Alternatif Tarih Okumaları II - İslam Komüncüleri: Karmatiler

Mağrip'ten (Fas, Tunus) başlayan, Kuzey Afrika boyunca uzanan; bir kolu Ürdün, Suriye, Irak üzerinden İran ve Azerbaycan'a, diğer kolu Arap yarımadasına açılan; halkların, kültürlerin, inançların harmanlandığı bölge... Bugün emperyalist paylaşım kavgasının kurtlar sofrasına düşürülen, ABD'nin “Büyük Ortadoğu” dediği coğrafya... Emperyalist saldırganlığa karşı direnişin boy verdiği, zinciri kıracak devrimlere gebe topraklar...

Emperyalist paylaşımcılığın cetvelle çizilmiş sınırlarla parsellere böldüğü, birbirinden kopardığı bu toprakların ortak tarihi, yalnızca egemenlerin tarihinden ibaret değildir.

Madalyonun diğer yüzünde bilinmeyen, az bilinen ya da tamamen çarpıtılmış, karalanmış bir halde sunulan ezilenlerin tarihi ve kurdukları düzenler vardır. Bunlar içerisinde, bu coğrafyaya baştanbaşa yayılan ve onlarca yıl hüküm sürmüş komünal düzenler kuran Karmati Hareketi, en çarpıcı olanıdır.

8. ve 9. yüzyıllar ve sonrası, Abbasi hakimiyetindeki İslam coğrafyasında Ortodoks İslamın, şeriatın iflas ettiği dönemlerdir. Batıni mezhep ve fırkalarda örgütlenen ezilen halkların, inançların ve sınıfların devrimci, yıkıcı eylemlerinin Abbasiler önderliğindeki devleti temellerinden sarstığı bir dönemdir bu.

Batıni hareketlerin en devrimci ve eylemci kollarından biri olan Karmatiler de bu dönemde tarih sahnesine çıktı. Miladi 880'lerden itibaren Hamdan El-Karmati diye bilinen Hamdan bin Eşas adlı yoksul bir köylünün önderliğinde Abbasilere karşı İslam rejimini devirmek amacıyla ayaklanan Karmatiler, İslam düzenini dini, ideolojik, siyasi, ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla sarsmış; takip eden 150 yıla damgasını vurmuştur.

Karmati Hareketinin Doğuşu

İslamiyetin daha ilk yüzyılı dolmadan, ona karşı toplumsal hareketlenmeler ve halk ayaklanmaları yükseldi. Doğrudan İslam rejimine yönelik bu hareketlenmelerin esin kaynağı, iktidar mücadelesinde yenilmiş, mazlum konumuna düşmüş Ehl-i Beyt idi. Ezilen, yönetilen, hakkı yenilen ve boyunduruk altında olduğundan mazlum sıfatını taşıyan tüm toplumsal kesimler, Ehl-i Beyt davası güden ve genel olarak Şia ve alt kollarındaki mistik/dini fırkalarda toplandılar. Bunların içinden, çeşitli dönemlerde ayaklanan, Ehl-i Beyt ve Kerbela davasını kendi amaçları için kullanan, İslamın Ortodoks inancını aşan, hatta kimileri tamamen karşı olan akımlar (Sebeiyye, Keysaniyye, Muhtariyye, Mansuriye vb...) çıktı. Bunlar, kurtuluş özlemlerini mehdilik/mesihlik öğretilerinde dillendirdiler ve propagandasını yaptılar.

Kendisi Ehl-i Beyt davası adına ortaya çıkan, Emevilere karşı yürüttükleri mücadelede ezilenlerle ittifak kuran Abbasiler, ezilen sınıflarla mazlum halkların beklentilerini gerçekleştirmediler. Halka sırt dönüp, zalim bir sömürü düzeni kurdular. Despotik iktidarın meşruiyeti de İslamın en bağnaz yorumuyla perçinlendi. Bu süreç, halkın daha radikal eğilimler göstermesine sebep oluyordu. Muhalif hareketlerin genel bir potası haline gelen Şia ise reformcu/ılımlı ve radikal akımlar arasındaki ayrışmaya doğru gidiyordu.

8. yüzyılın ikinci yarısında, esasen Oortodoks İslama yönelik ılımlı bir yaklaşımı gösteren, Şia'nın 6. imam olarak bellediği İmam Cafer-i Sadık'ın ölümünden sonra Şia hareketinde ılımlı-radikal ayrışması yaşandı. İslama karşı tutum alan radikal İsmaili akımı ortaya çıktı. Şiilik olarak kalan ve sonraları oniki imamcılık olarak adlandırılan hareket, ılımlı kesimi oluşturdu. İsmaililer ve genel olarak Batıni hareketler, bu ılımlı Şiiler tarafından reddedilmiş, Şiiler, Ortodoks İslam şeriatını savunmuşlardır. İmam Cafer-i Sadık'tan sonra, onun iki oğlundan İsmail'in -İsmail'in babasından önce ölmesine karşın- imam olduğunu savundu. Batıni hareketin en güçlü damarı olan radikal İsmaili hareketi ise, doğrudan İslam şeriatını ve Abbasi yönetimini hedef almış; entelektüel, kültürel, siyasal ve felsefi yönden kendini geliştirmiş, donanımlı propagandacılar/davetçiler (Dai) vasıtasıyla, ezilenlerin yeni alternatifi olarak, yeni bir dünya ve nizam propagandası yaptılar.

Batınilik, dinlerin kutsal metinlerindeki yazılı ifadelerin bağlayıcılıklarından kurtulmak, felsefi- akılcı yorumlarla ele almak; görünür (zahiri) değil, içsel (Batıni) anlamlar çıkarmak biçiminde ifade edilebilir. Batınilik, ayrıca, herkesçe otorite olarak kabul edilen edebi ve felsefi metinlerin içsel yorumlarını (tevil) da kapsar ve kökü antik uygarlıklara kadar gider. İslamda Batınilik ise, tahminen 3. Halife Osman döneminde ortaya çıkmış; 4. Halife Ali döneminde kavramlaşmıştır. Özellikle Hicri birinci yüzyıldan sonra yaygınlaşmıştır. Fiziksel arka planında eski İran, Anadolu, Mezopotamya, Hint ve Yunan felsefesi bulunur. Ayrıca Zerdüştlük, Mazdekçilik, Manilik, Brahmanizm, Budizm gibi inançların etkileri de görülür. İslam şeriatına ve baskıcı devlet mekanizmasına direnebilmek ve bastırılan kimliklerini koruyabilmek, geçmişteki eşitlikçi yaşamlarını kurabilmek, eski geleneklerini, kültürlerini ve inançlarını var edebilmek için halkların örgütlendiği ideolojik ve siyasal odaklar, Batıni mezhepler ve fırkalar olmuştur. Keza ekonomik, sömürü ve yıkım altındaki emekçiler; baldırıçıplaklar ve ağırlıklı olarak köylüler, Batıni hareketlere sınıfsal talepleriyle katılmışlardır.

İsmaili hareketinde -diğer Batıni akımlarda da- Mehdi/Mesihçilik baskındır. Gizli imam dedikleri “Kaim” veya “Sahib-ül Zanan”, Natık (konuşan) peygamberlerden biridir. Yedi tane natık peygamber vardır; Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ve Kaim. Her biri kendinden öncekinin şeriatını iptal etmiştir. Kaim gelince Muhammed'in şeriatını iptal edecektir. Yeni bir nizam kuracaktır. Bu yüzden kurtuluş umudu Kaim'e bağlanmıştır. Mehdi, kendine bir vekil imam tayin eder. O da ardılını görevlendirir. İmam, hareketin en tepesinde konumlanır; Dailer, halkı imamın çağrısına davet eder; İslam şeriatına ve zulmüne karşı örgütler.

Ortaçağ'da sınıf mücadelesinin ideolojik-siyasi tezahürü olarak ortaya çıkan Batıni hareketler, dönemin devrimci halk hareketleridir. İslam şeriatı ve onun baskıcı rejimi tarafından sapkınlık, zındıklık olarak nitelenmeleri, korkunç katliamlar ve saldırılara maruz kalmaları da sınıflar mücadelesinin “doğası” gereğidir. Bu dönem, feodal İslam İmparatorluğunda sınıfsal çelişkilerin ve hareketlenmelerin yaygınlık gösterdiği bir dönemdir. Feodal ikta sisteminin altında ezilen köylü yığınlarının eşitlikçi, dayanışmacı, sömürüsüz bir düzen talepleri vardı. Kent ve kasabalarda zanaatçıların, esnafların, küçük tüccar ve diğer yoksul, ezilen kesimlerin hareketlenmeleri ve örgütlenmelerinin hızlandığı dönemdir. Keza yoğun ve zorba köleciliğin isyana zorladığı zenciler, artık eskisi gibi ganimet payı alamayan savaşçı Bedevi kabileler çeşitli ayaklanmalar gerçekleştirdiler. Bunların belli başlıları arasında, doğrudan İslam düzenini de hedef alan ve Mazdek öğretesine uygun eşitlikçi/komünal düzen kurmayı amaçlayan Babek isyanı; tamamen sınıfsal taleplerle ortaya çıkan ve vahşi sömürüye karşı başkaldıran, özgürlük isteyen zenciler- köleler isyanı; kent ve kasabalarda milis örgütlenmeleriyle (Fütüvvet Ocakları) başlayan, zamanla Batıni akımların etkisinde kalan “Ayyarun ve Şuttar” (Baldırıçıplaklar ve Serseriler) hareketi sayılabilir. Bu ayaklanmalar, Karmati Hareketini önceleyen toplumsal çalkalanmalardır. Karmatiler, bu atmosferde, Babek ve zenci ayaklanmalarının dersleri üzerine yükselen bir harekete öncülük ettiler.

Sınıfsal Yapısı

Babek isyanı, daha çok mazlum İran halklarının (Azeri, Kürt, Acem vb.) İslam egemenliğine karşı dinsel-etnik bir ayaklanmadır. Fars aristokratlarını ve Abbasileri hedefliyordu. Ancak, diğer ezilen tabakalarla buluşamadı.

Zenci ayaklanması, tam manasıyla sınıfsal bir ayaklanmaydı. Vahşi sömürü altındaki kölelerin başkaldırısı idi. O da köylü ve esnafı yanına çekemedi.

Ayyarun ve Şuttar otoriteye, servet sahiplerine ve özellikle büyük tüccarlara karşı bir ayaklanmaya dönüştü. Kent ve kasabalardaki küçük esnaf ve zanaatçıların dışındaki kesimlere ulaşamadı. Ana gövdesini kentli yoksullar oluşturdu.

Karmati Hareketi ise, bu isyanların yenilgilerinin sıcaklığı geçmeden, daha kitlesel ve halkçı bir karakterde şekillendi. Toplumsal yanı ağır basan, birçok mazlum halkı ve ezilen çeşitli sınıf ve tabakaları bir araya getiren bir halk hareketi örgütledi. Irak, Horasan, Azerbaycan, Şam/Suriye, Yemen, Kuzey Afrika gibi geniş bir alana yayılan hareket; köylüleri, Arap kabilelerini, Arap-İslam hakimiyeti altındaki halkları (İranlı, Kürt, Nabati; Süryani, Arami, Afrikalı, Berberi...) ve yanı sıra, aralarında esnaf, küçük tüccar, baldırıçıplaklar ve serseriler gibi şehirli kesim ile kırsal alandaki kabile yoksulları ve köylüleri, uzak bölgelerdeki Arap olmayan mazlum halkları ve Irak topraklarında angarya usulü çalıştırılan köleleri içeren geniş bir tabana yayılıyordu. Zalim Abbasi iktidarına, onlarla işbirliği yapan Fars aristokratlarına, büyük tüccar tabakasına, büyük toprak ağalarına ve onları koruyan Türk askerlerine karşı bir ihtilal hareketine dönüştü. Birçok bölgede komünal düzenler kurdu. Bu düzenlerin ömrü 100-150 yıl kadar sürdü. Bu nedenle, o döneme dek var olan kurulu düzenin tüm denge ve kavramlarını alt üst etti.

Irak'ta İslami inançlar pek itibar görmediği için, sınıflar (çiftçi, köylü, köle, esnafı, tarım emekçisi), halklar (Nabati, Arap, Kürt, İranlı) ve dinler (Zerdüştlük, Manilik, Mazdekçilik vs.) harmanlandı. Herkesten ürettiğinin alındığı ve herkese ihtiyacı kadarının dağıtıldığı bir komünal düzen kuruldu.

Şam/Suriye bölgesinde Abbasilerin yanı sıra, kendileri gibi İsmaililikten gelen ve Mısır'da devlet kuran Fatımilerle aynı imama biat eden Karmatiler, daha sonraki Fatımi önderlerinin kendilerini imam olarak atamalarına karşı çıkmışlardır. Bu siyasi ayrılık, zamanla Fatımilerin tutuculaşması ve askeri-gerici bir yapıya dönüşmesiyle Şam/Suriye ve Kuzey Afrika'da çatışmaya dönüştü.

Bahreyn ve Yemen'de bir asır süren Karmati düzeni, eski kandaş toplumu özleyen Arap Bedevi kabileleriyle, ortakçılık geleneğini sürdürmek isteyen köylülerden ve kölelerden taban oluşturdu. Etnik bakımdan Arap ağırlıklı komünal bir düzen kurdular. Ayrıca, Fas, Tunus, İran, Mısır bölgelerinde de etkili oldular. Bir süre Mekke'yi kontrol altına aldılar.

Örgütlenme Ve Çalışma Tarzı

Karmati Hareketi, Batıni İsmaili hareketlerin devamıdır. Bu harekete fikirsel ilhamı ve ilk itilimi veren de bir İsmaili propagandacısı (Dai) olan Hüseyin El-Ahvazi'dir. Hüseyin el-Ahvazi'nin örgütlediği Iraklı bir köylü olan Hamdan Karmati (Karmati adının Irak'tan Arap diline geçen ve köylü-çiftçi anlamına gelen 'Karamite'den türetildiği rivayet edilir), Irak bölgesinin Baş Dai'si olunca, geniş çaplı bir hareket olan Karmatiliğin tartışmasız lideri oldu. Hareketin ideolojik ve siyasi merkezleri İran'da Ahvaz, Irak'ta Kufe/Sevad, Suriye'de Selemiye'dir.

Hamdan Karmati, 3 kişilik bir ekip kurdu. Bu ekip, hareketin teorisyeni olan, Hamdan'ın kayın biraderi ve eniştesi Abdan; hareketin bir numaralı örgütçüsü ve eylem adamı, Hamdan'dan sonra lideri olan Ebu Said el Hasan bin Behram el-Cannabi ve İran topraklarını yöneten örgütçü İbn Zikreveyh bin Mihreveyn el-Dendani'den olmuştur. Ekip ve kadrolar arasında işbölümü yapılarak, bölgesel ve hiyerarşik bir örgütlenme oluşturuldu.

Karmatiler, İslam şeriatının kimi söylemlerini oportünistçe kullandılar. Çoğu zaman İslamı bir maske olarak kullanıp propaganda yapıyorlardı. Amaç, yandaş kazanabilmek, toplumsal muhalefeti örgütleyebilmek; dini söylemleri kullanarak şeriat düzenini ortadan kaldırmaktı. Bunun için de gizli imam eksenli Batıni, metafizik bir söylem tutturdular. Din ile felsefe arasına köprü atıp, akılcı yorumlarla, kendi kuracakları düzenin propagandasını yaptılar; İslam şeriatının ve düzeninin iptali için teorik temel oluşturdular.

Kurulu düzeni yıkmak amacıyla yola çıkan Karmatiler gizli örgütlenir. Yasa dışı bir harekettir ve bütün gizlilik/illegalite kurallarını uygular. Buna uygun bir disiplin kurar. Hücreler biçiminde ve en tepede İmam'ın bulunduğu hiyerarşik yapıda gizli bir teşkilat oluştururlar.

Kadrolarını sıkı bir eğitime tabi tutarlar. Dai'leri öyle gelişigüzel değil, Dar-ül Hicra (Hicret evi) dedikleri eğitim merkezlerinde yetiştirdikleri kadrolardan seçerler. Kendilerine has ve hitap ettikleri kesimlere göre hazırlanmış propagandacıları ve örgütçüleri vardır.

Propagandalarının içeriği ve yöntemi diyardan diyara değişir. Kimi yerlerde şeriatı, İslamı yıkmak için kullanırlar; kimi yerlerde doğrudan İslamı hedef alırlardı. Kimi yerlerde etnik kimliklere, kimi yerlerde ise, eski inançlara vurgu yapılır, öne çıkarılırdı. Keza Ehl-i Beyt davası da propaganda araçlarından biriydi. Bütün bunlar rastgele bir “nabza göre şerbet” havasında değil, kontrollü ve mutlaka nihai amaçlarına götürecek bir biçim ve içerikte yapılırdı. Kadroları bu iş için sıkı bir eğitim alıyordu. Toplumu örgütlemek için adalet, eşitlik, özgürlük sloganını öne çıkardılar. İslamın kof adalet-eşitlik-özgürlük söylemine karşı ayaklanmaya çağırırlardı.

Örgütledikleri kesimleri ideolojik, teorik eğitimin yanı sıra askeri eğitime de tabi tutarlardı. Kadroların askeri bilgi ve becerilerini geliştirirlerdi. Yerel halk desteğine sahip ve bu bilgi ve becerilerle donanmış küçük askeri birlikleri kendilerinden kat kat fazla olan Abbasi ordularını yenilgiye uğratmıştır.

Örgütçüler, faaliyete başladıkları bölgelerde, halk arasında bir tür kamu bankası gibi işleyen dayanışma sandıkları kurmuşlardır. Kasaba ve kentlerde mesleki örgütlerde, loncalarda çalışma yürütmüşler; kimi yerlerde bu örgütleri bizzat kendileri kurmuş ve teşvik etmişlerdir. Ve her bölgede, aşamalı biçimde genişleyen bağış sistemi oluşturmuşlardır. Bunu, yalnızca bağış alma biçiminde değil, örgütlenmeye ve katılımcılığa dayanan teorik-siyasal bir eğitim olarak genişletmişlerdir. Zamanla bütün her şeyin ortaklaştığı/toparlandığı “Halkın Evi”, kurdukları komünal düzenin temelini oluşturmuştur. “Kurtarılmış Bölgeler”de komünal rejimler kurmuş, özel mülkiyeti kaldırmış, onu kutsayan İslam şeriatını iptal etmişlerdir. İslamın şeriatını temsil eden camileri yıkmışlardır.

Komünal Karmati Düzeni

Karmatiler, egemenlik kurdukları bölgelerde özel mülkiyeti ve özel mülkiyete dayanan, onu kutsayan bütün kurumları dağıtmışlardır. Sömürüsüz, sınıfsız, komünal bir toplum düzeni kurmuşlar ve onyıllarca yaşatmışlardır.

Komünal Karmati düzeninde üretim her işin başı sayılmıştır ve kadın-erkek, yaşlı-genç, büyük- küçük herkes üretim faaliyeti içinde konumlandırılmış; herkesin mal/mülkiyet ortaklığına girmesi için siyasi/ideolojik faaliyet yürütülmüştür.

Bağış/vergi sistemiyle kurdukları dayanışma sandıkları, zamanla bütün mülkiyetin ortaklaştığı bir düzene dönüştürülmüştür. Toplumun bütün kesimlerinin elindeki mal ve mülk halkın malı haline getirilir. Zorlama değil, eğitim ve gönüllülük temelinde, “Halkın Evi” toplumsal mülkiyetin toplandığı merkez olur. Üretime katılanların elde ettikleri ürünler de ortaktır. “Herkesin yeteneğine ve gücüne-herkese ihtiyacına göre” yasası işler. Çalışmalar da kolektiftir.

Karmatiler, Ülfet (Muhabbet) geceleri diye anılan toplantılar gerçekleştirirler. Dönemsel halk toplantıları, açık halk mahkemeleri işlerliği olan bu toplantılarda, toplumsal konular tartışılır, kararlar alınır; sosyal sorunlar halledilirdi. Toplantıların sonunda şenlikler, eğlenceler yapılırdı. Kadınlar da bu toplantılara eşit olarak katılırdı. Bu durum, bir saldırı, karalama konusu yapılmış, İslamcılar tarafından “mum söndü” biçiminde anti-propagandası yapılmıştır.

Kadınlar, dönemin koşulları içinde oldukça özgür ve erkeklerle her alanda eşittiler. Kadınları köleleştiren geleneksel kurumlar (nikah, geleneksel aile vb.) kaldırılıyor. Kadının eş seçme, dileğiyle birlikte yaşama ya da ayrılma hakkı tanınıyor. Nikaha bağlı yaşam kaldırılıyor; çocuk bakımı, ev işleri vs. toplumsal iş haline getiriliyor. Kadınlar da doğrudan üretim faaliyetlerinde bulunuyorlar. Komün toplumunun ilerleyen aşamalarında bazı bölgelerde, eşitlikçi, kandaş, anaerkil kabile toplumlarındaki aile yapısının kurulduğu, “yarin dudağının da ortak” olduğu rivayet edilir.

İslam düzeninde geçerli olan bütün şeriat yasaları iptal ediliyor. Yerine insanı merkez alan bir felsefi yaklaşım oluşturuluyor. Yaygın bir eğitim faaliyeti örgütleniyor. Kimsenin inancına karışılmıyor. Her inanca hoşgörüyle yaklaşılıyor. Yalnız, İslam devletinin/şeriatının simgesi olan camiler yıkılıyor, bu düzeni (şeriatı) yeniden kurmayı amaçlayan faaliyetler yasaklanıyor.

Toplumun yönetimi altı yönetici ve altı yardımcı yöneticiden (vezir) oluşan kolektif bir organ tarafından yürütülürdü. Yöneticilerle sıradan insanlar arasında ayrıcalık farkı yoktu; aksine eşitlerdi.

Yöneticilere “seyit” denilirdi. Değirmen gibi kamuya hizmet veren kuruluşların hepsi, kamu yönetiminin/kolektif yönetimin idaresi altındaydı.

“Adalet, eşitlik, özgürlük” temelinde komünal bir düzen kuran Karmatiler, düşmana baskın amacıyla veya dış güvenlik için silahlı milis gücü oluşturmuştu. İç güvenlik için böyle bir örgütlenmeye gerek duyulmazdı, zira komünal toplum disiplini bunu gereksiz kılmıştı.

İslam coğrafyasının her yanına yayılan ve kurulu düzenin bütün kurumlarını yerle bir eden bu hareket, başlangıcından sonuna kadar düşmanlarının/egemenlerinin siyasi, ideolojik, askeri saldırılarına, hile ve entrikalarına, karalamalarına maruz kalmıştır. Bahreyn ve Yemen'de 100 yıl yaşayabilen komünler; geniş coğrafyada küçük komünal adacıklar halinde 150 yıl varlığını sürdürmüştür.

Yıkılışı

Bayrağında “adalet, eşitlik, özgürlük” yazan ve sınıfsız, sömürüsüz bir düzen kuran Karmatiler, 400 bin civarında isyancıyı örgütlemiş; Irak, Suriye, İran, Yemen, Bahreyn, Mısır ve Fas'ta komünal yapılar kurmuştur. Ortaçağın devrimci köylü hareketi olan Karmatilik, sonraları gelişecek olan toplumsal/ideolojik akımların önünü de açmıştır. Fakat mevsimsiz açılmış çiçekler gibi kırılmış, ezilmiştir.

İdeolojik yönü dinsel/metafizikti. O koşullarda din ya da mezhep formunda ortaya çıkması da tarihsel koşullara uygundur. Yine de kurmak istedikleri/kurdukları komünal toplum ile metafizik söylem arasındaki ideolojik çelişki (öz-biçim çelişkisi), komünal söylem lehine çözülemedi.

Toplumsal-ekonomik koşullar, üretici güçlerin gelişme düzeyi de özel mülkiyetin kaldırılabileceği bir düzeyde değildi. Üretim ilişkileriyle üretici güçler arasındaki çelişkinin, özel mülkiyetin ortadan kaldırıldığı bir ekonomik-toplum modeli yönünde çözülmesi tarihsel olarak henüz gündeme girmemişti. Zira toplum, feodal aşamadaydı. O tarihsel ve ekonomik koşullardan komünal düzenlere sıçramak mümkün değildi; buna uygun ekonomik, sosyal alt yapı oluşmamıştı. Dolayısıyla, Karmati komünleri, ileri dönen tarih tekerinin altında ezilmiştir.

Belli bir zaman sonra Karmati hareketinde, reformcu-ilahiyatçı ve devrimci-komüncü ayrışması yaşanır. Reformcu kanat Fatımilere ve İslam inancına yanaşır. İsmaili/Batini bir akım olmasına karşın, kurulu düzeni zamanla yozlaşan, askeri; tutucu bir yapıya dönüşen Fatımiler, Mısır ve Suriye'de çatıştıkları Karmatileri dağıttılar. Yenilen Karmatiler, Abbasileri bir yana bırakıp, hatta yer yer Abbasilerle ittifak olup Fatımilere yönelince kendi tabanından da tepkiler aldı ve yıprandı. Bölgeler, komünler ile merkezler arasındaki bağlantılar da zayıfladı ve koptu.

Abbasilerin hile, entrika ve karalama yoluyla Karmatileri Müslümanlardan tecrit etme ve hareketi bölme faaliyetleri de yıkılmalarında önemli bir etkendir. Büyük Abbasi ordularının sürekli baskınları, katliam ve yıkımları da eklenince, Karmati hareketi sona ermiş oldu.

Sonuç

Genel olarak Batıniliğin, özel olarak da İsmaililiğin uzantısı olan Karmatilik, ortaçağ devrimci köylü ayaklanmalarının siyasi, ideolojik zemini/odağı olmuştur. Kendilerinden sonraki sınıf mücadelelerinin esin kaynağı, ön açıcıları olmuşlardır. Anadolu Aleviliği, Nusayrilik, Dürzilik gibi heteredoks akımlar/inançlar ve çeşitli ayaklanmaların yeşerdiği toprağı hazırlamıştır.

Karmati Hareketi, dönemin fikir dünyasını da değiştirmiş, bilim, sanat, felsefe alanında önemli bir gelişimin kapısını aralamıştır. Kendisiyle aynı döneme denk gelen ve komünal manifesto niteliği taşıyan İhvan-ı Safa (Arınmış Kardeşler) Risalelerinin fikirsel ön açıcısı olmuştur. Burada bir parantez açıp, Karmatiler ve İhvan-ı Safa hareketleri hakkında kapsamlı bir çalışma yapan ve yazımıza da kaynaklık eden Faik Bulut'un eserlerindeki çelişkiyi vurgulamak gerekiyor. Faik Bulut'a göre Karmati Hareketi, İhvan-ı Safa Risalelerine uyarak komünal düzeni kurmuştur. Oysa ortaya çıktıkları dönemlere bakılırsa İhvani Safa Risaleleri, Karmati düzenlerinin sonuna doğru olan döneme denk düşer. Bu durumda İhvani Safa Risaleleri, Karmatilerin esini değil, bilakis Karmatilik İhvan-ı Safa Risalelerinin ilham kaynağı olabilir. Ya da aynı anlama gelecek biçimde, İhvan-ı Safa Risaleleri Karmatiler veya ardıllarınca yazılmış olabilir.

Karmati Hareketinin teorisyeni olan Abdan, el Belağat-ül Saba adlı yedi ciltlik eserinde, kurulması düşünülen komünal toplum modelini, yaratılmak istenen yeni insan tipinin hangi eğitim süreçlerinden geçirilmesi gerektiğini, dünyayı nasıl yorumladıklarını vs. ayrıntılı yazmıştır.

Karmati Hareketi ve nice toplumsal-sınıfsal başkaldırılar oluşturulan zifiri karanlığı yırtarak, ışığını günümüze dek ulaştırıyor. Yok sayılan, unutturulmaya çalışılan, tecrit edilen ezilenlerin tarihi, her çapta zulme ve sömürüye karşı ezilenlerin devrimci eylemleri olduğunu; sömürüsüz bir dünya düşünü kurduklarını; ve dahası düşü gerçek kıldıklarını gösteriyor. Komüncü Karmati Hareketi, İslam coğrafyasında bunun en tipik, çarpıcı örneği ve ispatıdır.

Bugün aynı coğrafya emperyalist saldırganlığın hedefidir. Olmaz deneni olduran, bu coğrafyada düşü gerçek kılan Karmati Komüncüleri, programına demokratik/sosyalist Ortadoğu Federasyonu hedefini koyan komünistlerin keşfini bekliyor. Tarihi sondajlamaya, halklarımızın ortak mücadele geçmişlerinde, çağdaş düşleri gerçek kılarak izleri gün ışığına çıkarmak için “arkeolojik” çalışmaya devam.

*Karmati Liderinin Abbasi Halifesine Yanıtı

Faik Bulut'un aktardığı bu belge, Abbasi Halifesi Muktedirbillah'ın, Karmati hareketinin “eylem adamı” Ebu Said el Cennabi'ye yazdığı tehdit mektubuna, Karmati komutanının yanıtını içeriyor. Karmatilerin siyasi duruşunu da kısmen yansıtan bu belgenin bir bölümünü aktarıyoruz:

“...Yemin ederim ki, (Ey Abbasoğlu), nefsin seni aldatmış; eremeyeceğin makama gözünü dikip tamah edersin ve bulamayacağın mertebeye sana hoş göstererek, seni hırslandırmıştır. Bunun için kalktın, katiplerinin hakkımda görüş birliği içinde söyledikleri şeyi alıp yazdırdın; beni, kötülüklerle andın, karalayıp lekeledin ve çirkin sıfatlarla nitelendirip damgaladın...

Ey Abbasoğlu! Onlar adına benimle tartışmaya girip, davaya (güya) Kuran'dan delil getiren adam! Sen ki; (sarayda) her türlü içkiyi zıkkımlanırsın, çalgı çalıp çengi ve rakkaseler oynatırsın; yabancı erkeklerin karşısında çalıp oynamasına, gılmanların boynuna sarılıp kucağına oturmasına heveslenirsin; çeşit çeşit (cinsel sapıklık) fisk-u fücur ve bu arada livata (oğlancılık) ile vakit geçiren kişisin. Allah'ın hangi ayetinde bu tür işlere cevaz verilip meşru kılınmıştır?

Halbuki bu işleri yapanlar; tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp edip el koyanlar, sizin gibilerdir. Her türlü haram ve gayrı meşru kazanç yollarına başvuranlardır.

İyi insanların camilerini yakıp yıktığımı söylüyorsun. Doğrudur; bu tür camilerin hepsini yaktırdım. Çünkü o ibadet yerine gidenlerin çoğu, Allah karşısında yalan söyleyip riyakarlık yapıyordu. Her türlü yozluğu, sapıklığı buralarda kararlaştırıp Allah şeriatı diye gösteriyorlardı. Oralarda bizzat Allah'ın peygamberlerine iftira edilip, sapkın yollar meşru gibi gösteriliyordu. Böyle cami ve mescitlerden, yakılıp yıkılmaya ve viran olmaya daha layık ve müstahak hangi mekan olabilir ki? Güya “Muktedirbillah” unvanı taşıyorsun. Yani Allah'ın kudretine maliksin veya O'ndan güç kuvvet alıyorsun! Bak hele sen! Hangi orduyla savaşıp onu yenebildin; hangi düşmanı elde kılıç kovaladın? Dolayısıyla, sen değil Muktedirbillah olmak; olsan olsan Fasıkların (yozların, yobazların) emiri olursun. Müminlerin (yani halkın) emiri olmak sana yakışmaz çünkü.

Bir de bana bak; kabilesi ve yakınları arasından çıkmış biriyim. Hürmet ve itaat, onlar için yaptıklarımdan kaynaklanıyor. Beni yüceltmiş, şan ve şeref vermişlerdir. Onlar sayesinde, onlarla birlikte yükseldim.

Ey Abbasoğlu, bir daha beni tehdit etmeye kalkma; şimşek çakar gibi korkutma yoluna gitme. Her neye azmetmişsen, sözünde dur. Görülecek hesabın varsa, gel de gör!”

(Faik Bulut, “İslam Komüncüleri”, Berfin Yayınları, 2. basım, 1998, s. 170-173, Bilim ve Gelecek Dergisi)

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn