrimci güçlerin hareket alanını genişleteceği gibi varoşlarda fiili meşru kitle direnişlerinin geliştirilmesinde öncü ve sürükleyici de olabilir. Bu tarz bir direniş, esasen gençliğe dayanacaktır. Kadın ve erkek, işçi ve işsiz semt gençliği, üniversiteli-liseli gençlik faşizme karşı devrimci mücadelenin geliştirilmesinde öncü bir rol üstlenecektir. HBDH’nin faşist diktatörlüğe karşı geliştireceği devrimci direniş çizgisini gençlik güçlü biçimde sahiplenebilir. Gençlik derken HBDH’yi kuran örgütlerin saflarında toplanmış gençlikle sınırlı bir kitleyi söz konusu yapıyor değiliz. Sayısı az bile olsa HBDH kurucu güçlerinin etrafında birleşmiş devrimci gençlik, siyasal bilinci, mücadele deneyimi ve örgütlü hareket etme yeteneğiyle nitelik bir gücü oluşturuyor. Bu yine de faşist diktatörlüğe karşı devrimci direniş saflarına akacak büyük gençlik kitlesinin öncü ama küçük bir bölümünü oluşturuyor. HBDH birleşik devrimci önderlik olarak ayrı ayrı devrimci örgütlerin başaramadığını başarabilir, direniş saflarına katılacak büyük gençlik yığınları için çekim merkezi haline gelebilir.

Türkiye kentlerinde faşist diktatörlüğe karşı geliştirilecek devrimci direnişin belirleyici önemi keza HBDH’nin başarısında bunun hayati rolü tartışma götürmez. Bileşik devrimci önderlik kolektif olarak ve oluşturucu yapılarının her biri ayrı ayrı burada devrimci bir sınavdan geçecektir. Devrime önderlik iddia ve yönelimi bakımından meydan okuyan bu gerçek durumla yüzleşmekten iddia sahibi taraflar kaçınamaz.

HBDH açığa çıkarttığı başlangıç halinde birleşik devrimci önderlik, keza geliştirme iddia ve yöneliminde olduğu devrimci direniş ile cepheleşme yöneliminin ileri düzeyini temsil ediyor. Kurucu güçlerin önemli bir kesiminin baştan itibaren zaten içerisinde yer aldıkları ya da ilişkili oldukları halkçı demokratik cephe alanı sınırlandırmış olsa bile önemli bir birikim ve kazanım. Bu iki alanın her birinin faşist saldırganlığa karşı direnişi geliştirmede kendi yerleri ve rolleri var. Direnişin bu iki cephesi ile HBDH içerisinde yer alan örgütlerin pozisyonlarında yansıyan yaklaşım ve yönelim farklılıklarının yarattığı sürtünme bir gerçek ve biliniyor. Bununla birlikte HBDH emekçi sol hareket ve onun devrimci kanadında yeni bir durumu açığa çıkartmış bulunuyor. “Yeni” durum muhatabı bütün tarafların pozisyonunu derinden etkiliyor. Tarafların an’ın en hayati devrimci görevi, faşist diktatörlüğe karşı devrimci direniş cephesinin geliştirilmesi sorunlarına, devrimci yaklaşımın gereklerine uygun bir ciddiyetle, yeniden ilişkilenmelerini dayatıyor. Özellikle halkçı demokratik cepheye mesafeli duruşun aşılması ya da bütün tarafların üzerinde buluşacakları bu düzeyin gerisine düşmeyecek bir ortak duruşun geliştirilmesi ötelenemez bir ihtiyaçtır.

Birleşik devrim, ‘89-‘90 dönemecinde gerilla savaşı ile serhildanların birleşmesi ile Kuzey Kürdistan’da başlar, yükselir düşer, ileri sıçrar geri çekilir, başarı ve yenilgiler alır, irili ufaklı başarılar kazanır. Batı’ya yayılma yönelimleri sonuç alıcı olmaz. Bunlarla birlikte birkaç on yıl ayakta kalmayı başarır. Harekete geçen bölge devrimi gerek Rojava’da açığa çıkarttığı halkçı devrimci demokratik iktidar ve onun Kürdistan ve Türkiye’de yarattığı sarsıcı etkiler, gerekse bölge devriminin tetiklediği Gezi-Haziran ayaklanması deneyimi ve itici gücü ile ufku bölge devrimine bağlanmış birleşik devrim daha da olanaklı hale gelir. Bölge devriminin toplam itici güçleri Türkiye cephesini harekete geçirmeyi başarır, birleşik devrimin zaferi olanaklı hale gelir. HBDH birleşik devrimin zaferini ima eden bir kıyamet alametidir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn