Berçem’e

Berçem'in politik yaşamını üç dönem olarak ele almak gerekir kanımca. Birinci dönem üniversite yıllarıdır. İkincisi politik yaşamını kurumlaşmacı olarak sürdürdüğü dönemdir ve sonuncusu ise eğitilen, eğiten ve komutanlaşan bütünselliği içindeki, politik askeri alanda yer aldığı dönemdir.

Kurumsal çalışmada yer alması ile ilgili görev beklentisi kendisine iletildiğinde, Berçem böyle bir görevden çok da memnun kalmamıştı. Ama, eğer ki partisi böyle uygun görüyorsa ve böyle bir ihtiyaç varsa, bu ihtiyaca göre kendisini konumlandırması gerektiğini düşündü. Ve aldığı bu yeni görevi başarıyla yerine getirmek için bütün aklı ve gövdesi ile kendisini ortaya koydu.

Berçem’in devrimciliğinin bu erken döneminde kurumlaşma gibi özel bir görevde yer alması, bir çizgi militanı olarak kendini var edişinde çok önemli bir yerde duruyordu. O, devrimciliğinde netleşme ve ufuk genişlemesini bu dönemde elde etti. Berçem bu dönemde devrimin güncelliği ve parti arasındaki derin bağı kavradı ve örgütlü devrimciliğin zorunluluğunu yeni bir kavrayışla bilince çıkardı.

Ağır bir görevdi aldığı. “İkili bir yaşam” sürdürmek zorundaydı. Bu durum sıkı bir disiplin gerektiriyordu. Bu dönemde politik görevlerinin gereği olarak öğretmenliğe devam etti. Dışarıdan bakıldığında okul ve ev arasında mekik dokuyan sıradan bir yaşam sürdürmekteydi. Meslektaşları ve öğrencileri tarafından sevilen, sayılan bir genç kadın öğretmendi. Onun dürüstlüğü, yaşam tarzı ve sevinci okulda ya da gittiği kurslarda örgütlü öğretmenlerin dikkatinden kaçmıyordu. Berçem’i örgütlemeye çalıştılar, ancak Berçem duyarlı bir öğretmen olarak kalmakta ısrarlı olduğunu bir biçimde hissettirdi çevresindekilere. Bir keresinde yoldaşı da olan bir öğretmenle tanışmıştı. İyi iki arkadaş oldular. Berçem’i evine davet etti. Berçem bu davete yanıt verdi. Yoldaş öğretmen arkadaşı Berçem'den de davet bekledi, ama Berçem bu daveti hiçbir zaman yapmadı. Bir süre sonra Berçem’in bu sınırlılıklarını kendisine karşı bir mesafe diye yorumladı ve ilişkisini kesti. Daha sonra Berçem'i de tanıyan bir yoldaşına durumu anlattı. “Ne tuhaf bir kadın” dedi, “Bir kere olsun evine davet etmez mi insan, bir bakıyorsun sıcak candan biri, bir bakıyorsun kapalı kutu, onun için arkadaşlığımı sürdürmek istemedim.”

Oysa Berçem, bile bile ve zorunlu olarak kaçmak durumunda kalmıştı bu ilişkiden. Acaba o yoldaş, tanıdığı bu kadının, Yeliz'in, Berçem komutan olduğunu öğrendiğinde ne yapmış, ne düşünmüştür?

Berçem bu dönemde aldığı bu görevin içeriğini yoldaşlarının da desteği ve yol göstericiliği ile sürekli geliştirdi, ona yeni zenginlikler kattı.

Berçem'in ilk sistemli marksist birikimini edindiği dönem bu dönemdi. Bir yandan öğrendi, bir yandan da öğrenimini yazma eylemi ile geliştirdi. Sınırlı-dar ilişki zemininden kolektif ortamlara bu katılım biçimi Berçem'in bütün yaşamında devam etti.

Berçem “Yalnız” Kalınca!

Yeni kararlar ve yeni perspektiflerle 3. kongresini başarıyla sonuçlandıran partimiz, 2006 yılına değin enerjik, canlı, coşkulu, yenilikçi ve cesur bir tarzda kongrenin görüş açısından kendini örgütledi. Türkiye devrimci hareketi içinde devrimcilik anlayışı, mücadele araç ve biçimlerine yaklaşım, fiili meşru mücadele tarzı, o dönemde 8 Mart’ta kadın mitingi tartışmalarında somutlaşan cins bilincindeki sıçramalı kavrayış ve eyleme geçiş hali gibi birçok cephede ve konuda sürükleyici öncü bir pozisyonda konumlandı. Her devrimci ilerleyiş, karşıdevrimci güçleri de yeni biçimde konumlanmaya iter. Partinin bu sıçramalı gelişimi düşman saflarını da harekete geçirdi ve nihayetinde Eylül'deki sarsıcı karşıdevrimci saldırı ile partimizin beyni ve bünyesi ciddi bir darbe aldı.

Buradan Berçem'in payına düşen ise bir dönem “yalnız ve bağlantısız” kalması oldu.

Berçem bu koşullarda da pozisyonunu korudu, bulunduğu görevde bir dağılma olmasına izin vermedi, herhangi bir paniğe kapılmadı, gerekli önlemleri aldı. Bütün disiplini ile çalışmaya devam etti, bir biçimde kendisine ulaşılacağını düşündü.

Ancak zaman uzamıştı ve Berçem kendi yöntemleri ve girişimi ile yeniden bağ kurmaya karar verdi. Öyle de yaptı.

Berçem'e beklemesi ve kendisine yeni bir görev verileceği iletildi. Berçem tam bir görev insanı bilinci ile kendisine iletildiği gibi yaptı yeni görevini bekledi.

Ama aynı zamanda zorlandığı bir dönemdi bu dönem. Neden mi? Berçem'in dilinden söyleyecek olursak, “Yeniden bağ kuruncaya dek ekonomik ve duygusal olarak zorlandım. Ekonomik sorunları aile çevresinin olanakları ile aştım, ancak duygusal zorlanmalar hayli sürdü. Operasyonla boşalan o kadar çok yer vardı ve ben durup bekliyordum birileri gelsin, yeni çalışma alanım belli olsun diye. Yoldaşlarım binbir güçlükle düşmana karşı koymaya çalışırken, en küçük olanakla partiyi dimdik var etmeye çalışırken, bir şeyler yapamamam, boşalan yerleri hızla dolduran kadrolardan olamamam, kendimi partiye katkı sunamayan bir pozisyonda görmem, duygusal anlamda çok zorlayıcı oldu. Ama öncesinden konuşulan kurallara uymam gerektiğini de biliyordum ve bekledim.”

Zorlanması tamamen devrimci bir iç gerilimdi aslında. Bu zor süreç nihayet sona erdiğinde, Berçem yine o dönem için en önemli ihtiyaçların başında gelen nitelikli bir kurumlaşmacı görevinin öznesi haline gelmişti. Bu görevi itirazsız kabul etti. Aklından başka başka görevler geçirirken, partinin ihtiyaçları Berçem için önde tutulması gereken şeydi. Yine öyle yaptı.

Bu dönemde Berçem'e verilen ek görev ve sorumluluklar Berçem'in kimi yeteneklerinin açığa çıkmasında önemli oldu.

  1. kongrenin en önemli perspektiflerinden biri olan kadın devrimi anlayışımızdaki sıçrama, tabii ki Berçem için de yeni bir aydınlanma ve kendini dönüştürme dönemi anlamına geliyordu. Berçem, kadın devrimi siyasal programına en güçlü biçimde bağlanmada ve onu yaşam tarzı ve felsefesi düzeyine çıkararak kendisinde somutlaştırmada en önde mücadele ve yolculuk demekti. O bu yolculuğa çıkmaya çoktan beridir hazırlanıyor, bohçasını topluyordu.

Yeni Yollar Ve Yolculuklar: İkinci Dönem

Berçem hayatında yeni bir kopuş anlamına da gelecek bu yolculuğa hazırdı. “Yol yürüyüş öğretir” demişler ya hani, bu yol hepimiz gibi Berçem'e de yeni bir yürüyüş öğretecekti. Berçem, şimdiye kadar yürüdüğü yollardan sadece biçim olarak değil, içerik olarak da farklı olan bu yoldan dağlara tırmanacak, kayaları aşacak, ovaları yürüyecek, nehirleri geçecek ve yeni bir yaşama doğru yol alacaktı.

Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu

Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir, dolanır çevresini dağın.

Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir, birikip birikip taşar

üstünden, dolanır yanını yöresini. Yokuşsa yolu, koşamıyorsa

menderesler çizer nehir. Uçurum çıkarsa önüne, kapıp bırakır kendini

nehir, açar kanatlarını; varır varacağı yere, oraya denize

Her şey yeniden ve yeni anlamlar kazanıyordu. Eski yaşamlara yeni sorular soruyordu. Yeni Berçem'i yaratım süreci de olan bu yolculuk, Berçem için yeni başlangıçlar, yeni kararlaşmalar, yeni ufuklar ve yeni zamanlara yol alma süreciydi aynı zamanda.

Ve Berçem Akademi'de

Köy yaşamının pratik bilgilerinin devrimci yaşamında böyle bir nitelik anlamı olacağından bahsedilse, herhalde Berçem de buna inanmazdı, ama tam da böyle oldu. Köyde yaşam tecrübesi, örneğin ekmek yapmakta, ağaç toplamakta, bir manganın inşasında, onu yoldaşlarının bir adım ilerisine taşıyordu. Buralarda en zorlandığı konu bel fıtığı ve kemik erimesi hastalıkları idi. Ama o hiçbir zaman bu zor doğa koşullarında rahatsızlıklarını sırtında bir kambura dönüştürmedi.

El becerileri ne kadar da gelişkindi Berçem'in. Herhangi bir anda bir yandan konuşulurken bir yandan da kefiyenin saçaklarını örer, 8 Mart ya da Newroz için muhteşem güzellikte kartlar hazırlar, yoldaşları ve kendisi için her biri ayrı bir “tasarım” olan takılar yapardı ve daha neler neler... Berçem taşıdığı her şeye ya da yaşadığı her yere kendisinden bir şeyler katar, bir iz olsun bırakırdı.

Yaşadığı her yerde kendisinin varlığı bilinsin, kendisinden bir şey kalsın isterdi. Sürekli kendisinden bir şeyler verirdi çevresindekilere. Bu yoldaşlarına ilgisi ve sevgisiyle ilgili değildi yalnız başına, sanırım aynı zamanda yoldaşlarında yaşama isteğinden olsa gerekti.

Akademi'de ilk kez bu kadar çok yoldaşla bir araya gelme koşullarına ulaşmış oldu. Her bir yoldaşın pratik deneyimi karşısında kendisini yoksul hissetti. Tek tek bütün yoldaşlarının deneyimine büyük bir değer veriyor, hepsinden öğrenmek istiyordu. Büyük bir hassasiyetle dinliyordu yoldaşlarını, farklı alanlardan, farklı süreçlerin toplamı olan bu yoldaşlar grubu çok şey söylüyordu Berçem'e. Berçem, yoldaşlarını anlama, tanıma ve öğrenme çabası içindeydi.

Eğitim sürecinde aktifti. Tam istenilen sonucu elde edemediği koşullarda, bunu özel bir gerilim konusuna dönüştürmezdi. Elbet öğrenilecekti. Kamp komutanlarınca, soğukkanlılığı ve sabrı gözetilerek kanas suikast silahı Berçem'e verildi. Bir gün “intişar” verildi. Bu demekti ki, olağanüstü bir durum var ve hemen mühimmatınızla birlikte güvenli noktalara çekilin! Mühimmatını bulan, bulamayan herkes yerine geçmişti. Berçem'in elinde ise kanasın dürbünü vardı. “Berçem, silahın nerede?” “O esnada silahımı bulamadım, ama pahalı bir şey olduğunu öğrendiğim dürbünümü kaptığım gibi yerimi aldım.” Dürbün de bir şey miydi ki, bu ilk intişarda o günkü mutfak görevlisi kepçeyle, kimisi de ekmekle beraber yerine koşmuştu. Epeyce konuşulmuş, o esnada eleştirilmiş, sonrasında ise o hallere çok gülünmüştü.

Berçem daha sonra bütün bu çalışmanın komutanı olacak, bilmem kaç kez ya taktik eğitim gereği ya da savaş uçaklarının hava saldırılarına karşı bu intişarı verecekti. Ama işte o dürbün meselesi yine de kalacaktı aklımızın bir yerinde.

Berçem'in Hayat Pratiğinden Kimi Soyutlamalar

Berçem'in eylemsel varoluşunu en iyi ifade edecek iki kelimenin, kopuş ve yenilenme olduğunu düşünüyorum.

Berçem, kendinde ısrar eden ya da kendini kendisi için mülke dönüştüren bir yaklaşım ve pratik içinde olmadı hiçbir zaman. Onun için de kopuşları geriye dönüşsüz ve sıçramalı oldu. Belki onun bu kadar kendisiyle uğraşan, kendisini çözümleme konusuna dönüştüren kendini yönetme tarzı, kendine dönüklük gibi algılanabilir. Ama bu ilişki tarzı onun yoldaşları ile kurduğu ilişki için de geçerliydi. Berçem kendine verdiği bu emeği, yoldaşlarına ve mücadelenin ihtiyacı olarak açığa çıkardığı başkaca konu ve gündemlerine de vermekte emek yoksunu davranmadı, hep bir çaba ve arayış içinde oldu.

Belki Çernişevski'nin Rahmetov'u değildi, ama Rahmetov'u bilinmez bir geleceğin insanı olarak da görmüyordu. Onun kopuş pratiğinin devrimci enerjisi yeni insan inşasındaki ısrar ve kararlığından gelmekteydi.

Yeni bir toplumun inşasının ancak yeni insanla mümkün olacağı konusunda aklı son derece netti. Eğer parti yeni bir toplumun kurucu öznesi ise partili bireyler de bu özneleşme düzeyine kendilerini çıkarmak zorundaydılar. Dar anlamda devrimci pratiğe indirgenmiş bir özne-insanın eksik ve sınırlı kalacağı konusunda kafası açıktı. Örneğin, bir politik askeri kadroyu teknik yetenek ve birikime indirgeyen anlayışlarla arasında kesinlikle net bir mesafe vardı. Politik askeri kadronun teknik bilgisinin çok önemli olduğunun farkındaydı, ama bunun asla yeterli olmadığının da bilinci ve bilgisine sahipti. Bu bakımdan kendisini komutanlaştırırken, asla teknik bilgiye sınırlandırmadı komutanlığını. Her türlü pratiğin öncü ve önder gücü olarak konumlandırdı kendini. Partinin en ileri birikimini kendine eksen aldı. Partinin tarzının izini sürdü. Bulunduğu her yerde bunu var etmeye çalıştı. Kendinde kalmadı Berçem, hep yeni olana sarıldı. Kendisini hiçbir zaman ve hiçbir konuda tamamlanmış görmedi. Bunu sadece bir söz kalıbı olarak değil, bütün anlamları ile kavradı. Kopuş ve yenilenme gücü de buradan gelmekteydi zaten. Bir durumdan bir başka duruma ya da düzeye geçmek anlamına da gelen bu kopuş pratiklerinin sancılı olduğuna tanık olmadım. Bu sancısız kopuşlarda, kopma zorunluluğunun bilincinde olmanın esas olduğunu düşünüyorum. Berçem'in hayatında “öyle gerekiyorsa”nın bir bakış açısı olduğunu görüyorum. Öyle gerektiğini anladığında ya da kavradığında Berçem artık o olmaya başlamıştı bile...

Berçem'in kendisiyle kurduğu ilişki, yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, kendine dönüş değil, kendinden çıkma pratiğiydi her zaman. Berçem'in kendine darlaştığı olmadı. Evet, o kendisine yoğunlaşmaya, kendisi üzerine düşünmeye, eleştirel değerlendirmeler yapmaya çalışırdı, ama buradan hep çoğul olarak çıktı, kolektif kimliğini etkinleştiren dönüşler elde etti. Kolektif etkin birey olma çabasındaydı daima.

Berçem'de yöneticilik, “şey”leri yönetmenin çok ötesinde bir görevdi. O, işleri yönetirken, aynı zamanda yönettiğinin insan olduğunun tamamen bilincindeydi. Ondan dolayıdır ki, onun yönetim tarzında dar anlamda işlerin yerine getirilmesine indirgenemeyecek bir yaklaşım vardı. İnsan odaklıydı. İnsan merkezli düşünmek ve davranmak konusunda bilinçli bir duruşu vardı.

Berçem'in insanla kurduğu ilişki çok derindi. İnsanları seviyordu. İnsandaki en küçük devrimci olanağa dahi büyük bir inançla, dört elle sarılıyordu. Değişimde, dönüşümde ısrarlıydı. Emek veriyor, güveniyordu. İnsanla ilişkisinde kolay pes etmezdi. Bazen fazlasıyla çözümlemeciydi. Görünenden görünmeyene ulaşmak isterdi. Görünenden mutlak bir görünmeyen arka plan çıkarma çabası ve yönelimi elbet bazen yanıltıcı da olurdu. Ancak Berçem'in farkı şuydu ki, yanıldığında yanılgısında ısrar etmezdi.

Siper yoldaşlarına karşı her zaman duyarlı ve ilgiliydi. Hele de eğitim ve kamp sahasından tanıdığı PKK'li kadın yoldaşlarla kurduğu ilişki, Berçem'i aranır, sorunlara çözüm üretiminde danışılır biri haline getirmişti. Berçem için devrime bağlı her bir yürek, ki bu hele de bir kadınsa, candan içre candı. Ötesi teferruattı.

Berçem'de “hazırlık” kavramı tam karşılığını bulmuştu. Berçem için büyük-küçük görev ayrımı yoktu. O aldığı her göreve, toplantıya, pratik işe, görüşmeye mutlaka bir hazırlık yapardı. Bu anlamda aldığı görevi ve bir bakıma da kendisini ciddiye alırdı. Çünkü kendisini ciddiye alan, üstlendiği göreve katkı yapabilecek bir tarzda görevle ilişkisini kurar. Berçem, aldığı görev ve sorumluluğun gerçek anlamda hakkını verirdi. Neyi varsa ortaya koyardı. Emek vermek onun yaşam felsefesi gibiydi. Bunu insanla, yoldaşla ya da herhangi bir pratikle ilişkisinde görmek mümkündü. Berçem tepeden tırnağa bir emekti.

Berçem, her şeyden önce, kendi kendisinin komutanı olmayı başarmış biriydi. Kendine karşı kendiliğindenci değildi. O, her adımda kendisini yönetiyordu. Kendisine dair bir gelişim planı her durumda mevcuttu. Gerek kendisi için öngörülmüş gelişim stratejisine ve gerekse kendisine bizzat oluşturduğu stratejiye göre, kendisinde bir öncelikler planı yapardı: bu dönemde ne, nasıl, ne kadar yapılacak, neler yapılmayacak, hangi konularda açığa çıkan eksikliklerle mücadele edilecek, hangi yetmezlikler karşısında yeter bir pozisyona gelmek için çalışılacak, hangi okumalar yapılacak, ne tür yazılar yazılacak vb...

Günlük tekmil alışkanlığından olsa gerek, günlük yaşamdan yoldaşlarıyla veya kendi kendisiyle tartışacağı konuları not ederdi Berçem. Hem kendisine hem de yoldaşlarına karşı eleştirilerinde bu somutluk üzerinden tartışırdı: şurada ses yükseltilmişti, şurada insiyatif kırılmıştı, şurada disiplin dışı hareket edilmişti vb. Tabii ki, onun bu tarzının eğitim gücü içinde özel olarak dönüştürücü bir yanı vardı, ancak organ çalışması ve ortak yaşam koşullarında bu tarzı yoldaşlarıyla kimi sürtünmeler yaşamasına da neden olabiliyordu.

Berçem hata ve eksikliklerine karşı da devrimci bir sorumluluk içindeydi. Hata ve eksikleri karşısında mücadelede devrimci, tarzını sorgulayıcıydı. Hataları ve eksikleri onda özgüvensizliğe neden değildi. Berçem özgüvenli bir insandı ve onun bu yaklaşımı hata ve eksiklerinden öğrenmesinde birinci derecede rol oynardı. Bundandır ki, eleştirinin gücüne gerçekten inanıyor ve onunla öyle bir ilişki kuruyordu.

Berçem'in tarzında yönetilmeye karşı bir açıklık vardı. Yönetenin iradesini tanır, yönetenin yönetme görevini yerine getirmesinde ona yardımcı ve destek olmayı kendisine görev bilirdi. Yöneteni sürekli kendi görevine doğru iterdi. Tanıyabildiğim az sayıdaki yoldaşta bu özelliğe tanıklık etmişimdir. Berçem kendisi yönetirken de aynı yaklaşımı bekler ve isterdi. Bu anlamda beklentilerini ortaya koymakta hem rahat hem de açık ve samimiydi.

Hegemonyacı, dikte edici değildi. Yönetim tarzında ortak etme çabası vardı. Yöneten ve yönetilen hiyerarşisinin zorunluğunun farkında olarak, bir denge-denetim sistemi kurma çabası ve arayışı devam edip gidiyordu Berçem'in hayatında. Kısa ve özcesi, yönetmeyi öncülük ve önderlik pratiği olarak kendisine içermişti Berçem.

Berçem'de Aşk Ve Özgürlük

Berçem'in duygusal-cinsel ilişkiye yaklaşımı kadın özgürlükçüydü. Kendi deneyiminde de bunu esas aldı.

Berçem'in hayatında aşka her zaman yer vardı. Ancak dağlara gidinceye kadar kalbin karşılıklı çarpıntısını yaşamamıştı. Burada gelişti ilişkisi. Sınırlı ve kısıtlı koşullarda başladı ve hep o koşullarda devam etti ilişkileri yoldaşların. Berçem'le sevgilisinin en büyük hayali, bir gün sakınmasız el ele yürüyebilmekti. Ancak bu koşullara hiçbir zaman ulaşamayacaklardı.

Yoldaş sevgilisi ile ilişkisinde, abartarak söyleyecek olursak, neredeyse sürekli bir toplantı halindeydi. Sevgilisine emek veriyor, kendinden veriyordu, ama uzlaşmacı değildi. Belki mücadele konularında ertelemeciliğe düştüğü olmuştu, ama yok saymıyor, göz yummuyordu. Berçem sık sık bir aşktan ne beklediğini kendisine sorar ve ilişkisini bu görüş açısından gözden geçirirdi. Retleri konusunda net, istekleri konusunda açık ve mücadeleciydi. Kopuşları kararlıydı. Kendisine yaptığı ya da kadın yoldaşlarından gelen eleştiriler doğrultusunda ilişkisinde kendini yeniden konumlandırmak konusunda gerçekten cesurdu.

Bu “ikili ilişki”de kendi bağımsızlığı ve özgürlüğü konusunda taviz vermedi. Kalbinin ve aklının uyumluluğunu özenle korudu. Aşk ve özgürlük kavramları üzerine düşünüyor, kendisini ve çevresindeki ilişkileri sorguluyor, kadın yoldaşlarının bu anlamda yetmezlikleri ya da sıradanlıkları ile kavgaya tutuşmakta tereddüt etmiyordu.

Günlük Yaşamdan Birkaç Detay

Günlük yaşamda genişti Berçem. Gerilim ve kasıntıdan uzak, yaşamı ferah bir algılama tavrı içindeydi. Öyle gergin ve gerilimli ilişkiler ortamında hem bulunmak istemez hem de kendisi böyle bir duruma mahal vermezdi. Mutlu bir devrimciydi. Yaşamdan mutluluk sağmayı başarırdı.

Uykuyu severdi. Sabah kalkmak istemezdi. Yatak keyfi yapmak hoşuna giderdi. Gel gör ki, uzun yıllar sabah saat 4.00-4.30 gibi kalkmak zorunda kaldı. Oflardı, poflardı, ama yine de görevdi sabah erken kalkmak ve görevine sadık bir devrimciydi o.

Sorumluluk almaktan kaçmazdı. Onun esas düşüncesi sorumluluğunu yerine getirirken gerekli birikimleri nasıl ve nereden elde edeceği sorunuydu.

Bir de yemek yapmayı ve yemeyi çok severdi. “Eli çok lezzetli” sıfatını hak ediyordu. Haşhaşlı börek, kereviz yemeği, incirli kek, tahinli ekmek, tavuk suyuna yoğurt çorbası, en azından benim en sevdiğim yemekleriydi Berçem'in.

Sonsöz: Ölümsüzlüğe Dair Bir Anekdot

Bir gün Berçem'le bir oyun oynadık. Sorular soruyor ve cevapları bir yere not ediyordum. Daha sonra bu cevapların her birinin başkaca bir anlamı olacaktı. Son soru şöyleydi: Beyaz boyalı bir ev görüyorsun ve çevresinde çeşitli inşaat malzemeleri ile boyalar var, ne yaparsın? Berçem şöyle cevap vermişti: “Boyalardan rengarenk bir çiçek yaparım ve altına da Berçem yazarım!” Başka birçok yoldaş ise bu soruya “geçer giderim” diyerek cevap vermişti. Sorunun yorumu şöyleydi: Bu beyaz ev ölmeden önceki son geçitti!

Berçem bu soruya verdiği cevapla şöyle demiş oluyordu: Öylesine geçip gitmeyeceğim bu dünyadan, mutlaka kendi tarzımda bir iz, bir renk kalacak bu diyarlarda. İlkbahar tazeliğinde, çiçekler güzelliğinde bir iz bırakmak istiyorum. Yaşamımın bir anlamı oldu, ölümsüzleşmemin de bir anlamı olmalı...

Sevgili Berçem'im, güzel yoldaşım, sen değdiğin her yere iz bıraktın. Geçtiğin her yerde, elini değdirdiğin her şeyde senden bir şeyler var muhakkak. Hayatımızda nadide bir çiçek oldun. Daima taptaze ve rengarenk, yalın ama eşsiz bir çiçek…

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn