Alternatif Tarih Okumaları V - Mazdak Ayaklanması: Eşitlikçi-Ortakçı Bir Toplum Özlemi

Perslerin İkinci İmparatorluk Dönemi’nde (M.S. 224-651) Sasani İmparatorluğu adını alan devletin sınırları içinde en önemli olay, tartışma götürmez biçimde Mazdak Ayaklanması’dır. Aşiret konfederasyonundan merkezi devlete doğru örgütlenmesini gerçekleştirirken iç karışıklıklar ve yerel ayaklanmalar Sasani Devleti’nin ilerleyişini durduramadı. Ama Mazdak Ayaklaması İran toplumunu alt-üst etti, devleti sarstı. Sasani imparatoru I. Kavad (Kavaz, Kubad) tahtından indirildi, kısa süreliğine de olsa Mazdakiler devlet yönetimini ele geçirdiler. Akhunlar’ın desteği ile Kavad tekrar imparatorluğun başına geçti, ayaklanmayı bastırdı, destekçilerini idam etti. Mazdakçılık bu ilk ayaklanmada yenilse de tasfiye olmadı, yeraltına çekildi ve daha sonra da mücadele sürdü.

Mazdak ayaklanması, sonra ki yüzyıllarda aynı idealleri savunan bir dizi halk hareketi ve ayaklanmanın ideolojik kaynağı oldu. İran sınırlarını aşan, batıda Bizans İmparatorluğu içinde Hristiyan heretik hareketleri; doğuda Hint, Uygur ve Çin’de Hinduizm, Şamanizm ve Budizmi; Arap-İslam yayılmacılığında ise Ortadoğu, Ön Asya ve Orta Asya’da muhalif mezhep ve akımları dolaysız biçimde etkileyen, bu toplumsal hareketler/halk hareketleri üzerinden tarihsel süreklilik arz eden Mazdakçılık nasıl bir akımdı? Din miydi, bir inanç sistemi mi? Siyasi bir akım, bir reform hareketi mi? Mazdak kimdi? Peygamber miydi, bir cemaat önderi mi, yoksa bir siyasi önder, bir ayaklanma komutanı mı? Nasıl bir siyasi, toplumsal, ekonomik koşul ve coğrafyada ortaya çıktı ve böyle bir tarihi-siyasi rol oynadı?

Mazdak’ın Tarih Sahnesine Çıkışı

Sasani İmparatorluğunun ilk Altın Çağı (309-379) sonrası Ara Dönem olarak adlandırılan dönemde (379-498), devlet içte ve dışta önemli sorunlarla karşı karşıya idi. Fetih savaşları ile yayılan, genişleyen imparatorluk topraklarını bir arada tutmak ve otoriteyi sürdürmek zorlaşmıştı. Doğu ve kuzeyinde göçebe kavimleri ve Akhunlar’ın taarruzları, batısında Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ile sürekli savaş halinde olmak, topraklarına kattığı değişik ülkeler ve halkların bağımsızlık savaşları Sasani Devleti’ni yorgun düşürüyordu. Saray içinde kral ailesinde taç kavgaları, devlet yönetiminde soylular ve aristokrat tabaka ile krallar arasındaki erk mücadelesi de iktidarı istikrarsızlaştırıyordu. Halk yoksullaşmış, hazine giderleri için sürekli yükseltilen vergiler yoksullukla birlikte hoşnutsuzlukları arttırıyordu. Aristokratlar ve büyük toprak ağalarının, yerel prensler ve soyluların serveti halkın yoksulluğuna ters orantılı yükseliyordu.

Sasanilerin resmi dini haline geldikten sonra Zerdüşti dininin rahipleri tebliğ faaliyetini bırakmışlar, ateş tapınakları, sunaklar ve kiliseleri bekleyen din görevlileri haline gelmişlerdi. Zerdüşti doktrinler bozulmuş, Sasaniler bunları kendilerine uygun biçimde revize etmişlerdi. Rahipler devlet yönetiminde görev almaya başlamışlar, aralarında bir hiyerarşi oluşmuş, bir ruhban sınıfı ortaya çıkmıştı. Zerdüştilik artık Sasani devlet ideolojisinin, ruhban sınıf da egemen sınıfın bileşeni olmuştu.

Ateş tapınaklarının rahipleri sahip oldukları büyük arazilerde köylüleri kölece çalıştırıyorlar, ayrıca çok sayıda köle de tapınak arazilerinde çalışmak zorunda bırakılıyordu. Halk resmi din Zerdüştilikten uzaklaşmış, Zerdüşti rahiplerini sömürücü sınıfın parçası olarak gördükleri için bunlara karşı da tepkiliydi.

Zerdüşti kilise ve tapınakların herhangi bir sosyal tutumu veya hayır işine girişmesi söz konusu değildi. Halkın yoksulluğu ve ıstırabını umursamıyordu. Mobedler (başrahipler) dini kuralları belirlemek, sonra da uyulmasını gözlemekle meşguldüler. Günahkârlar veya dinden sapanlar cezalandırılıyor, ama genellikle belli bir tarifeye göre aflarını satın alabiliyorlardı. Bu yolla da büyük servet edinmişlerdi. Onlar için esas olan din dogmalarını pekiştirmek ve toplum üzerindeki otoritelerini sürdürmekti. Halkın farklı arayışlara yönelmesinin koşulları son derece elverişliydi.

Bamdad oğlu Mazdak bu koşullarda tarih sahnesine çıkmış bir kişiliktir. Hayatı ve kökeni hakkında bilgi yoktur. Mutlak eşitçilikte ifadesini bulan komünal yaşam ilkelerinin radikal savunucusu ve uygulayıcısı olarak adıyla birlikte anılan dini/siyasi akımın önderidir.

Zerdüşti Mobedlerin Mobedi, yani en büyük rahibi olan Mazdak, kraldan sonra devletin en yetkili yöneticisidir. Sasani Devleti ve yönetiminin içinde bulunduğu zor koşullarda yetkilerinden de aldığı güçle eşitlikçi düşüncelerini yaymaya ve uygulamaya koyuldu. Mazdak’ın Mobedliğinde Kral I. Kavad (Kavaz, Kubad) idi (488-531). Kavad, ilk dönemler Mazdak’a ve eşitlikçi düşüncelerine hoşgörülü davrandı. Mazdakçılığı benimsemiş olması ya da reformcu bir kral olmasından ziyade bu hoşgörüsü başka nedenlere dayanıyordu. Aristokrat sınıfı ve soylu tabaka, yerel prensler ve toprak ağaları aşırı güçlenmişler, zaman zaman aralarında yaptıkları ittifaklarla kralları azledebilecek kuvvete erişmişlerdi. Kavad devletin içinde bulunduğu koşullarda tahtını sağlama almak için Mazdak’la ittifak yapmayı, Mazdakçılığa göz yummayı ve hoşgörülü davranmayı gerekli görüyordu. Zira aşiretsel bağlar devleti zayıflatıcı rol oynamaya başlamış, Sasani Devletinin reforme edilmesi, konfederatif yapısının tasfiye edilerek merkezileştirilmesi kendini dayatmıştı. Reformcu bir kral olan Kavad’ın bu yönlü yapacağı düzenlemeler Mazdak için eşitlikçi sistemini hayata geçirebilmesine elverişli bir zeminde sunuyordu.

Zerdüşti başrahip, temsilcisi olduğu dinin Sasani devletinin hizmetinde yozlaşmış ve halka yabancılaşmış olduğunu, yoksul halkın derdine çare bulma niyeti taşımadığını, egemen sınıf ideolojisi haline geldiğini görüyordu. Zerdüştiliğin temel prensiplerinden iyilikler yoluyla mutluluğa erişme vaadi terkedilmiş, halk mutsuzlaşmıştı. Mazdak zenginlerle yoksullar arasındaki servet eşitsizliğinin bütün kötülüklerin ve mutsuzlukların baş nedeni olduğunu tespit ediyor, eşitlikçi bir düzenin toplumu tekrar iyilikler dünyasına kavuşturacağını savunuyordu. Kendisine peygamber misyonu yükleyerek bir bakıma Zerdüşt’ün yarım bıraktığı görevi kendisinin tamamlayacağını söylüyordu. Zira Zerdüşt, tek başına kendisinin iyilikle kötülük arasındaki mücadeleyi sonuna kadar götüremeyeceğine, bu görevi tamamlamak üzere bir mehdinin geleceğine açık kapı bırakmıştı. Peygamber Mazdak beklenen mehdinin kendisi olduğunu öne sürmeksizin, Zerdüşt’ten sonra iyilik ve doğrulukla insanlığa ışık taşıyacak görevlilerin, geleceği inancının cisimleşmiş kişiliğiydi.

Mazdak, Zerdüşt’ün mistik-metafizik öğretisini daha ileriye götürmüştü: Tanrının ilahi takdir, mutlak gücünü yadsıma... Bütün peygamberler, imamlar ve meleklerin görünüm alanına çıkışındaki esas birlik (Enel-hak), Tanrısal önderlerin dönüşü, dinin özü olarak İmam’ın tanınması, kutsal yazıların içsel (Batınî) anlamı olduğu, Tanrısal ruh olarak İmam’ların yeniden doğuşuna inanma, kıyamet günü, ölümden sonra dirilme ve son yargılamayı yadsıma, gerçek kıyamet gününün anlamı ise, yeniden doğuş ve ruhun başkasına geçmesidir (reenkarnasyon).

Haksızlığa başkaldırı-isyan zamanları dışında kan dökmenin kesinlikle yasak oluşu, geniş bağlılık çerçevesi içinde bireysel din görüşlerine hoşgörü, başkalarına iyi dilekte bulunma, yardım etme, başkalarına zarar vermeksizin her türlü zevki tatma, eğlenme, iç ve dış temizliğe önem verme, bağlılık-ant içme ve evlilik törenlerinde, inançsal-ruhsal liderleri kutsama toplantılarında şarap ve ekmek vb. gibi ahlaki norm ve davranışlar kuralları da Mazdakçılığın, manevi-ruhani alem ile dünyevi-maddi-sosyal normların düalistik karakterini yansıtır.

Eşitlikçi-Ortakçı Öğreti Olarak Mazdakçılık

Mazdakçılığa göre; yeryüzünde her şey Tanrı’ya aittir, Tanrı her şeyi herkese vermiştir (herkesin yararlanmasına sunmuştur), mademki O’nun katında ayrım gözetmeksizin herkes kardeştir, o halde herkes her şeyde eşit hak sahibidir!

Tanrı insanı yaratırken malsız-mülksüz eşit yarattığına göre herkesin eşit yaşaması gerekirdi. Doğarken eşit doğan insanların sonraki eşitsizliğinin nedeni sahiplenilen mal-mülk arasındaki farklılıktı. Tanrı insanla birlikte, eşit yararlansınlar diye zenginliği de yarattı. Mutsuzluk bu zenginliği birilerinin kendisi için sahiplenmesinden kaynaklanıyordu. O halde mal-mülk bütün zenginlik herkes tarafından eşitçe paylaşılmalı, özel mülk edinme yasaklanmalıydı. Mazdakçılıkta iyilikle kötülüğün mücadelesinde İyilik Tanrı’sının galip geleceği inancı Zerdüştilik ve Maniciliğe göre daha belirgin ve vurguludur. İyi Tanrı’yı Aydınlık (ışık) temsil eder. Işık bilgiyi, doğruyu, düzenlenmiş olaylar ve özgür iradeyi temsil eder. Bir diğer ifadeyle bunlar ışıkla, aydınlıkla sağlanır. Karanlık ise bilgisizliktir, körlüktür ve yönü bilinmeyen, sonu kestirilmeyen olaylardır. Ya da bunların yaratıcısıdır. Mazdakçılıkta üç asıl öğe vardır: Su, ateş, toprak... Aydınlık dünyanın hayat ağacı bu unsurlardan oluşmuştur. İnsan da bu dünyanın bir parçasıdır. Ölüm, mutsuzluk, kötülük, ahlaksızlık karanlıklar dünyasına aittir. Bu yüzden Mazdak inancı insan öldürmeyi yasaklıyor, başkalarını üzmek, eziyet etmek günah kabul ediliyor. Misafirperver ve iyiliksever olmak öğütleniyor. Düşmana merhamet göstermeyi, savaşta dahi aşırı kan dökmekten uzak durmayı, ölçülü davranmayı salık veriyor.

Mazdak inancı insanlara zıtlaşmayı, kin tutmayı ve aralarında kavga etmeyi yasaklıyor. Kindarlık ve bozgunculuğun başlıca nedenini insanlar arasındaki eşitsizliğe bağlıyor. Eşitsizlik şiddetten doğmuş, herkes kardeşinin (tanrı nezdinde kardeşlik) aleyhine arzularının tatmini yoluna gitmiş; oysa gerçekte hiç kimsenin başkasından fazla zenginliğe, kadınlara ve eşyalara hakkı yoktur. Her şey ortak olmalı ve eşitlik yeniden sağlanmalıdır. Bu, Tanrı’nın buyurduğu bir amel olup, en güzel şekilde ödüllendirilecektir.

Radikal Bir Sosyal Reform Hareketi Olarak Mazdakçılık

Mazdak, zenginlerin ve devlet büyüklerinin çürümüşlüğünü, bencilliğini, sahip oldukları refah karşılığında vicdanlarını satmış olduklarını, devlet görevlilerinin de satılmışlıklarını yerden yere vuruyor, yoksulları hakir görmelerini, muhtaçlar karşısındaki kayıtsızlıklarını eleştiriyordu. Toplumsal adalet anlayışına, dolayısıyla Tanrısal iradeye aykırı bir düzen teşkil edilmişti.

498 yılında ortaya çıkan kıtlık; yoksulları, mülksüzleri, aşağı tabakaları kırıp geçirmiş, her yeri kasıp kavurmuştu. Halk tabakalarını saran endişe ortamı, toplumsal huzursuzluk ve çalkantı Mazdak’ın eşitlikçi-ortakçı toplum idealiyle ayaklanmayı ateşledi.

Toprak sahibi aristokratlar, yerel prens ve soylular, büyük tüccarlar, zenginler, mal-mülk sahipleri öldürüldü, soyuldu, kovuldu, mülklerine el konuldu. Ezilen tabakalar, topraksız köylü ve kölelerin gözünde toprak ağaları ile açgözlü rahipler arasında fark yoktu. Onlar da ayaklanmanın hedefi oldular, geniş araziler-topraklar köylülerin kullanımına verildi. Kentlerde esnaf ve zanaatkârlar yüksek vergiler nedeniyle kraldan hoşnut değillerdi. Devlet yönetiminin merkezileştirilmesi tedbirleri alınırken vergilendirme sistemi de sıkı bir düzene bağlanmıştı. Mazdak henüz ayaklanma başlamadan kral üzerindeki etkisini ve devlet yönetimindeki nüfuzunu kullanarak vergilerin düşürülmesini sağlamış, bu kesimlerin de sempati desteğini kazanmıştı. Ayaklanma sırasında I. Kavad’ın zenginlerin vergilerini yükselterek yoksulların durumunu iyileştirme adımları ise soyluları ve aristokrat sınıfı iyice öfkelendirecek ve Kavad’ı tahtından edecekti.

Dinsel/ahlaki formda öğretileri, iyimser ve umutlu vaazlar, kötülüğün ruhları ve karanlıklara karşı mücadelede İyi Ruhun ışığı yolunda galip geleceklerine güven ve inanç gelinen aşamada Mazdakçılığı radikal bir halk hareketine dönüştürmüş, Mazdak önderliğindeki ayaklanma ile Sasani devleti sallanmış, sarsılmıştı.

İftira Ve Karalama

Kardeşlik duygularını yükseltmek, bireycilik, oburluk ve kıskançlığın nedenlerini ortadan kaldırmak amacıyla Mazdak, mülkün ve kadınların ortaklığını savunuyordu. Ortak mülkiyet ideali egemen sınıflar tarafından tarih boyunca ve günümüze kadar hemen her muhalif, ilerici, halkçı, Osmanlı’da Bedrettin Hareketi, Anadolu Selçuklularında Babailer, Abbasilerde Babekler, Hristiyan Bizansta heretik akımlar hemen hemen aynı iftira ve suçlama ile yüz yüze kalmışlardı. “Mülkiyetin ortaklaşa kullanımına bunlar kadınları da dahil ediyorlar!” Dinsel ritüeller ve ibadet esnasında da “Geceleri bir araya gelip topluca ayin yapıyorlar, sonra ışıkları söndürüyorlar, ellerine geçirdikleri kadınla yatıyorlar. Hatta bu kadınlar birbirlerinin eşleri, anneleri, kızları da olabilir!”

Mazdak’ın öğretisine göre mülkün ortak kullanımına kadınların da dahil edilmesi düşüncesi şuna dayanmakta: Dönemin toplumsal yapısı ve gelenekleri köleciliği meşru görmekte köle sahibi olmayı yasayla düzenlemektedir. Buna göre kadınlar da köle muamelesi görmekte, eş ya da cariye olarak birden fazla kadına ‘sahip’ olunabilmekte, kadınlar alınıp satılmaktadırlar. Kölelerin alınıp-satılması, köle alışverişi ne kadar doğal ve yasal ise, kadınlar da tam manasıyla ‘mal’ muamelesi görmektedirler. Malın özel mülkiyeti gibi, kadın üzerinde de mülkiyet hakkı yasa ve geleneklerce koruma altına alınmış durumdadır. Sasani yasaları kadını en yakın eril akrabalarının, baba, koca, erkek kardeş ve oğulların malı olarak kabul etmektedir. Mazdak’ın eşitlikçi-ortakçı öğretisine göre kadın yakın akrabaları dahil kimsenin malı değildir, toplumun ortak ‘malı’dır.

İlkel-komünal toplumun kimi kalıntıları Sasani toplumunda halen yaşamaktadır. Göçebelikten yerleşik yaşama geçiş komünal yaşamı tasfiye etmiş, ama kandaş aile, aşiret-kavim esasına dayalı soy bağları sıkı sıkıya korunmaktadır. Sasani devletinin aşiretler konfederasyonundan oluşması nedeniyle toplumsal kimliklerin soy esasına dayalı tasnif ve tarifini uzun süre bünyesinde taşımıştır. Baba ile kızın, anne ile oğulun evlenmesine rıza gösteren gelenekler ve dini tasavvurun sürüyor olması soyun saflığının korunmasına verilen önemi göstermektedir. Kadının ortak mülkiyeti savunusunu da zorla birilerine ait olma, birilerinin özel malı olma ve bunun da yasalarla sağlamlaştırılmış olmasına duyulan tepki ve tahammülsüzlük nedeniyle Mazdak’ın ilkel-komünal toplumdaki ortaklaşa yaşama kadını da dahil eden sisteme dönüşü tercih etmesi ile açıklamak gerekir.

Bu olgu, egemen sınıfların Mazdaklara yönelik dinmek bilmez nefretinden kaynaklanan iftira ve karaçalmaların dayanağını oluşturur. Bunun feodal beylerin resmi ağzından en bilinen ifadesi, Selçuklu Sultanı Nizam-ül Mülk’ün “Siyasetnamesi”dir. Komünistlere yönelik, günümüze kadar taşınan ‘ Şapka’ iftirasının ilk mucidi de bu kitabıyla Nizam-ül Mülk’tür: “Malın ve kadının mubah yapılması neticesinde bu durum Mazdak dininin fazlalaşmasına sebep oldu. Mazdak dininin kaidesince, bir adamın evine yirmi kişi misafir olsa ekmeğini, yemeğini, şarabını, çalgısını hazırlar, yiyip, içerler ve kalkıp teker teker karısına sahip olurlar, onlarca bu ayıp sayılmazdı. Burada diğer bir adet, eğer bir adam bir eve gidip evin kadını ile uyuşursa, külahını kapıya asar ve içeri girerdi. Evin erkeği gelip kapıda külahı görünce evinde bir adamın meşgul olduğunu anlar, iş bitinceye kadar eve girmezdi.” Ayaklanmada aristokratların köşklerini, soyluların sarayını, ağaların çiftliklerini bastıkları zaman, Mazdakçılar kadınları da kaçırmışlar(kurtarmışlar)dı. Halkın çoğu zaman zorla kralların ve soyluların büyük haremlerine kapatılmış kızlarını, kız kardeşlerini kurtarma amacından daha haklı bir şey olamazdı.

Daha ayaklanma patlak vermeden önce I. Kavad, Mazdak’ın öğretileri doğrultusunda kanunla evlilikleri serbestleştirme adımları atmıştı. Bu adımlar Sasani hukukundaki yasaların esnemesi, genişletilmesi anlamına geliyordu. Bu hukuka göre örneğin bir adam karısını ya da karılarından birisini bir başkasının yanında çalıştırabilirdi. Kadınlar ve evlilik hukukunda Mazdakçı önermelere sıcak bakan Kavad, malların ortaklaştırılmasına dair bir kanun çıkarmamış, bu radikal çözümü ayaklanma ile Mazdakiler hayata geçirmişlerdi.

Ayaklanmanın Sonuna Doğru

488 yılında Sasani hükümdarı, I. Hüsrev’in oğlu Balaş’tı. Dört yıllık hükümdarlıktan sonra Balaş’ın gözleri kör edildi ve tahttan indirildi. Yerine I. Kavad geçti. Sasani soyluları ve nüfuslu zenginlerinin saray darbesi ile tahta oturan Kavad bu gücü kıramazsa tahtı elinde tutamayacağını biliyordu. Sasani tarihinde tahttan indirilen ilk hükümdar Balaş değildi çünkü. 309’da II. Hürmüz’ün ölümünden sonra yerine geçmesi gereken büyük oğlunu öldürmüş, ikincisini kör etmiş, Roma topraklarına kaçan üçüncüsünü de yakalayıp hapsetmişlerdi. Taht II. Hürmüz’ün doğmamış çocuğuna kalmıştı. II. Şapur adını alacak bu çocuk daha annesinin karnındayken kral olmuş, taç annesinin karnına konmuştu!

Kavad’ın Mazdakçı öğretilere sempati göstermesi, Mazdak’ın önerilerine göre kimi reformlara girişmesi aristokrat tabakayı öfkelendirmişti. Devlet yönetimindeki merkezileştirme tedbirleri ile Mazdakçı sosyal reformlar zengin soylular ve güçlü aristokrasinin iktidar gücünü ve toplum içindeki nüfusunu zayıflatıyordu. Mazdakçı eşitlikçi-ortakçı öğreti İran toplumunun temellerini kökünden sarsan radikal değişimler öneriyordu. Aile yapısına kadar uzanan Mazdakçı köktencilik ortodoks Zerdüştlerin de tepkisine yol açıyordu. Zerdüşti rahipler bunlara ‘zındık’ (zendeka) diyorlardı. Dinden sapan anlamında zındıklık daha sonra Abbasi Sünni uleması tarafından İslam heterodoksisi içinde görülen muhalif mezhep ve akımlar için de kullanılacaktır.

Asiller ayaklanmayı zor kullanarak bastıramayacaklarını görünce Kavad’ı azlederek bir kaleye hapsettiler. Yerine kardeşi Jamaspa’yı tahta geçirdiler (496). Jamaspa (Zamaspes) I. Kavad’ın dengeci ve siyasi hesaplara göre Mazdak’a hoşgörü göstermiş olmasının ötesinde Mazdakçılığın iyi bir taraftarıydı. Asillerin Jamaspa’yı tahta oturtmasındaki amaçları da Mazdak Ayaklanması’nı yumuşatmak ve taraftarları olan kral eliyle düzen içine almak olmalıydı. İyi niyetli ve Mazdakçı Jamaspa köylüleri ve yoksulları rahatlatan bazı yasalar çıkardı, vergileri düşürdü. Ayaklanma sonuna kadar gidemedi, asillerin iktidarını-erkini sarstı ama yıkamadı. İktidarı alma iddiası ve yeni bir siyasi iktidar kurma hedefi yoktu Mazdakçılığın. Programı radikal sosyal reformlarla sınırlıydı, devletin ve krallığın hükümranlığı altında zenginden alıp fakire vermek, malların ortak paylaşımını sağlayarak toplumsal ve ilahi adaleti tesis etmek... Mazdakçı siyasi/dini akımın ufku buraya kadardı. İnsanlığın o döneme kadarki tarihi toplumsal birikimi de ancak bu kadarına yetebilirdi.

Kavad hapsedildiği kaleden kaçarak Eftalit Hunlarına (Akhunlar) sığındı. Yıllardır savaş halinde olmalarına karşın Akhunlar Kavad’ın emrine büyük bir ordu tahsis ettiler. Bu olgu, egemen sınıfların ezilenlere yönelik birleşik karşıdevrimci saldırısının tarihteki önemli örneklerinden birisini oluşturur.

Kavad İran’a döndü, Mazdak ayaklanmasını bastırdı, kardeşi Jamaspa sorun çıkarmadan tahtı Kavad’a bıraktı. Kavad’ın ikinci hükümdarlık döneminde Mazdakçılık yasaklandı, Mazdakiler yeraltına çekildiler. Kavad’ın elinden kurtulanlar Roma topraklarına sığındılar. Bu dönemde Kavad devletin yeniden yapılandırılmasında ve özellikle vergilendirme sisteminde merkezileştirme yönünde önemli adımlar attı. Saltanatının sonuna doğru Anuşirvan (ölümsüz ruh) adıyla da bilinen üçüncü oğlu Hüsrev’i varisi olarak seçti. İlk iki oğlunun Mazdakçı eğilimlerinin tersine Hüsrev Zerdüştiliğe ortodoksça bağlıydı. 528’de Hüsrev’e Mazdak şerefine ziyafet vermek gibi gösterilen bir tuzak kurdurarak Mazdak ve önde gelen taraftarlarını öldürme izni verdi. Mazdak Ayaklanmasının birinci safhası bu katliamla büyük oranda kapandı, hareket yenildi ve sönümlendi. Ama Mazdakçılık Sasani sonrası İran toplumunda, Azeriler arasında, Horasan’da, Büyük Selçuklularda, Arap-İslam coğrafyasında, Hristiyan Bizans’ta, Anadolu Selçukluları döneminde, Osmanlı’da farklı isimler altında eşitlikçi-ortakçı toplumsal düzen kurma idealiyle tekrar tekrar tarih sahnesine çıktı.

Ebu Müslim Horasani’den Babek’e, Karmatilerden İsmaililere ve Hasan Sabbah’a, Babailerden Bedrettin Müritlerine bu halk hareketleri ve halkçı önderler Mazdak inancı ve öğretilerini geliştirerek siyasi programlarına aldılar. Mazdak’ın eşitlikçi-ortakçı düşünceleri muhalif akımlar-mezhepler-halk hareketleri eliyle tarih boyu ezilenlerin ayaklanmaları, direnişleri ve mücadelelerinde bayraklaştı. V. yüzyılda İran’ı sarsan Mazdak’ın komünal yaşam öğretisinden eşitlikçilik-ortakçılık idealini çağımızda bilimsel sosyalizm teorisi ile taçlandıran dünya proletaryası ve ezilenleri kızıl bayraklarında dalgalandırıyorlar. Ve komünist toplum hedefinin, sınıf mücadelesi maratonunun ütopyadan gerçeğe bir tarihsel serüven olduğu bilinci ve inancıyla ve benzer tarihi kahramanlıklardan aldıkları güçle bu nihai hedeften sapmadan yürüyüşlerini sürdürüyorlar.

Kaynaklar

Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri, c. I, Burhan Oğuz

Mazdeki Kaynaklı Alevilik Toplumsal Muhalefet/Başkaldırı Hareketleri, İsmail Kaygusuz Wikipedia, Özgür Ansiklopedi

Siyasetname, Nizam-ül Mülk

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn