Yurtsever Demokratik Devrimci Sosyalist Gençlik Örgütü (KIFAH) İle Söyleşi

Röportaj: Deniz Serkan

Tunus’taki halk ayaklanması sürecine gençlik olarak nasıl katılım gösterdiniz? Ayaklanmanın sizin üzerinizdeki etkileri neler oldu?

Önce, toplumsal değişim talepli kitle ayaklanmasına katıldık, bu ayaklanmanın taleplerine ve amaçlarına yön vermeye çalıştık. Burada somut amaç, hükümetin devrilmesiydi. 17 Aralık’ta bir genç kendini yaktı. Bu ayaklanma için bir kıvılcımdı. 21 Aralık’ta yoldaşlarımız mahkemeye çıkarıldı. Bunlardan biri, bizim o zamanki gençlik örgütümüz olan “Yurtsever Demokratik Öğrenciler”in genel koordinatörüydü. Mahkemede yoldaşın suçlu olup olmadığını tartışmadık. Aksine yeni bir cephe açmak, rejimi zorlamak, mücadeleyi bütün ülkede tanıtmak, tüm yoldaşlara ilham vermek için toplumsal sorunlar ve değişim üzerine konuştuk.

Mahkemede son ayaklanmadan bu yana ilk kez olarak sistemin yıkılması gerektiğini dillendirdik. Bu nedenle reformistler ve revizyonistler bizi “sol sapkınlar” olarak tanımladılar. Bütün ülke çapında, aktif olduğumuz her yerde, özellikle de üniversitelerde, -ki buralarda çok aktifiz-, eşzamanlı olarak, hükümetin devrilmesi çağrısı yaptık. Bundan ötürü polis özellikle bizim yoldaşlarımızı tutuklamaya ve bizi katletmeye çalıştı; kitle gösterisinde tek tek yoldaşlarımızı hedef aldı ve arabayla ezmeye çalıştı.

Yani bu sürece katılımımız, şu veya bu yoldaşımızın protestolara katılma yönünde kendiliğinden bir inisiyatifi, iradesi değildi. Partimizin, 17 Aralık’tan rejim devrilinceye kadar her kitle hareketine, her kitle mücadelesine katılma direktifinin yerine getirilmesiydi.

Ayaklanma döneminde birinci zorluğumuz kitlelerin bilinciyle ilgiliydi. Çok sayıda kendiliğinden, hedefi belirgin olmayan hareketler geliştiriyorlardı. Bazen hareket halindeydiler, bazen de harekete geçmiyorlardı. Kitlelerin bilincini siyasi hedeflere yönlendirmek büyük bir görevdi.

İkinci zorluk, bu harekete önderlik etme açısından, devrimcilerdeki ve devrimci partideki zayıflıktı. Özellikle kitlelerle bağ, kitleler arasında olma ve onlara mücadelede önderlik etme bakımından. Partimiz, kitle hareketini doğru yöne sevk etmek ve özellikle de zafere kadar önderlik etmek için yeteri derecede güçlü değildi. Bu nedenle sorunu Lenin'in dediği gibi görüyoruz: biz, kitlelerin olduğu yerde var oluruz.

Tüzüğümüz, ayaklanmayı yaratan ve ayaklanmanın harekete geçirdiği kitleleri örgütümüze kabul etmeye uygun değildi. Devrimci savaşımı büyütmek, amaçlarımıza yürümek için kitleleri örgütlemeliydik. Bu temelde yeni biçimler arayışına girdik.

Şöyle özetlenebilir: hem örgüt olarak ayaklanma üzerinde etkimiz vardı ve hem de ayaklanmanın bizim üzerimizde etkisi vardı. Örneğin ayaklanma bizi kitleleri örgüte katmamız için başka biçimler aramaya sevk etti.

Gençlik birlik sürecini nasıl takip ediyor? Bu süreci nasıl görüyorsunuz? Etkin katılıyor musunuz?

Ayaklanmadan sonraki yıl marksist leninistlerin birlik sürecine başladık. Bizi şimdiki Birlik Kongresi'ne götüren ilk adımı o zaman attık. Partimiz Watad'ın 2011’deki ilk kongresinde bütün yurtsever demokratik güçleri birleştirme kararı aldı. Ayrıca orada bütün sektörlerden (okullar, işletmeler, üniversiteler) gençliği örgütümüze katma olanağına sahip olmak için KIFAH'ı kurma kararı aldık. Yurtsever demokratları birleştirmek daha baştan beri KIFAH'ın isteğiydi. Var oluşumuzdan bu yana birlik çağrısını sürekli yineledik.

KIFAH olarak birlik sürecine katıldık. Genç yoldaşlarımızla birliğe katıldık, illegal seminerlerde, siyasi programın oluşturulmasında yer aldık.

Ayaklanma sürecinde gençlik kitleleriyle bağ kurmak, örgütlemek için yeni biçimler arayışına girdiğinizi belirttiniz. Nasıl biçimler geliştirdiniz?

KIFAH, faaliyetimizin başlangıcı değildir, aksine, üniversitelerdeki, özelikle de “Yurtsever Demokrat Öğrenciler”in 14 senelik faaliyetinin sonucudur. 2011'de bu ad altında faaliyeti sürdürmeye son verdik ve KIFAH olarak çalışmaya başladık. 2011'de ilk illegal kongremizi gerçekleştirdik ve ilk kez olarak da 12 Eylül 2012'de Türk elçiliği önünde Erdoğan rejiminin Türkiye-Kürdistanlı marksist leninist komünistlere yönelik saldırılarına karşı bir eylem düzenleyerek açık kimliğimizle kendimizi ifade ettik. Hatta Türkçe sloganlar da attık, Türk elçisinin bunu anlamış olması gerekir!

Parti değil ama gençlik örgütümüz bütün yurtsever demokratik ilerici güçlere açıktı, oldukça yaygın yapılanmıştı.

Kitle hareketlerinde aktif yer alırken gençlerle ilişki kurduk ve yeni güçler kazandık. Fakültelerde kendi adımızla meydana çıktık, ki, bu daha önceki dönemde mümkün değildi. Fakültede Tunus Öğrencileri Genel Sendikası'nda çalıştık. Bu ilerici bir öğrenci sendikasıdır.

Faaliyetlerimizi görsel materyallerle birlikte websitemizle kamuoyuna taşıdık. Yılda iki kez yayımladığımız bir gençlik gazetemiz de var. Örneğin her eğitim yılı başlangıcında sorunları, yoksulluğu, ekonomik krizi vs. ele alan bir sayı basıyoruz. Fakülte içinde ve dışında, devrimci içeriğe sahip alternatif müziklerin çalındığı geceler düzenliyoruz. Bu, gençliğe ulaşmanın ve saflarımıza kazanmanın bir başka yolu. Ayrıca örgüt olarak, her 24 Nisan’da “Emperyalizme Karşı Gençliğin Mücadele Günü” kapsamında etkinlikler düzenliyoruz, bu günü gelenekselleştirdik. O gün, bütün ilerici örgütleri ve partileri Tunus Merkez Bankası önünde toplanmaya ve orada emperyalizmi protesto etmeye çağırıyoruz.

Gençlik örgütünüzün diğer gençlik örgütleriyle ilişkisi nasıl, birleşik mücadele yürütüyor musunuz?

Birleşik partimiz şimdi bir gerçeklik ve gençliği “Yurtsever Demokratik Devrimci Sosyalist Gençlik Örgütü” (KIFAH) adı altında birleştirmeyi başardık.

Gelecekte başka yurtsever demokratik gençlik örgütleriyle bir araya gelmeye ve onları programımız ve tüzüğümüz temelinde birleştirmeye çalışacağız. Yani diğer gençlik örgütlerine saygı duymadığımızdan dolayı değil, sayısal olarak az olduklarından dolayı. Ve gençlik örgütünde bir değişime gitmek zorunda kalırsak, bunu da gençlik örgütünün kongresinde kararlaştıracağız.

Ağırlığı daha ziyade öğrenci gençliğe mi yoksa çalışan gençliğe mi veriyorsunuz?

Çoğunlukla öğrenci gençlikteniz. Öğrenci sendikası için de bir stratejimiz var.

Gerici partilerin gençlik örgütleriyle ilişkiniz nasıl? Böylesi örgütlere karşı mücadeleniz nasıl?

Evet, gerici partilerin kendi gençlik örgütleri var. Onlarla ilişkimiz yok, onlara karşı mücadele ediyoruz. Yayınlarımızı onların saflarındaki gençlere da yöneltmeliyiz, gerici partilerin dogmatizminin etkisi altında olduklarını, maniple edildiklerini onlara da söylemeliyiz. Bu partilerin din ile bir ilişkilerinin olmadığını, düşüncelerini değiştirirlerse dini inançlarını koruyarak da bize gelebileceklerini, şayet değiştirmezlerse aramızda mücadeleden başka hiçbir şeyin olmayacağını onlara söyleyeceğiz. Bu anlayışımız sınıf analizimize dayanmaktadır. Gençlik sosyal bir sınıfı temsil etmiyor. Sadece küçük bir kısmının sınıfsal olarak tasnif edilebileceği söylenebilir.

Hangi taleplerle gençleri mücadeleye çağırıyorsunuz?

Gençliğin kendi talepleri var. Aynı zamanda halkın bir parçasıdır ve bundan dolayı aynı sorunları paylaşıyor. Temel talebi iştir. İşsizlik oranı çok yüksek ve bu gençlik için büyük bir sorun. Yoğun sömürülüyorlar, buraya bir perspektif taşımak istiyoruz. Emperyalizm koşullarında herkesin iş bulması imkansız olsa da, daha çok iş olanağı için mücadele geliştirmek istiyoruz.

Bu temel talebin yanısıra çok sayıda akademik sorunlar da var. Akademik alanda şunu görüyoruz: eğitim sistemi gericidir, halkın çıkarına değildir. Bu da sistemin tamamının gerici olmasıyla ilgilidir. Bu nedenle esas yönelişimiz bu eğitim sisteminin ortadan kaldırılması ve yeni bir yurtsever demokratik eğitim sisteminin inşa edilmesidir.

İnsanlara yarı-sömürge bir ülkede yaşadığımızı, bunun emperyalizm kaynaklı olduğunu ve bu sistemin ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz.

Mücadeleye kadınların katılımı nasıl? Toplumsal gericilik ve aile baskısı nasıl etkiliyor?

Marksist leninistler olarak kadın sorununa komünist bir yaklaşım tarzımız var: Kadın erkek eşittir, saflarımızda da aynı haklara ve yükümlülüklere sahiptir, önderlikte de temsil ediliyor.

Yarı sömürge bir ülkede yaşıyoruz, gerici bir toplumumuz var ve kadınların böyle bir toplumda çifte sorunları var. Sınıf perspektifinden bakıldığında erkekle aynı sorunlara sahip. Ama daha az kazanmasına rağmen erkekten daha çok çalışmak zorunda. Ve cinsiyetinden dolayı baskı altında tutuluyor. Çünkü dinin önemli bir rol oynadığı bir toplumda yaşıyoruz; bu toplumda kadınlar erkeklere nazaran daha az hakka sahipler.

Programımızda cinsiyet, ten rengi vs. bağlamında her türlü baskı biçimine karşı mücadele ettiğimiz yer almaktadır.

* KIFAH, Arapça’da isyancı, mücadeleci anlamına geliyor.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn