Pavlikanlar’dan Babailer’e Anadolu’da İsyanın Sürekliliği

Alternatif Tarih Okumaları’na farklı okurlarımızdan da katkılar gelmeye başlamasını çok anlamlı ve değerli bir gelişme olarak görüyoruz. Bu sayıda, daha önce Pavlikanlar ve Babai İsyanı konularında yayımladığımız yazılardan farklı bir perspektif taşıyan bir okurumuzun yazısını yayımlıyoruz. Tarih yorumunun bir başka penceresini açması ümidiyle..

Anadolu tarihi, ilk çağlardan beri hep devletlerle anılan çatışmalar/ savaşlar biçiminde anıldı, anılıyor. Halk hareketleri, isyanlar anlatılmaz. Ezilenler neler yapmış peki? Binlerce yıl boyunca uygarlıklara beşiklik yapmış bu topraklarda ezilenlerin direniş ateşleri hiç mi yanmamış?

Anadolu’da halk ayaklanmaları dendiğinde tarihi hangi dönemden başlatıyoruz? Türklerin Anadolu’ya gelişiyle, Babailer isyanıyla mı? Peki ya öncesi? Baba İlyas ve İshak’la ayaklananların Anadolu’dan aldıkları bir tarihsel miras/ gelenek yok muydu? Bir Türkmen başkaldırısı olan Babailer isyanında yalnızca Türkmenler mi vardı? Babailer isyanının geliştiği coğrafya kimlerin, hangi muhalif geleneklerin tarihsel ülkesiydi?

Türklerin Anadolu’da isimlerinin dahi duyulmadığı yıllarda Anadolu’da yaşamış, Bizans’a kök söktürmüş, Alevilerin 1 serçeşme’ diye kutsadıkları tarihsel bir karakter, bir halk önderi olan Battal Gazi gerçeklen Türk ve Müslüman mıydı? Önderlik ettiği halk kimlerdi ve ne istiyorlardı?

İslam heterodoksisinde (resmi inanca -ortodoksi- karşı oluşan ve resmi görüşlerce ve inançça onaylanmayan inançlar) diğer Batıni/Şii akımlardan tamamen farklı bir kol olarak gelişen ve Anadolu'ya özgü bir inanç olarak şekillenen Aleviliğin Anadoluluk karakterinin kaynaklan nelerdir? Türk -İslam sentezli ve salt Horasan orijinli Alevilik yaklaşımı ne kadar bilimsel, gerçekçi?

Tarihi Kürdistan ve Ermenistan yurdunda, batı sınır hattı boyunca -Dersim/ Koçgiri bölgesinden güneye uzanan yay üzerinde- yaşayan Kürtlerin diğer iç bölgelerdeki kesimlerinin İslam şeriatı/tutucu yorumunu benimsemelerine aykırı olarak Alevi inancından olmasının tarihsel arka planında nasıl bir gelişme seyri ve hangi dinamikler vardır?

Bütün bu soruların yanıtını bulmak için Anadolu’nun bm yıllık isyancı bir geleneğinin tarihini örten sis bulutunu dağıtmak gerekiyor. Ezenle ezilenler arasındaki sınıf savaşımlarının bir tezahürü olarak Anadolu bm yılı aşkın bir süre boyunda (M.S 3. yüzyıldan 8. yüzyılın ortalarına kadar) gelişen, zamanla isyancı karakter kazanan bir hareket mevcuttur. Kendisinden sonraki bütün alt-üst oluşların ve başkaldırıların temel güçlerinden biri olmayı sürdürmüş bereketli bir ayaklanma toprağı olan bu devrimci, eşitlikçi dinamik Pavlikan Hareketidir...

Anadolu tarihi işlendiğinde hep devletlerarası çatışmalar/savaşlar vurgulanır. Bizans/Arap, Türk/Bizans savaşları vb. ama daha etraflı bir araştırma yapıldığında görülmektedir kı, sadece bir din/mezhep savaşı olmayan, onun çok daha ötesinde, toplumsal dönüşüm arayanlarla baskıcı otoriter devletler arasında süren savaşlar, isyanlar hakimdir Anadolu tarihine de...

Bizans hakimiyetinde doğu sınırları boyunca Kürt ve Ermem coğrafyasında yüzyıllara dayanan isyancı mücadeleciliğin merkezine bir ana damar olarak Pavlikan akımı yer almıştır. Kendi inançlarına kararlıca sahip çıkan bu hareket isyanlarıyla büyük bir sorun olmuştur.

Bizans’ın Ortodoks/resmi Hıristiyan inanışına karşı bir tehdit olması vesilesiyle Pavlikanları cezalandırma girişimleri, o dönemde onlarca dilin, kültürün ve inancın bir arada bulunduğu coğrafyada Pavlikanların gizlilik içinde yaşamalarını ya da Bizans’ın otoritesinin ve denetiminin erişemediği sarp bölgeleri yurt edinmelerini doğurmuştur.

Ortaya Çıkışı Ve Kaynakları

Başlangıçta Antakya patriği olan ve MS. 269272 yıllarında bu görevinden alındığı ve kovulduğu söylenen SAMOSATAL1 (Bugünkü Adıyaman Samsat, o dönemde ve 1954’e kadar Malatya’ya bağlı bir yerleşim yeriydi) Paul tarafından inancın temelleri atılmıştır

Pavlikan (Pavlicıen, Pavliki veya Pavlikan) adını da buradan alır. “Paul’ün izleyicileri” anlamım taşıdığı hakim görüştür.

Samosatalı Paul, Ortadoğu'da hızla yayılan bir din olan Manesçiliğin (Manicilik) kurucusu olan Mani ile de çağdaştır. Kilise karşıtı bir inanç geliştiren Paul'un Manesçilikten etkilendiği, karşıtları tarafından da Manesçi olarak tanımlandığı bilinmektedir.

Hristiyanlık içine Manesçi fikirlerini yerleştirmeye çalışması sebebiyle Patriklikten atılmıştır. Bu da mümkündür. Zira o dönemde gerek Sasani hükümdarı Şahpur’la birlikle Bizans topraklarında savaşa katılan Mani, gerekse orada propagandalarını yapan havarileri, eskiden beri Zerdüştlük inancının hakim olduğu bu bölgelerde de etkili oluyordu. Özellikle de Kürtler arasında hızla yayılmaktaydı.

Ayrıca Hristiyanlığın Bizans’ın doğu sınırı boyunca ve Ermenistan’da yayılması, burada yerleşik halkların geleneklerini ve inançlarını daha sıkı savundukları Mazdekçi, Manesçi muhalefetlerle karşılaşıyordu. Öle yandan artık Ermenistan ve Bizans’ta devlet dini haline gelen resmi Hıristiyanlığın baskıcılığı ve sömürücü kesimlerin aracı haline dönüşmesi karşısında hoşnutsuz olan toplulukların itirazları da yükseliyordu.

Manesçi misyonerler bu bölgelerde propaganda yaparlarken, esasla Loplumsal dönüşüm sağlama iradesinden uzak kalıyorlardı. Bu konudaki zayıflıklarını kapatmak için halkların kültürel ve toplumsal koşullarına ve taleplerine adapte edilmiş içerikte çağrılar yapıyorlar, böylece etkili oluyorlardı. Bu sayede akılcı/entelektüel düzeyi aşamayan, toplumsal dönüşüm iradesi taşımayan Manesçilik, Anadolu’da halkların hoşnutsuzluklarını formüle ettikleri yeni bir forma kaynaklık ediyordu.

Bu anlamda hem siyasi bakımdan hem de ideolojik yönden Hıristiyanlıkla ciddi ve sert çatışmalar yaşadılar. Hıristiyanlığın tarih boyunca Manes kaynaklı fikir ve inançlara karşı hoşgörüsüzlüğü de buradan beslenmektedir. Buna rağmen Manesçi fikirler Bizans’ta hızla yayılmıştır. Bunun temeli de bu anlamda siyasi ve ideolojik muhalefetin mücadelenin gelişmesine uygun toplumsal-sosyal dinamiklerin oluşması ve gelişmesidir.

Antakya patriği Samosatalı Paul’un muhalefeti ve sonrasında kovulması da yem bir Hıristiyan heterodoks akımı olarak Pavlikanlann tarihin rahmine düştüğü an olarak imlenir.

Pavlikanlar mevcut ve hakim olan resmi Hristiyanlığı revize eden Manesçi düalist fikirleri savunurlar. Buna göre;

Gelecek Dünyayı idare edecek olan 'semavi peder dir. Maddi görünen dünyanın hakimi ise kötüdür, kötülüktür. Düalist inanca göre iyi ile kötü arasında (gelecek dünya ile görünen dünya arasında) bir çatışma vardır. Ve sonunda Semavi peder kazanacaktır; adalet dağıtacak, kötülüğü yok edecektir. Bu, hareketin^ Mesihçi-mesiyanık yönünü ifade eder.

Hıristiyanlığı, Incil’in ortaya çıktığı, bütün insanlar arasında mutlak eşitlik vazeden döneme geri götürmeyi amaçlarlar.

Bu amaçla görünen dünyanın hakimini (Bizans ve Kilise) kabul etmezler İncil ve Tevrat’ı, kilisenin yazılı ve sözlü geleneklerini, kilise yasalarını ve haccı reddettiler. Eşitlik ve adalet talep ettiler. Bu sebeple Bizans ve Ermeni Ortodoks Hıristiyanlığı tarafından büyük bir tehdit olarak algılandılar. Sapkınlar olarak nitelendiler ve acımasızca cezalandırma saldırılarına maruz kaldılar. Bizans kaynaklarında hep Manesçi heretikler (sapkınlar) olarak anıldılar.

Samosatalı Paul’un yaşamı ve sonrasına dair etraflı bilgiler bulunmamaktadır. Fakat uzunca yıllar, yüzyıllar boyunca “Apocrypha”lar (kilise tarafından kabul görmeyen, tahrif edildiği söylenen İncil metinleri, apokrifa) yoluyla öğretinin kuşaktan kuşağa aktarıldığı ve yayıldığı bilinmektedir. bu kitaplar cezalandırma saldırılarında çoğu kez yakılmıştır. Buna rağmen inançlarını kararlılıkla savunmuşlardır.

Bu dönemde kendilerini siyasi biçimde ifade ettikleri görülmemiştir. Herhangi bir siyasi harekete katılmaktan ziyade dağınık ve gizli bir cemaat olarak var olmuşlardır. Öğretilerinin propagandalarını yapmanın ötesinde bir etkinlik göstermedikleri anlaşılıyor. Fakat zaman içinde geniş bir alana yayılmış cemaatin birliğini oluşturacak, siyasal- sosyal bir yapı kurmalarını sağlayacak denli olgunlaşmış, gelişmiştir.

Bu gelişme ve olgunlaşma sonucunda Pavlikanlar 7. yüzyılda ileri bir dönüşüm yaşamışlardır. Siyasi ve askeri bakımdan da ileri düzeyde örgütlenmiş, kurumsallaşmışlardır.

"Pavlikan Ülkesi" Yerleşim Bölgeleri

Pavlikanlann ilk ortaya çıktıkları bölge, Samsat orijinli Malatya ve civandır. Ortaya çıktıkları dönemden (MS 3. yy.) itibaren bin yıllık bir dönem boyunca tarih sahnesinde kalmayı başarmış, katliam ve sürgünlere rağmen var olmuş bir topluluktur.

Bin yıllık tarihleri boyunca ilk etapta propaganda yoluyla ama esasta 7.yy.da giriştikleri önemli siyasi ve askeri ataklarla Anadolu’da geniş bir alana yayılmışlardır. Yukarı Fırat havzası ve yukarı Kızılırmak havzasında (tarihi Kürt ve Ermeni coğrafyasında) Kapadokya ve Peri Çayı yöresinde yerleşik olmuşlar, kentler, kaleler kurup yönetmişlerdir.

Bugünkü coğrafi tanımıyla Adıyaman-Samsat ve doğusundan Giresun’un Şebinkarahisar ilçesine, Kapadokya’dan Divriği ve Munzur dağlarına kadarki bölgede yaşadılar. Divriği (Tephrıke) kentini Pavlikanlar kurmuştur ve uzunca dönem başkenti Tephrıke olan fiili beylik devleti biçiminde bölgeyi yönetmişlerdir. Bizans-Arap (Müslüman) savaşlarında Araplarla ittifak yapmışlar. Anadolu’da batıda Efes'e kadar, Kuzeybatıda Marmara'ya, kuzeyde Ponıus’a kadar gitmişler ama esas itibariyle bu bölgelere yerleşmemişlerdir. Biri 8. yy.da, diğer 10.yy.da iki büyük ayaklanmadan sonra Pavlikanların önemli bir bölümü Bizans’ın batı sınırına -Trakya ve Balkanlar’a- sürüldüler. Phlippopolis (Bugünkü Filibe) şehrini ellerinde tuttular. İnançlarını ve mücadelelerini Balkanlarda da sürdürdüler.

Dikkat edilirse, yüzyıllara dayanan bir mücadele içinden geçmiş Pavlikan ülkesi aynı zamanda 8. yy. ortalarında gelişen Babailer ayaklanmasının da toprağıdır ve Pavlikanlar da o ayaklanmanın önemli bir dinamiğidir. Bu da bir tesadüf değildir, ezilenlerin başkaldırı geleneğinin sürekliliğini ifade eder; miras bakımından da bir devamlılık arz etmektedir.

'İncil İle Kılıç Kullanmayı Uzlaştıran Korkunç Bir Halk7

Pavlikanların bir hareket etrafında disiplinli bir siyasi ve askeri yapıya kavuşmaları MS 6.-7. yy.lara denk gelir. Bu anlamda hareketin ideolojik değil ama sıyası kuruluşu ve kuramsal bakımdan reforme edilişi bu dönemde olmuştur. Bu yeniden kuruluşa önderlik eden kişi Sylvanus adıyla anılan Constantm Mananalı’dir. Mananali doğu Dersim bölgesinin halk arasındaki adı olan Mamekiye’nin Ermeni kaynaklarındaki şeklidir. Bu durumda Syvanus un esas adına Mamekiyeli Constantin demek yanlış olmaz.

Sylvanus, öğretinin kurucu temellerine dokunmadan, o döneme dek olgunlaşan sosyal ve siyasi gelişmişliklerin ve ihtiyaçların ürünü olarak, esas itibariyle siyasi ve askeri örgütlenmelere dair yemliklere girişmiştir. Dönemin siyasi ve sosyal çelişkilerinin zorladığı dönüşüme öncülük etmiştir.

Sylvanus önderliğindeki Pavlikan hareketinin ilk üsleri Malatya’nın kuzeyi olmuştur. En önemli karargâhlarından biri de vaktiyle Pontus’a bağlı olan Colonia (Koyulhisar, Karahisar, Şebinkarahisar) çevresıvdi.

Yaşadıkları bölgede eski inançların hüküm sürdüğü Pontus ve Kapadokya’da başarılı propaganda faaliyeti yürüten Sylvanus ve hareketi, bu bölgelerdeki kesimleri örgütledi. Başkaca gnostık/batini hareketlerin ve inanç gruplarını ardıllannı ve Ermenistan ve Kürdistan'daki Manesçileri, Zerdüştleri ve özellikle Kürtleri etrafında birleştirmeyi başardı. Aynı zamanda Bizans’ın uç kısımlarında var olan pek çok Katolik unsuru da -Hıristiyan Rum ve Ermeni tebaa- özellikle toplumsal adalet ve eşitlik vurgulu tartışmalarla etkiledi, hareketin içme çekti.

Bu dönem Pavlikanların siyasi ve ideolojik etkinliğinin genişlediği, hegemonyasının arttığı bir dönemdir. Bu hızlı gelişmenin iki önemli dinamiği olmuştur. Birincisi, Bizans ve Ermeni kilisesinin baskıcı, otoriter yönüne İmparatorluğun sömürgen politikalarına karşı halkta oluşan tepki ve farklı inançların gösterdiği savunma refleksidir. İkincisi ise Arap-İslam akımlarının sıklığı ve bölgede hissedilen hakimiyeti sonucu oluşan siyasi boşluk ve kilisenin etkisinin zayıflamasıdır. Bu elverişli ortamda Pavlikanlar giderek güçlendiler, dağınık yapılarını derleyip toparlayabildiler; bir odak etrafında toplanabildiler. En geniş kesimleri de etkileyebilecek. onlara öncülük yapabilecek bir ağırlığa ve beceriye kavuştular.

Kurdukları ilişki ve ittifak siyaseti sayesinde Araplar tarafından faaliyetleri kısıtlanmadı, aksine desteklendi. Fiili olarak, Arap-Bizans sınırını Pavlikan hareketinin etkinlik alanı oluşturmuştur.

Pavlikanların bu hareketi ilk anından itibaren Bizans’ın acımasız saldırı ve katliamlarına maruz kalmıştır. Ama bu kez siyasi inisiyatif ezilenlerden yanadır ki, imparatorluk başarılı olamamaktadır. Bırakınız hareketi bitirmeyi, yayılmasının ve genişlemesinin önüne dahi geçememektedir. Sayısız defalar Pavlikan adını ve öğretisini yeryüzünden silmeye girişmelerine rağmen, dağlarda binlercesini öldürmelerine rağmen, bu dönemde oluşan siyasi birliğin ve hareketin büyümesini engelleyememişlerdir.

Bu ardı arkası gelmeyen cezalandırma saldırılarının birinde Mamekiyeli Sylvanus, 27 yıllık mücadele tarihinden sonra öldürülmüştür. Fakat devamında da hareketi sürdüren ezilenler, yaşadıkları bölgelerde Bizans ve Kilise’ye karşı hakimiyetlerini sürdürmeyi bilmişlerdir.

İlk Kitlesel Sürgün

Büyük kitlesel başkaldırılarla uzun süre uğraşmasına rağmen baş edemeyen Bizans, Pavlikanların nüfusta ağırlık oluşturdukları bölgeleri askeri seferler sonucu seyreltmeyi yerleşik halkını başka bölgelere sürerek kontrol altına almayı denedi. Elbette Arap-İslam saldırıları karşısında da sınır hattını ve ıç kısımların kendince güvenli coğrafyaya dönüştürmek istiyordu.

M.S. 750’lerde Ermenistan seferi yapan Bizans İmparatoru, Bizans-Arap sınır hattında Malatya-Erzurum kentlerindeki Pavlikanların sayıca çokluğunu da görerek cezalandırma yoluyla Trakya'ya sürgün eder ve orada zorla iskan eder. Bu o dönemlerde yaşanan ve Pavlikanların karşılaştığı ilk büyük kitlesel sürgündür.

Trakya Pavlikanları anayurttaki yakınları ve yoldaşlarıyla bağlarını uzunca yıllar boyunca sürdürmüşlerdir. Saldırılara karşı orada da direnişlerin sürdürmüşler, Bulgaristan'daki muhalif hareketlerin içinde yer almışlardır. Böylece bir yandan esas yurtlarıyla/kökleriyle bağlarını korumuşlar; öte yandan Pavlikan öğretisini Avrupa’ya taşımış oldular. Benzer inançları etkilemişler, yakınlıklar kurmuşlardır.

Bizans’ın bu sürgündeki esas amacı Pavlikanları Danube (Tuna) nehri boylarına yerleştirmekti. Zira o dönemde ve sonraki yıllar boyunca Bizans içlerine baskınlar yapan İşkillere karşı bir set oluşturmak, bir tampon bölge kurmak istiyorlardı. Diğer yandan da doğu sınırında Araplarla birlik olan ‘iç düşmanı’ zayıflatmak niyetindeydi. Böylece hem doğu sınırını kontrol alıma almış olacaktı hem de batı sınırını.

Carbeas Ayaklanması Ve Fiili Pavlikan Devleti

Bizans’ın böylesi sürgün saldırılarından sonra da cezalandırma ve katliamları sürer. 9. yy.da gerçekleştirilen ağır bir cezalandırma saldırısını Pavlikanlar Carbeas Ayaklanmasıyla yanıtlar.

MS 9. yy.da İmparator Theophilas (829-842 yıllarında imparatorluk yapmıştır) ve ondan daha fazla ünlü olan İmparatoriçe Theodora tarafından gerçekleştirilen katliamların sonucu olarak Pavlikanlar isyan etmişlerdir.

Bu isyana önderlik eden Carbeas, imparatorluk ordusunda Anadolik Theması (Anadolu Bölgesi) generali altında görevli, Pavlikan inancından biridir. Ordu içerisinde kendilerine dönük sindirme ve inançlardan vazgeçirme yönlü baskılara karşı çıkarlar. Ayrıca yerli halktan Pavlikanlara karşı katliam saldırılarına katılmamak ve karşı duruşu oluşturmak için kendi inancından beş bin kişilik bir gurubu ayaklandırır.

Burada bir parantez açıp, hareketin zayıf ve zaaflı bir yönüne işaret etmekte yarar var. Gerek ileri gelenleri ile gerekse de büyük sayıda insanıyla Bizans ordusunda görev almış olmaları, bu hareketin radikal ve muhalif olmasına karşın, çıkarları söz konusu olduğunda başka hareketleri desteklemediği, hatta yeri gelince de Bizans’la işbirliğini kabul edebildiğini göstermektedir.

Ayaklanmanın önderi olan Carbeas’m üs olarak yerleştiği bölge, Syvanus’un eski merkezlerinin aksine Tephrike (Divriği), Argaus (Arguvan) ve Amara'dır. O dönemde Malatya merkezi Arap egemenliğindedir. Carbeas’m Malatya’nın kuzey kısmında, Bizans’ı çevreleyecek biçimde ve Araplara tampon bölge oluşturan coğrafyada üstlenmesi Arap Emiri tarafından da desteklenir. Bu, o dönem için düşman akınları ve baskınlarına karşı birer güvenlik şeridi biçiminde devletlerin uygulayageldiği bir politikadır. Burada Arapların lehine bir durum söz konusudur. Bir yandan güvenlik şeridi oluşturmaktadır, diğer yandan ise Bizans’ı siyasi ve ideolojik ve askeri bakımdan istikrarsızlaştırma, zayıflatma yararı sağlamaktadır. Yoksa, Arap-İslam ortodoksisinin/şeriatın Pavlikanlara karşı hoşgörüsü olduğu sanılmamalıdır. Bir yararcılık siyaseti güdülmüştür, o kadar.

Carbeas ayaklandıktan sonra Pavlikanlar savaşı uzun süre devam ettirecek örgütlenmeye girişmişlerdir. Tephrike kalesini kurduran Carbeas’tır. Keza diğer Pavlikan üslerinde kentlerin kurulması, kalelerle-surlarla çevrilmesi suretiyle ayaklanmanın merkez kalelerine dönüştürülmesi de Carbeas ayaklanması dönemine denk gelmektedir. Bizans’ın saldırılarına karşı kendilerine korunaklı mevziler yaratmanın yanı sıra, Arap-İslam müttefikleri sayesinde ve onlarla birlikte Bizans’ın içlerine doğru akınlar düzenlemişlerdir. Pavlikanların izlerim taşıyan ya da hala dağınık olarak yaşadıkları bu bölgelere de yayılmışlar-genişlemişlerdir.

O dönemdeki kaynaklarda -elbette resmi Hıristiyan kaynaklarında- Tephrıke ve çevresindeki dağlarda “İncil ile kılıç kullanmayı uzlaştıran korkunç bir halk”tan bahsedilir. Bahsi geçen bu dağlar ve civarındaki Pavlikan üsleri hem harekete katılmak isteyenlerin toplanma merkezlen olmuş, hem de Bizans zulmüne maruz kalmışların sığındıkları korunma bölgeleri haline gelmiştir. Ayaklanmanın ilk anından itibaren de hem sayıca hem de nüfuz alanı bakımından hızla büyümüştür.

MS 830’lardan itibaren büyük kitlesel Pavlikan katliamlarına dönüşen saldırılar on yıllar boyunca sürer; birkaç kuşak Bizans imparatoru, öncellerinden devraldıkları saldırılan yoğunluğunca devam ettirirler. Fakat korunaklı dağlarda ve kurulan kalelerde saldırıları karşılayan Carbeas önderliğindeki hareket, 850’lerde Bızanslıları Samosata bölgesinde ağır bir yenilgiye uğratır. Bizans ordusu kaçmak zorunda kalır. Bu savaşta Carbeas’ın Araplardan yardım aldığı, Müslümanların da Pavlikan bayrağı altında savaşa katıldığı söylenir. Fakat bilinen ve görünen odur kı, Carbeas ayaklanması bütün ezilen kesimleri (köylülen, ezilen inanç topluluklarını ve diğer yerleşik halkları) Bizans’a ve baskıcı kiliseye karşı, adil ve eşit bir dünya istemiyle birleştirmiştir.

Pavlikanlar Malatya ve Tarsus’un Müslüman emirleriyle beraber Bizans’ın iç kesimlerine aktif baskınlar yapmıştır. MS. 860 (veya 861-62 de olabilir) yılında Arap İslam ordularıyla Bizans kuşetlerinin Daziman (Ddazmana bugünkü Tokat) önündeki savaşında Bizans ağır bir yenilgi alırken, Pavlikanlar da bu savaşta Arapların safında yer alırlar. Sinop ve Armeniac Theması (Ermem Bölgesi) ile Asimus (Samsun) zapt edilir. Bu hareket süresince batıya, Ankara üzerinden Marmara’ya yürüyen Arap-İslam ordusu Poson adlı bir bölgede Bizans'ın sürpriz bir saldırısıyla ağır bir yenilgi alır. Ordu komutanları bu savaşta öldürülür. Carbeas da bu savaşta MS. 867 yılında öldürülmüş, Ankara yakınlarında gömülmüştür.

Carbeas’m ölümünden sonra Pavlikanların önderliğini Chrysocheırus alır. Bir rivayete göre Carbeas’m oğludur. Ve Bizans’a karşı daha büyük bir intikam hareketine girişirler. 867’de tekrar Bizans üzerine giderler Bizans kuşetleri defalarca yenilgiye uğratılır, İstanbul ve civarına hapsedilir. Pavlikanlar Ephesos’u (Eles) ele geçirirler. Ephesos katedralim eşek ve at ahırına dönüştürdükleri söylenir.

Bizans İmparatoru 1. Basıl, esirleri kurtarmak ve soluklanmak üzere Pavlikanlar ile barış yapmak zorunda kalır. Fakat bu anlaşmayı dört yıl sonra bozarak Pavlikan topraklarına saldırır. Kendisine karşı direnen “Pavlikan Ülkesi”ni yerle bir eder. Bizans ordusunun Fırat’ın doğusuna kadar gittiği söylenir. Tephrıke’yi kuşatır ama zamanla direniş karşısında yılar ve geri çekilir. Fakat bu savaşta Pavlikanların önderi Chrysocheirus da öldürülür.(M.S. 872-875)

Önderlerinin ölümünden sonra, yenilmemiş olsalar da Pavlikan hareketinin siyası gücünün kırıldığı söylenebilir. Hareketi toparlama ve yönetme becerisinde zaaflar ve zayıflıklar görülmektedir. Öyle ki, sonraki Bizans seferinde Tephrıke’yi boşaltıp sınır boylarına ve yüksek dağlık bölgelere çekilirler. Boşaltılan Tephrike de Bizans tarafından yıkılır. Bu dönem Bizanslıların inisiyatif kazanmaya başladıkları dönemdir. Pavlikanlarda ise siyasi birliğin çözülmeye başladığı, önderliğin zayıflamaya yüz tuttuğu dönemdir.

Bu döneme kadar Pavlikanlar, tarihi Ermenistan coğrafyasından başlayan ve Tarsus’a kadar uzanan Bizans Arap imparatorluklarını ayıran sınır bölgesi boyunca -Adana, Maraş ve Kapadokya’yı da kapsayarak- bir tür otonom devlet halinde siyasi askeri yapı oluşturdular. Yönetimini halkla birlikte sağladıkları kolektif kale devletleri/beylikler halinde var oldular. Eşitlikçi, halkçı bir düzen örgütlediler.

Carbeas Ayaklanması döneminde ve bütün tarihleri boyunca Pavlikanların etkinlik alanı -bugün Alevi inancından Kürt ve Türklerin (o dönem henüz hiç Türk yoktu) ama esasta Kürt Alevilerin yoğun olduğu- Dersim-Sivas hatlından Adana’ya uzanan ve Malatya’yı içeren yay-bölgedir.

Türklerin Anadolu’ya henüz yeni yeni girmeye başladıkları dönemde, Anadolu’da varlıklarını kılıç yoluyla kabul ettirdikleri Malazgirt Savaşından neredeyse 200 yıl öncesinde, bu bölgede yaşayan, Bizans’a karşı mücadele içinde tarihe geçen, Malatya’nın tarihi şahsiyeti, Alevi inancında “serçeşme” olarak bilinen Battalgazi’nin Pavlikan olması kuvvetle muhtemeldir. Arap kaynaklarında bu isimle anılan kişi Batıni/gnostik Anadolu halkından biri diye tarif edilir. Müslüman değildir; Türk olmadığı, Horasan’dan gelmediği o günün tarihsel gelişmeleri de dikkate alındığında kesindir. Zira Türklerin Ön Asya’ya gelişleri dahi Battal Gazinin yaşadığı dönemin çok sonrasına denk gelir. Kaldı ki, Anadolu’ya gelişleri bile en az 200 yıl sonra tarihlenir. Aynı kişiden bahseden Bizans kaynakları, onu Carbeas’m oğlu ve halifesi olan Chrysocheirus olarak tarif eder. Babasının Bizans savaşında Ankara yakınlarında öldürülen ve oraya gömülen Carbeas olduğunu yazmışlardır. Chrysocheirus’a Battalgazi adını verenler, babasını da Hüseyin Gazi ismiyle ananlar, bizzat Araplardır. Bu isimlerin de Arapça kökenli isimler olduğu; bu şahsiyetlerin yaşadığı dönemden çok kısa bir süre önce ve çok uzak diyarlarda Türklerin yeni yeni Müslümanlığı kabul ettikleri, kendilerine ve çocuklarına hemen Arap isimleriyle hitap etmeyecekleri de düşünülmelidir. Bu da, söz konusu isimlerin Araplarca konulduğu fikrini pekiştirmektedir.

Yine Battalgazi’ye ithafen söylenen, Malatya’nın fethi ve bölgede Müslümanlığı yayma vb. söylemleri de gerçekçi değildir. Battalgazi’nin yaşadığı dönemden çok önce Malatya ve civarı zaten Arap Müslüman denetimindedir. Anadolu'nun, Malatya’nın Türkleştirilmesinin, Müslümanlaştırılmasının efsanevi kahramanı gibi anlatılan Battalgazi yakıştırmaları da tarihi gerçeklere aykırıdır. Kaldı ki o tarihlerde Türklerin ve/veya “Horasan göçleri” henüz yeni yeni filiz vermektedir ve bu anlamda bir tarih çarpıtması söz konusudur. Bugün Alevilerin asimilasyonu için hala medet umulan bu tarihsizleştirme/çarpıtma saldırısı Türk-İslam sentezinin bir söylemi olarak sürdürülmektedir.

İkinci Büyük Sürgün

Carbeas Ayaklanmasıyla şiddetlenen yarım yüzyıl boyunca Bizans için en tehlikeli düşman haline gelen, Anadolu’nun nam-ı diğer Rum diyarının 9.yy. tarihine damgasını vuran Pavlikanlar, üslerinin yıkılmasına rağmen direnişlerini sürdürmüşlerdir. Yüz seneden daha uzun bir süre boyunca inançları ve özgürlükleri uğruna çarpışmaya devam etmişlerdir. “Pavlikan Ülkesi’nin dağları özgürlük, adalet ve eşitlik arayıcılarının meskeni/odağı olmayı sürdürmüştür. Bu coğrafya ve halkı, bu anlamda Bizans’ın en önemli sorunu olarak görülmüştür. Başa geçen her imparatorun öncelikle olarak yöneldiği, katliamlara giriştiği bir mesele olmaya devam etmiştir.

Pavlikanlar, bu dönemden sonra yeniden ve daha büyük kitlesellikte bir sürgün politikasına maruz kalır. MS. 970’lerin başında Bizans İmparatoru Jhon Trimosces (970-976 yılları arasında imparatorluk yapmıştır) tarafından Pavlikanlar yeniden Danube (Tuna) bölgesine, Balkanlar’a sürülürler. İlk sürgünle aynı amaçları taşıyan bu sürgün de Bizans’ın istediği sonuçları vermez. Trakya ve Balkanlar’daki Pavlikan kolonileri hem daha da çoğalır, hem de Anadolu'dan gelen direnişçi, isyancı deneyimlerle daha da güçlenirler. Felibe, Pavlikanların Balkanlardaki merkezi haline gelir, Bulgaristan'da ve Makedonya’da da yayılırlar. O bölgelerdeki yerleşik halklarla sosyal ve inançsal etkileşimde bulunurlar. Anayurtlarında kalan Pavlikanlarla Balkanlar arasında her dönem sıkı bir ilişki ve alışveriş olmuş, her daim birbirini beslemiş ve etkilemişlerdir. Sonraki yüzyıllarda da bu ilişkilerin sonuçları yeni isyanlarda kendini göstermiştir.

Babailer İsyanı

Anayurtlarında büyük sürgünlerden sonra özellikle doğal yapısı korunaklı, sarp bölgelerde tutunan Pavlikanlar, bir dönem sonra, yine eski genişlikteki bölgelere yayılmayı, oralardaki topraklarına, yakılan ve yıkılan yurtlarına dönmeyi başarırlar.

11. yy.ın ortalarından itibaren Anadolu'nun siyasi ve kültürel yapısı, artık köklü şekilde değişmeye yüz tutmuştur. Türklerin Anadolu’ya girişleri ve yerleşmeleri vasıtasıyla Pavlikanlar da soluklanmışlar, eski bölgelerinde yine toparlanmışlardır. Ermenistan’dan yukarı Kızılırmak havzasına ve Kapadokya’ya kadar yemden örgütlenme imkanı bulmuşlardır.

Türklerin Anadolu’da hızla ilerlemelerinde Pavlikanların da katkısı olmuştur. Tersinden de Pavlikanların eski yurtlarına dönmeleri Türklerin sayesinde olmuştur. Pavlikanlar geçmişten gelen Müslüman ordularıyla ittifak geleneğini yeni güçlerle de sürdürmüşlerdir. Türkler bu topraklarda fetihler yapıp ilerledikçe, Bizans’ın yerleşik nüfusu batıya doğru çekilmiştir. Pavlikanlar ise bu yurtlarını bırakmamışlar, göç dalgalarıyla gelen Türkmen nüfusla bu yeni açılan, kendilerinin eskiden beri yurt edindikleri alanlara dönmüşlerdir. Buralarda eskiden beri yerleşik olan Pavlikanların da yardımını görmüşlerdir. Dolayısıyla Türklerin ilk yerleşim yerlerinin Pavlikan yurdu olması da tesadüf değildir.

Aradan geçen dönem boyunca ve sonrasında Pavlikanların siyasi ve ideolojik yapılanmasında zayıflıklar oluşmuş ve derinleşmiştir. Kutsal metinlerinin imha edilmesi, siyasi yapılarını sağlayan kurumların/halk inanç önderlerinin etkisizliği ve dağınıklığı da ilave edilince siyasi ve askeri bakımdan Türk-İslam ordularının gücüne yaslanmışlardır.

Köylerde ve kentlerde, yoğun göç dalgalarının neticesinde nüfusun ağırlığını Türkmenler oluştururken, coğrafyada hızlı ve köklü kültürel-insansal değişimler gerçekleştiriliyordu. Pavlikanlar da bu dönemde baskın olan ideolojik argümanların (İslâmî motiflerin) etki alanına çekilmişlerdir. Fakat İslamın Ortodoks/Şeriatçı yapısına karşı, Hıristiyanlıkta olduğu gibi direnirler. Kendi inançlarının da kimi özelliklerinin korunduğu daha çok yakınlık arz ettikleri heterodoks İslamla (İslama göre sapkın olan felsefik batini akımlarla) etkileşim içinde olmuşlardır. Manesçiliğin ve öncesi inançların İslama nüfuz etmiş öğelerini benimsememeleri ve Batini hareketlere inanç olarak yaklaşmaları zor olmamıştır. Yakın dönem Ismaili-Batınıliğin önemli tarihsel olaylarından etkilenmeleri de muhtemeldir. Ama kesinlikle pasif bir etkilenme değil, kimi inanç ve değerleriyle-sembolleriyle karşısındakileri de etkileyerek yakınlaşmıştır. Ve bu etkileşim süreci nispeten uzunca bir döneme yayılmıştır.

13.yy. ortalarına kadar geçen süreç sonrasında Selçuklu devletinin hakimiyeti altında yaşayan Pavlikanlar, bu dönemde kendi öğretilerini de aktif biçimde içeren daha geniş ve çeşitli hareketin parçası olmaya başlamışlar, inançsal bakımdan da dönüşüme uğramaya başlamışlardır. İslam heteredoksisinin Anadolu’ya özgü, spesifik damarı olan Alevilik içerisinde dönüşüme uğramışlardır. Aleviliğin kimi inanç öğelerini ve değerlerini oluşturan aktif bir kanal olmuşlardır. Fakat bu dönüşüm salt evrimci bir tarzda olmamıştır. Aksine alt üst edici ve yemden kurucu bir faktör, hızlandırıcı ve sıçramalı dönüşüme sebep olan faktör, yine büyük bir isyan olmuştur: Babailer İsyanı!

Babailer İsyanı, Anadolu tarihinde ilk akla gelen isyanlardandır ve bir Alevi isyanı olarak bilinir. Hatta Alevi isyanlarının ilki diye bilinir. Bu fikir hem doğrudur, hem değildir. Doğru değildir çünkü o tarihlerde henüz Alevi inancı form tutmamıştır, önceki öğeler bir sentez oluşturmamıştır. Doğrudur, çünkü, Alevi inancını oluşturan kurucu bir forma sıçrama becerisi kazanmışlardır. Henüz Alevi formu oluşmasa da onun tarih döl yatağına düştüğü anı oluşturmuştur.

13. yy.ın en önemli tarihsel olayıdır bu isyan. Ayaklanmaya öncülük eden Baba İlyas ve Baba İshak'tan dolayı bu ismi almıştır. Babailer, İslam heterodoksisiden gelen ve Ulamın resmi öğretisine karşı çıkan Türkmenlerden geleneksel inançlarını da içeren Pavlikanları ve yerli halkın diğer inançlarını da bir potada birleştiren bağdaştırmacı (sentetik) bir inançsal propaganda yapıyordu. Feodal Anadolu Selçuklu devletini hedef alıyordu. İsyanın gerçekleştiği coğrafya bütünüyle Pavlikan yurdu olmuştu.

Baba İlyas ve Baba İshak yakın dönem güç hareketleri ile Anadolu’ya yerleşmiş Türkmen babalarıydı. Anadolu'nun giriş kapısı olan Samsat-Malatya civarında yığılan konar göçer Türkmen aşiretleri ve Amasya merkezli Sivas, Yozgat, Tokat, Çorum bölgelerini içeren Orta Anadolu’daki hoşnutsuz kesimleri örgütlemişlerdir. Pavlikanlar da bu isyanda etkin biçimde yer almışlardır. Hareketin önderlerini ve propagandasını yaptıkları düzeni benimsemişlerdir. İsyanın merkezi ve yayılma alanı da tarihi Pavlikan yurdu ve kaleleri olmuştur. Yürüyüş hattı boyunca (Malatya’dan Amasya’ya ve sonrasında Kırşehir üzerinden Konya, bütün Kızılırmak havzası ve Kapadokya) başkaldırının çapı ve etkisi büyümüş, Pavlikan ülkesinin tamamını sarmıştır. Selçuklu orduları defalarca yenilgiye uğratılmıştır. (MS 1239-49)

Babai Ayaklanması, Selçukluların acımasız katliamları sonucu, elbette iç zaafların da etkisiyle, bastırıldı. Ama bu ayaklanma Anadolu tarihi bakımından birçok şeyi köklü biçimde değiştiren bir alt üst oluşa neden oldu.

Gerek Babai Ayaklanmalarının sarsıcı etkileri sonucu, gerekse aynı döneme denk gelen Moğol saldırılarıyla, Anadolu Selçuklu devletinin siyasi birliği parçalanmıştır. İnançsal-düşünsel ve siyasal bir dönüşüme uğrarlar. Yenilgi ciddi bir siyası ve ideolojik kırılma yaşatır. Bu dönemde ayaklanmaya mesafeli duran ama bir yandan da hem ideolojik yakınlık hem de ayaklanmada yer alıp Sivas yakınlarında savaşta ölen kardeşi Menteş Bey vasıtasıyla isyanın artakalanları üzerinde etkisini sürdüren Hacı Bektaş-ı Velinin faaliyetleri önce çıkar. Kapadokya bölgesini merkez alan Hacı Bektaş, bu kırılma sonrası isyanın sosyal, ideolojik ve coğrafi zemininde reformist ılımlı bir hareket olarak gelişir. Ve isyanın yenik ardıllarını “Rum Erenleri” yardımıyla ve sıfatıyla örgütledi. Bu hareket sonraları Bektaşilik olarak anılacak ve Aleviliğin en büyük damarı olarak gelişecektir: Bölgede oluşan siyasi otorite boşluğunun da yardımıyla inançsal ve sosyal bir yeniden kuruluş dönemi yaşanmaktadır. Zamanlar dağlara çekilen ya da çeşitli yörelere dağılan oralarda da Babailer olarak anılan kesimler bu yeni formda örgütlenmeye çekilmişlerdir. Bu anlamda Babailer isyanı Alevi formundaki inancın doğuşunun ebesi olmuştur da denilebilir.

Bu ayaklanma Pavlikanların tarihi bakımından da yeni bir dönemi ifade eder. Eski isim ve aidiyetleri de dönüşür. Daha sonraları genel olarak Alevilik biçimde anılacak olan İslam heteredoksisinin içinde erimelerinin kesin dönemeci olur. Önceleri Babailer, sonraları da Bektaşiler olarak tanınan Anadolu’ya özgü bu yeni sosyal-inançsal yapının bir parçası olmuşlar, yeni bir kimlik ve aidiyet kazanmışlardır. Alevi inancının spesifik, Anadolu’ya özgü karakterinin ve geniş toplumsal dokusunun önemli bir motifini oluşturmuşlardır.

Bektaşilik, Pavlikanların Trakya ve Balkanlardaki ilişkilerini de örgütlemiştir. Hacı Bektaş müridi Sarı Saltık da Balkanlar’da Bektaşîliğin yayılmasında önemli rol oynamıştır. Diasporadaki Pavlikanlar da anayurtlarında yaşanan değişim ve dönüşümün etkilerini görmüşlerdir ve Balkanlar’da özgün bir hareket olarak gelişmişlerdir.

Görülmektedir ki Babailer İsyanı Anadolu’nun ilk isyanı olmadığı gibi, kendisinden önceki ezilen halkların isyancı geleneğinin bir devamıdır ve sonraki mücadelelerin dinamiklerin, isyanların hazırlayıcısıdır.

Anadolu'da ve Kürdistan’da -bugünkü haliyle- büyük toplumsal dönüşümlere etkide bulunmuş, hızlandırmıştır.

Pavlikanların isyancı tarihi de göstermektedir ki, bugün bu topraklarda hala yaşamakta olan Alevilerin tarihi ve sembol isimleri hiç de Türk-İslam sentezinin inkarcı-asimilasyoncu çarpıtmalarına uymuyor. Kimi semboller, motifler İslam ve/veya Türk kaynaklı değildir zira. Şimdi, diğer iç bölgelere aykırı olarak Pavlikan coğrafyasındaki Kürtlerin neden Alevi inancı taşıdıkları da bu biçimde açıklığa kavuşmaktadır.

Babailer Ayaklanmasının temel gücünü, ağırlığını konar göçer Türkmen aşiretleri oluşturmuştur ama önemli oranda Pavlikan varlığı (Kürt, Rum, Ermeni kökenli heretikler) de görülmektedir. Harekete kendi renklerini de -hem ideolojik inançsal bakımdan, hem de siyasi sosyal talepleriyle- katmışlardır, aktif bir katılım göstermişlerdir.

Anadolu'da yaşayan Pavlikanların ardılları artık yeni adlar ve aidiyetler ile bu coğrafyadaki ayaklanmaların temel bileşeni olmayı sürdürmüşlerdir. Avrupa’daki kolları da yüzyıllar boyunca o bölgelerin devrimci isyanları içinde yer almışlardır. Çok değil, 170 yıl sonra Bedreddin Ayaklanmasında hem Balkanlar hem de Ege’de bu miras yine canlanmıştır. Sonraki Alevi isyanlarıyla da devam etmiştir...

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn