Halk Ayaklanması Ve Devrimci Dönem

Röportaj: Derya Okatan

* Tunus Yurtsever Sosyalist Devrimci Partisi temsilcisi, güvenlik gerekçesiyle isim vermedi, 31 Mart 2013

Bin Ali’nin devrilmesine neden olan halk hareketini nasıl görüyorsunuz?

Bu bir devrim değil, ayaklanmaydı. Devrimin olması için bütün sosyal, ekonomik temelin değişmesi gerekir. Bu temel değişmiş değil. Biz bunu halk ayaklanması olarak görüyoruz. Üretim araçlarının kimin elinde olduğu konusunda herhangi bir değişiklik yok. Devrimci bir dönemdeyiz. Bu bir süreç ve sonuna kadar devam edeceğiz. Tabi ki ayaklanma bir tesadüf değildi, tarihsel bir temeli var. Ayaklanmaya kadar olan dönemde bir çok olay yaşandı. 1956 Tunus’un bağımsızlığı. Ancak bu bizim için gerçek bir bağımsızlık değildi. Bu, sadece Fransız sömürgecilerle bu sömürgeciliği devam ettirmek isteyen güçler arasında bir değiş tokuştu. 1956’dan sonra biz, toprak, özgürlük ve onur istemeye devam ettik.

Toprak ile neyi kastediyorsunuz?

Vatan, yani bağımsızlık. Onurumuza da, özgürlüğümüze sahip olmadan ulaşamayız.

Peki 1956 sonrası....

1956 sonrası taleplerimiz tam yerine gelmedi. Bağımsızlıktan sonra en önemli olay 1978’de yaşandı. Büyük bir işçi grevi oldu. Grev kırıldığı için 26 Ocak 1978’de yüzlerce kişi öldürüldü. Sendikacılar hapse atıldı, işkence gördüler. 1984 de önemli bir tarih. Enflasyon inanılmaz derecede yükseldi, fiyatlar çok yükseldi ve bir halk ayaklanması yaşandı, çok fazla kişi öldürüldü. Fadhel Sassi de 1984’deki halk ayaklanmasında devletin silahlı güçleri tarafından öldürüldü. 2008 de çok önemli bir tarih; Gafsa’daki maden işçilerinin ayaklanması... Gafsa’yı polis kuşattı. Çok sayıda kişi öldü ve yaralandı. Çok sayıda işçi işten atıldı. 2008, esasında onur devrimi dedikleri şeyi ortaya çıkaran önemli olaylar. 2011’de sınıf mücadelesi ortaya çıktı. Biz Marksist Leninistler olarak, mücadeleyi insanlar değil sınıfların yaptığını düşünüyoruz. 2011’deki ayaklanma da bir sınıf mücadelesiydi.

Muhammed Buazizi’nin kendisini yakması tesadüf gibi görülebilir ama bu eylemden ortaya çıkan bir ayaklanma değil. Tarihsel arka planında bahsettiğimiz olaylar var. Gerici güçler, ayaklanmayı siyasi bir olay değilmiş gibi göstermeye çalışıyor. Tabi ki siyasi bir hareketin sonucu, daha çok da Marksist bir hareketin sonucu. Ama dürüst olmak gerekirse Tunus solu homojen bir yapı değil, çok fazla fraksiyon var. Ve bu farklılıklar sınıfsal mücadeleyi sekteye uğratıyor. Şunu söylemek gerekir ki, bütün bu fraksiyonlar içinde bir tane devrimci tez vardır, bir tane devrimci parti vardır esasında. Slogan atarak devrimci olunabilir, önemli olan pratiktir. Bu anlamda kimin devrimci olduğu anlaşılabilir; Yurtsever Sosyalist Devrimci Partisi (Watad). (1975’de temel gücünü üniversite gençliğinden alarak kurulan El Watad, 1984’de Yurtsever Sosyalist Devrimci Partisi ve Birleşik Demokrat Yurtseverler Partisi olmak üzere ikiye bölündü.)

Ayaklanmayla birlikte Marksist Leninist fikirler daha çok kendisini gösterir hale geldi, daha çok halka ulaşmaya başladı.

Ennahda, ayaklanma başladığında ve ayaklanma sırasında burada yoktu. Ülkeye sonradan geldi ve iktidarı aldı. Bu nasıl oldu?

İslamcı hareketin geçmişi de esasında eskilere dayanıyor. 1940’lı yıllarda başladı ama esas olarak 1976 yılında kuruldu. Tabi bizi ilgilendiren iktidara nasıl geldikleri. İslami hareket feodalizmi temsil ediyor. İslami hareket daha önce iktidarda olan siyasi rejimin içerisindeydi. Daha önceki siyasi rejim komprador burjuvazinin elindeydi. İslami hareket iktidarda olmamasına rağmen onun bir parçasıydı. Biz şöyle görüyoruz; komprador burjuvazi ile feodalizm bir sınıfı temsil ediyor. İktidarda olmamalarına rağmen o sınıfın bir parçası. İslami hareketin Bin Ali ya da Burgiba rejimiyle aralarında anlaşmazlık olduysa, bu demek değildir ki bunlar devrimcidir. Aralarında kimin iktidarı ele geçireceğine dair çıkar çatışması vardır. Emperyalist güçler Bin Ali rejiminin güç kaybettiğini gördüler. Ve tabi ki devrimci güçleri desteklemeyecekler. İslamcılar, İngiltere’deydi, Amerika’da, Fransa’daydı. Onları emperyalistler hazırladı. Çünkü, emperyalist çıkarlarını temsil etmeye devam edeceklerdi.

Nasıl bu kadar oy aldılar?

Emperyalistler seçim sürecinde danışmanlarıyla yardımcı oldular. Katar ve Suudi Arabistan para gönderdi. Tabi ki din faktörü de vardı. Üçüncü olarak, 7 milyon 800 bin seçmenden 3 milyonu sandığa gitti. Bunun da 1,5 milyonu eğitilmiş dincilerdi. Bir de cahillik var. Cahil, okuma yazma bilmeyen, fakir ve kırsal alanda yaşayan insanları parayla maniple ettiler. Ennahda’nın aldığı oy aslında yüzde 10.

Peki neden bu kadar az kişi oy kullandı?

Birkaç nedeni var. Bir tanesi; biz seçimlere katılmadık mesela. Boykot çağrısı yapmayı denedik. Çünkü bu, emperyalistlerin örgütlediği bir seçimdi. Rejimin devamı olacağı için seçimlere katılmadık, seçimleri meşru görmedik. Bizim gibi düşünenler boykot etti. Gençler sandığa gitmedi, çünkü inanmadılar ve duyarsız kaldılar. Bir de Tunus solunda birlik yoktu. Biz bir Halk Cephesi yaratmak için uğraştık. Ayaklanmadan sonra bir Halk Cephesi oluşturuldu. Bunun içinde bazıları seçimlere katılmak istedi, bir kısmı boykot etmek istedi. Sonra dağıldı bu Halk Cephesi.

Liberal Cumhuriyet için Kongre Partisi (CPR), Akta Katun Partisi ve Ennahda koalisyon yaparak iktidarı alabildi. Bunlar içindeki en güçlüsü Ennahda. Biz bunların ekonomi politikasına karşıyız. Bizim için bunlar Burgiba ve Bin Ali’nin yolunda gidiyor, yani ekonomik liberalizm istiyorlar.

Temel sorun solun birlik olamaması mı?

Zor bir şey, farklı anlayışlar var, zor.

Bugün birleşik bir cephe var mı?

Evet var; Halk Cephesi. 12 örgüt var. Ama homojen değil. Dağılabilir, her zaman için aynı hareket edemeyebiliriz.

Halk Cephesi’nin kitleler üzerindeki etkisi nasıl?

Kazanmaya başladı, etkili olmaya başladı. Artık daha fazla destekçisi var. Seçmenlerin yüzde 20’sinde etkili olmaya başladı, ki yüzde 1-2’lerden bahsederken bu gelinen düzey önemli bir başarı. Ama sağa doğru kayma tehlikesi var. Çünkü reformistler. Böyle bir şey olursa biz çıkacağız. Bizim kalmamız için devrimci olması lazım. Seçim taktiğini doğru bulmuyoruz. Gerçekten siyasi bir amacı olması lazım. Rejim barışçıl yollardan değişmez.

Partinizi, ayaklanma sürecinde kitleler üzerinde etkisi nasıldı ve hangi araçları kullandınız?

Gençler sayesinde oldu, partinin gençlik kolunda olanlar. Ama bunu böyle ilan etmedik, yani gençlik örgütü olarak değil. Facebook üzerinden örgütlenen gösterilere katıldık, bildiri dağıtarak, ajitasyonlarla, sloganlarla... Biz onlardan bir tanesiydik ama bizim de varlığımız vardı. Kasba Meydanı’ndaki oturma eylemlerine katıldık.

Halk Cephesi’nin etkisini arttırdığını söylediniz. Bu gelişim neyi gösteriyor? Halk artık Ennahda’ya değil de yüzünü devrimcilere mi dönüyor?

Ennahda ile olan tecrübeden sonra insanlar yavaş yavaş ondan uzaklaşmaya başladılar. Ennahda’dan uzaklaşmanın nedenlerinden bir tanesi yavaş yavaş devrimci güçlerin etkisiyle halk bilinçleniyor. Diğer neden de hayal kırıklığı. Hiçbir şey değişmedi, fiyatlar hala çok yüksek, işsizlik oranı yüksek, polis hala gösteri yapanlara müdahale ediyor... Genel bir hayal kırıklığı var.

Tunus’ta sendikal hareketin durumu nedir ve siz sendikalarda örgütleniyor musunuz?

Tabi ki, sendikalar devrimci güçleri çatısı altında birleştiren bir örgütlenme. Biz de onun (UGTT) içinde yer aldık ama liderliği çok bürokrat ve her zaman rejimin yanındaydı. Bu nedenle liderliği ile aynı düşünceleri paylaşmıyoruz. Ama UGTT’ye her zaman destek verdik. Biz tabi ki sendikal harekete inanıyoruz. Destek vermemizin sebebi de yeni devrimcileri hazırlıyor, işçilere devrimci bilinç aşılıyor.

Ayaklanmada motor güç hangi kesimdi, gençler mi işçiler mi?

Gençlerdi tabi... Ama fakirleşen insanlar, işsiz kalanlar. Bunların içinde öğrenciler vardı, profesörler vardı, yani bütün sosyal kesimler... Aslında bunları organize eden siyasi bir parti yoktu. Bir şeylerin değişmesini isteyen insanlar bir araya geldi.

Bugün açısından temel mücadele programınız nedir?

Biz devrimci mücadeleyi devam ettirmek istiyoruz. İnsanları nasıl bu mücadeleye katacağımız bizim için önemli. İşçilere nasıl gidebiliriz, yoksullara nasıl ulaşabiliriz, onlarla tekrar nasıl diyalog kurabiliriz, harekete geçmeleri için nasıl ikna edebiliriz, bunlar önemli.

Bizim için önemli olan rejimi devirebilmek. Daha önce de bunun barışçıl yolla olacağına inanmadığımızı söylemiştim. İlk başta barışçıl yollarla başlar, ama gerekirse her türlü yöntem kullanılır rejimi devirmek için. Ve rejimi devirdikten sonra ilk başta ulusal kurtuluş, daha sonra demokratik bir rejim kurmak, sonra sosyalist bir rejim kurmak... Bunlar aşamalar. Bunun için partimizin ismi de Yurtsever Sosyalist Devrimci Partisi.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn