Sayı 18 / Kasım-Aralık 2015

AKP, faşist diktatörlüğün politik İslamcı restorasyonunda bir hayli yol aldı. Sivil bürokraside tam bir hakimiyet sağladı. Silahlı bürokrasinin MİT ve polis kanadının dizginlerini ele geçirdi. Sermaye ordusu genelkurmayıyla sıkı bir ittifak geliştirdi. PKK'ye, devrimci harekete ve Fetullah Gülen teşkilatına karşı mücadele zemininde, Ergenekon ve Balyoz davaları yoluyla ordudan tasfiye edilen kesimlerle kol kola girdi. Ve nihayet, Tayyip Erdoğan, rejimin aslında fiilen değiştiğini söyleyip, kendini "milli şef" ilan etti. Halklarımızdan, 7 Haziran seçimlerinde tüm bunlara anayasal ve yasal meşruiyet kazandıracak bir destek istedi. Hayal kırıklığına uğrayınca, önceden kararlaştırılmış faşist planlarını uygulamak için Saray darbesine girişti. Saray Cuntası, DAİŞ-MİT koordineli Suruç ve Ankara katliamları, inkarcı sömürgeci savaş ve faşist devlet terörü yoluyla yeni bir dönem başlattı. Bu şartlarda düzenlenecek 1 Kasım seçimleriyle tüm bunlara meşruiyet kazandırmayı hedefledi.

Kürt özgürlük hareketi demokratik özerklik ve demokratik özyönetim talebini yükseltirken sık sık 1921 anayasasına ve birinci meclise vurgu yapar; her ikisini kanıt göstererek Kürt sorununun o günkü perspektifle ele alınması halinde çözüme kavuşturulacağını öne sürer.

Bu mümkün mü? O günün koşullarına yeniden dönülebilir mi? Bunun bir an gerçekleştirildiğini varsayalım, o günkü bakış açısı korunarak sorun çözülebilir mi? Türk burjuvazisinin politik temsilcilerinin sorunu çözme isteği ve iradesi var mıydı? Dönem incelendiğinde bu soruya olumlu yanıt vermenin mümkün olmadığı, hatta olumlu bir yanıt aramanın beyhude bir çaba olduğu kolayca anlaşılır.

Yürüyüş dergisi, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketine (KUÖH) ve enternasyonalist emekçi sol harekete karşı ideolojik saldırılarını yoğun olarak sürdürüyor. Son birkaç yıldır milliyetçi, muhafazakar ve ulusalcı şovenizme karşı ideolojik donanım sağlamayı adeta bir yana bıraktı. Varsa yoksa “Kürt milliyetçi hareket” aşağılamasıyla KUÖH'ne ve “kuyrukçu oportünist sol”a karşı bütün teorik-ideolojik enerjisini ve hünerini harcadı. Seçimlerde de çabasını ve yazınsal yeteneğini HDP'ye karşı kullanmayı tercih etti. Özellikle son yıllarda Kürt “milliyetçi hareket” ve “kuyrukçusu oportünizm” Yürüyüş dergisi için devrimci ve demokratik tabana gösterdiği bir korkuluk halini aldı.

6 Aralık 2008’de Atina’nın emekçi semtlerinden Eksarhia’da başlayan isyan, Yunanistan’da bir devrimci durumun ortaya çıktığını ilan ediyordu.

Aralık 2008 isyanını izleyen 7 yılda işçiler, yoksullar, ezilenler, kadınlar, gençler ve göçmenler sokaklardan çekilmediği gibi, 2009 sonlarında, kapitalist Yunanistan ekonomisinin borç krizine saplanmasıyla kitle hareketi daha da büyüdü ve ayaklanma dalgalarına dönüştü.

Komünist parti işçi sınıfının örgütlü öncüsüdür. Tarihi görevi, sosyalist devrimin başarıyla tamamlanmasının öznel koşullarını yaratmak ve işçi sınıfını zafere taşımaktır. Bu amaçla işçi sınıfının en ileri unsurlarını saflarında bir araya getirir. İşçi sınıfının öncüsü olarak komünist parti ülkesindeki tarihsel ve güncel koşulları analiz etmeli ve buna uygun olarak strateji ve taktiklerini düzenlemelidir.

“Yenilgiden Zafere” Bulgaristan devrim tarihinin 1922'den 1944'e, yani zafere kadarki sürecinin bir belgesidir. Yazar Tsola Dragoyçeva (Sonya) o dönemin sadece tanığı değil, birebir örgütleyicisidir. 1923-1925 yıllarında BKP’nin gizli Askeri Örgütü'nün eylemcisidir, 8 yıl hapislikten sonra Parti Merkez Komitesi üyeliğine seçilir, ardından Politbüro üyesi olur. Dolayısıyla mücadelenin en zorlu süreçlerinde partinin izlediği siyasi çizgilerin saptanmasında, yürütülmesinde ve yönetilmesinde önder bir kadındır. 1935-1941’de Antifaşist Cephe'nin kuruluş çalışmalarının aktif çalışanıdır.

Kadronun Partilileşmesi

Kadronun ideolojik, politik, örgütsel, kültürel, kişilik eğitiminin merkezi ve kaynağı partidir ve parti olmalıdır. Parti kadroların niteliksel ortaklığını yaratmalıdır. Bu ne anlama gelir? Parti, kendisi ve sınıfı için ilkesel nitelikte olan uzlaşmaz çelişkiler doğrultusunda tam anlamıyla sınıf bilincine sahip kadrolardan oluşur ve bunların birlikteliğinden meydana gelir. Ve aynı zamanda da mücadele ve yaşamın sonsuz zenginliği ve değişkenliği içerisinde hareket halinde olan parti, mücadelenin her yeni döngüsünde yeni olanla yeni biçimde ve düzeyde karşılaşır.

Slavoj Zizek, sol sosyalist hareketin ilgisine mazhar olan ve giderek daha fazla teorik politik gündemlerine giriş yapan sıra dışı, tuhaf ve kendini marksist sayan bir filozof olarak boy gösteriyor. Son yıllarda sık sık Türkiye’ye gelip farklı konularda konferanslar da veren Slavoj Zizek, tüm dünyada tanınan, okunan ve sözüne kulak kabartılan marksist filozof kimliği ve konumuyla öne çıkıyor. Övgülere ve sevgilere mazhar olduğu kadar sövgüler ve eleştirilere de bolca maruz kalan bir filozof ve entelektüel figürüyle karşı karşıyayız.