Sayı 8 / Kasım-Aralık 2012

Siyasi gelişmeler içinde öne çıkanlar Suriye’yle savaş ile bölgede savaşın şiddetlenmesi oldu.

Yanı sıra AKP iktidarı, oldukça kapsamlı ekonomik ve siyasal saldırı silahını hazırlayarak uygulamaya geçirdi, geçiriyor. Milyonlarca işçi ve emekçinin ekonomik yoksulluk ve demokratik hak yoksunluğu içindeki yaşamını doğrudan hedef alan bu saldırılardan başlıcaları; zaten dibe vurmuş durumda olan sendikal örgütlenmeyi tamamen kontrol altına alma yasası zamlar ve vergi soygunu; kentsel yıkımın yasalaştırılıp uygulanmaya başlanmasıdır. Bu arada kıdem tazminatının sermaye için yük olmaktan çıkarılması hazırlığı, bölgesel asgari ücret gibi saldırılar var olan tepkiler dikkate alınarak yeniden gündemleştirilinceye kadar hazır halde tutuluyor.

AKP, İmralı ve Oslo görüşmelerini PKK’yi tasfiye etme, oyalama ve kitle desteğini zayıflatma stratejisinin aracı yaptı. Özellikle 2011 seçimleri sırasında bu durumu daha net olarak anladıktan sonra, PKK, devrimci halk savaşıyla hedeflerine varma stratejisini geliştiriyor.

Bilindiği gibi Öcalan’la hükümet temsilcilerinin görüşmesi döneminde de, daha önce de defalarca PKK tek taraflı ateşkes ilan etmiş, ama karşılık bulamamış, hatta Oslo ve İmralı görüşmeleri sırasında bile kirli savaş saldırılarını yoğun olarak sürdürmüştü.

Batı’da Ve Tabandan Hareketi Geliştirme Gerekliliği Birliğe Engel Değil

HDK’ye yönelik başlıca eleştirilerden ve katılmama gerekçelerinden biri Batı’da devrimci bir merkez yaratmaya öncelik vermek ise diğeri de tabandan kitle hareketi “yaratma”ya öncelik vermek fikrine dayanıyor. Birinci fikri HDK’ye katılmayıp başarı dileyen ÖDP ortaya attı. İkinci fikri benimseyen Halkevleri birinci fikri de savunuyor ama alttan kitle hareketi geliştirmenin önceliğine vurgu yaparak Batı’da yukarıdan bir cepheleşmenin yararlılığına karşı çıkıyor. Bu görüşe dayanarak HDK’den uzak duran başkaları da var. TKP ise Türk ulusalcısı “yurtsever cephe” stratejisini temel aldığı uzunca bir dönemden sonra, bundan vazgeçmeye başlayınca, önce anayasa referandumunda “hayır” üzerine bloklaşmaya dahil oldu, sonra antifaşist birlik sorununu tartışırken bu iki görüş arasında bir yerde duruyor.

“Öğrencilerimiz ‘Farklı Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi Hakkında Kanun’ kapsamında yaşayan diller ve lehçeler adı altında, yerel dil ve lehçeleri öğrenme imkânına kavuşuyorlar. Örneğin yeterli sayıda öğrenci bir araya geldiğinde Kürtçe, bir seçmeli ders olarak alınabilecek, öğretilecek.” Bu cümleleri önündeki promterdan okuduktan sonra derin bir nefes alan Başbakan Erdoğan, grup toplantısına katılan milletvekili ve izleyicilerin kendisini alkışlamasını bekledi. Çılgınca alkışlayan kalabalığı hoşnutlukla izlerken o, bu sözlerin haber bültenlerinde ya da gazete manşetlerinde nasıl tanımlanacağını, hangi sıfatlarla yansıtılacağını az çok “tahmin” ediyordu.

IMF, ILO, Dünya Bankası, OECD gibi uluslararası sermayenin önde gelen kuramlarına dayanan AKP hükümeti, onlarla ağız birliği içinde Türkiye’de işgücü piyasasını fazla kurallı, yani katı ve sermaye açısından da maliyetli bulmaktadır. Bu durumu ortadan kaldırmak ve Türkiye’de sermayenin önündeki bu türden engelleri yıkmak için hareket eden hükümet, 2010 yılında “Torba Yasa” ile gündeme getirdiği istihdamda dönüşüm politikasını ve elde etmek istediği amaçlarını “Ulusal İstihdam Stratejisi”nde ortaya koydu.

Erkek cinsi olarak dünyayı ve hayatı öylesine ele geçirmişiz ki; elimize sözlük alıp herhangi bir sayfayı açsak, rastgele bir kelime seçsek sayfalarca erkeklik ve toplumsal cinsiyet analizi yapmak zorunda kalabiliriz. Elbette ki, o analizden kendi erkekliğimizin payına düşenleri de almamız gerekecektir. Tek yazıda küresel, yerel ve kişisel erkeklik sözcüklerini incelemek mümkün olmadığı gibi gerekli de değil.

Fakat kadın özgürlük mücadelesinin eleştirileri ve çağrıları doğrultusunda erkekliği sistematik biçimde tartışmak mümkün olduğu gibi gerekli de! Yeter ki, sözlerimize gereğinden fazla anlam biçmeyelim. Beylik sözlerden sakınıp, ‘öğreten adam sendromu’ndan kurtulmaya çalışalım.

O gün “Atatürk’ün Selanik’teki evi bombalandı” manşetiyle çıkmıştı İstanbul Ekspres Gazetesi. Her zamankinden farklı iki baskı yapmıştı üstelik bir kaç binlik tirajından farklı olarak 290 bin adet basılmıştı. Sanki hazır halde bekliyormuş gibi Trakya’dan kamyonlarla insan taşınmıştı İstanbul’a ve Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin mahalleleri, evleri, dükkânları, mağazaları, atölyeleri bu güruhun yağma ve talanına terkedilmişti. Dönemin Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu’nun “Özel Harp Dairesi’nin muhteşem bir örgütlenmesi” diyerek itiraf edip sahiplendiği 6-7 Eylül 1955 ırkçı provokasyonu böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak geçti.

Kürt Ulusal Konseyi’nde diplomatik alanda görevli İsa Haso’yla HDK’nın düzenlediği Ortadoğu Konferansına katılmak için geldiği İstanbul’da bir söyleşi gerçekleştirdik.

*Batı Kürdistan’da ilan edilen demokratik özerkliği anlatır mısın, nasıl işliyor?

Aslında bu mücadele bizim açımızdan yeni başlamadı. Bizim mücadelemiz onlarca yıl gerilere uzanıyor. Suriye Kürdistan’ında 4 bin şehidimiz var. Bu özgürlük mücadelesi, geçmişe, köklü bir geleneğe dayanıyor. Bugün bu iki güç arasında çatışma çıkınca, biz bu ortam içerisinde geçmiş deneyimlerimize dayanarak, politikamızı bu temelde geliştirdik.

23 yıllık diktatörlüğü deviren ve Arap devrimlerinin fitilini ateşleyen Tunus devriminin baş aktörlerinden Tunus Emekçileri Partisi’nin sözcüsü Hamma Hammami’yle, ülkelerindeki son durum üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

*Tunus devriminde devrimcilerin, komünistlerin ve özelde partinizin rolü neydi?

Biz komünistler ve devrimci demokratik güçler bu devrimde yer aldık. Hatta devrimde yer alanın sadece bizler olduğunu söyleyebiliriz. Zira İslami hareketler devrim sürecinde yer almadılar. Herhangi bir şekilde çağrısını da yapmadılar. Halkı sokaklara çağıran bizler ve devrimci demokratik güçlerdi.

Fas Demokratik Yol Partisi temsilcisi Lhoussain Lahnnaoui’yla yaptığımız röportajda Arap Baharından etkilenen Fas’ta hareketin son durumundan, demokratik hakların kullanımına, kadın hareketinden Emezilere kadar çeşitli konularda konuştuk.

*Paneldeki konuşmanızı dikkatlice dinledik. Fas da Arap Baharı’ndan etkilenerek ayağa kalktı, ancak hareket kısa sürede sönümlendi. Bunun nedeni neydi ve şu an ülkede son durum nedir?

20 Şubat Platformu, başlangıçta Fas’ta bir grup genç tarafından internet üzerinden örgütlenmiş bir eylem olarak başlamasına rağmen, kısa sürede geniş çevrelere yayıldı ve gerçekten de somut bir niteliğe kavuştu. Eylemin ulaştığı boyutlardan sonra 10-15 gün içerisinde Kral, halka yeni bir anayasa dahil bir takım vaatlerde bulunarak eylemin uzun sürmesinin önüne geçmiş oldu.

Marksist Teori’nin Halkların Demokratik Kongresi’nin düzenlediği Ortadoğu Konferansı’na katılan İran Emek Partisi’nden Massoud Djalili’yle gerçekleştirdiği söyleşiyi yayınlıyoruz.

*İki yıl önce İran’da öğrenci gençlik hareketi gelişti. Son günlerde yeniden eylemler görülmeye başlandı. Bu eylemlerin gelişme dinamiği nedir?

O zaman cumhurbaşkanlığı seçimi oldu biliyorsunuz, 2,5-3 sene önce. Ve seçimlere büyük bir hile karıştı. Orada Ahmedinejad’ı sandıktan çıkardılar. Buna karşı halk sokağa döküldü ve bu durumu protesto etti. Bu protestolar kendiliğinden bir hareketti. Zayıf noktası da örgütlü olmamasıdır bu hareketin. O zamanki sloganlara bakılırsa, şöyle diyorlardı, “Musavi ya da Kerrubi” -Musavi de eski başbakanlardan Humeyni zamanında 8 sene başbakanlık yapmış ama onun da eli kana bulanmıştı-.

Mısır Komünist Partisi Merkez Yönetim Kurulu üyesi Bahıga Hussein, 25 Ocak 2011’de Tahrir ile başlayan devrimi Marksist Teori’ye değerlendirdi.

*Mısır halk devrimi şu an ne durumda?

Mısır halk devrimi ilk bakışta bir yol ayrımında. İlk başladığı günlerde Mısır devriminin sloganları; “adalet, ekmek ve iş” idi. O günlerde devrim doğru bir yoldaydı. Fakat belli bir zaman sonra bütün devrimler gibi bu devrim de özellikle Mısır askerleri ve devrimin içerisindeki İslami akımlar, yani Müslüman Kardeşler, bu devrimi başka bir yola soktu. Mısır devrimine uzaktan bakan sanki bu devrim Müslüman Kardeşler’in kucağına düşmüş kanaatine kapılabiliyor. Fakat bu hiç doğru değil.

Lübnan Komünist Partisi Politbüro üyesi Ali Selman, Lübnan’da işçi ve emekçilerin mücadelesi ile İsrail’e karşı verdikleri mücadele deneyimlerini Marksist Teori’ye anlattı.

*Partinizin içerisinde yer aldığı cephenin halk üzerindeki etkisi nasıl?

Şu anda ulusal bir cephe yok. Ama iç savaşın hüküm sürdüğü dönemde ilerici halk hareketi vardı, Kemal Canpolat başkanlığında. Komünist Partisi’nin bu cephedeki etkinliği büyüktü. Bu cephenin amacı o dönemde ilerici bir Lübnan hareketini kurmak ve etkin hale getirmek ve içerisinde bulunduğu durumdan kurtarmaktı.

Bilimin Ve Bildiğimiz Evrenin Sınırlarında Dolaşmak

Kısa adı CERN olan Avrupa Nükleer Konseyi, Temmuz ayı başında bir açıklama yaptı. İsviçre’nin Cenevre kentinde, yerin 100 metre altında bulunan dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı olan CERN, yürütülen deneylerin sonucunda yeni bir parçacığın izinin bulunduğunu duyurdu. Bu parçacığın popüler olarak “Tanrı Parçacığı” diye ünlenen Higgs parçacığı olma ihtimalinin çok yüksek olduğu ifade edildi.

Gökbilimci Giordano Bruno, kilisenin egemenliği altındaki evren modeli anlayışını sorgulayınca Engizisyon mahkemesinde yargılanmış, düşüncelerinden vazgeçmeyince de yakılarak öldürülme cezası ile cezalandırılmıştı, 1609 yılında. Charles Darwin, 19. Yüzyıl ortalarında, diyalektik materyalizmin gelişmesine de katkı sunan, doğa bilimleri alanındaki araştırmalarıyla ulaştığı evrim buluşunu uzun süre saklamak zorunda kalmış, yıllar sonra açıkladığında ise “hatırlı” çevresi tarafından aforoz edilmişti. ABD ise, Darwin’in araştırmalarına yasak koymuş ve aradan yüzyıl geçtikten sonra, Sovyetler Birliği ilk uzay mekiğini yörüngesine fırlatınca paniklemiş, aldığı bir kararla, evrim teorisinin bütün okullarda okutulmasını emretmişti.

İşçi ve emekçi sınıfların inisiyatifinin en gelişkin politik mücadele organları olan sovyetler ilk ortaya çıktığı 1905 Devrimi’nden bu yana evrensel bir araç olduğunu çok sayıda örnekle gösterdi. Nerede devrimci proleter ve emekçi inisiyatifleri ortaya çıksa, orada sovyetik tipte örgütlenme araçlarının da uç verdiğini görüyoruz. Rusya’dan önce Paris Komünü’nde proletaryanın ortaya çıkardığı iktidar organlarıydı.