Geçmişin Aynasından Molla Hareketini Anlamak

Tam 40 yıl önce, İran toprakları, “Kahrolsun Şah Rejimi” ve “Diktatöre Ölüm” sloganlarının haykırıldığı zamanlarda, 1979 devrimine akıyordu. 39 yıl sonra İran halkları, “Diktatöre Ölüm” sloganlarıyla ayaklanmanın ateşini yeniden yaktılar. Günümüz İran'ını incelerken tarihsel ve konjonktürel ‘an’ların analizi de geçmişin aynasından günümüze bakmayı gerektirir. 2500 yıllık Pers imparatorluğundan 1979 İran devrimine, monarşi altüst olurken, Ortadoğu ve İslam dünyasında da statükolar sarsılmış, dengeler değişmiştir.

İran siyasi kültürü, oluşumunu şekillendiren coğrafi etkenlerle birlikte (Asya ülkelerinden Avrupa ülkelerine karasal güzergahta yer alması ve Ortadoğu'da oynadığı aktif siyasi rol bir yanda tutulursa), tarihsel temelini konargöçer siyasi örgütlenme olan “kabile” biçiminden alır. Kabile gruplarının özerk yapısı, onların ekonomisiyle ilişkili olup, sosyal ve siyasi örgütlenmeyi birleştirir. Kabile liderlerinin federasyon kurmaları, federasyon liderlerinin de konfederasyon oluşturmaları, kabile gruplarının hiyerarşik yapıda örgütlendiğini gösterir. Federasyon ve konfederasyon inşası (eyaletler) 20. yüzyıla gelene kadar İran siyasi tarihine damgasını vurur. Toplumsal alandaki bu hiyerarşik örgütlenme, askeri strateji ve taktiğin de dayandığı temel nokta olmuştur. Ayrıca 2500 yıl önce askeri örgütlenme içerisinde sayıları on bin olarak tahmin edilen “ölümsüzler”, gerek 1979 devrimi döneminde, gerekse Irak'ın İran'ı işgali sırasında, şehadet ve feda kültürünün yaratılmasında güncellenmiştir.

1979'dan sonra Humeyni ile başlayan ve İran siyasi yapısında günümüze dek gelecek olan Velayet-i Fakih (dini liderlik) kurumu, tek bir siyasal-dinsel kişilik şahsında bütün bir siyasal egemenlik yapısını tanımlar. Bu yapı hiyerarşik bir kozmoloji ile siyasi bir kültür içinde var olur. Günümüz faşist politik islamcı Erdoğan iktidarının tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek vatan ideolojik argümanı, 2500 yıllık İran-Pers hükümdarlığında tek tanrı, tek evren, tek hükümdar ve tek kanun biçiminde karşılığını bulur.

1979 Devriminin Koşullanışı

İran ulus devleti milliyetçi, merkeziyetçi ve “modernleşmeci” politikalarıyla Rıza Şah Pehlevi tarafından kurulmuştur. İran'ın milli egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma adına Batılılaşmak gerektiği propagandasını yapan Rıza Şah, laikleşmeyi, dine saldırmaktan ziyade din insanlarının gücünü azaltmanın, dolayısıyla da kendi gücünü artırmanın yolu olarak görür. Bu yanlarıyla da 1921 yılı, İran'ın 20. yy'a yeni bir başlangıç noktasıdır.

İran ve Türkiye siyasi tarihlerinin aynı dönemlerde benzer noktalardan geçtiği söylenebilir. Zira 1923'te Türkiye'de cumhuriyetin ilanıyla, İran'da şah tarafından 1924'te cumhuriyet ilan edilmesi için kampanya başlatılmıştır. Rıza Şah'ın Avrupalılara özgü şapka giyilmesini zorunlu kılması, şiddetli bir muhalefeti kışkırtır. Aşiretlere özgü kıyafet ve başlıklar, mensuplarının kimliğini ortaya koyan birer göstergedir. Bu nedenledir ki, kıyafet yenilenmesi sadece kimliğin değil, özerkliğin de kaybı anlamına gelmektedir. Şahın ekonomik, sosyal ve kültürel reformları, yeni bir orta sınıf ve işçi sınıfı tabakaları yaratır. Çok sayıda İranlı Azeri'nin Bakü'deki petrol sahalarında çalışmaya gitmesi, sosyalizm fikriyle tanışıp onu benimsemesi, İran işçi sınıfının bilinç edinimine ciddi katkılar sunar. Sosyalizm, sadece Rıza Şah iktidarına karşı değil, İran hükümranlığına karşı da tehdit olarak görülür. İşçiler sendika kurmaya kalkışınca grevler bastırılır, işçi liderleri tutuklanır. 1927'de komünist parti yasaklanınca, 1937'de TUDEH (Kitleler) Partisi kurulur. Bu dönem kurulan siyasi partiler, tutarlı birer ideoloji ve program temsilcisi olmaktan çok, lider kişilikler etrafında toplanır.

İran'da uzun bir geçmişe sahip olan evrensel hükümranlıktan meşrutiyete geçiş ve yetkinin artık halktan alınması kavramının yarattığı sistem sorunları çözülememiştir. Üstelik ortaya çıkan yeni siyasi güç, şahı milliyetçilik ve meşrutiyetçilik gibi iki hayati konuda sorgular. Bu gücün adı “Milli Cephe”dir. Musaddık bu cephenin liderliğini üstlenir. 1949-53 arasındaki döneme, siyasi belirsizlikler, protestolar ve grevler damgasını vurur. Bu dönem başbakanlığa getirilen Musaddık, sokak gösterilerini ve pazarı kendi lehine çevirmekten çekinmez. Anayasal yetki sınırlamalarını kaldırır, orduda değişiklikler yapar, meclis başkanına ülkeyi altı ay boyunca kararnamelerle yönetmeyi sağlayan olağanüstü yetkiler tanır, petrolün devletleştirilmesine girişir. İnisiyatif alanını genişleten Musaddık'a karşı, İran petrol üretimini kontrol altına almak amacıyla Londra merkezli ve CIA'nın çalışmasını yürüttüğü bir darbe planı hayata geçer. Rıza Şah'ın 1953'te yeniden tahta çıkmasının ardından ilan edilen sıkıyönetimle, başta TUDEH ve Milli Cephe liderleri olmak üzere, tüm muhalefet ezilir. Ordu Amerika'nın yardımıyla büyütülürken, ABD ve İsrail'in eğitim ve teknik desteği ile istihbarat örgütü SAVAK kurulur. Yine bu dönem, Hüccetiye denilen, Türkiye'de kurulan “Komünizmle Mücadele Dernekleri” tarzında örgütler de yerini alır.

“Kahrolsun Şah Rejimi”

Şaha dönük başarısız suikast eyleminden sonra topluma dönük baskı ve şiddet artar. Halkın Fedaileri başata gelmek üzere, gerilla örgütleri bu dönem tarih sahnesine çıkar. '70'lerin başı aynı zamanda, Şahın otokratlığı ve ABD ile bağları nedeniyle giderek büyüyen muhalefetin radikalleştiği yıllar olur. Öğrenci gençlik ve kadınlar aktif olarak bu süreçte yerini alır. 13 Haziran 1977'de 40 ünlü yazarın imzaladığı açık mektupta, basına, edebiyata ve sanata konan sansürün kaldırılması, düşünce ve toplanma özgürlüğünün güvence altına alınması istenir. Şah, ekonomi ve siyasette önemli bir yer tutan ve “pazar esnafı” olarak adlandırılan kesimleri, fiyatları yükseltip ekonomiyi enflasyonist eğilim içine sokmakla suçlar. Buna karşın pazar esnafı, öğrenciler, aydınlar ve Milli Cephe’nin içinde yer aldığı geniş ittifak, Pehlevi monarşisini yıkmak için harekete geçer. 6 Ağustos 1977'de çarşı esnafının yaptığı yürüyüşte ilk kez “Kahrolsun Şah Rejimi” sloganı atılır.

İran halkları özerklik, öğrenciler, profesörler ve öğretmenler, öğretim ve araştırma görevlileri özgürlük istemektedir. Kitlelerin sokağa çıkmak için çok fazla nedeni vardır. Devrimin ilk kıvılcımını İran'ın en önemli dini merkezi Kum'da okuyan medrese öğrencileri çakar. Sokağa çıkan çok sayıda öğrenci Şah rejimi tarafından katledilir. Devrimci gelişme ivme kazanırken, tarih 1978'i gösterdiğinde, kitlelere yön gösteren bir liderlik hala yoktur. Eylül 1978'de Ramazan Bayramı vesilesiyle, Tahran'da mollaların bizzat örgütleyicisi olduğu, İran tarihinin en büyük yürüyüşü yapılır. Humeyni'nin resimleri taşınır ve yurda dönmesi istenir. Humeyni ve ulema, devrimin liderliği iddiasıyla ortaya çıkar. “Kara Cuma” olarak tarihe geçen 8 Eylül’deki katliam sonrası Humeyni Necef’ten halkı direnişe çağırır. Muhalefet tüm emekçilere genel grev çağrısı yapar. Bir grev komitesi kurulur. Elektrik ve su idaresi gibi sektörler grev dışı bırakılır. 1978'de şah ülkeyi terk eder. Irak'tan Fransa'ya sürgün edilen Humeyni Tahran'a dönerken, şahın iktidarı çökmüştür.

Güncellenen Krallık Velayet-i Fakih

Din ve krallık iki kardeş gibidir. Birbirlerini dışlayamazlar. Din krallığın temelidir. Krallıksa dini korur. Temelden yoksun olan şey yıkılmaya, korucudan yoksun olan şey kaybolmaya mahkumdur.” (I. Ardeşir, ilk Sasani hükümdarı)

Ahamenişler ve Sasaniler’in kral, “şehinşah/krallar kralı”, İlhanlı hükümdarı Gazan Han’ın “padişah”, Safevilerin, Kaçarların ve Pehlevilerin ise “şah, şehinşah” ünvanlarını kullanmaları, Pers imparatorluğundan günümüze dek liderliklere özel tanımlamalar getirme geleneğini ortaya koyar. İran'daki evrensel hükümdarlıkla ilgili değerler, salt yerli kavramları değil, aynı zamanda islami örnekleri de ortaya çıkarır. İslam’daki iktidar mücadelesinin bir yansıması olarak ortaya çıkan Şiilik mezhebinin bu tarihsel zeminle buluşması, mollalara geniş bir hükmetme alanı tanımıştır. Molla hareketinin önderi Humeyni'nin Velayet-i Fakih olarak kitlelerin karşısına çıkışı, İran siyasi tarihinde krallığın bir nevi güncellenmesi olmuş, 1979 devriminin ardından kurumsallaşmış, bir devlet ve yönetme biçimine dönüşmüştür. Bugün itibarıyla da İran halklarını yöneten bu kurumsallaşma, tüm yetki ve gücün tek elde toplanması şeklinde bir diktatörlük olarak kendini gösterir.

Ayetullah Humeyni'nin adı, lider olarak 1963'te duyulur. 1964'te yaptığı konuşmada, şahı ve ABD'yi hedefe alarak, şahın İran hükümranlığını ortadan kaldırdığını ifade eder. Bu konuşma daha o zamandan, ulus bilinci güçlü İran halkının Humeyni'yi lider olarak kabul etmesinin yolunu açar. Humeyni'nin ABD karşıtı söylemleri, devrimci örgütleri onun etrafında bir araya getirmek için yeterli olur. Türkiye'ye sürgün edilen Humeyni, sürgün hayatına Necef'te devam eder. Necef'te kaldığı dönem boyunca da ABD karşıtı fikirleriyle İranlılara hitap etmeyi sürdürür. Humeyni'nin Necef'te verdiği vaazlar ve yaptığı konuşmalar, 1970'lerin ortasından itibaren banda kaydedilip gizlice İran'a sokulur ve mollalar tarafından kitle örgütlenmesinin aracına dönüştürülür. Humeyni, Velayet-i Fakih kavram ve düşüncesini olgunlaşmış haliyle ilk kez bu dönem gündeme getirir.

Humeyni'nin baskın rolü ve Velayet-i Fakihliği üç kriz sayesinde sağlamlaşır.

Birincisi; Kasım 1979'da Amerikan elçiliğinin basılması ve görevlilerinin rehin alınmasıdır. Başbakan Bazargan'ın Cezayir'de Amerikalı Brzezinski ile görüşmesi ve büyükelçilik işgalinin aynı dönemde denk gelmesi tesadüf değildir. Büyükelçilik işgali mollalar tarafından örgütlenen ve Bazargan hükümetinin tamamen saf dışı kalacağı antiemperyalist görünümlü bir hareket olur. Molalar bu hamle ile bir taşla birden fazla kuş vurur. Bu eylem aynı zamanda devrimcilerin birçok siyasi olanağını ellerinden alır. TUDEH Humeyni'ye destek açıklaması yapar. Mollalar artık hiçbir direnişle karşılaşmadan, iktidarı ele geçirir. Velayet-i Fakih anayasal güvenceye kavuşturulur.

İkincisi; Irak'ın Eylül 1980'de İran topraklarını işgalidir. Aynı zamanda devrimin diğer Ortadoğu topraklarına yayılmasını engelleme savaşı olan bu işgal, İran halkını milliyetçilik temelinde birleştirir. İran ordusunun zayıf olduğu bu dönemde ayakta kalmasının temel nedeni “vatan savunması” ve şehadet olgusudur. Aynı dönem Humeyni de Irak'taki Şii halkını Saddam Hüseyin'e karşı kışkırtıp İslam devrimini Irak'ta yaymaya çalışır. Irak'taki Şii yeraltı örgütlerine ve nüfuzlu din insanlarına maddi yardım gönderir. Irak sınırındaki iki İran radyo vericisi üzerinden propaganda yapar. Düzenli ordunun yanı sıra, Pasdar adı verilen “Devrim Muhafızları” ve Besic adlı gönüllü milisler savaşın temel gücü olmuştur.

Üçüncü ise; İslam cumhuriyetinin önemli lider ve devlet yetkililerinin, islami antiemperyalist çizgideki Halkın Mücahitleri tarafından öldürülmeleri olur. Bununla birlikte, devrimci ve sol çizgideki parti ve örgütlerin devrim sonrası strateji ve programdan gerçek anlamda yoksun olmaları, molla hareketine alan açar. Mollaların iktidara gelmesiyle de komünist avı başlatılır. 12 Ocak 1980'de Humeyni siyasal programını açıklar. 19 Ocak'ta Humeyni ve İslam cumhuriyeti için halk oylaması niteliği taşıyan bir miting mollaların organizasyonu ile gerçekleşir. Humeyni, 1982'de sekiz maddelik bir bildirge yayınlar. Uygulamalarını standartlaştırmak amacıyla, hukuku şeriata uygun biçimde islami hale getirir. Ülkeyi iki yıl boyunca sarsan tedhişi (korku salma, yıldırma) dizginlemeye başlar.

Tedhiş Dönemi Ve Önce Kadınlar

'79 İran devriminde kadınların oynadığı rol başka bir yazının konusu olmakla birlikte, Humeyni için de kadınların gücü ve enerjisi, iktidarının nihai zaferi açısından yaşamsaldır. Humeyni, kadınları sokak gösterilerine ayrıca davet eder. Özellikle yoksul ve emekçi kadınlar, sokak ve siyasetle tanışırlar. Tarihin bu evresinde İranlı kadınların bilinç düzeyinde de, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı gerçeği durmaktadır. Devrim sürecinde kadınları sokağa çağıran Humeyni, devrimin hemen ertesinde İslamiyet adına kadına dönük en gerici politikaları uygulamaya yönelir. Hiçbir devrim kadınsız olmaz. Politik islamcı iktidarın devrimden sonra ilk hedefi kadınlar olur. Çünkü cinsiyetçilik, politik islamcı burjuva iktidarın kurumsallaşması ve tüm toplumsal yapıya bunu sirayet ettirmesi bakımından zorunludur. Her şey tepetaklak olur. Kamu düzeni çerçevesinde islami kuralları zorla uygulatan milislerin (Besic) sayısı artar. Öfke özellikle kadına yönelir. Kadınlara islami giyim kuralları bildirilir, buna karşı protesto gösterileri için sokağa çıkan kadınlardan “çirkin sesleriyle memleketimizin huzurunu kaçıran, faşist şahın ihyasını arzulayan fahişeler” olarak bahsedilir. “İslami kıyafet, emperyalizme karşı en tesirli silahımızdır” propagandası yapılır. Bildiri dağıtan genç kadınlar sokaklarda açıktan katledilir. Hapishanelerdeki devrimci kadınlar tecavüze uğrar. Mollalara göre bakire olarak ölen kadınlar cennete gider ve idamdan önce “kızlıklarını bozmak” gerekir. Ülkenin politik islamcı dinsel dönüşümü hızlanır. Kız çocuklarının evlenme yaşı 18'den 13'e indirilir.

Ayrıca, ezilen uluslara ve ulusal topluluklara dönük baskılar artar. 1979 anayasası ile Zerdüştlerin, Yahudilerin ve Hristiyanların hakları geleneksel islami normlara göre tanınır. Bu tanıma esasta sürece yayılan bir asimilasyon ve yok etme politikasıdır. Kafir olarak görülen Bahailere karşı siyasi, sosyal ve ekonomik kısıtlamalar getirilirken, pek çok lideri de idam edilir. Kürtlerin özerklik ve Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi talebi reddedilir. Kürdistan'da olduğu gibi, Belucistan'daki Beluci, Mazenderan'daki Türkmen ve güneydeki Kaşkay muhalefetleri ezilir. Molla iktidarına karşı her türlü direniş bastırılır. Devriminde önemli roller oynayan bazı politik islamcı kişiler dahi idam edilir.

Siyasi Kararlılık Ve Kurumsallaşma

Humeyni'nin kararlılığı molla iktidarının başarısını koşullayan temel faktörlerden biridir. İktidarı tam olarak ele geçirmeden bile eylemlerinin doğruluğuna inanır. 1 Şubat 1979'da İran'a dönen Humeyni'nin süreç yönetimi de başarılıdır. Örneğin, dönemin başbakanlığına, kendisine bağlı bir mollayı değil de, siyaseten ılımlı çizgide duran, olası bir darbeyi engellemek için de Amerikan düşmanı sayılamayacak olan burjuva liberal Bazargan'ı getirir. Humeyni'nin bu pragmatist politikasının temelinde, hem içte iktidarı sağlamlaştırma hem de bölgede etkin konuma gelme amacı yatmaktadır. Emperyalist devletlerin Humeyni'yi devrimin öngününde ve hemen sonrasında el altından desteklemeleri de bu amacı güçlendirmiştir. Nihayetinde İran'da devrimci sol güçlerin iktidara gelmesi çok daha tehlikeli görülmektedir. 1980'lerde “Yeşil Kuşak” projesinin bir parçası da budur.

İran dışında Avrupa ülkelerinde de salon etkinlikleriyle, devrimi politik islamcı rotaya sokmanın propagandası yapılır. Devrim öngününde Humeyni, BBC radyosu üzerinden İran halkına doğrudan seslenir: “Gidin ve bütün dünyaya yeni bir asrın başladığını anlatın. Unutmayın ki, kim istibdada ve safahata karşı mukaddes savaşta ölürse şehit sayılır. Cennetin kapıları açılır ona.” Kitle iletişim araçlarının öneminin farkında olan mollalar, ilk anda radyo ve televizyon kurumlarını ele geçirir. Kitle faaliyeti bakımından mollaların vazgeçmedikleri biçimlerden biri de ev toplantılarıdır. Her evde senede bir ya da iki defa mollaların çağrıldığı çile ve din toplantıları yapılır. Camiler parti büroları gibi işletilir. Vaazlarda bir miting gibi siyasi yorumlar yapılır, cemaate ne düşünmeleri ve ne yapmaları gerektiği söylenir. Yeni politikayı uygulamanın ilk mekanı camiler olur. Devletin atadığı imamlar tarihi ve önemli bir güce sahiptir. Molla iktidarı, Cuma namazlarının ardından kitle gösterilerini bütün ülkede kurumsal hale getirme, büyük şehirlerde camiye dayalı sosyal hizmet ağları kurma yoluyla yoksul sınıfın desteğini kazanır. Molla iktidarını sağlamlaştıran temel unsurlardan bir tanesi de propaganda yöntemleridir. Yoksul ve ezilen halkların kazanılması için kullandıkları söylemler, marksizmi ve solu engelleme çabası olarak da görülmelidir.

Başka açılardan bakıldığında da şunlar söylenebilir:

1979'da İran'da derin bir altüst oluş süreci yaşanır. En başından itibaren sürece etkili müdahale eden, siyasi kararlılıkla ilerleyen, kitlenin nabzını tutan ve bunu stratejik bir perspektifle ele alan siyasi güç devrimin önderliğini de omuzlayabilir. İran devrimi, hareketin devrimci önderliğinin yaratılması ve üstlenilmesi ile ilgili sorunun nicelik olmadığını açıkça göstermiştir. Mollalar, devrimin içinden gelip iktidara oturmuş, devrimle kazanılan politik özgürlüğü kısa sürede ortadan kaldırmıştır. İran devrimcilerinin ise stratejik düşünüşten yoksun oldukları söylenebilir. Zira devrimciler için hedef sadece şah rejiminin yıpratılıp yıkılmasıdır. Devrim sonrası ne olacağı, ne yapılacağı muğlaktır. Humeyni'nin kendi çizgisindeki kararlılık düzeyi dönemin devrimcilerinde de etki yaratır. Bu hegemonik etki, İran devrimcilerinin ideolojik zayıflığının göstergesi olarak da görülebilir. Devrimciler, kadının devrimdeki rolünü görememiş oldukları gibi, basın-yayın özgürlüğü ve yaşam tarzı özgürlüğü kısıtlandıkça, “ana ve yan çelişki” tartışmalarıyla, emperyalizme karşı verilen savaşta böyle “ufak tefek şeylerin lafının edilmemesi” gerektiğini savunmuşlardır. Antiemperyalist çizginin tutarlılığı ve başarısının koşulu, onun enternasyonalist karakterinin güçlü olmasındadır. İran devrimcilerinin bu noktadaki zayıflıkları, onların başarısızlıklarını koşullayan faktörlerden bir tanesidir.

Devrim Sonrası

Humeyni'nin ölümünden sonra liderlik konseyi (yüksek mertebeli mollalardan oluşan yönetim organı) Hamaney'i lider olarak atar. 1989 anayasa değişikliği ile başbakanlık makamı kaldırılır. Cumhurbaşkanı doğrudan yürütmenin başıdır. Halkoyu ile 4 yılda bir seçilir. Ancak dini liderliğin onaylamadığı hiçbir isim meclis seçimlerine giremez. Örneğin 2013 seçimlerinde 400'e yakın kişi, “milletvekilliği vasıflarına uygun olmadıkları” gerekçesiyle veto edilir. Bugün de molla rejiminin yapısında, dini lider her şeyin ve herkesin üstündedir. İç ve dış politikanın genel hatlarını ve yönelimini belirleyen pozisyondadır.

Devrim sonrası en dinamik hareketler entelektüeller, kadınlar ve gençlik saflarından çıkar. İran nüfusunun %70'ini genç (30 yaş altı) nüfus oluşturur. Seçme yaşı 15'tir. Ancak gençliğin sorgulama gücünden, toplumsal hareketler içinde oynadığı rolden duyulan korku, seçme yaşının 18'e çıkarılmasının nedenidir. Kültürel hayatın islamizasyonunun '90 sonrası kuşağın gençlik bölüklerinde güçlü karşılık bulmadığı söylenebilir. Şeriatın günlük hayata yansımalarına direnen kitleler, bir nevi kendi yaşam tarzlarını kurmaya çalışır.

“İslam Demokrasisi”

Bu süreçte “İslam demokrasisi” kavramı öne çıkar. İran’da molla düzeni koşullarında “İslam demokrasisi” kavramı, bireysel özgürlük alanlarının açılması talebiyle eşdeğer sayılır. İran özgünlüğünde bunun ilerici bir rol oynadığı söylenebilir. 1990'larda ideolojik ve politik çatışmalar derinleşirken, “reformcu hareketler” şekillenmeye başlar. Bu dönemde mollaların meclisteki oranı %25'e geriler. Politik islamcılar, molla kökenli olanlar ve olmayanlar diye ikiye bölünür.

 “Reformcu” denilen politik İslamcı burjuva kanat, '97'de Hatemi'nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle ciddi anlamda etkinlik kazanır. '97 cumhurbaşkanlığı seçimi rejim içerisindeki değişik siyasi kanatların belirginleşme süreci olur. '96 meclis seçimleri “kadınların seçimi”, '97 cumhurbaşkanlığı seçimi ise “gençliğin seçimi” olarak yorumlanır. Sandıktaki bu tablo, molla rejiminden duyulan ama henüz düzen dışına yönelmeyen memnuniyetsizliğin bir karşılığıdır.

2003'ten başlayarak “muhafazakarlar” yeni bir atağa geçerler. 2004'te meclis çoğunluğunu ele geçirirler. 1981’den 2005'e, ilk defa molla kökenli olmayan Ahmedinecad cumhurbaşkanı seçilir. Tahran belediye başkanlığından cumhurbaşkanlığına uzanan yolda yürümüştür. Besic kökenli Ahmedinecad'ın ellerine Kürt kanı bulaşmıştır. İran-Irak savaşında ve sonrasında binlerce Kürdün katledilmesinde rol oynamıştır.

Çoğunluğu devrim sürecinde genç öğrenciler olan, İran-Irak savaşına katılan “Devrim Muhafızları” kökenliler ve paramiliter Besic üyeleri, 2005 yılına kadar Hamaney yörüngesinde kalırlar. Ancak günümüzde, İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşunun bu en ateşli evlatlarının birçoğunun “Reform Hareketi”nin ön saflarında bulunuyor oluşu bile molla rejiminin tıkandığının ve bir yol ayırımında olduğunun göstergesi sayılabilir.

“Artık Oyun Bitti”

2017'nin son günlerinde başlayan ayaklanmanın molla rejiminin ideolojik merkezlerinden patlak vermesi dipten gelen dalganın şiddetini gösterir niteliktedir. İran tarihinde sınıfsal çelişkilerle birlikte devlet-halk çelişkisi de sistematik olarak derinleşmiştir. Özgürlük mücadelesi bu bakımdan güçlü bir damar olarak var olmuştur. Bugün ortaya çıkan ayaklanmanın bu tarihten beslendiği açıktır. Molla rejimi de iktidarını kurarken bu gerçeği dikkate almış ve pervasız bir diktatörlük uygulamıştır. Ancak buna rağmen molla rejimi gerçekte ömrünü tamamlamıştır. Başta gençlik ve kadınlar olmak üzere, halklar özgürlük istiyor. Dört parça Kürdistan'ın Rojhilat parçası bu sürecin kritik bir yerinde duruyor. İran halkları, biriktirdikleri deneyime yaslanarak, yeni bir demokratik bilinçle ayaklanmayı büyütüyorlar. Ve ama 1979 devriminin öngünlerinde olduğu gibi, şimdi de devrimci önderlik sorunu yaşanmaya devam ediyor.

Devrimin 40. yılı yaklaşırken İran halkları umudu büyütmüştür. “Kahrolsun Molla Rejimi” ve “Diktatöre Ölüm” sloganlarının haykırılışı açık bir irade beyanıdır. Ve son sözü “Artık Oyun Bitti” diyen İran halkları söyleyecektir.

Kaynakça

İran Tarihi, Gene R. Garthwaite, İnkılap Kitabevi, 2012

Hatemi'nin İran'ı, Sami Oğuz - Ruşen Çakır, İletişim Yayınları, 2000

İran: Soluyor Çiçekler Parmaklıklar Ardında, Bahman Nirumand, Belge Yayınları, 1988

Ortadoğu: Direniş, Devrim, Emperyalizm, Derleyen: Y. Doğan Çetinkaya, İletişim Yayınları, 2016

 

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn