Sayı 5 / Mart-Nisan 2012

Tarihte daima böyle olmuştur. Yeni bir düşünce, yeni hareket tarzı, yeni yöntem ve araçlar... Hatta yalnızca kullananlar için yeni olduğunda bile “yeni bir dil” gerekir, yeni, yeni bir dil ihtiyacıyla ve bizzat ihtiyaç duyduğu dili yaratmaya, üretmeye başlayarak gelir. Öyle olduğu içindir ki, Ezilenlerin Sosyalist Partisi politikada “yeni bir dil” arayışı olarak da düşünülebilir ve düşünülmelidir. Ve keza dilinin de, politikalarının da ESP ile birlikte gelişeceğini düşünmek ve öngörmek de tamamen doğrudur. O halde “üsluba”, “dile” dair düşünce, öngörü ve öneriler, “dil sorununu” bugünden hemen doğrudan çözmek anlamına gelmez. Ama belli temel taşları konabilir. Ve bir yön tayini yapılabilir. Hareket geliştikçe dili de belirginleşecektir.

Tarih, onun gerçek yapıcılarının kitlesel ve dünyasal biçimde silkinip tüm heybetiyle iradesini ilan ettiği özel bir dönemeçten geçiyor. Bu sürecin önemli bir olgusu ve görünümü, İspanya’nın Öfkeliler hareketinden ABD’nin Wall Street işgalcilerine uzanarak yayılan ve özellikle ABD-Avrupa’da yoğunlaşan genç isyan dalgası.

Çeviren: Zehra Akdağ

17 Eylül 2011’de Wall Street’i İşgal Et (OWS) isimli, genellikle beyaz orta sınıf genç insanlardan oluşan karışık bir grup, New York’un mali bölgesinde gevşek örgütlenmiş bir protesto başlattı. Grup uzayan bir zaman dilimi içinde Aşağı Manhattan’da halka açık ve özel kişilere ait bir park olan Zucotti Park’ta kamp yapmayı planlıyordu. Tekellerin açgözlülüğüne, toplumsal eşitsizliğe ve ABD’de ve dünyada, zenginler ve yoksullar arasındaki diğer eşitsizliklere karşı gelişen bu protesto, hükümet, krizin bizzat sorumluları olan süper zenginleri destekliyor ve onlara krediler veriyorken, kendi kişisel geleceklerinin gayet kötü göründüğü, kapitalist ekonomik krizin pençesindeki bir ülkede yaşıyor olmaktan duydukları öfke ve hayal kırıklığından besleniyordu.

Egemen düzene karşı her başkaldırı, emperyalistleri korkuya boğuyor. Özellikle derin bir ekonomik krizin yaşandığı günümüzdeki gibi zamanlarda, emekçi nüfusun yaşam koşullarının kötüleşmesi ve kapitalist sömürü sisteminin karakterinin çıplak ve apaçık gün yüzüne çıkmasıyla oluşacak öfke ve hoşnutsuzluğun devrimci kanallara akması veya devrimci patlamalar biçimini alması olasılığı bilinci, emperyalistlerin tarihsel korkularını güncelleştiriyor. Güncel ekonomik kriz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu işçi ve emekçilerini de ağır biçimde vurmuş, böylece yüksek işsizlik ve düşük ücretler üzerine, bir de gıda fiyatlarında büyük bir artış eklenmiştir.

Röportaj: Yusuf Çobanoğlu

*2008’de başlayan dünya ekonomik krizinde, büyük banka ve finans kuruluşlarının iflası yaşanmıştı. Ancak bugün devletlerin iflas etmesi esas gündem. Devletlerin iflası nasıl değerlendirilmeli? Bu durum kapitalizmin sonu olur mu?

Eğer söz konusu olan dünya ekonomisi açısından görece önemsiz birkaç devletin iflası olsaydı tabi ki bu kendi başına kapitalizmin sonu anlamına gelmezdi. Ama eğer kapitalizmin en gelişkin olduğu devletler mali iflasın eşiğine gelirse ya da gelmişse çanlar kapitalizm için çalıyor demektir. Yunanistan iflasın sınırına geldi, mali-ekonomik sömürge boyunduruğuna vurularak ayakta tutuluyor şimdilik.

AKP hükümeti, “çıraklık” döneminden “ustalık” dönemine geçtiğini ilan ederken, gerçekte işçi sınıfı ve ezilenlerin kazanılmış haklarına saldırma ve sömürüyü artırmada ne kadar ustalaştığına işaret ediyordu.

Bu dönem, birinci AKP hükümeti yıllarında ertelenmiş birçok saldırı yasasını ardı ardına gündeme getirerek önce tartıştırıyor, sonra ortaya çıkan tepkilere ve o anki güç dengelerine bağlı olarak geri çekiyor veya ileri hamle yapıyor.

“Tarihin tekerleği hep ileriye ve iyiye doğru döner.”

Karl Marks

Her gün daha fazla kirlenen kapitalist-emperyalist sistemin ortadan kaldırılması ve yeni bir düzenin kurulması için dünya işçi sınıfının ve ezilen halkların giriştiği mücadelenin en ön saflarında yer alan gençlik de, geleceği için kendini ortaya koyuyor. Devrim arayışının yanıtlanması için sosyalist gençler de fikir oluşturuyor. Mücadelenin görevlerinin yerine getirilmesi için kendi gerçekliğine müdahale eden SGDF, yakın zamanda bir kış kampı gerçekleştirerek kapsamlı analizler yaptı, perspektifler belirledi, kararlar aldı.

Perinçek’in İşçi Partisi (İP), kaderini bağladığı “Avrasyacı” generaller kliği iktidar dalaşında saf dışı kalınca, kendisi için yürüttüğü ajitasyonun yanı sıra, aşırı şovenist çizgisini sola satmaya devam ediyor.

Egemenler arasındaki it dalaşında Ergenekoncu generallerin kazanması olasılığına dayanan yakın başarı hayalinin hüsranla sonuçlanması, yalnızca İP yöneticilerinin moralini bozmakla kalmamış, tabanının yöneticilere güvenini sarsmış olmalı ki, Perinçek’in çömezi Aslan Kılıç, muazzam(!) “altüst oluş” analizi ve “küçük bir öncü olan İP dışında hiç kimse olayların gerçek yüzünü göremiyor” tahliliyle, kendisine ve tabanına mezarda ıslık çaldırıyor.

Demokratik Alevi hareketi, 2008 başından bu yana toplumsal ve siyasal yaşamda belirgin bir gelişme ve canlanma yaşadı, siyasi bakımdan yükselişe geçti. Demokratik ve devrimci potansiyeliyle, başta gelen politik gündemlerden biri olmayı sürdürdü. Demokratik Alevi hareketi ve onun bileşeni olan Alevi örgütleri siyasi ağırlık oluşturmaya başladılar. Alevi kimlik sorununu, taleplerini ve bu taleplerin karşılanmasını dayatan yükselişin özneleri olarak öne çıktılar.

Demokratik Alevi hareketinin (DAH’ın) belirtilen dönemdeki siyasi çıkışı, yönelimi, müdahil olduğu toplumsal siyasi gündemler, taleplerin karşılanması için harekete geçirdiği dinamikler, gerçekleştirdiği eylemler hem nicelik ve yoğunluk, hem de nitelik bakımından yeni bir düzeyi temsil ediyor.