Sayı 24 / Mayıs-Haziran 2006

Son birkaç yılın verileri, Marksist Leninist komünistlerin faaliyetlerindeki enternasyonal pratiğin hissedilir ölçüde yükselişini ortaya koyuyor. Son dönemin verileri ise daha da belirgin.

2004 Eylül’ünde FHKC ve FDKC Merkez Komite üyeleri Wadia Abu Hani ve Osame El Tamimy yoldaşları misafir ettikten sonra 2005 baharında toplanan Balkan Konferansında etkin bir şekilde yer alış, önemli bir adım oldu. 2004'te Ekvador'da yapılan Latin Amerika Devriminin Sorunları seminerinden sonra, bu sene Dünya Sosyal Forumu'nda Venezuela ve Latin Amerika halklarının antiemperyalist devrimci mücadelesine temas eden komünist öncü, Mısır'da antiemperyalist Arap direnişinin bazı öğeleriyle temasa geçti, Atina'da IV. Avrupa Sosyal Forumu'na etkin bir müdahale gerçekleştirdi.

“Sanki bir yerde bir ordu toplanacak ve ‘biz sosyalizmden yanayız’ diyecek, bir başka yerde toplanan bir başka ordu da ‘biz emperyalizmden yanayız’ diyecek ve bu sosyal devrim olacak!”

(V.l.Lenin)

Marksist Leninist komünist partinin ister teorik isterse pratik olsun, her ileri adımının dışarıdan “muhalifleri” olmuştur. Bunda bir terslik de yoktur. Hatta bu, anlamlı bir belirti olarak da kabul edilebilir. Örneğin, Partinin kendisini komünist ve devrimci hareketin rönesansı olarak tanımlamasında olduğu gibi, “ESP fenomeni” vurgusunun da değişik çevrelerde yaygın reaksiyoner tepki yarattığı biliniyor.

Sivil Toplum Kuruluşları (STK)/ ya da aynı anlamda olmak üzere Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) gerçekliği ve kavramı, burjuvazinin yükselen değerleri arasında. 1970’lerde beliren, 1980’li yıllarda piyasaya sürülen STK’lar kavramı, özellikle 1990’lar sonrasında yerleşti ve hatta burjuva ideolojisinin hegemonya mücadelesinin önemli unsurlarından biri oldu. Güya devletten ve hükümetlerden bağımsız kuruluşlar; Kızılay’dan tutalım da TÜSİAD’a, futbol kulüplerinden tutalım da Helsinki Yurttaşlar Derneğine, yöre derneklerinden envai çeşit Atatürkçü derneklere insan hakları örgütleri, çevreci örgütler, dini vakıflar, İslamcıların MÜSİAD’ı, MİT güdümlü ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi), Genelkurmay güdümlü SAREM (Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi), TESEV, Soros’un ATE’si (Açık Toplum Enstitüsü), AB güdümlü İKV (İktisadi Kalkınma Vakfı) vb. Burjuvaziye göre bütün bunlar, sivil toplum kuruluşlarıydı. Burjuva devletler ve hükümetler de böyle kabul ediyorlardı. STK’larm alanı bir kez belirginleştirildikten sonra, işçi sendikalarını da bu alana sokmak zor değildi. Zaten işbirlikçi sendikacılar, burjuvazinin işaretini bekliyordu. İşçi sendikalarının STK’lara dahil edilmesi ise burjuvazinin açık ideolojik saldırısından başka bir şey değildi. İdeolojilerin öldüğü, sona erdiği iddiasıyla aynı şeydi; işçi sendikalarının STK ilan edilmesi. İdeolojilerin öldüğünün, tarihin sonunun ilanı işçi sınıfının sosyalist sınıf bilincini hedefliyorduysa, sendikaların STK ilan edilmesi de işçi sınıfının sendikal bilincini dumura uğratmaya yönelikti ve birinciler sonradan gelse de, bu ikisi birbirini tamamlıyordu.

Venezüella Gayonlar Örgütü Liderlerinden Luis R. Oviedo İle Röportaj

Gayonlar, 1991-92’de komünist hareketin krizine yanıt vermek için kuruldu. Bu yanıtı vermek için ilk olarak Marksist klasikleri okuduk. Birkaç kişilik bir okuma grubundan adım adım Marksist Leninist bir örgüte doğru ilerledik. Doğuşumuz Lara eyaletinde oldu ve bugün ülkenin yarısında şu ya da bu düzeyde örgütlüyüz. Başkent Caracas’ta fazla gücümüz yok. Daha çok ülkenin iç taraflarındaki sanayi bölgelerinde örgütlüyüz. Bizim birçok yoldaşımız kitle örgütlerinin, sendikaların yöneticileridir. Bugün ilerleyen bir örgütüz. Çok sayıda kadromuz var. İnsanları hemen ve doğrudan üye yapmıyoruz. Marksizm-Leninizmi öğreterek, burjuva ideolojisinden ve dinden koptuktan sonra üye yapıyoruz.

Venezüella Ütopya Örgütü Merkez Komite Üyesi Gilbert Gil İle Röportaj

Biz, 2000 yılında kurulmuş, Marksist Leninist bir örgütüz. Bir öğrenci gençlik hareketi olarak doğduk ama giderek bir örgüte doğru dönüştük.

Bugün Venezuela’da sosyalist devrim öncesi bir durum olduğunu düşünüyoruz. Bir yandan yaşanan burjuva demokratik devriminin kazanımlarının korunması, diğer yandan sosyalist devrim için mücadele ediyoruz. Bu amacın elde edilmesi için bir devrimci parti kurmaya çalışıyoruz. Bu çabamızda yalnız değiliz. Dört komünist örgüt olarak “Marksist Bolivarcı Akım”ı oluşturduk: Ütopya, Gayonlar, Komünarlar ve Süreç. Bunlardan Ütopya öğrenci gençlik içinde güçlü. Gayonlar işçi sınıfı içinde güçlü ve Komünarların da köylülük içinde belli bir kuvveti var. Esasen bir dergi çevresi olan Süreç ise semtlerde çalışmalar yürütüyor. Bu örgütlerle devrim için parti ihtiyacı noktasında ortaklaşıyoruz.

Yunanistan Komünist Örgütü'nün (KOE) ilk değerlendirmesi

12 Mayıs 2006

1 - 4. Avrupa Sosyal Forumu geçtiğimiz pazar günü, 7 Mayıs'ta çalışmalarını Sosyal Hareketler Asamblesi ile tamamladı. 4'ünden 7 Mayıs'a kadar Avrupa Sosyal Forumu, kitle katılımıyla bir tartışma ve mücadele kutbu rolünü oynadı. 4. ASF'yi “protesto dönemini” bitirmek ve “alternatif kurumsal öneriler”e doğru ilerlemek için kullanma reformist planı, katılımcıların büyük çoğunluğunun radikal anti-ABD, antiemperyalist, antikapitalist ve antiküresel duyarlılığının denizinde boğuldu. Özellikle 6 Mayıs'taki kitlesel ve mücadeleci gösteri, politik görüş açısından, 4. ASF'nin öncekilerle kıyaslandığında en radikal niteliğe sahip olduğunu ortaya koydu. Antiemperyalist Alan'ı oluşturan antiemperyalist, antikapitalist ve devrimci güçler, reformist planların bozulmasında ve 4. ASF'nin ve gösterinin ilerici, militan “rengi”nin ortaya çıkmasında belirleyici rol oynadılar.

Milliyetçilik, burjuvazinin sınıf ideolojisidir. Doğuşu ve gelişimi, kapitalizmin doğuşu ve yükselişiyle bağlıdır. Tarihsel evrimi saklı kalmak kaydıyla günümüzde burjuva milliyetçiliği, gerici bir ideolojidir. Kapitalizmi, kapitalist sömürüyü, burjuva egemenliğini kutsayan, kapitalizmi ve emperyalizmi ebedi bir sistem olarak lanse eden gerici bir ideolojidir. Burjuva sınıf egemenliğini ve çıkarlarını tüm “toplumun çıkarları”, “ulusun çıkarları” demagojisiyle perdeler, genelleştirerek idealize eder.

Emperyalist küreselleşmenin hızlanan ivmesi ile burjuvazi içerisinde iki ana akım belirdi: Bu akımlardan birisi, emperyalist küreselleşme süreciyle birleşmeyi, kaynaşmayı, “treni kaçırmamayı” savunmaktadır. Diğeri ise, sözde yok edilmek istenen burjuva “ulus devlet’ı yüceltmekte ve emperyalist küreselleşmeyle mesafeli ilişkilenmek gerektiğini savunmaktadır. Birinci akımın maddi temelini, uluslararası tekeller tarafından yönetilen emperyalist kapitalizm ve işbirlikçi tekelci kapitalizm oluşturmaktadır. İkincisinin maddi temelini ise yıkıma uğrayan ya da yıkım tehdidinin korkusu altındaki küçük ve orta ölçekli mülk sahipleri ve yeni yapılanmadan çıkarları zedelenen büyük ölçekli mülk sahibi “ulusal” burjuvalar, yeni süreçte ayrıcalıklarını kaybedeceğinden veya mevzilerinin gerileyeceğinden korkan geleneksel sivil ve askeri bürokrasinin etkin bazı çevreleri oluşturmaktadır.

Emperyalizm, ABD önderliğinde dünya halklarına karşı kıyıcı bir savaş yürütüyor. Savaşın bugünkü aktüel cephesi Afganistan-Irak merkezli Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyaları. (Su ve) petrol savaşının hedefinde Müslüman halklar duruyor.

Savaş, her cephede her tür silahın; bilim-teknoloji, yalan-demagoji etkin kullanımıyla sürüyor. Savaşın ideolojik cephesini ise burjuva ideologlar ordusu oluşturuyor.

Üretimin ve sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi yasası temelinde yükselen kapitalist küreselleşme dalgalarıyla, kapitalist üretim biçimi daha fazla uluslararasılaşmıştır.

Yeryüzünü ÇUŞ’lar (Çok Uluslu Şirketler) için açık bir sömürgeye dönüştürme eylemine dayanan temposu hızlanmış emperyalist küreselleşme, kendi kültürel değerlerini de daha hızlı, daha fazla uluslararasılaştırarak dünyamız halklarını, işçi sınıfını zehirlemede bir hayli yol katetti. “Küresel kent”ler, bu olgunun da başlıca mekanları olarak öne çıktı.

Birbirlerinden coğrafi olarak uzak olsalar da günümüzde ulusal hedeflerle mücadele eden hareketlerin yolu, benzer koşullarda kesişiyor ve tekil örnekler toplandığında ortaya tipik davranış biçimleri çıkıyor. İRA’nm kontrollü silahsızlanmayı başlatması, Kürt Ulusal Hareketinin ideolojik-politik evrimi, ulusal mücadele veren kimi politik oluşumların tutumları ve en son Endonezya’daki Aceh hareketinin mücadelesinin özerkliği elde etmesi; ulusal hareketlerin güncel konumunu, yakın dönem olasılıkları ve bu konuya dair yeniden düşünmenin vesilesi oluyor. Bunun için yakın bir tarih turu yararlı olacaktır.

Soykırım Karşıtları Derneği Başkanı Ali Ertem'le Röportaj

 

Soykırım kavramını açabilir misiniz? Nedir soykırım? Yöntemleri nasıldır?

Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonunun (soykırımın zaman aşımı gözetilmeksizin uluslararası hukuki kovuşturmaya tabii kılınması ve suçluların cezalandırılmasını ön gören karar) önderi sayılan Raphail Lemkin, soykırımı şöyle tanımlamaktadır:

Ortadoğu son yüzyıllık emperyalist paylaşım ve hegemonya mücadelelerinin en önemli coğrafyalarındandır. 1. ve 2. emperyalist paylaşım savaşlarında savaşın öne sürülen nedenleri ile coğrafi yakınlığı olmaması her iki savaşın dışında kalmasına yetmemiştir. Savaşlar arası ve savaş sonrası dönemlerde de ilan edilmiş açık savaş durumu olmaması, Ortadoğu'ya barış getirmemiştir. Yeraltında yatan petrolün ateşi, yüzyıldır yerüstünde tüm Ortadoğu'yu yakıp kavurmaktadır.

Kapitalizme ve emperyalizme karşı olmak temelinde devrimci bir pozisyon tarifi yapan örgütlü politik güçlerin, iddia ettikleri misyona uygun sağlam bir pratik yönelim ve duruş içinde olup olamadıklarını sınamada iki tarihsel-politik ölçeğe başvurulabilir. Bunlar, ulusal sorun ve kadın sorunudur. Bu iki soruna yaklaşım tarzı ve uyguladıkları somut çizginin ideolojik, politik ve örgütsel argümanları, her politik parti ya da örgütün geçmiş-gelecek bütünlüğü içindeki yön gerçeğini açığa çıkaracaktır.