“Devrimin Silahlı Bekçileri” Halkın Fedaileri

‘70'li yıllar dünyada devrim ve karşıdevrim savaşımının sertleştiği bir dönemdir. Devrimci örgütlerin silahlı mücadele ve gerilla savaşı konusunda düşünüşlerini eyleme dönüştürdükleri yıllardır. Baştan belirtmek gerekir ki, tüm bu sürecin inşasında Filistin özel bir rol ve misyon üstlenmiştir. RAF'tan PKK'ye, THKO'dan Halkın Fedaileri'ne kadar birçok örgüt FKÖ'den aldıkları eğitim ve destekle kendi savaşımlarını büyütmüşlerdir.

Elbette ki, bu dönemde savaşım veren tüm örgütler devrimci mücadeleye sayısız tecrübe bırakmışlardır. Bu örneklerden birisi de İran'dadır. Söz konusu İran olduğunda, karşımızda Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü durmaktadır. Orada marksizm iddialı tek örgüt olması, pratiğinde devrimi ve yenilgiyi barındırması açısından Halkın Fedaileri özgün bir yerde durmaktadır.

İran’da Halkın Fedaileri Örgütü'nün geride bıraktığı değerli mirası, direngen duruşu daha yakından incelemenin bugünümüze güçlü bir ışık tutacağına inanıyoruz. Her ne kadar yanı başımızdaki bir hareketten bahsediyor olsak da, düşünsel ve duygusal mesafe o kadar uzaktır ki, Latin Amerika'daki devrimci hareketleri bildiğimizden daha az bilgiye sahibizdir. Halbuki gerilla taktiğini etkin kullanma, saldırılar karşısında gücünü koruma, eylemle beraber kendini ideolojik-politik olarak örgütleme ve en önemlisi de halka rejimin yıkılabileceği umudunu aşılama konusunda Fedailer'in tarihte özel bir yeri vardır. İran'daki siyasal koşullarda, devlet despotizminin (1963'te yapılan “ak devrim” sürecini dışında tutarsak) yoğun yaşandığı şartlarda iktidarı zor yoluyla ele geçirme isteği başlı başına cüretli bir çıkış, cesaretli bir adımdır.

Bir örgütün başarı ya da başarısızlıklarının neden-sonuç ilişkisini doğru okuyabilmek için hareketin ortaya çıktığı nesnel koşullara dair fikrimizin olması gerekir. En nihayetinde, bu koşullara bakılarak politika yapılır. Hele ki söz konusu olan İran gibi askeri darbelerin, suikastların eksik olmadığı, en temel insan haklarının dahi yok sayıldığı bir ülkeyse, koşulların rolü daha da önem kazanır.

İran'ın tarihsel geçmişine şöyle bir bakmak dahi bu topraklarla benzerlikleri görmek için yeterli olur. Birbirinden farklı, uzak gibi görünen, fakat benzer bir “kader”dir yaşanılan. Bu hem devrim hem de karşıdevrim bakımından geçerlidir. İran'da da 1920'lerden itibaren Sovyetler Birliği'nin etkisiyle “bir hayalet gezinmeye” başlar. Devrimci arayış kendini 1941'de TUDEH’te (İran Kitleler Partisi) ifade eder. Sovyet yanlısı TUDEH, kitleselliği ve örgütlenme gücü bakımından önemli olmakla birlikte, iktidarın merkezine yürüme noktasında çok da istekli değildir. Kendisini daha çok muhalefet olarak sınırlandırmıştır. Oysa 1951'den itibaren hayli deneyim sahibi, hem yeraltında hem de yarı-legal çalışmada tecrübeli, başta işçi sınıfı olmak üzere birçok kesimde örgütlü bir partidir. Etki düzeyinin daha iyi anlaşılması için, TUDEH’in ordu ve istihbarat örgütündeki varlığını hatırlatmak yeterli olacaktır.

TUDEH, tarih sayfaları 1953'ü gösterdiğinde, CIA ve MI6'nın ortak gerçekleştirdiği şah darbesini sessizlikle karşılamıştır. İktidara gelen şahın ulusal cephe ve başbakan Musaddık'la uğraşacağını uman TUDEH ciddi bir yanılgı içerisindedir. “Komünizm tehlikesi” olarak görülen TUDEH de darbeden payına düşeni alır. Birçok önderlik kadrosu, parti sempatizanı gözaltına alınır ve işkenceli sorgulardan geçer. Kimi zamanda sokak ortasında infaz edilir. Katledilmeyen “şanslı” azınlığı uzun ve zorlu mahpusluklar beklemektedir. Yakalanmayanlar ise soluğu Avrupa'da alırlar. Orada şah karşıtı propaganda ve örgütlenme çalışmalarına devam ederler. (İran'daki devrimciler bakımından Avrupa ve Amerika darbeden önce de örgütlenme sahası olarak değerlendirilmiştir.)

Şahın iktidarı sağlamlaştırdıktan sonra ilk yaptığı şey, CIA ve Mossad desteğiyle “komünizmle mücadele” adı altında, istihbarat örgütü SAVAK'ı kurmak olur. Bir kişinin şah karşıtı olması işkenceden geçmesi için yeterli bir nedendir. Ki komünist olma şüphesiyle SAVAK'ın eline düşmenin karşılığı ölümlerden ölüm beğenmektir. Tam da bundan dolayı, TUDEH içinde “direniş göstermeyelim, henüz çok erken, önce toparlanalım” düşüncesi hakimdir. Ancak bu anlayış Vietnam, Cezayir, Küba, Çin devrimlerini okumuş ve bunlardan etkilenmiş genç devrimciler için ikna edici değildir. “Savaşmayacaksak yaşamamızın ne anlamı var?” sorusu TUDEH'ten kopuşun önemli bir nedeni olmuştur. İran'da devrim hayali kuranlar, bunun cüretiyle geçmişle hesaplaşmanın yeni yol arayışı içerisindedirler. Kopuşun mihenk taşı 1953'te “parti neden darbe karşıtı bir direniş cephesi açmadı” sorusu olur. Kendini korumayı amaç edinmiş parti eleştirisi, Halkın Fedaileri gerillalarını tarih sahnesine çıkarmıştır.

İran'da Devrimci Gerilla Hareketinin Doğuşu Ve Fedai Tarz

Esasen 1960'lardan sonra irili ufaklı birçok grup şahlığa karşı silahlı mücadele yürütülmesi gerektiğinde hemfikirdir. Fakat çok azı 1970'li yıllara kadar varlığını koruyabilmiş, çoğunluğu SAVAK tarafından açığa çıkarılıp imha edilmiştir. Tüm bunlara rağmen, Perviz Puyan'ın “Silahlı Mücadelenin Gerekliliği Ve Hayatta Kalmaya Dayalı Teorinin Çökertilmesi” çalışması, keza TUDEH'in gençlik yapılanmasında yönetici olan Bijen Cezeni'nin teorik çalışmaları ve son olarak eski Milli Cephe üyesi Mesut Ahmetzade'nin makaleleri, bir dönemle hesaplaşmanın yanı sıra, marksizm iddialı devrimci gerilla hareketinin doğuş müjdecisidir. Aralarında tam bir fikir birliği oluşturamamış olsalar da, iktidarın zor ve şiddet araçlarıyla alınabileceği ve devrimin yakıcılığı konusunda fikir birliği sağlamışlardır. Bu da harekete geçmek için güçlü ve yeterli bir neden olarak görülür.

Fedailerin lider kadrolarının başında olduğu Meşhed, Tebriz ve Tahran kentlerinde üç hücre oluşturulur. Tahran hücresinde Bijen Cezeni, Hasan Ziya Zarifi, Ali Ekber Farahani ve Hamid Eşref bulunur. Meşhed grubunun liderleri Mesut Ahmetzade ve Emir Perviz Puyan'dan oluşmaktadır. Ve son olarak Tebriz grubunun liderleri arasında ise Behruz Dehgani ve Küçük Kara Balık gibi birçok ölümsüz eseri bulunan Samed Behrengi vardır.

Gerek Cezeni-Zarifi grubu, gerekse Ahmetzade-Puyan grubu ‘70'lerde varlıklarını korumuşlardır. Yeterli sayıda militanlarını mücadeleye hazır, şah rejimini yıkma konusunda istekli ve inançlı tutmayı başarmışlardır. Harekete geçmeden önce silahlı mücadele konusunda tecrübe edinmek, gerekli teknik malzemeyi kullanmayı öğrenmek, kır ve kent gerillacılığı konusunda hazırlık yapmak amacıyla Filistin'e gitmişlerdir.

Ülkeye döndüklerinde, daha bir eylemin hazırlık aşamasındayken SAVAK tarafından açığa çıkarılırlar. Başta Cezeni olmak üzere birçok kurucu kadro ve savaşçı tutuklanır. Örgüt liderlerinin SAVAK tarafından ele geçirilmesine rağmen, eylem planlandığı gibi gerçekleştirilir. Siyahkel kentinde bir jandarma karakoluna yapılan baskın, şah döneminde yapılan ilk gerilla eylemi olma özelliğini taşır. Baskın öncesinde dört kişi, sonrasında ise bir kişi hariç savaşçıların tamamının öldürülmesinden kaynaklı, eylem askeri açıdan başarısız bulunur. Fakat yapılan eylem kitlelere ve düşmana verdiği net mesajdan dolayı siyasi olarak başarılı görülür. Halk tarafından büyük bir ilgi, coşku ve zafer duygusuyla karşılanır.

Fedailer’in girdiği eylem hattının sadece halk üzerinde olumlu bir yansıması olmaz. Örneğin Halkın Mücahitleri örgütü üzerinde de bir basınç yaratır. “1971'de Siyahkel'de gerillalar harekata başladı. Bu olay kendi arzuları dışında ve henüz hazır olmadıkları halde Mücahitleri aynı yıl içinde eyleme geçmeye ve kendilerini halka tanıtmaya zorladı. Eğer bunu yapmasalardı Halkın Fedaileri tek öncü örgüt olarak kalacaktı.” (Nasıl Yapılamadı) Bu eylem, Mücahitler dışında başkaca grupların da varlıklarını ilan etmelerine vesile olmuştur.

Fedailer, gruplar olarak bir araya geldikten sonra, iki yıla yakın bir süre kendilerini örgüt olarak adlandırmazlar. Esas olarak Hamid Eşref'in liderliğinde örgüt formuna kavuşurlar. Örgütün amblemi ise yerküre üzerinde İran haritası, kalaşnikof kavramış bir yumruk, orak-çekiç-yıldız ve İran Halkın Fedai Gerilla Örgütü yazısından oluşur.

1974 sonlarından başlamak üzere örgütün stratejisi ve taktiğine çalışılır. Tek bir düşünce sistemi oluşturulur. Ahmetzade'nin fikirleri reddedilerek, Cezeni'nin fikirleri kabul edilir. Bunlar, 1976'da Fedailer'in illegal yayın organında resmen yayınlanır. Tam da Cezeni'nin düşüncelerinin benimsendiği bu dönemde, Cezeni ve örgütün 6 kurucu üyesi SAVAK tarafından katledilir. Bu katliam, fedailerin ajan-provokatör Şehriyari'yi cezalandırmasına bir misillemedir aslında. Cezeni'nin hayatını kaybetmesi örgütü olumsuz etkilemiştir. İkinci bir olumsuzluk ise H. Eşref ve dokuz ileri kadronun polisle girdikleri çatışmada ölümsüzleşmeleriyle yaşanır. Eşref'in şehitliği örgütü moral olarak da etkiler. Eşref örgütçülük yeteneği güçlü, cesaretli ve illegal mücadelede yetkin bir liderdir. Polisin kurduğu pusulardan defalarca çıkmış, tuzağa düşmeyen, uzman bir savaşçıdır aynı zamanda. Yıllarca SAVAK'ın arananlar listesinin başında olmasına rağmen ele geçirilememiş, örgütsel faaliyetlerini sürdürmüş, Fedailer tarafından “büyük yoldaş” ünvanıyla nitelenmiştir. Bütün Fedailer için eylemci rol modeli olma özelliği de taşıyan bir liderdir. 1971'de birçok örgüt liderinin yakalandığı koşullarda, Fedailer'in yok olmasını engelleyen bir rol oynamıştır. Fedailer'in devrimci çizgide savaşımı sürdürmelerinde Eşref'in özel bir rolü vardır. Örgütün askeri kurallarla yönetilmesinde ortaya koyduğu emeği bilinmektedir.

Eşref'in hayatını kaybetmesi, başta Tahran örgütlenmesi olmak üzere, kumanda merkezinin ciddi hasar almasına neden olur. Fedailer bu darbenin etkisini 1979'a kadar aşamazlar. Bu konuya dair son olarak belirtmek gerekir ki, Eşref'in şehadetinden kısa bir süre sonra silahlı mücadelede isteksiz küçük bir grup örgütten ayrılır. Bu Fedailer'deki ilk bölünmedir ve Kopuş Grubu'nun sayısı 10 kişiyi aşmaz.

Siyahkel baskını ilk kurşun olur ve ilk kurşunu diğerleri izler. Sekiz yıl içerisinde (1971-79) birçok eylem yapılır. Yapılan eylemleri kısaca sıralamak bile Fedailer’in cüretini görmek bakımından yeterlidir.

Fedailer, muhaliflere yoğun işkence yaptırmasıyla nam salmış askeri başsavcının cezalandırılması, jandarma genel karargahının bombalanması, SAVAK'ın en tanınmış işkencecilerinden biri olan A. Nikteb'in öldürülmesi gibi pek çok eyleme imzalarını atarlar. Niteliklerinin geldiği düzeyi göstermesi bakımından, Siyahkel'i anma çerçevesinde Tahran, Meşhed, Babol ve Lacihan kentlerinde jandarma ve polis merkezlerinin bombalanması, grevci işçilere destek olmak amacıyla işçileri polise ezdiren patron M. Fetih-Yezdi'nin öldürülmesi, öğrencilere baskı yapan üniversite güvenlik biriminin şefi yüzbaşı Noruzi'nin cezalandırılması gibi politik askeri eylemler önemlidir. Kimi zaman da, devrimcilerin kanına girmiş ajan-provokatörleri hedef alırlar. Ajanların en “meşhuru” olan ve devlet tarafından özenle korunan A. Şehriyari'ye hak ettiği sonu yine Fedailer hazırlar. Devriye gezen polis, polis merkezleri ya da şahın kurduğu tek yasal parti olan Rastakhiz Fedailer’in hedefi olur.

Eylem tarzları birbirinden farklıdır. Fedailer tek bir eyleme saplanıp kalmazlar. Bir karakola karşı bombalı eylem yaparken, başka bir karakola baskın taktiğini uygularlar. Bazen de hem sabotaj hem de baskın taktiğiyle düşmanı şaşırtır, panikletirler. Hem güncel politikaya müdahale ederler, hem de halka zarar vermiş unsurları hedeflerler. Sivillere dönük eylem yapmama konusunda net bir sınırları vardır. (Bu da, haliyle halkta örgüte güçlü bir güven açığa çıkarır.) Hedefleri çok çeşitli ve geniştir. Tüm bunların yanı sıra, Fedailer başka ülkelerdeki devrimci hareketlerle de dayanışma içerisinde bulunurlar. Örneğin Filistin’de savaşarak şehit düşerler. Ya da şahın Umman'daki iç savaşta kralın yanında yer alıp asker göndermesine karşılık, Fedailer de devrimcilerin yardımına koşarak orada ölümsüzleşirler.

Fedailer, politik-askeri etkisi olduğu kadar, psikolojik etkisi olabilecek eylemler de yapmaya çalışırlar. Kendilerine has özgüven, disiplin, özen ve kararlılıkla hedef seçimi ve eylem planı yaparlar. Bu psikolojik harbin teorisi ve önemi konusunda Cezeni özel bir rol oynar. Örneğin, şahlık rejiminin tanınmış isimlerine suikastlar (en önemlilerinden birisi general Abidin Farsiu'ya yapılmıştı), yabancı şirketlere dönük bombalamalar (ABD petrol şirketlerinin bombalanması), SAVAK'ın ünlü işkencecilerine yönelik cezalandırmalar gibi taktik eylemleri sıralayabiliriz. Yine Tahran’da ABD büyükelçiliğine yapılan baskınla, rehineler iki saat boyunca Fedailer’in denetiminde kalmıştır. Eylemlerden sonra bırakılan bildirilerle propaganda yapılmıştır.

Tüm bunlar olurken, şahın eylemler karşısında çaresizliği ortadadır. Her ne yaparsa yapsın, eylemlerin önünü kesemez. Bundan dolayı da misillemeye başvurur. Hapishanelerde birçok lider ve ileri kadro öldürülür. Fakat bunlar dahi Fedailer'i durduramaz. Son olarak şunu da söylemek gerekir ki, gerilla eylemleri kaçınılmaz kayıpları da beraberinde getirir. Özellikle önderlik düzeyinde kadroların eylemlere katılması diğer savaşçılar üzerinde moral etkisi yaratsa da, yaşanan çatışmalarda veya eylemlerde önderlik kadrolarının şehitliğine yol açar. Bu da ciddi, yeri doldurulamaz boşlukların oluşması demektir. Deneyimli kadroların yitirilmesinin, savaşın sürekliliğini sağlamada zorluk yaratacağı açıktır.

1979'a gelindiğinde, Fedailer askeri eylemleriyle sarsıcı bir etki yaratmışlardır. Şahın ve SAVAK'ın tutuklama-katliam saldırılarına rağmen Fedailer’i bitiremedikleri ama Fedailer'in de bu iktidarı yenemediği, yani iki güç arasında bir “denge” durumu açığa çıkmıştır. Bunu koşullayan en temel neden, savaşçısından önderliğine ve en genel haliyle halka varıncaya kadar bedel ödemeye hazır oluşun, fedaileşmenin toplumsallaşmasının hayat buluşudur.

Fedailer’in, işçi sınıfı içerisinde o kadar güçlü olmasa bile, öğrenci-aydın kesimlerde siyasi etkisi tartışmasız bir gerçektir. Şahın kendini en güçlü hissettiği dönemde, Fedailer rejime meydan okumuştur. Şahın yenilmez olmadığını tüm topluma göstermiş, umut yaratmışlardır. Bir diğer şey ise, 1953 sonrası alınan yenilgiyle cepheden bir hesaplaşmadır. Direniş kültürü ve ruhunun tohumları Fedailer ile birlikte çok daha güçlenmiştir. Bundandır ki halk, 1979 ayaklanmasında Fedailer'e “devrimin silahlı bekçileri” demiştir. Keza “Yeni Siyahkel'ler yaratmaya!” sloganı, “ilk kurşun”un halkın bilincinde edindiği yeri göstermesi bakımından iyi bir örnektir.

Devrim Yürüyüşünün Tıkanma Noktaları

Fedailer’in 8 yıllık gerilla pratikleri boyunca başa çıkmak zorunda kaldıkları çok çeşitli sorunlar da olmuştur. Temel yanlarını kısa olsa da değerlendirmek, Fedailer’i anlama ve doğru sonuçlar çıkarma bakımından önemlidir. Bunların belki de en önemlilerinden biri, örgütün kuruluşu kadar eskiye dayanan kimi teorik sorunların çözümlenmemesidir. Örneğin Cezeni, emperyalizm ve şaha karşı mücadeleleri eş düzeyde yürütülmesi gereken mücadeleler olarak tanımlamıştır. Ayrıca, silahlı eylemlerin yanı sıra, başka bir “ayak” olarak propagandanın, örgütlenmenin yapılması gerektiğini savunmuştur. Fakat Ahmetzade bu konuda, mücadelenin emperyalizme odaklanması gerektiğini düşünür, “Şah olsa olsa bir kukladır” der. Ve propagandanın ayrıca örgütlenmesine gerek olmadığını savunur. Eşref liderliği döneminde her ne kadar bu sorunlar çözümlenmiş olsa da, etkileri hala sürmektedir. Savaşın doğru çizgide sürdürülebilmesi bakımından güçlü bir ülke tahlili yapılamamış, kimlerle müttefik olunacağına dair bile bir fikir birliği ortaya çıkarılamamıştır. Hareket ilk örgütlendiğinde göze alınmış bu sorunlar zamanla örgütün ortak aklını zayıflatıcı bir özellik taşımış ve gelinen aşamada çözümü dayatmıştır.

Çözümlenmeyi bekleyen bir diğer sorun ise şudur: Silahlı mücadelede esas olarak kent gerillacılığı taktiği benimsenmiştir. Gerillacılık başlı başına bir sorunken, şehirde bu faaliyeti yürütmenin ayrıca çok ciddi zorlukları bulunmaktadır. Şehir gerillacılığında deneyimsiz olan örgütün tek yol göstericisi “Şehir Gerillasının El Kitabı” eseridir. Şehirlerde barınmak, lojistik ve istihbarat sorunlarını çözmek, her evi bir üs haline getirmek ve düşmanı vur-kaç taktiğiyle zayıflatmak, esas olarak kendi deneyimlerinden öğrenerek geliştirebilecekleri şeylerdir. Kaçınılmazdır ki, olası kayıplar göze alınarak yol açılacaktır.

1978'in sonlarına doğru başlayan şah karşıtı halk hareketini, Fedailer, tüm bu dezavantajlı durumlarına rağmen, en etkin güç olarak sokaklarda karşılarlar. Üstelik de şahın biraz olsun soluklanmak için af ilan etmesi ve siyasal örgütlenmenin önündeki engelleri esnekleştirmesi ciddi olanaklar sağlar. Bu yeni durumu değerlendirmek isteyen Fedailer, Siyahkel'in yıldönümünü legal kitle gösterisine dönüştürürler. Tahran Üniversitesi'nin önünde yapılan eyleme birçok kentten militanlar da katılır. Fedailer, aynı tarihlerde Tahran merkezli ayaklanma patlak verdiğinde, kitlesini hızla silahlandırarak çarpışmaları yönlendirme başarısı gösterir. Devrimci mücadelenin doruğa ulaştığı 9-10-11 Şubat'ta kışlalara kitleyi yönlendiren, halkı silahlandıran Fedailer'dir. Tahran'da şahın hava kuvvetleri üssünden halka saldırısında, çarpışmayı kararlı ve etkin yöneten güç yine onlardır. Böylece halkı devrimci savaşın, ayaklanmanın etkin bir gücüne dönüştürürler. Yapılan bu hamle, yani halkı savaştırıp silahlandırmak, devrimin gelişimi bakımından stratejiktir. Ordunun darbe planlarını bozmuş ve iradesini kırmıştır.

Benzer bir durum şah için de geçerlidir. İradesi kırılmış, ne yapacağını bilmez bir haldedir. Ordu içinde bölünme yaşanır. Erler ve subaylardan halkın safına karışanlar olur. Öyle ki, gösterilerde tankları halkın saflarında görmek şaşırtıcı değildir. Gösterilerin yanı sıra, genel grev dalgasıyla hayat durur. İşçiler, öğretmenler, hakimler, memurlar grevle hayatı durdurmuştur. Halkın ihtiyaçları kadar üretim yapılır. Tüm ihtiyaçlar oluşturulan halk örgütlenmesiyle çözülür ve bu işleyiş aylarca sürer.

Halk savaşı stratejisini benimseyen Fedailer'de, 1979'da başlayan kitle ayaklanmaları ve genel grev-genel direniş hattıyla açığa çıkan devrimci enerjiyi görünce, Bolşevik devrimi modelini benimseme eğilimi gelişir. Bu ayaklanmada belirleyici olan kentler olmuştur. Hareket güçlenmeye başladıkça köylere yayılır. Ezilen kent yoksulları yeni bir yaşama, insanca koşullara inandıkça savaşır, hayatını ortaya koymaktan çekinmez. Burada bir parantez açarak şunu belirtmek gerekir ki, Humeyni'nin ayaklanmanın başında şahı devirme konusundaki duruşu, yeni yaşam vaadi ve yoksulların olmadığı bir ülke söylemi de ezilenlerin bilincinde güçlü bir karşılık bulmuştur.

Tüm bu sürecin örgütlenmesinde mollalar kadar etkin olan güçler Fedailer ve Mücahitler'dir. Burada şu soru önem kazanıyor: O halde iktidarı Fedailer neden alamadı? Bu son derece önemli sorudan doğru sonuçlar çıkarmak kendi devrim yürüyüşümüz bakımından da değer taşır.

1979-80 arasında Halkın Fedaileri'nin sayısı 100'den azdır. Fakat meydana gelen yeni durum ve kitleler içerisinde legal faaliyet yürütmenin avantajlarıyla ciddi bir kitle gücü açığa çıkmıştır. Fedailer'in talimatıyla harekete geçmeye hazır, örgüte yürekten bağlı, yarım milyonun üzerinde bir taraftar kitlesi oluşur. Ama böylesine büyük bir kitleyi içine alacak örgüt ağı mevcut değildir. Ayrıca, Fedailer'in ilk kurulduğu dönem örgütlenmiş, düşman tarafından esir alınmış ve uzun yıllar hapiste kalmış, teorik olarak sağlam kadro gerçekliği ile Eşref sonrası örgütün hayatta kalmasını sağlamış, pratiği ve örgütçü yeteneği gelişkin olan kadro gerçekliğini tek potada eritmede ve gelen kitle akışını alt örgütlerde buluşturmada ciddi bir önderlik boşluğu söz konusudur. Geçmişte önderlikte yaşanan kayıpların yakıcılığı, temel bir sorun olarak çözümü dayatmaktadır. Dar bir yeraltı örgütünden kitlesel bir politik güce dönüşmüştür Fedailer. Oysa örgüt içinde birbirinin yüzünü dahi görmemiş önderlik bileşiminin yarattığı dezavantajlı durum yeni sorunları da açığa çıkarmıştır. Fedailer, geniş kitle desteğine sahip prestijli bir sol örgüt olarak, süreci yönetmede zaaflar yaşamaktadır. Zor aygıtlarıyla kurulan güçlü ilişkiyi ve edinilen deneyimi iktidarı alma eylemiyle birleştirmek gibi muazzam bir görev vardır. Fakat Fedailer buna hazır değildir.

Bir diğer zorlanma ise, tıpkı eski rejimde şahın reform programının değerlendirilmesinde olduğu gibi, Humeyni döneminin doğru çözümlenmesinde yaşanmıştır. Diğer örgütlerin düştüğü hataya Fedailer de düşmüştür. Bir din adamı olan Humeyni'nin sürece önderlik etmesinde bir sakınca görülmemiştir. Mollaların şah devrildikten sonra kendilerini din işlerine vakfedeceklerine dair güçlü bir inanç vardır. Şiiliğin, daha doğrusu İslamiyetin, kendisini dünyanın bu tarafında da siyaset, kültür, hukuk ve kurallar bütünüyle örgütlediği görülemez. Ki Humeyni, sürgünden döndüğü gibi, hem devlet içi yapılandırmaya gider, hem de toplumsal yaşamın ayrıntılarını şeriat kanunlarına göre dizayn etmeye başlar. Bu süreçte Fedailer’i hareketsiz bırakan bir neden de, “yan çelişki-ana çelişki” teorisi olacaktır. Önemli olan şahın devrilmesi ve emperyalizme karşı mücadeledir. Ve Humeyni bunlara karşı mücadelede kararlıdır. Hakim düşünce şudur: “Hele bir şah gitsin de, sonrasını nasıl olsa çözeriz.” Kısacası, mollalara beraber yürünebilecek bir güç gözüyle bakılır ve şah devrildikten sonra iktidar boşluğunu kim dolduracak sorusu es geçilir. Esasen, iktidar kimin olacak sorusuna Fedailer'in ciddi bir yanıtı yoktur. Benzer durum diğer örgütler bakımından da geçerlidir.

Legal büroların açılması, basın ve örgütlenme üzerindeki engellerin kaldırılmasının getirdiği avantajlar, Fedailer başta olmak üzere devrimci-demokrat örgütlerde bir yanılsama yaratmıştır. “Cumhuriyet cumhuriyettir; ister islami, ister demokratik cumhuriyet olsun” düşünüşü hakimdir. Emperyalist şirketlere el konulması, emperyalistlerle yapılan anlaşmaların feshedilmesi, kimi büyük şirketlerin ve fabrikaların kamulaştırılması gibi hamleler, Fedailer’in siyasi argümanını boşa düşürmüş ve onları Humeyni'yi destekler pozisyona itmiştir. Özetle, 1979-80 döneminde İran’da şöyle bir tablo karşılar bizi: Ya devletin darmadağın olduğu ‘an’ı değerlendirerek devrimin önderliğine yürümek ya da bu ‘an’ı sadece moral-motivasyon ve örgütlenme ortamı olarak değerlendirmek. İran'da her iki pratiği görmek mümkündür. Humeyni durumu devrimin tepesine oturarak değerlendirirken, Fedailer ikinci düzlemde kalarak destekleyici rol üstlenirler.

Humeyni Dönemi Ve Fedailer’de Yol Ayrımı

Fedailer devrimden sonra da en büyük devrimci sol gruptur. Politik özgürlük ortamı Fedailer’in hiç hesaplamadığı genişlikte bir kitleyi ortaya çıkarmıştır. Yapılan herhangi bir eylemin en kitlesel gücü Fedailer'dir. Tüm bu avantajlı durumların yanı sıra, örgüt kendi içinde ciddi krizlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu da, kitlelere politika yapmak yerine içe dönmenin zeminini yaratmıştır.

Şah döneminde yoğun saldırılara uğrayan Fedailer, büyük bir nitelik kaybı yaşamıştır. Neredeyse bütün kurucu liderlerini ve kadrolarını işkencehanelerde, idam sehpalarında ya da polis çatışmalarında kaybetmiştir. (200 kadar kadronun şehit düştüğü ve devrim döneminde örgütün 100'den az üyesi olduğu gerçeğini hatırlayalım.) Fedailer'in bu durumuna karşın, mollalar şah tarafından hiçbir zaman başlıca tehdit olarak algılanmamış, böyle bir durumla karşılaşmamıştır.

Fedailer, bu nesnel zorlanmaya rağmen, etkin bir politik güç olmaya bir süre daha devam ederler. Örneğin Tahran sokaklarında, belli noktalarda Hizbullah devriyeleri varsa, diğerlerinde Fedailer’in ya da Mücahitler'in silahlı devriyeleri vardır. Bundan dolayı, Humeyni'nin ülkeye geldiğinde yaptığı ilk açıklamalardan biri, “askeriyeden yağmalanan silahların teslim edilmesi” gerektiği olur. Humeyni silahın ne anlama geldiğinin ayırdındadır ve kendinden başka bir güce tahammülü yoktur. Bundandır ki, devrimin ilk günlerinde Humeyni'nin konutu önünde Fedailer'in resmi geçit töreni ardından getirdikleri görüşme talebini, “Allahsızlarla asla görüşmem” diyerek reddetmiştir. Halka çağrıda bulunarak, “onların yaptığı eylemlere katılmayın” diye buyurur. Bu çağrının halkın gözünde fazla bir karşılığı olmaz, ama çağrının diğer muhatabı olan Hizbullah gecikmeden görevini yerine getirir. Demokrat kitabevlerine saldırır, kitapçıları döver, kitapları ise yakar. Fedailer bu yaşananlara temkinli yaklaşır. Örneğin, “Allahsızlar” açıklamasına rağmen yürüyüşü mitinge çevirir ve orada “İmamın antiemperyalist, antisiyonist tutumunu bütün gücümüzle desteklemeye hazırız” der. Bu konuşma dahi yaşananların anlaşılmadığının, sürecin doğru okunamadığının kanıtıdır.

Tarih sayfaları 1979 Mayıs'ını gösterdiğinde, Fedailer'de Eşref Dehgani[1] öncülüğünde görece küçük bir grup örgütteki pasifizmi ve Humeyni döneminde askeri eylem yapılmamasını eleştirerek ayrılır. Bu grup Kürt ulusal ayaklanmasını başından itibaren destekler. Ayrılıktan sonraki süreçte de tartışmalar sürer. Legal yayın organı olan Kor'da, örgütteki iki eğilimin mücadelesi gözler önüne serilir. Bir taraf İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı savaşmak gerektiğini savunur. Diğer taraf ise böylesi bir savaşa girmekten kaçınır ve Humeyni'yi ilerici-devrimci görür. Bu durum, örgütü sonrasında bölünmeye götüren temel nedenlerden biri haline gelir.

1979 yazında, geçmişin değerlendirmesinin yapıldığı yoğun bir tartışma süreci başlar. Tartışmanın temel gündemi, “Şaha karşı silahlı mücadele doğru muydu?” sorusuna odaklıdır. Bu tartışma, ister istemez, Fedailer'in çıkış mantığının tartışılması anlamına gelmektedir. Hem de TUDEH'in 1953'teki tutumunun tarihsel olarak haklı olduğuna varmaktadır. Tartışmanın sonucunda iki ayrı fraksiyon çıkar ortaya. Biri Halkın Fedaileri-Azınlık, diğeri ise Halkın Fedaileri-Çoğunluk'tur. Azınlık ya da Çoğunluk MK'daki pozisyonlara göre adlandırılmıştır. İlerleyen dönemlerde Fedailer-Çoğunluk TUDEH’e yakınlığıyla anılacaktır. Fedailer-Azınlık'ın saflarındaysa Kor gazetesi yazı kurulu ve sınırlı sayıda MK üyesi kalacaktır. Ekim'de yapılan geniş katılımlı parti toplantısında birinci gündem geçmişin değerlendirilmesi, ikincisi ise Kürdistan'daki savaş ve alınacak pozisyon olur. Fedailer-Azınlık, bu tartışmada MK'nın yetersizliklerine odaklanır. Onun toplumsal krizleri tutarlı bir eylem çizgisiyle değerlendiremeyişini eleştirir. Bunun nedenini ise dönemin somut stratejisini oluşturamayışına bağlar. Ve örgütün ideolojik bir kriz yaşadığının tespitini yapar. Fedailer-Azınlık'ın sınıfların durumu ve devletin niteliği gibi birçok konudaki tartışma taleplerinin reddedilmesi krizi daha da derinleştirir.

Krizin derinleşmesine yol açan olaylardan biri de ABD büyükelçiliğinin mollalar tarafından işgal edilmesidir. Humeyni ne zaman kitleleri yönetmede zorluk yaşasa, başka bir gündem yaratarak süreci karşılamayı becermiştir. Aynı mantıkla, mollaların planıyla ABD büyükelçiliği işgal edilir. Fedailer-Çoğunluk bu eylemi antiemperyalist bulduğu için desteklerken, Fedailer-Azınlık ise bu eyleme kuşkuyla yaklaşmıştır. Bu gelişme örgütsel krizi derinleştiren bir unsura dönüşmüştür.

Bir diğer kriz unsuru ise, 1980 kışı ve baharında ikinci Türkmen Sahra Savaşı'yla ortaya çıkar. Fedailer şahın devrilmesi sonrası buranın en büyük siyasal gücü haline gelmiştir. Büyük toprak sahiplerinin topraklarına el konulmasıyla bir komün oluşturulur. Köylüleri konseylerde örgütleyen Fedailer, birkaç ay içinde büyük başarılar elde eder. Eski geleneklere yaslanarak kırsal komünle topraklar işletilir. Türkmenistan sahrasında geniş bir alanda Fedailer'in etkinliği güçlenir. Düzenli yapılan yüksek şura toplantılarıyla kendi kararlarını kendileri alırlar. Bölge İran İslam Cumhuriyeti'nin içinde küçük bir ada görünümündedir ve mollaların buraya saldırması fazla uzun sürmez. İslam Cumhuriyeti yetkililerinin çağrısı üzerine arabuluculuk yapmak için dört Türkmen Fedai lider görüşmeye gider. Ve orada işkence edilerek öldürülür. Şubat 1980'de çatışmalar iyice şiddetlenir. Çoğunluk, İran İslam Cumhuriyeti'nin bu saldırısını görmezlikten gelme taraftarıdır. Fedailer-Azınlık ise konseyleri savunmayı tercih eder. Konseyler iki büyük çarpışmanın ve birçok kanlı olayın ardından 1980 baharında ezilir. Bu da Fedailer içindeki krizi iyice derinleştirir. Ve sonunda, 1980 Haziran'ında Fedailer-Azınlık ayrılır. Fedailer-Çoğunluk ise TUDEH ile daha fazla yakınlaşır. Eski silahlı mücadele teorilerini reddettiğini açıkça ifade eder, kısa bir süre sonra da ismindeki “gerilla” sözcüğünü kaldırır ve Fedailer'in amblemini kullanmayı bırakır.

Fedailer-Azınlık kendini politik ve ideolojik olarak yeniden yapılandırır. İslam Cumhuriyeti'nin analizini yapmıştır. Buna dayanarak devrimci sürecin tamamlanmadığını, tamamlanması için İslam Cumhuriyeti'nin ardından devrimci işçi-köylü ittifakına dayanan bir düzenin kurulması gerektiğini savunmaya başlamıştır. İslam Cumhuriyeti'nin ABD karşıtı tavırlarının antiemperyalizm anlamına gelmediğini, İran'ın hala bağımlı bir kapitalist ülke olduğunu söyler. Fedailer-Çoğunluk ise mollaları desteklemeye devam eder ve TUDEH ile birleşme fikri ortaya atılınca yeni bir bölünme yaşar.

1981 yazına gelindiğinde, bölünmelerden kaynaklı Halkın Fedaileri mirasından geldiğini söyleyen birçok örgüt ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda bu bölünmelerle halk, Fedailer’i mollalara karşı mücadele edecek örgüt olarak görmez hale gelmiştir. Fedailer artık toplumsal bir güç olmaktan çıkmıştır.

Kitleleri yönetmede ciddi zorlanma yaşadığı bir dönemde, Humeyni'nin imdadına Irak yetişir. Saddam'ın İran'ın güney bölgesi olan Kürdistan'ı işgali Humeyni'yi soluklandırır. Halkın ne açlıktan şikayet edecek ne de kalkınma projelerinin batmış olduğunu görecek durumu kalır. Demokratik hakların tamamen ortadan kalkmasına kimse açıktan itiraz edemez. İşgal karşısında devletin arkasında yekvücut olunması gerektiği düşüncesi baskın çıkar. Neredeyse bütün örgütler de benzer bir pratik sergiler. Fedailer-Azınlık, “Bu, gerici bir savaştır” demesine rağmen, güney cephesine gönüllüler yollar ve bu militanların birçoğu orada yaşamını yitirir.

Devlet bu zaman dilimini çok iyi değerlendirmiştir. İçteki muhalif güçlere karşı topyekün bir saldırı başlatır. Humeyni'nin niyetini tam olarak anlayan Halkın Mücahitleri iç savaş başlatır. Birkaç ay içinde mollaların devrileceğine ilişkin ciddi bir inanç oluşur. Fedailer-Azınlık bakımından, böylesine bir savaşıma hazırlıksız yakalanmak, sonucu belli bir savaşın bir parçası olup olmamayı tartıştırır. Ancak onlar savaştaki yerlerini yine de alacaktır. TUDEH ve Fedailer-Çoğunluk'un ise Mücahitler'i eleştirmek dışında bir politikası yoktur.

Öyle bir noktadır ki bu, devletin devrimcilerle son hesaplaşmasıdır. İktidarı önündeki tüm engelleri aşmaya ve ezmeye kararlı bir devlettir söz konusu olan. Kadınlara saldırıyla başlayan süreç, özerklik talep eden uluslarla, son olarak da devrimciler ve tüm muhalefetle hesaplaşmaya dönüşür. Devlet bütün zor araçlarıyla saldırır. Demokratik örgütlenme hakkı kaldırılır, devrimci ve muhalif basın yasaklanır, halkın gösteri hakkı yoktur artık. Toplu kitle kıyımlarıyla, hapishanelerde idamlar ve işkencelerle, halk yığınları hareket edemez hale getirilir. Bu koşullarda iç savaş da kaybedilir. Örgütlerin birçoğunda bölünme ve dağılma başlar. Birçok örgüt tarih sahnesinden silinir.

Bütün diğer muhalifler “temizlendikten” sonra, sıra artık mollaların en büyük destekçisi TUDEH’e ve Çoğunluk'a gelmiştir. Humeyni, iradesiz bile olsa muhalefet olabilecek bir güç bırakma niyetinde değildir. Zamanında Fedailer’in ele geçirdiği gizli belgelerde bu plan deşifre edildiği halde, TUDEH bu gerçeğe gözünü kapamayı seçmiştir. Ülkeyi terk etme planları yapmaya başladıklarındaysa, birçok üst düzey yöneticisi yakalanır. Devlet TUDEH'in yerüstü ve yarı- legal örgütlenmelerini açığa çıkarıp darbeler.

“Din düşmanlarıyla hesaplaşma” artık tamamlanmıştır. Savaşın belli bir noktasında ise gizli örgütlenmeleri açığa çıkarmak için halktan yardım ister Humeyni. Bir vaazında “Komşunuzu, ailenizi izleyin. Bir terslikten şüphe ederseniz, devrim muhafızlarını haberdar edin yeter. Bu devlet sizin” diyerek çağrıda bulunur. Fakat basında yapılan tüm propagandaya rağmen bunun fazla bir karşılığı olmaz.

Humeyni daha başından ne yapmak niyetinde olduğunu haykırmıştır aslında. Fedailer'in politik saflığı ve öngörüsüzlüğü, durumu görmelerini engellemiştir. Humeyni 1979 Ağustos'unda şöyle demiştir: “Yolundan çıkmış olan rejimi yıktığımızda ve bu tamamen çürümüş duvarı ortadan kaldırdığımızda, başından beri devrimci bir biçimde davranmış olsaydık, bu kiralık basını, bu satılmış gazeteleri, bunların yayıncılarını yargılasaydık, tüm bu yolundan çıkmış partileri yasaklayıp önderlerini cezalandırsaydık, idam cezaları için tüm alanlarda darağacı kursaydık ve tüm yoldan çıkanların, çıkaranların kellelerini uçursaydık, bugün bu sorunlarla yüz yüze gelmeyecektik.” (İran Devrimi - Din Antiemperyalizm Sol)

Halkın Fedaileri Gerilla Örgütü, “Savaşmadan yenilmektense, savaşarak yeniliriz daha iyi” diyerek, bir dönemin eleştirisi bakımından temel bir anlam yüklediği bu fikre sadık kalmıştır. Önderlik düzeyindeki yetmezlikleri, doğru politik ve teorik çözümleme yapmayı başaramamış olmaları, onları önce toplumsal bir hareket olmaktan çıkarmıştır. Sonrasında ise bölünmelerle etkisizleştirmiştir. Ve geldiğimiz aşamada diğer devrimci örgütlere iktidar fikrinin ne kadar önemli ve tayin edici olduğunu göstermiştir. Cesaretli, inançlı ve bedel ödemeye hazır bir kadro ve önderlik gerçeğinin toplumsal bir harekete dönüşmesinin hiç de zor olmadığını görürüz onların pratiklerinde. Yine onların pratiklerinde, hazırlığın kritik bir rol oynadığını görmek mümkündür. Keza politikanın iyi niyetle yapılamayacağının, nesnel koşulların hesaba katılmasıyla yapılabileceğinin iyi bir örneğidir Fedailer.

Ve son olarak şunu söyleyebiliriz: İran'da “şaha hiç dokunulamaz, şah yıkılamaz” denen bir dönemde, Fedailer adım attı tarih sahnesine. Tüm baskıya, tutuklama, işkence ve infazlara rağmen örgütün gelişimini durduramadı şah. Ortaya direngen, devletle yenişememe düzeyini yakalamış bir devrimci hareket çıktı. Ve halkın umuduna, özgüvenine dönüştü. Onların tarihe düştükleri şu kayıt, mücadelenin direngen ateşi olmaya devam ediyor: “Eğer kendisi adanmışlığın ve direnişin yanan meşalesi ve sembolü değilse, öncü, devrim davası için kitleleri örgütleyemez.” (Bijen Cezeni)

Dipnot

[1] Eşref Dehgani uzun yıllar hapishanede kalmış, örgüt üzerinde etkisi olan kadın bir öncüdür. Söz konusu İran olduğunda, kadınların toplumdaki, politika ve örgütteki konumları başlı başına bir inceleme konusudur. Ancak buraya kadar işlediğimiz bölümler kapsamında belirtmek gerekir ki, karşıdevrimin saldırısından en fazla etkilenen kadınlar olduğu gibi, devrimci savaşımın atağa geçtiği dönemlerde de söz ve eylemleriyle fark yaratan yine kadınlar olmuştur.

Kaynakça

Nasıl Yapılamadı - İran'da Solun Yenilgisi, Maziar Behrooz, Epos Yayınları, 2006

İran Devrimi - Din Antiemperyalizm ve Sol, F. Halliday, T. Skocpol vd., Belge Yayınları, 1992

İran: Soluyor Çiçekler Parmaklıklar Ardında, Bahman Nirumand, Belge Yayınları, 1988

Hatemi'nin İran'ı, Sami Oğuz - Ruşen Çakır, İletişim Yayınları, 2000

İran Tarihi, Gene R. Garthwaite, İnkılap Kitabevi, 2012

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn