Sayı 20 / Mart-Nisan 2016

1.

Devrimci komünistler, 20. yüzyıl boyunca devrimlerin, emperyalist zincirin tek tek halkalarından kırılarak gerçekleşebileceği öngörüsünden hareket ettiler. Bu devrimci teori, emperyalistler arası çelişki ve mücadeleler, kapitalizmin eşit olmayan gelişme yasası nedenleriyle ulusal ekonomileri bir zincirin halkaları gibi birleştiren emperyalist dünya sisteminin en zayıf halkadan kırılabileceğine dayanıyordu. Ekim devrimi ve 20.yüzyıl devrimleri Lenin'i doğruladı. Bu öğreti emperyalist küreselleşme evresi koşulları altında halen geçerliliğini koruyor, yürürlükte kalmaya devam ediyor.

20. yüzyılın devrimci deneyim ve kazanımlarını sıkı sıkıya sahiplenen marksist leninist komünistler, 2000'li yılların girişinde, dünyadaki temel gelişmelerin materyalist analizine dayanarak, “gelinen aşamada kapitalizmin genişliğine ve derinliğine, sermaye, ticaret ve teknolojinin uluslararasılaşmasında ulaştığı boyutlara bağlı olarak, tek tek ülke devrimlerinin yanı sıra bölgesel devrim olasılığı”nın güçlendiğine dikkat çekiyorlardı:

Engels’in Federasyon Ve Özyönetim Anlayışı

Engels iki istisna hariç federatif cumhuriyet ya da konfederasyonu doğru bulmaz.

Bu istisnalardan birincisi “Birleşik Devletlerin engin toprakları üzerinde, federatif cumhuriyet, bundan böyle doğuda bir engel olmaya başlamasına karşın, bugün de, tümü bakımından, bir zorunluluktur.”[1]

İkincisi, “Federatif cumhuriyet, iki ada üzerinde dört ulusun yaşadığı ve tek parlamentoya karşın, bugün bile yan yana üç farklı mevzuatın var olduğu İngiltere'de bir ilerleme oluşturabilir.”

Bilindiği üzere PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kuramsallaştırmaya çalıştığı ve kapitalizm dışında sosyalizme de bir alternatif olarak sunduğu komünal ekonomi perspektifi, akademik çevrelerde son dönemlerde gittikçe popüler hale geldi. SSCB'de kapitalist restorasyon süreci sonucunda yaşanan çözülmenin akabinde “marksizm-leninizmin teorik bir krize girdiğini” düşünen Avrupalı aydınların geliştirdiği ve post-marksizm diye adlandırılan fikir akımının yükselişe geçmesi ve uzun süredir bir devrim bekleyen dünyanın umutlarının Rojava Devrimi ile yeşermesi bu ilginin nesnel koşullarını oluşturdu diyebiliriz. Devrimden güç alan Rojavalı ve Bakurlu devrimcilerin, Batılı aydınların ve bizdeki temsilcilerinin komünal ekonomi perspektifini üçüncü, hatta dördüncü yol olarak tanımlamaları sosyalist kesim içerisinde de sol ekonomik model tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da henüz bu konuda yazan-çizen çok fazla sayıda insan yok. Tartışmaların daha çok Kürt ulusal demokratik hareketinin düzenlediği çalıştay, panel ve konferansların sonuç bildirgelerine verilen reaktif tepkiler düzeyinde kilitlendiğini ya da tam tersi bir şekilde kavramsal tüm tartışmaları reddedip her şeyin “somut inşa” çabalarına indirgendiğini söyleyebiliriz. Ancak fiili durum fetişizmine kapılıp teoriyi hepten bir kenara koyma ya da karşıtını kategorize edip düşmanlaştırma saplantısına düşme niyetinde değilsek, bu tartışmaları tarihsel, kavramsal ve hatta veri bazında geliştirmeye katkı sunmak durumundayız.

Röportaj: Deniz Serkan

Ortadoğu’daki halk ayaklanmaları dalgasının fitilinin ateşlendiğiTunus’ta 27-28 Şubat 2016’da, Yurtsever Sosyalist Devrimci Parti (WATAD), Emeğin Kurtuluşu Hareketi, Marksist-Leninist Yurtsever Demokratlar, Bolşevik Birlik ve Yurtsever Demokratlar adlı parti ve örgütler gerçekleştirdikleri Birlik Kongresi'yle Yurtsever Demokratik Sosyalist Parti'yi (PPDS) kurdular. Bu stratejik devrimci adımı mutlulukla selamlıyoruz.

Tunus'lu yoldaşların, “gelecekteki yeni kitle mücadelelerine, ayaklanmalara önderlik etmek, bu ayaklanmaları zafere taşımak için bir zorunluluk” olarak tanımladıkları bu büyük eylemin Ortadoğu’da yaşanan bölgesel devrimci durumu devrimi örgütleme ve zafere ulaştırma olanağına dönüştürmesi dileğimizle, birlik hamlesinin öznelerinden Watad Partisi Genel Sekreteri ve gençlik örgütü KIFAH temsilcileriyle yapılan iki röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Röportaj: Deniz Serkan

Tunus’taki halk ayaklanması sürecine gençlik olarak nasıl katılım gösterdiniz? Ayaklanmanın sizin üzerinizdeki etkileri neler oldu?

Önce, toplumsal değişim talepli kitle ayaklanmasına katıldık, bu ayaklanmanın taleplerine ve amaçlarına yön vermeye çalıştık. Burada somut amaç, hükümetin devrilmesiydi. 17 Aralık’ta bir genç kendini yaktı. Bu ayaklanma için bir kıvılcımdı. 21 Aralık’ta yoldaşlarımız mahkemeye çıkarıldı. Bunlardan biri, bizim o zamanki gençlik örgütümüz olan “Yurtsever Demokratik Öğrenciler”in genel koordinatörüydü. Mahkemede yoldaşın suçlu olup olmadığını tartışmadık. Aksine yeni bir cephe açmak, rejimi zorlamak, mücadeleyi bütün ülkede tanıtmak, tüm yoldaşlara ilham vermek için toplumsal sorunlar ve değişim üzerine konuştuk.

"Soruna yol açan kadının bedeni değil, o bedene yatırım yapılma biçimleridir "

Judith Butler

Kadına yönelik şiddetin, niteliği itibari ile en özel biçimini oluşturan cinsel şiddet, toplumsal cinsiyetçiliğinin, cinsler arasındaki eşitsizliğin düzeyi ve bir dizi başkaca toplumsal koşulların da etkisiyle kendisine geniş bir meşruiyet zemini yaratmış durumda. Devletin kadın cinselliğinin denetimi üzerine inşa ettiği kadın politikası, gündeme gelen her tecavüz olayında toplumsal refleksi yönlendirme biçimi bu zemini daha da güçlendirmeyi amaçlıyor.

Koçgiri[1] isyanı, Kürt ulusal mücadeleleri ve isyanları tarihinde oldukça önemli bir yerde durur. Kızılbaş Alevi inancından Kürtlerin açık ve net ulusal taleplerle gerçekleştirdiği bir siyasal hareket olarak özgündür. Kürdistan’ın kendi kendisini yönetmesi fikrini bayraklaştırır. Kürtlerin statü talebini Türk yönetici sınıflarına dayatır ve kendi bağımsız eylemleriyle bu statünün inşasına girişir. Türk egemen sınıfların siyasal inisiyatifleri altına girmeyi kabul etmez. Dönemine damgasını vuran geleneksel Kürt siyasetiyle ve liderliği ile yol ayırımını işaret eder. Verili siyasal duruma ve olanaklara hücum ederek, Kürt halkına, halkın eylemine dayanan bağımsız bir yol açmaya yönelir. Koçgiri isyanı tarihsel, siyasal gelişimi, mücadele deneyimleri ve mirasıyla bugünkü mücadelelere de ışık tutar. O günden bu güne yansımalarıyla Kürt ulusal meselesinin güçlüce kavranmasını sağlar.