Ne Düzeniçi Muhalefet, Ne Devleti Kurtarmak! Gençliğin Görevi Devrim Yapmaktır!

Baştan belirtmek gerekir ki, Öğrenci Kolektifleri ve Devrimci Gençlik'le yürüttüğümüz tartışma, FKF ya da Genç Muhalefeti ile yürüteceğimiz tartışmadan, kategorik olarak da amaç açıklığı bakımından da ayrışmaktadır. İlk tartışmanın amacı, bünyesinde güçlü bir dinamik barındıran, sokakta fiili meşru mücadele içerisinde yer alan, gençlik hareketine önemli mücadele deneyimleri kazandıran, gençlik kitleleri ile dolaysız bağlar kurmayı başarabilen bir politik öznenin devrimci yanını tartışmalarla güçlendirmek ve kendisini daha farklı bir düzeyde örgütleyebilmesine katkı sunmaya çalışmakken, ikinci tartışmanın amacı, bahsi geçen gençlik örgütlerinin demokratik çizgilerini güçlendirmeye ve tutarlı hale getirmeye yöneliktir.

Ancak bu durum, yazının muhatabı olan iki gençlik örgütünü, FKF ile Gençlik Muhalefetini, bir ve aynı niteliklerde değerlendirdiğimiz anlamına gelmemektedir. FKF, kendisini TKP'nin koyulaşmış sosyal-şoven çizgisinden, onun en berbat pasifist tutumlarından, devrimci örgütler ve özellikle de Kürt ulusal özgürlük hareketi ile arasına birkaç boy mesafe bırakmayı politika zanneden anlayışlarından ayrıştırarak var etmiştir. İçerisinden çıkıp geldiği parti ile yürüttüğü en önemli tartışma, AKP/saray faşizmine karşı daha "aktif" bir mücadele çizgisinin gerekliliği üzerinedir. Ve bu anlayışın gerekliliği olarak, diktatörlüğe karşı gençliğin birleşik mücadelesinde önemli bir ittifak gücü olarak bulunmaktadır.

Ancak devrimci mücadelenin yakıcı pratiği göstermiştir ki, FKF, çerçevesini parçalayarak çıktığı çizgiden fazla uzaklaşamamış, aynı çizginin daha soluna geçmekle yetinmiştir.

Elbette ki bizler, FKF'den ve onun temsilcisi olduğu siyasi çizgiden, politik iktidar mücadelesi yürütecek, illegal temelde örgütlenmiş, devrimci bir stratejiyi hayata geçirmeye çalışan ve bu stratejinin taktik çarpışmalarını gün be gün örgütleyecek bir devrimci parti yaratmalarını beklemiyorduk. Bu, ayaklarını sıkı sıkıya bastıkları legalist ve reformcu toprağın inkarı anlamına gelirdi. Ancak FKF'den tüm bunları beklemediğimiz gibi, politik islamcı saray faşizmi karşısında bu kadar kendiliğindenci, programsız ve edilgen olmalarını da beklemiyorduk.

Üzücüdür ki, bu programsızlık, saray faşizmini durduracak iki temel mücadele yöntemi, iki esas stratejik görüş olarak, iddialı ve gösterişli sözlerle ambalajlanarak devrimci gençlik hareketinin önüne mücadele çizgisi diye sunulmaktadır.

Ancak FKF'nin önerdiği bu iki temel görüşü açıklamadan önce, küçük bir hatırlatma yapmak gereklidir. FKF, içerisinden geçmekte olduğumuz süreci "gericiliğe-yobazlığa karşı aydınlanma mücadelesi" olarak kavramsallaştırıyor ve bütün hareket planını bu görüş açısına göre oluşturuyor. Bu yüzdendir ki, "güç biriktirme stratejisinin kritik aracı" olarak ifade edilen Gençlik Dayanışma Dernekleri de, FKF'nin bayrağına yazdığı "cumhuriyetçi laiklik" mücadelesi de, "AKP'yi yıkacak kurucu mücadele başlıkları" iddiasıyla gençlik hareketinin önüne getiriliyor.

Faşizme Karşı Dayanışmacılık Mı Beklemecilik Mi?

"Dayanışmacılığın bir siyaset tarzı" olduğunu ilan ederek dayanışma ağları, dayanışma dershaneleri ve dayanışma dernekleri örgütlemeye girişen FKF, yürütegeldiği çalışmayı "gericiliğe karşı direnç hattı" olarak tanımlamakta ve "aydınlanmacılığı toplumsallaştırma" görevinin yerine getirilmesi olarak kavramsallaştırmaktadır. AKP gericiliğine karşı barikat kurduğunu da yazılarında ifade eden FKF, iddialarını daha da ileri taşıyarak, dayanışma dershanesi kurmayı "Türkiye solunun örgütsüzlüğünü aşacak, anlayış sorunlarını bitirecek ve toplumsal alanda güç biriktirmesine imkan sunacak" yeni bir mevzi kabul etmektedir.

Başta coğrafyamızdaki devrimci mücadelenin zengin deneyimleri olmak üzere, tüm dünyada faşizme karşı verilen tarihsel mücadeleler göstermiştir ki, bu uzun erimli mücadelede değişik tipteki esnek örgütsel araçlar oldukça önemli roller üstlenmiştir. Özellikle de devrimci gençlik hareketleri ve değişik ülkelerdeki komsomollar bakımından spor kulüpleri, kültür-sanat dernekleri, değişik branşlarda verilen kurs çalışmaları antifaşist gençlerin önemli kitlesel örgütlülükler inşa ettikleri alanlar olmuştur.

Ancak tüm bu deneyimlerin FKF'nin önerdiği "Türkiye solunun güç biriktirme stratejisi olan" dayanışma ağları ile öyle fazla ortak noktası bulunmamaktadır. Bahsi geçen tarihsel örneklerdeki esnek örgütlülükler, ağır illegalite şartları altında faşizme karşı mücadelenin gerekliliklerini yerine getirmek, daha belirgin olarak ise yürütülen silahlı mücadelenin devamlılığını sağlamak için ilgili ülkelerin komünist partileri tarafından kurulmuştur. Ve bütün bu örgütlülükler devrimci bir programın, devrimci stratejiye bağlı politik taktiklerin konusu olarak devrimci hareketlerin gündemine gelmiştir.

Yoksa amaç, FKF'nin dediği gibi "geriye çekilen kitle mücadelesinin zorlu koşullarında, soluklanmak ve güç biriktirmek" değildir, aksine mücadelenin kesintisiz olarak devam etmesini olanaklı kılmaktır. Tam da bu yüzdendir ki, FKF'nin dayanışma ağları, saray faşizmi karşısında hareketsizlik ve bekleme anlamına gelmekte, antifaşist direnişin kitle tabanını genişletmeye hizmet etmemektedir. Eğer FKF, tarihsel mirasını sahiplendiğini söyleyerek 2013 yılında ismini aldığı Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun devrimci önderlerinden, yani Denizlerden, Mahirlerden ve İbrahimlerden biraz olsun öğrenmiş olsaydı, faşizm karşısında güç kazanmak için idealize edilmiş dayanışma ağları ile beklemecilik koridoruna girmeyi değil, faşizmi yıkabilecek mücadele örgütleri kurmaya öncelik vermeyi tercih etmesi gerekirdi.

Bu hususta dikkat edilmesi ve gözden kaçırılmaması gereken nokta şudur: Kuşkusuz biz de sosyal dayanışma pratiklerine karşı değiliz ve ezilenlerin dayanışmasını örgütlemenin politik çalışmanın konu başlıklarından bir tanesi olduğunun farkındayız. Bu yüzdendir ki, itirazımız dayanışmaya değil, "neoliberal modelin krizini halkçı atılımlarla fırsata çevireceğiz" lafazanlıklarıyla sosyal dayanışmacılığın, faşist saray cuntasına karşı esas mücadele programı olarak sunulmasınadır.

Açıktır ki, tüm bunlarla FKF havanda su dövmeye çalışıyor. Eğer siz, faşist diktatörlükle neredeyse yarım asırdır çarpışan ve faşizmi yıkabilmek için ağır bedelleri omuzlamak gerektiğinin bilincinde olan devrimci gençlik hareketine "Etik ve estetik alandaki boşluğumuzu hızla kapatmalıyız. Küçük burjuva edebiyatına karşı kendi sesimizi yükseltecek kanallar açmalı, var olan kanallara nüfuz etmeli, daha çok okumalı ve daha çok yazmalıyız" diyorsanız, hakim olmakla çokça övündüğünüz, faşizm olgusundan ve onun marksist tahlilinden hiçbir şey anlamamışsınız demektir.

Cumhuriyeti Kurtarmak Ya Da Devletçi Reformizm

FKF'nin, faşist politik islmacı saray iktidarı karşısında, kendi tabirleri ile söyleyecek olursak, "yobazlığa karşı aydınlanma mücadelesinde" inşa etmeye çalıştığı bir diğer çürük mevzi ise laikliğin korunması ve cumhuriyetin savunulmasıdır. Bu yüzdendir ki, kullandıkları kavramlar laikliğe ve cumhuriyetçiliğe doğru seyir gösterirken, gerçekleştirdikleri eylemler de 29 Ekim fener alaylarına, 30 Ağustos zafer bayramlarına ve son olarak da CHP'nin cumhuriyetin kalesi olarak addettiği Çanakkale'de gerçekleşen adalet kurultayına katılmaya kadar genişliyor. Niyet ne olursa olsun, bu çizgi benimsendiğinde nesnel olarak, saray diktatörlüğünün her saldırısı FKF'yi Türk burjuva cumhuriyetine ve onun tarihsel temsilcisi CHP'ye yakınlaştırıyor.

Öyle ki FKF, "cumhuriyet mücadelesi politik devrimciliğin olmazsa olmazıdır" diyerek, sömürgeci faşist devletin kurucu ideolojisini devrimciliğin ölçütü olarak kabul etmekte beis görmezken, "devrim mücadelesinin ana arteri olarak laiklik" savunusunu gençlik hareketinin yeni dönem kurucu ve birleştirici mayası olarak sunuyor. Laikliği savunmayan gençlik örgütleri ise FKF'nin nazarında "örgütlü çılgınlığın temsilcileri" olarak değerlendiriliyor.

Komünist gençliğin yazınında, FKF ile bu temelde yürütülen polemik ve tartışmalar mevcuttur. Ancak politik mücadele boşluk tanımadığı gibi ideolojik mücadele de boşluk tanımıyor, bu yüzden de bazı gerçekleri her seferinde yeniden vurgulamak gerekiyor!

FKF cumhuriyet bahsinde fena halde yanılmaktadır. Çünkü iddia edildiği üzere, "cumhuriyet artık bir direniş hareketi" falan değildir. Onun saray diktatörlüğüne direnci, sömürgeci faşist diktatörlüğün eski iktidar sahiplerinin ve politik bakımdan tasfiye edilmeyi sindiremeyenlerin çıkarlarını yansıtmaktan ibarettir. Her FKF üyesinin, dahası marksizm iddialı tüm devrimci gençlik hareketi kadrolarının ezbere bilmesi gerektiğini düşündüğümüz yegane şey, her iktidarın bir sınıf karakteri olduğudur. Bu, FKF'nin eğitim çalışmalarında da öğretilen marksizm-leninizmin abecesini oluşturmaktadır. Ve elbette ki, cumhuriyet de bir iktidar biçimidir; başlangıçta Türk büyük burjuvazisi ve büyük toprak sahiplerine, gitgide işbirlikçi tekelci burjuvaziye aittir. CHP bu cumhuriyetin kurucu partisidir. İşbirlikçi tekelci burjuvazinin sonraki yıllarda politik temsilcilerini çeşitlendirmesi ve CHP'nin orta burjuvazinin de politik temsilciliğine soyunması bu gerçeği değiştirmez. CHP'nin tarihsel misyonu da adalet aramak değil, devrimci dinamikleri sistem içerisinde tutmaya çalışmaktır.

FKF'de ve daha birçok gençlik örgütünde ifadesini bulan bu sakat algılayış, faşist politik islamcı saray diktatörlüğüne karşı mücadelenin “cumhuriyetçi-laik” ve dahası düzeniçi bir muhalefet ekseninde somutlaştırılması eğilimini besliyor. Ancak yaşanmakta olan şudur: Cumhuriyetçiliği ve laikliği öne çıkaran egemen sınıftan muhalefetin bugüne kadarki temel dayanakları olan ordu, yüksek bürokrasi ve büyük burjuvazi, Erdoğan iktidarının önünde/yanında/arkasında hiza almış durumdadır. Ve orta sınıfların içerisinden gelen önemli bir gençlik kitlesi bu koşullarda politik arayış halindedir. FKF'nin amaçladığı da, tam olarak, bu kesimin temsilcisi olabilmektir.

Ancak FKF'nin yaptığı hesap tutmayacaktır. Cumhuriyetin yıkılmakta olduğu ve “kurtarılması gerektiği” anlayışına dayanan, “devleti kurtarma”ya odaklı bir devletçi-reformist anlayış bizzat '71 devrimcilerinin eylemiyle yıkılmış ve bir daha geriye dönülmeyecek biçimde ondan kopuş sağlanmıştır.

Sarih bir şekilde bilinmelidir ki, cumhuriyetçi-laik yaklaşımdan hareketle faşizme karşı tutarlı, gerçekçi ve başarılı bir mücadele çizgisi üretilemez. Çünkü bu yaklaşım Erdoğan faşizminin sınıfsal özünü saklamakta, faşizme karşı mücadeleyi “laik yaşam tarzını savunma mücadelesi”ne indirgemektedir.

FKF'nin her fırsatta "cumhuriyeti yıkmak isteyen ideolojilerin karşısında olacağız" demesi boşuna değildir ve aynı FKF "Mustafa Kemal'in başladığı işi bitirmekte" sonuna kadar kararlı gözükmektedir. Böyle olması da anlaşılırdır. Eğer bir gençlik örgütü, faşist diktatörlüğü yıkacak strateji-taktik ve programa sahip değilse, devrimci mücadelenin bütün zorluklarını yerine getirecek, barışçıl ve silahlı mücadele biçimlerini bir arada kullanabilecek savaş örgütünden yoksunsa, yıkmak yerine onarmayı ve kurtarmayı gündemine alacaktır. FKF'nin yaptığı da budur. Sömürgeci faşist devletin kurucu ideolojisine, onu ayakta tutan sınıfların ve siyasi öznelerin politikalarına demir atılmıştır. İktidar mücadelesinin gerekliliklerine göre kendisini örgütleyemeyen her politik öznenin geleceği yer de aşağı yukarı burası olacaktır.

FKF ile yürüttüğümüz tartışmayı bitirirken, son bir vurgu yapmayı, devrimci gençlik hareketinin aydınlık tarihine kara çalınmaması için zorunlu görüyoruz. "Deniz Gezmiş, İttihatçıların ya da Mustafa Kemal'in devamcısı" değildir. Mahir Çayan hiçbir zaman "cumhuriyetin arayışçısı" olmamıştır. Onlar bütün ömürlerini ve eylemlerini sömürgeci faşist diktatörlüğü yıkma mücadelesine vakfetmişlerdir. Ve gençlik mücadelesinin bugünkü militanlarına bıraktıkları miras, cumhuriyet ve laiklik bayrağı değil, "Yaşasın marksizm-leninizm, Yaşasın Türk ve Kürt halklarının mücadelesi" sloganları olmuştur.

Eylemsiz Ve Düzeniçi Bir Muhalefet: Gençlik Muhalefeti

Gençlik Muhalefeti, gençlik hareketinin devrimci iddiaları ve militanlığı en zayıf örgütlenmeleri arasında başı çekmektedir. Bu elbette ki, Gençlik Muhalefeti'ni var eden siyasal çizginin yapısal karakterinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki Muhalefet, devrimci gençlik hareketi içerisinde düzeniçileşmenin öncülüğünü yapan politik geleneğin devamcısıdır ve bu yolda emin adımlarla ilerlemektedir.

Devrimci örgüt, devrimci programatik görüşler ve devrim stratejisi gibi konular çoktandır bu çevrenin gündeminden çıkmışken, bugün Gençlik Muhalefeti'nin bulunduğu yer oldukça düşündürücüdür. Mahir Çayan'ı, politikleşmiş askeri savaş stratejisini, Kesintisiz Devrim'i tereddütsüz sahiplendiğini söyleyerek başladığı politik yaşamında, bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı devrimci mücadelenin şanlı bayrağı olarak kaldıracak duruma düşmüştür. Bu yüzdendir ki, saray diktatörlüğüne karşı direnmek isteyen gençliğe adres olarak devrimci direniş biçimlerini değil, CHP Gençlik Kolları'yla kol kola yürümeyi önermektedir.

Elbette ki, Gençlik Muhalefeti'nin teorik-politik ve ideolojik varlığına dair sayfalar dolusu tartışma yürütmek mümkündür. Ancak bu satırlarda şimdilik, faşist saray diktatörlüğüne karşı Gençlik Muhalefeti'nin temel yaklaşımlarına değinilecektir.

Muhalefet, saray faşizmi karşısında izlediği reformculuğu ve pasifizmi, lafazanlıkla saklayabileceği sanısına kapılmaktadır. Öyle ki, HDP Gençliği bileşeni olan gençlik örgütleri "saray faşizmi karşısında gençliği parlamentarist hayallerle oyalamak”la itham edilmekte, "ancak parlamentarist hayallerin artık geçerli olmadığı" belirtilmektedir.

Evet, bu sözleri yasadışı mücadelenin bütün biçimlerinden özenle kaçınan, devrimci şiddet eylemlerini sıklıkla "provokasyon" olarak tanımlayan, üniversitelerde gerçekleşen antifaşist direnişlerin ardından "maceracılık" naraları atan ve dahası CHP Gençlik Kolları'nı en temel ittifak gücü sayan Gençlik Muhalefeti söylüyor. Ve tüm bu eleştirilerini, gençlik hareketinin sömürgeci faşizme karşı mücadelede bir adım olsun geri adım atmayan, büyük bedelleri omuzlayarak ilerleyen, onlarca militanını ölümsüzlüğe uğurlayan en diri ve militan öznelerine yöneltiyor.

Ancak gerçekler yalın ve ortadadır. Devrimci gençlik hareketinin son yirmi yıllık tarihinde, militan eylemlerin ve birlikteliklerin hemen hepsinde dışarıda kalan, bütün önemli dönemeçlerde gençlik hareketini düzen sınırlarında tutmak için uğraşan Gençlik Muhalefeti olmuştur.

Tüm bunlara rağmen Gençlik Muhalefeti, saray faşizmi karşısında “siyaseti yenilemek” gerektiğini söyleyerek “kurucu bir misyon” üstlendiğini ilan ediyor ve AKP'yi yenilgiye uğratmak için Gezi'de açığa çıkan gençliğin militan arayışlarına yanıt olabilecek yeni bir gençlik örgütünün yaratıcısı olacağını vurguluyor. Ancak hatırlatmak gerekir ki, faşizme karşı direnişin ve militanlığın yolu ile Muhalefet'in anladığı militanlık tamamen farklıdır. Tıpkı kendilerinin söylediği gibi, bu militanlık "Gezi'nin farklılıklarından öğrenmek” ve "maceracılığa kaçmayacağız"ın sözünü vermekten daha fazlası değildir.

Hemen her eyleminde Mahir Çayan'ın bayrağını taşıyan Gençlik Muhalefeti'ne, yine Mahir Çayan ile yanıt vermek yerinde olacaktır: “Bunlara göre, hapislere tıkılanlar, şehit edilenler devrimciler değillerdir ki, onlar ‘anarşist’, ‘maceraperest’, ‘bir avuç sol hayta’dır. ‘Hakiki’ devrimciler ne şehit olur, ne de hapishanelere düşer...

Muhalefet’in kavramakta zorlandığı ya da kabullenmek istemediği, saray faşizminin devrimci-demokratik güçleri teslim almak için topyekün savaşa tutuştuğudur. Gençlik Muhalefeti ve onun temsilini bulduğu politik akım bu gerçeği kavrayamadığı sürece, her devrimci eylemi ve faşizme karşı her mücadeleyi “oyuna gelmek”le itham edecektir.

Saray faşizmi karşısında tarihi bir direniş sergileyen Kürt halkına ve politik öncüsüne karşı sergilenen yaklaşım da tam olarak budur. Kürt ulusal özgürlük hareketi ve yurtsever gençlik, AKP'nin savaş oyununa gelmekle suçlanmaktadır ve bunun tek bir anlamı vardır. Gençlik Muhalefeti, saray faşizminin saldırıları karşısında direnişe geçenleri, boyun eğmedikleri için mahkum etmektedir.

Elbette ki en pespaye pasifizmin ifadesi olan bu görüşler, Gençlik Muhalefeti'nin reformcu sınırlarının zorlandığı her alanda açığa çıkmaktadır. Akademik-demokratik mücadelenin içerisinde yer alan her gençlik militanının çok iyi bildiği üzere, politik islamcı faşistlere ya da ülkücü faşistlere dönük her devrimci eylem Muhalefet tarafından "provokasyona gelmek, kitlelerden kopmak ya da maceracılık" olarak eleştirilmektedir.

Birleşik Mücadelenin Adresi Sokaktır

Gençlik Muhalefeti'nin saray diktatörlüğü karşısında önerdiği birleşik gençlik mücadelesi isabetlidir, ancak bu doğru tespitin devrimci olmayan eylem ve düşünüş biçimleriyle hayata geçirilmesi imkansızdır. 2015 yılından beri bu amaç etrafında çalışmalar yürüten Muhalefet, en istikrarlı eylem birlikteliğini de, devrimci gençlik hareketinin özneleri ile değil, CHP Gençliği ile sağlamıştır.

Bu, devrimci gençlik hareketi için bir bakıma olumlu bir sonuçtur. Çünkü gençlik hareketinin önemli bir kesimi, saray diktatörlüğüne direniş adı altında egemen sınıflara yedeklenmeye, en pasif eylem biçimlerine razı olmaya ve sosyal-şovenizme yeni alanların açılmasına onay vermemiştir. Gençlik hareketi, direniş sloganları eşliğinde hareketsizliğe götüren, daha doğrusu CHP ile el ele yasal-parlamentarist mücadeleyi öneren anlayışları tarihsel tecrübesiyle alt etmeyi başarmıştır.

Kaldı ki, Muhalefet'in birleşik gençlik cephesi çağrıları alabildiğine samimiyetsizdir. Türkiye ve Kürdistan'da gençlik örgütleri, iki yılı aşkın bir süredir birleşik mücadelede önemli deneyimler yaratmışlardır. Üstelik bu deneyimler, CHP'nin ekseninde değil, devrimci gençlik örgütlerinin Suruç İçin Adalet eylemlerinde ve sokakta inşa edilmiştir. Birleşik mücadele, bu deneyimle uzun bir aradan sonra, yeniden ve daha güçlü olarak gençlik hareketinin gündemine gelmiştir.

Muhalefet ise, iradi bir karşı koyuşla, gençlik hareketinin tarihine çoktan yazılmış bulunan bu deneyimlere uzak durmuş, hiçbir ortak mücadele platformunda yer almamıştır. CHP Gençliği ile eylemler gerçekleştirerek CHP'yi sola çektiğini zanneden Muhalefet, Suruç İçin Adalet mücadelesinde bir araya gelerek saray faşizminin karşısına dikilen gençlik örgütlerinden biri olmayı tercih edememiştir. Bu, saray rejimi ile olası sert çarpışmalardan ve Kürt ulusal özgürlük mücadelesi ile politik ilişkilenmekten kaçınmasından kaynaklanmaktadır.

Bu iki olgu, Muhalefetin ayağına vurulan devletli prangalardır. Ve eğer Gençlik Muhalefeti diktatörlük karşısında en azından tutarlı bir demokratik çizgiyi hayata geçirmek istiyorsa, ayağındaki prangalardan derhal kurtulmalıdır.

Son Söz Yerine

Tüm bu tartışmaların sonucu olarak, gençlik hareketinin bütün politik özneleri için, kendilerini programatik ve stratejik düzeyde örgütlemelerine ihtiyaç vardır gibi genel bir sonuç çıkarılamaz. Komünist gençlik için bu sorun, marksist leninist komünistlerin parti ilanıyla nihayete erdirilmiştir. Komsomol, o günden bu yana, partisinin programını devrimimizin programı olarak kabul etmekte, onun stratejik görüşlerini gençlik kitleleri arasında yaymakta, politik iktidarın fethedileceği devrimci savaş güzergahına göre kendisini konumlandırmaktadır. Bu yüzden komsomol, saray diktatörlüğü karşısında çıplak yumrukları ile değil, stratejik bir araçla, komünist partinin politik askeri nitelikli gücüyle dövüşmektedir.

Bu satırlardan gençlik örgütlerine yöneltilen çağrı ise, bir an önce faşist politik islamcı saray diktatörlüğü karşısında programatik ve stratejik bir çizgiye bağlanarak savaş mevzilerine geçmeleri, bu amaçla kendilerini örgütlemeleri ve bunun için gerekiyorsa kendi çizgileri ile kavga ederek ilerlemeleri yönündedir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn