Salah Lajimi: Bitmemiş Bir Devrim Süreci

Röportaj: Derya Okatan

Salah Lajimi, Tunus İşçi Partisi (POT) Milli Liderlik üyesi, 2 Nisan 2013

23 Ekim 2011 seçimlerinden sonra Ennahda (Rönesans) Partisi önderliğindeki hükümet Ettakol ve Congress for Republic (Cumhuriyet için Kongre) partilerinin de katılımıyla Başkan Marzaki tarafından kuruldu. Hükümeti nasıl değerlendiriyorsunuz, mevcut durum ve sizin parti programınız nelerdir?

Seçimlerden önce partimiz kendi programına sahipti ancak seçimlerden sonra durum değişti. Şu an Halk Cephesi (Popular Front-PF) var. Halk Cephesi, 11 parti ve kendini Kızıl Atak (Red Attack) olarak adlandıran bir dernekten oluşmaktadır. Bu partiler teorik açıdan farklı; ilerici demokrat, sol ve ulusal yapıdalar. Tüm bu unsurlar politik ve sosyal bir programda karar kıldılar.

Hükümetin meşruluğunun olmadığını düşünüyoruz. Ekim 2011’deki seçimden itibaren bir yıl içerisinde anayasa yapacaklarını söylediler fakat yapmadılar. Bu nedenle artık meşru değiller. Ennahda, seçimlerden sonra anayasa yapmadığı gibi sosyal ve ekonomik hedefli acil önemler de almadı.

Şu anda Halk Cephesi ikinci bir geçiş süreci alternatifini öneriyor. Fakat bu iyi bir planlama koşullarında, seçimler için tam bir tarih içererek yapılmalıdır, anayasa yapım süreci sabitlenmeli ve yeni bir anayasa kabul edilmelidir. Sulh Ceza Yüksek Kurulu’nun temeli, bağımsız yargıyı garanti etmesidir. Yönetim düzenlemeleri, Dışişleri Bakanlığı ve bağımsız kitle iletişimi için önlem alınmalıdır. Bunlar bizim geçiş süreci için taleplerimiz.

Bağımsız bir yargı ve bağımsız bir medya önemli, başka türlü seçimlerin şeffaf bir ortamda yapılması mümkün değil. Bin Ali diktatörlüğü döneminde bu iki kurum tamamen diktatör tarafından kontrol ediliyordu. Bu talepler, bizim için geçiş sürecinin koşullarıdır. Bir diğer talebimiz ise seçimlerden sonra devlet idaresine yerleştirilen bütün Ennahda insanlarının bu pozisyonlarından geri çekilmeleridir. Ayrıca camiler bağımsız olmalıdır, bu da devletle din arasında bir laik ayrım anlamına gelir. Camiler sadece ibadet için hizmet vermelidir. Ennahda, seçimlerden önce solcular için “inançsız, ateist” şeklinde propaganda yapmak için camiyi kullandı. İnsanların bu propagandayla provoke edilmesi, şiddet ve suikastın bir sebebiydi. Eğer cami içerisinde inanmayan insanlardan bahsederseniz, dini kurallara göre onları öldürme hakları vardır. Başka bir nokta ise Şükrü Belayid suikastının aydınlatılmasıdır; bu suçu kimin planladığı, kimin işlediği, kimin para ve diğer anlamlarda desteklediği... Tüm bunlar açıklığa kavuşturulmalıdır.

Şükrü Belayid suikastından sonra Halk Cephesi “Tunus’u Krizden Kurtarmak için Ulusal Kongre”yi önerdi. Çünkü hükümetin başarısızlığı net ve bizim Tunus’u kurtarmamız gerekiyor. Bu kongre derneklerden, sendikalardan vs. toplumun tüm kesimlerinden oluşmaktadır.

Bahsettiğiniz Ulusal Kongre nedir, hedefi nelerdir, ne tür bir rol oynamayı öngörüyorsunuz? Parlamentonun feshedilmesini ve böyle bir kongre formundan yönetim birimine geçmeyi mi planlıyorsunuz?

POT olarak iki seçeneğimiz var. Hükümete dahil olup birkaç bakanlığı almak ya da Tunus’u Kurtarma Kongresi’ni düzenlemek. Bu kongre, parlamentonun yerini alacaktır. Ulusal diyalog bazında tüm Tunus güçleri hükümet yerine kuruluş oluşturmalıdır çünkü daha önce de söylediğimiz gibi bu hükümet meşruluğunu kaybetti. Seçimin meşruluğu artık hem hükümet hem de parlamento için yeterli değil. Güçlenmeli ve bu kongreyi ulusal diyalogun bir formu haline getirmeliyiz. İnsanların politik istikrarsızlık olabileceğinden korktuklarının farkındayız. Bu durum bir nevi taktiktir. Bu yüzden, parlamentoyu feshetmeyi önermeyeceğiz fakat Tunus’u Kurtarmak için Ulusal Kongreyi önereceğiz.

Bu kongre oluşumunu bir alternatif olarak öneriyorsunuz ve aynı zamanda seçimler için bir tarih saptamak istiyorsunuz...

Bu ikisi birlikte gidebilir. Kongre seçim tarihine kadar geçiş dönemi için bir plan yapmayı öneriyor. Seçimlere kadar acilen sosyal, ekonomik ve politik önlemler alınmasını istiyoruz. Kongrenin gelecek seçimlere kadar süreci yönetmesini istiyoruz.

26 parti ve örgütten oluşan Devrimi Korumak için Ulusal Konsey, Bin Ali’nin devrilmesinden sonra burjuvaziye hizmet için kendini yenileyen Yüksek Mahkeme yerine oluşturuluyor.

Evet. Bu, politik bir girişim. Fakat ek olarak başka girişimlerimiz de var; kitle çalışması yürütmek, hükümetin başarısız olduğunu anlatmak, hükümetin halkın taleplerini yerine getirmediğini ve devrimin bütün amaçlarını yerine getirmemiz gerektiğini göstermek.

İnsanları bu kongrenin bir alternatif olduğuna ikna etmek istiyoruz. Hükümet düştüğünde Kongre, halkın destekleyeceği bir alternatif olacak. Parlamentoya hala güveniyorlar fakat POT halkı Kongrenin bir alternatif olacağına ikna etmeye çalışıyor. Çünkü bu hükümetin başarısız olduğuna ve düşeceğine eminiz. Kongre, geniş kitlelere dayanan bir alternatif olacaktır. Kongre yeni hükümeti oluşturacaktır.

Halk Cephesi acil sosyal, politik ve ekonomik programa ve Ennahda’nın emperyalistlere satmaya çalıştığı, Katar, AB ve diğer devletlerle üzerine anlaşma yaptığı doğal kaynakları da korumak için bir programa sahip. Bu program, Kongre tarafından oluşturulacak hükümet ile yerine getirilecektir. Hükümet tamamen bu programla meşgul olacaktır.

Bunun Tunus için çözüm olacağını söylüyorsunuz fakat bu sosyalizmin, gerçek sosyalizm olacağını mı düşünüyorsunuz?

Tunus’taki ekonomik ve sınıfsal durum ile üretim ilişkileri sosyalist bir programa izin vermiyor fakat bir ulusal ekonomi programımız var. Bu da, bizim sosyalizm için ilk adımları atmamızı sağlayacaktır.

Eğer gücü elimizde bulundurursak bize sosyalist nitelik kazandırabilecek bazı reformlar yapabiliriz. Yoksul çiftçiye toprak dağılımı gibi.

Gücü elinizde bulundurmaktan bahsediyorsunuz, gerçekten seçimlerle gücü elinize almanın mümkün olabileceğini düşünüyor musunuz?

Her iki senaryoya da hazırız: halk devrimiyle ya da seçimlerle. Eğer sokak eylemleri ve halkın direnciyle güçlenirsek ardından seçimler olacaktır, eğer seçimlerle de güç elde edersek, ardından devrimci reformlar yapacağız. Emperyalist müdahaleye karşı insanlar bizi savunacaklar çünkü biz yoksulların taleplerini yerine getireceğiz.

Halk Cephesi’nin son dönemdeki ekonomik programında stratejik sektörleri kamulaştırma da var.

Biz, her ikisini de birlikte yapıyoruz: Öncelikle her zaman halk desteğiyle sokakta olmaya çalışıyoruz, eylemler örgütlüyoruz ki, liderlik yapabileceğimiz ve güç kazanabileceğimiz başka bir devrim olursa diye. İkinci yol ise seçimler. Şeffaf bir seçim gerçekleştirebilmek için maksimum derecede çabalıyoruz. Kitlenin desteğini almaya çalışıyoruz. Bu hükümetle seçime gitmeyeceğiz çünkü seçimler için adil koşullar bulunmuyor; yasadışı para, şiddet ve kitle iletişim araçları onların elinde. Bu nedenle, devrimcilerin seçimi kazanma şanslarının olacağı koşulları yaratmaya çalışıyoruz. Çünkü Halk Cephesi önem ve yeterliliğe sahip, daha fazla muhalefette kalmaya niyeti yok. Gücü ele alıp ülkeyi yönetmenin zamanı geldi.

Programı özetleyebilir misiniz? Partinizin başlıca politik ve ideolojik çizgisini ve stratejisini...

POT, Marksist-Leninist bir partidir. Komünist hareket Tunus’ta köklü bir geçmişe sahiptir. Türkiye’deki gibi harekette çokça bölünme yaşandı. 70’ler-de Komünist Parti’nin nasıl inşa edileceğine dair çok önemli bir tartışma vardı. İki ana yaklaşım bulunuyordu; ya hareket kendiliğinden başlatılacak ve parti sonrasında oradan doğru yola çıkarak oluşturulacaktı ya da önce parti inşa edilecekti. Parti inşası tartışmaları aşağı yukarı böyleydi. O sırada Tunus işçilerinin birçok pratiği ve komünist öğeli güçlü bir hareket bulunuyordu. O dönemde hareket çoğunlukla Maoizmden etkilendi. Ayrıca bazı faydalı pratikler Maoizmden alındı. Uluslararası Arnavutluk-Çin farkı tartışmalarında biz Marksist-Leninist çizgide yer aldık.

1985’te örgüt, Marksizm-Leninizm ilkelerine sadık kalarak ve hareketten yola çıkarak Tunus Komünist İşçi Partisi’ni (PCOT) kurdu. 1986’da Komünist Gençlik Birliği’ni kurduk.

Bizim ülkemizde özel çalışma şartları her zaman Türkiye’dekinden farklı olmuştur; silahlı mücadelenin rolü ile ilgili örneğin. Tunus’ta küçük gruplar silahlı mücadeleyi kullandı. Marjinalleşip halktan koptular. Onların faaliyetleri burjuvazinin baskı kurması için bahane oldu. Bu yüzden halk hareketini çoğunlukla kitleleri örgütlemek için kullanıyoruz.

Geçmişte hiç devrimci şiddet içeren mücadele metotlarını kullandınız mı?

Tunus’taki özel durumlar üzerine çalışmak istiyoruz. Coğrafya, kültür ve tarih ülkemizde silahlı bir mücadele başlatmaya izin vermiyor. Halk mücadelesinin tarihi politik mücadeleye dayanıyor, silahlı mücadeleye değil. Askeri darbeler ülkede oldukça kötü bir itibara sahip.

Askeri darbeler ülkede oldukça kötü bir itibara sahip derken neyi kastediyorsunuz? Askeri darbelerle sınıf mücadelesinde devrimci şiddet kullanılmasının bağlantısı nedir?

Darbe ile güç elde etmek isteyen bazı devrimci hareketler var. Bourguiba’nın ilk hükümetine karşı olan bazı hareketler vardı fakat başarısız oldular. 1987’de İslami hareket darbe ile güç kazanmak istedi fakat Bin Ali daha hızlıydı.

Peki ne tarz bir çalışma yürütüyorsunuz? Halkın hangi kesiminde örgütleniyorsunuz ve ne tarz mücadele yöntemlerini kullanıyorsunuz?

Öğrenci ve işçi sendikalarında bulunuyoruz. Ayrıca, Bin Ali döneminden beri inşa edilmeye çalışılan demokrasi ve insan hakları hareketlerine de katılıyoruz.

1989’da Bin Ali başa geçtiğinde, herkesi ulusal bir anlaşma yapmaya çağırdı ve sadece PCOT buna katılmayı reddetti. Darbeyle başa geçti ve biz muhaliftik. 90’ların başından itibaren gerçek yüzü ortaya çıktı ve diktatörlük başladı. Eşinin ailesi gerçek bir mafya ve siyasi polisi de kullanmaya başladı. Totaliter parti RCD -Anayasal Demokratik Yürüyüş- ile hüküm sürdü. (Not: Bu parti eskiden neo Düstur olarak bilinen, aslen 1956’da Fransa’dan bağımsızlık kazanıldığındaki ilk başkan Habib Bourguiba tarafından kurulmuştur. Doktorlar, Bourguiba’nın “yönetmeye uygun olmadığını” deklare ettikten sonra Bin Ali başkanlığı kabul edildi.)

1991’de stratejik bir program önermedik. Bin Ali’ye karşı mücadele ettik, taktiğimizi değiştirerek onun hükümetinin düşmesini sağlamaya çalıştık; genel taktik olarak politik özgürlük talep ettik. (İfade, örgütlenme, basın sansürüyle ilgili yasaların kaldırılması, siyasi parti özgürlükleri vb.) O dönemden itibaren tüm demokratik hareketlere Kurucu Meclis (CA) için çağrı yaptık. Toplum ile aynı şekilde Kurucu Meclis’in (CA) amacını yerine getirmek için çalışmaya devam ettik. Çünkü bizim bakış açımıza göre Kurucu Meclis (CA) yeni bir dönemin başlaması ve geçmişi kesip atmak olacaktı. Bu taktiği uygulamaya başladığımızda, diğer örgütler bizim reformist olduğumuzu ve devrimci olmadığımızı söylediler. Fakat programı dikkatlice okuduğunuzda siyasal özgürlüğü görüyorsunuz ve Kurucu Meclis’e intifadasız erişilemez. Bu da, devrimin, isyanın, ayaklanmanın başlaması demektir. Kurucu Meclis’e (CA) ulaşmak için intifada gereklidir. Misyonumuz reformist, bu doğru, fakat yerine getirilmesi için ayaklanmaya ihtiyaç var. Amacımız diktatörlüğü devirmek, ama bunu bir seferde yapamayız, adım adım ilerlemeliyiz. Devrim yapma amacımız var, ama asıl soru onu nasıl yapacağımız. Bizim analizimiz gerçekti ve POT doğru analizleriyle bilinir, sadece işçileri değil maksimum sayıda insanı yanımıza almak için bir program önermeliyiz. Çünkü bizim analizimize göre tüm sınıflar Bin Ali diktatörlüğünden acı çekti. Bu yüzden, bütün sınıfları burjuvaziye karşı birleştirmeliydik.

Burjuvazi Tunus’ta oldukça küçük, 5 ya da 7 aileden oluşuyor. Rakamsal olarak çok küçük. Ve diğer tüm sınıflar diktatörlüğe karşı zafer elde edebilirler. Bin Ali ailesi, arkadaşları birer mafya gibiler. Bin Ali ailesi, toprak sahiplerinden burjuvazi yarattı, fakat bu kapitalist ziraat idi. Burjuvazi tarihsel olarak gelişmiş bir sınıf değil. Sömürgeciler tarafından, yurtdışından gelen parayla yaratıldı, ülkeyi idare eden sınıf tarafından değil. Bin Ali ailesi ve büyük toprak sahipleri bu sınıfa katıldı. Güçlü bir idare sistemine ve yozlaşmış politikacılarıyla RCD’nin oportünist sistemine sahiptiler.

Bu nedenle diktatörlüğü devirmek için geniş bir halk koalisyonu oluşturmak önemli ve zorunluydu. Fakat Bin Ali’yi devirmek için çağrı yapan yalnızca bizdik. Bunu kitap -larda yazdık ve gizli bir gazetemiz de vardı. 1989’da Bin Ali ve tüm diğer partilerden gelen katılım çağrısını reddettiğimizden beri, Bin Ali’nin devrilmesi için çağrı yapan tek kuvvet bizdik.

Geniş bir cephe oluşturmak için tüm politik unsurlara programımızı önerdik, sloganlarımızı muhafaza ettik ve Bin Ali’yi devirmek için çağrı yaptık. Bin Ali döneminde, yoldaşlarımızın gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı bir ay bile kalmamıştı. Eğer o dönem gizli örgüt kullanmamış olsaydık Bin Ali partimizi tasfiye edebilirdi.

Bin Ali’ye karşı tüm farklı kuvvetleri bir araya getirmeye çalıştık. Öğrencileri, sendikaları, işçileri, siyasi örgütleri etkinliklerimize katılmaya çalıştık. Siyasi özgürlükler önerdik, Bin Ali’nin onlara siyasi özgürlükleri vermeyeceğine onları ikna ettik. Bu, insanları Bin Ali karşıtı muhalefette tutmak için bir taktikti.

İnsanları, bir ideoloji değil, bir program dahilinde bir araya getirmeye çalıştık. İnsanları ve siyasi partileri Bin Ali’nin siyasi özgürlükleri vermeyeceğine ikna etmek için bunu pratikte kanıtlamamız gerekiyordu, kelimelerle mümkün değildi. Ancak

Bin Ali’den sonra demokratik sistem oluşturulabileceğine onları ikna etmeye çalıştık. Bugün diktatörlükten sonra özgürlükleri kazanmakta başarılı olduk, yani insanlar haklı olduğumuzu gördü.

Tunus’ta şu an özgürlük olduğunu düşünüyor musunuz? Bin Ali’nin devrilmesinden sonra siyasi özgürlükler artık var mı?

Tabi ki, devrimden sonra özgürlüklerimiz var. Hükümet bu özgürlükleri kısıtlamak istiyor. Burada POT ofisinde oturuyor olduğumuz gerçeği bunu gösteriyor! Daha önce illegaldik! Ama şimdi burada oturabilir ve birbirimizle açıktan konuşabiliriz.

Ennahda’nın yönetimde olması devrimin durduğu anlamına gelmez, devrim süreci devam ediyor.

Özgürlüklerimiz olduğunun başka bir kanıtı ise Şükrü Belayid suikastının olduğu gün 2 milyon insanın sokağa çıkmasıdır. Bu, ifade özgürlüğüdür. Hükümet ne yaparsa yapsın, insanları devrime hazırlamakla daha ilgiliyiz. Önemli olan insanları devrimi yerini getirmeye hazırlamak. Bin Ali’yi düşüren halk Ennahda’yı da düşürecektir.

Bin Ali’nin devrilmesine devrim olarak mı bakıyorsunuz?

Aralık 2010-Ocak 2011 dönemi halk ayaklanmasıydı. Hareket başladığında halk politik talepler önermeye başladı ve devrim süreci de başladı.

Bin Ali düşürüldüğünde sloganlar bir alternatif talep ediyordu, başka bir politik sistem ordaydı. Devrim ya da değil diyemeyiz, çünkü başarısız olup olmadığı gerçeği onun devrim olup olmadığının tek kriteri olamaz.

Devrim lehine kuvvetler ve buna karşı olan kuvvetler var. Mücadele henüz bitmedi. Süreç devam ediyor.

Bunun sadece bir ayaklanma (intifada) olduğunu ve devrim olmadığını söylemek, sürecin önemini azaltmak, burjuva bakış açısıdır. Sadece ayaklanma olduğunu söylemek, burjuva fikriyatıdır, onlar halk gözünde devrimin değerini düşürmeye çalışıyorlar. Her şey bitti, devrim durdu, hiçbir şey değişmeyecek hissiyatını oluşturmaya çalışıyorlar.

Bu henüz bitmemiş bir devrim sürecidir. Hala başarılı bir devrim değil fakat devam ediyor.

Gerçek bir değişim ve devrim talebi vardı. Neden devrimci ve komünist güçler kitlenin gözünde bir alternatife dönüşemediler? Neden kitleleri kendi programlarına ikna edip örgütleyemediler ve neden sol güçler değil de Ennahda seçimi halktan gelen büyük bir destekle kazandı?

Bin Ali döneminde kimse komünizm hakkında konuşmadı. Kimse komünizmi bilmiyor. Bin Ali halka tek muhalefetin İslami güçler olduğu izlenimini verdi. Kimse komünistleri bilmiyordu. Avrupa’nın desteğini almak için Bin Ali’nin uyguladığı bir taktikti bu. O her zaman, İslami hareket haricinde bir muhalefetin olmadığını gösterdi. Bu durumda bir düşürme olursa yerine geçecek güçlerin İslamcı olacağı görülüyordu ve bu onun Batı’ya göstermeye çalıştığı senaryoydu.

Bir çok İslami kuvveti tutukladı. İslami kişilerin komşuları ve arkadaşları dahil, herkesi. 30 bin İslami tutuklu vardı, sadece politik İslamın takipçileri değil Müslüman olan insanlar da dahildi. Bu durumda İslami kuvvetlere sempati oluşturdu. Fakat İslami cephenin programı yok. Diktatörlük döneminde yurtdışında ve yurtiçinde bulunuyorlardı fakat gerçek bir muhalefet değillerdi. Bin Ali’yi bir diktatör olarak eleştirmiyorlardı. Bin Ali’yle anlaşma yaparak cezaevinde-kileri dışarı çıkartmaya çalışıyorlardı. Ayrıca 18 Ekim 2005’te, bizimle Bin Ali’ye karşı ortak anlaşma imzalayan küçük bir grup İslami topluluk da vardı. 2005’te SMC (Uluslararası İletişim Zirvesi) yapıldığı dönemde dünyaya, burada özgürlüğün olmadığını göstermeye çalıştık. Cezaevlerinde açlık grevleri vardı ve zirve iletişim zirvesi olmaktan açlık grevi zirvesine çevrildi. Birçok uluslararası temsilci açlık grevindekileri ziyaret etti. Ennahda’nın bazı kesimleri de bu açlık grevine katılmıştı. Ennahda’da iki grup vardı; Bin Ali ile dostça bir anlaşma yapmak isteyenler ve ona karşı olanlar.

Son 10 yıldır Bin Ali’ye karşı bazı insan hakları savunucuları ve solcularla yalnız mücadele verdiğimiz gerçeğini düşünürsek, insanların komünizmi bilmemesi mantıklıdır.

Devrimden sonra Ennahdalılar cezaevinden çıktıklarında bir çok destekçileri oldu. Bin Ali diktatörlüğünde İslami kesime büyük bir baskı vardı ve sadece siyasi İslamcılara değil normal Müslüman halka da yönelik. İnsanlar, camiye gidip dua etmek istedikleri için işkence gördüler. ABD desteğiyle yapılan terörle mücadele yasası da İslamcılara karşıydı.

Ennahda desteği, programı sayesinde değil koşullar sayesinde aldı. Herkes onlara mağdur olarak baktı, ayrıca dindarlar, iyi insanlar, Bin Ali’ye karşı savaştılar. Bunlar sahip oldukları görüntüydü.

Fakat artık insanlar Ennahda’nın Bin Ali ile aynı olduğunun bilincindeler, şu an önceki rejimden farklı değil.

Ennahda’nın Suudi Arabistan’la, siyonistlerle, Katar’la, ABD’yle olan ilişkisi, herkese onların Bin Ali’den bile daha kötü olduklarını gösteriyor.

Politik, ekonomik ve sosyal bakımdan tamamen başarısız oldular, hiçbir şey yapmadılar. Yiyecek, giyecek, petrol, şeker ve her şeyin fiyatı yükseldikçe yükseliyor. Bin Ali döneminden bile daha pahalılar.

Ayrıca genel güvenlik konusunda da başarısız oldular; suçlar olabildiğince şiddetlendi, insanlar geceleri evlerinin dışına çıkacak kadar güvende hissetmiyorlar.

Ennahda hükümeti, halk cephelerine silahlı saldırı gerçekleştiriyor. Tıpkı aralık 2012’de Selena’daki protestoda ve Gafsa’da olduğu gibi.

Ennahda devrime katılmadı, ne liderleri ne de üyeleri katıldı, yalnızca az sayıda aktivist katılım gösterdi.

Sol güçler neden ülkede gücü ele geçiremedi, bunun hakkındaki fikriniz nedir? Özellikle Bin Ali’nin kaçışından sonra “vakum gücü” gibi bir durum vardı sanırım. Sebepler nelerdi; irade eksikliği ya da zor ya da hazırlıksızlık ya da başka bir şey? Bu süreç nasıl gelişti?

Devrimden sonraki ilk hükümet Muhammed Gannuşi hükümetiydi ve biz bu hükümeti devirmeye karar verdik ve ayrıca ekim seçimlerine kadar yönetimde olan Beji Caid el Sebsi’ye karşı da mücadele ettik. Onlara karşı mücadele etmeye devam ettik. Hemen seçimlere gidilmemesi gerektiğini, halkı bütün durumu daha iyi anlayıncaya kadar yönetmemiz gerektiğini, böylece doğru seçimi yapabileceklerini söyledik.

Bizler, Ben Achour’un Yüksek Komisyonu’na paralel olarak yaratılan Devrimi Korumak için Ulusal Konsey’in içinde yer alıyorduk, ikili güç durumu bulunuyordu. (Not: Yadh Ben Achour, Gannuşi tarafından anayasal refomu denetleyen ve 17 Ocak 2011’de kurulan Tunus Yüksek Politik Reform Komisyonu başkanlığına getirilmişti, bu komisyon daha genişletilmiş bir komite haline getirilip 17 Mart’ta zorunlu seçim yasasını çizmek üzere “Devrim Hedeflerini Gerçekleştirme, Politik Reform ve Demokratik Geçiş için Yüksek Komisyon” olarak adlandırıldı. Bu komite, Gannuşi döneminde 2011 Tunus hükümet reformu için oluşturulan üç komiteden biriydi.

27 Şubat’ta Gannuşi kitle protestosuyla istifaya zorlandı ve Beji Caid el Sebsi, 24 Aralık 2011’e kadar yeni başbakan ve “Devrim Hedeflerini Gerçekleştirme, Politik Reform ve Demokratik Geçiş için Yüksek Komisyon” başkanı oldu.)

O andan itibaren gerçek sapma süreci başladı. Devrimi korumak için Konsey’de bizimle beraber olan unsurlar adım adım Yüksek Komisyon’a ikna olup bizi terk ettiler. Geçici başkan Sebsi ve hükümeti diğer unsurların da Yüksek Komisyon’a katılmalarını onayladılar. Çok geçmeden Devrimi Koruma Konseyi’nde bazı küçük gruplarla yalnızlaştırıldık. O andan itibaren direnemedik. Bazı yoldaşlar ve hatta şehit Şükrü Belayid bile Yüksek Komisyon’a katıldılar. Achour’un Yüksek Komisyon’una katılmayan tek hareket bizdik fakat Yüksek Komisyon’daki bazı hareketlerle, bize katılabileceklerini düşünerek temasımızı sürdürdük. “14 Ocak Cephesi” adı altında devrimi savunmak için bir cephe kurmaya başladık. Devrim taleplerini yerine getirmek için mücadele etmeye devam ettik ve ayrıca seçim tarihlerinin düzenlenmesi talebinde bulunduk. Halkla iletişimi sürdürdük, toplantılar yaptık ve programımızı önerdik. Fakat bütün koşullar, Ennahda hareketinin tarafındaydı. Paraya ve medya desteğine sahiplerdi. Geçici başbakan Sebsi, yurtdışındaki güçlerle hakimiyeti Ennahda’nın alması için anlaştı.

Başkan Marzouki’nin “Cumhuriyet için Kongre” partisi büyük bir parti değil, güçlü kutuplar Ennahda ve bizim partimiz, Tunus İşçi Partisi. Ennahda’yı güçlendirmek için parayı kullandılar ve bizim ateist olduğumuzu söyleyerek dini kullandılar, tanrıya inanmadığımızı ve yönetime gelirsek dini inkar edeceğimizi söylediler. Tunus burjuvaları Ennahda’yı her anlamda destekledi, yani arabalar, iletişim, para vb. onlara güç kazandırabilmek için. Biz seçmen kampanyamızı kendi imkanlarımızla, kendi aktivistlerimizle gerçekleştirdik.

Fakat durum değişti. 23 Ekim’deki ilk seçimde sol güçler bir arada değillerdi. Hepsi kendi listeleriyle seçime katıldılar. Solun bütün oylarıyla 25 sandalye elde edilebilir, fakat bölünmüş olsalardı seçilemezlerdi. Katılım listesi bulunmuyordu. Bazı bölgelerde adaylarımız 3000 oya sahip, diğer sol güçler 2000, bir başka sol 5000... Fakat bölündükleri için parlamentoda sandalyeye sahip değiller.

23 Ekim seçimlerinde Ennahda, Kurucu Meclis (CA)’daki 217 sandalyeden 90’ını kazandı. Sizin partiniz ve Halk Cephesi’ndeki diğer partiler kaç sandalye kazandılar?

İşçi Partisi 3 sandalyeye sahip ve toplamda Halk Cephesi’nin 10 sandalyesi var. Kurucu Meclis’e şu an bir önem vermiyoruz, meclisi sadece Ennahda’ya karşı propagandada kullanıyoruz, onları kürsüde teşhir etmek için kullanıyoruz. Orada üyelerimiz Ennahda’ya yüksek sesle karşı çıkıyor fakat oraya çok fazla önem vermiyoruz.

23 Ekim seçimlerinden sonra Ennahda, Sebsi’ye verdiği sözleri yerine getirmedi. (Seçimlerden önce Sebsi’ye cumhurbaşkanlığı sözü verdiler fakat gerçekleştirmediler) Bu yüzden Sebsi, Bin Ali’nin eski parti üyelerini kapsayan bir parti kurmaya başladı. Sebsi, ilk Burgiba hükümetindeydi ve ayrıca Bin Ali hükümetinde de bulunuyordu.

Bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, burjuvaların ana güçleri ve Tunus’taki devrimci güçler nelerdir?

Bugün yönetimi isteyen 3 ana gücüz;

1) Sebsi ve burjuvaları temsil eden Bin Ali’nin eski partisi RCD,

2) Gelecek seçimleri kazanmak için kendini burjuva sınıfı içerisinde temellendirme çalışmasına başlayan Ennahda partisi,

Bu iki güç arasındaki farklılık resmiyettedir. Nasıl ilerleneceğine dair bir farklılıktır. Bu arada biri dine odaklanırken diğeri liberal bir güçtür, bununla beraber her ikisinin de ekonomik ve sosyal programı aynıdır.

3) Üçüncü güç ise biz ve Halk Cephesi, Sebsi, Ennahda’nın hükümeti yalnız yönetmemesini deklare ediyor, gücü paylaşmak ve koalisyon kurmak istiyor.

Bugün koalisyon hükümeti zaten bulunuyor, yani burjuvazi bununla tatmin olmadı mı?

Evet, koalisyon hükümeti var fakat Ennahda en güçlü olanı. Diğer ikisi ikincil seviyede önemliler.

Üçüncü güce gelince, o da Halk Cephesidir, bağımsız devrimci güç. Bu güç, Ennahda ya da Sebsi ile birleşmeyi istemiyor, devrimin amaçlarını yerine getirmek için bağımsızlık istiyor.

Üç ana kuvvetin olduğunu söylediniz, peki ya etkileri? Hangi tarafın emekçi kitlelerde daha fazla etkisi var ve nasıl bir gelişme eğilimi göstermektedirler?

Halkın desteğiyle ilgili durum şöyle takip ediyor: Ennahda güçlü çünkü paraya sahipler ve yönetim onların elinde, fakat toplumdan aldıkları destek azalıyor.

El Sebsi’nin kontrolünde medya bulunuyor ve Bin Ali’nin eski partisine yakın duruyor. Medya bağımsız değildi fakat Bin Ali ailesinin elinde bu yoğunlaştı. Ayrıca burjuvalar da onunla.

Biz, halktan destek alıyoruz. Protesto ve gösterilerimiz olduğu zaman Halk Cephesi en fazla katılımcıya sahiptir. Bizler gerçekten ve ciddiyetle siyasi gücü istiyoruz. Şimdi en önemli sorun Halk Cephesi’nin toplumsal alanlarda nasıl gösteriler düzenleyeceğidir. Halk Cephesi’ndeki kişi sayısı yükseliyor, sorun onların nasıl örgütleneceğidir.

Halk Cephesi’nin (PF) sahip olduğu en önemli kazanım/avantaj gençliğe sahip olmasıdır! Diğer iki kuvvetin çok fazla genç destekçileri bulunmuyor. Bir çok öğrencimiz var, mezun işsiz, işçi ve kadınlar. Halk Cephesi kadınlar için önemli bir platform, gösterilere bir çok kadın katılıyor. En önemli şey ise Halk Cephesi’ndeki diğer unsurlar bize yönetme sorumluluğunu veriyorlar, çünkü bunu yapabilme yeteneğine sahibiz.

Yoldaş Hamma Hammami şu an Halk Cephesi’nin sözcüsü değil mi?

Evet.

Bir çok alanda partinin en iyi unsurlarını Halk Cephesi’ne veriyoruz. Bütün unsurlar, POT’un Halk Cephesi’nin omurgası olduğunu söylüyorlar.

Oldukça iyimseriz. Tunusluların bilincinin yeterince gelişmediğini biliyoruz. Devrim onlar için hala yeni bir şey. Yine de komünistlerin bir diğer karakteristiği sabırlı olmalarıdır.

Halk Cephesi için en önemli kazanç bütün liderlerin geçmişte Bin Ali ile hiçbir kontağının bulunmaması, onun rejimiyle hiçbir bağları yoktu. Tunus halkı bunu yeni anlamaya başladı. Geçmişte halk, kim Bin Ali’yle ve kim ona karşı tam olarak bilemiyordu fakat şimdi anlamaya başladılar.

Bazı gerçek durumlar var ki, birçok liderin Bin Ali’nin peşinden gittiğini gösteriyor, yalnızca Hammami ve onun Halk Cephesi’nden arkadaşları gitmediler. Düşman dahi bunu itiraf etmelidir.

Son kongrenizde adınızı Tunus Komünist İşçi Partisi’nden Tunus İşçi Partisi’ne çevirdiniz, neden? Bu konu hakkında ne tür tartışmalar yapıldı?

Bizim için en önemli şey komünizme doğru bir adım atmak. İsimler ve formlar önemli değil, önemli olan komünizme doğru gerçek adımlar atmaktır. Program bir kelimeden daha önemli. Eğer Marksizm-Leninizme dönecek olursak komünist sözcüğünün yerine getirilebilecek olan işçiler sözcüğünü bulabiliriz. Aynı anlamı taşıyorlar. Ayrıca partinin amblemi çekiç ve orağı aynı tuttuk. İsim değişikliği, bütün organlarda ve parti üyeleriyle yapılan ciddi tartışmalardan sonra yapıldı. Bin Ali döneminde onun işkence ve zulümlerine rağmen komünizm kelimesini koruyan tek unsur bizdik. Bugün önemli olan halkın komünizmi nasıl anladığıdır, komünistlerin nasıl anladığı değil! Çünkü, burjuvaların propagandası komünizm kelimesine karşı, insanlar komünistlerin ateist olduğunu anlıyor.

Peki bu doğru değil mi? Ya da siz komünist değil misiniz? Bilimsel sosyalizme inanan materyalistler değil misiniz?

Komünizm ateizm okulu değildir, sosyal ve ekonomik değişimdir. Tabi ki bütün parti üyeleri ateist. Fakat komünistler ateist olup olmamak sebebiyle komünist değiller. Bir çok ateist siyasi aktivist ya da militan ya da insan hakları savunucusu bile değil. Kendimizi olumsuz bir söylemle “Tanrıya inanmıyoruz” diyerek tanıtmıyoruz. Bu bir taktiktir. Ennahda’nın bizim ateist olduğumuzu söyleyen propagandasına karşı duruyoruz. Camiyi, bizim ateist olduğumuzu söylemek için kullandılar. İktidarı ele aldığımızda ülkenin anarşiye döneceğini söylüyorlar. Burjuvazi bize komünist kelimesi yüzünden değil programımız yüzünden karşılar. Dahası üzücü gerçek şu ki bir çok komünist parti oldukça kötü bir komünizm görüntülüyorlar. Komünizm kelimesine vurgu yapan insanların çoğunluğu küçük burjuvalar, öğrenciler, gençlik. Gençlik örgütümüzün adını “Komünist Gençlik Birliği” olarak koruduk ve bu, Tunus’taki en büyük gençlik örgütüdür. Binlerce üyesi var. Onlar komünist.

Üzerine derince düşünülmesi gerekilen Marksist bir soru var. Bu soru, halkın dahil olabileceği Marksist-Leninist bir yapıya nasıl ulaşılacağı, halktan olmak, kucaklaşmak, geniş kitleleri ve bir çok insanı bize dahil etmek. Tunus halkı kısıtlanmış bir kültüre sahip ve siyasi olarak iyi eğitimli değil. Bizimle gelmelerini, programımızın temellerinde birleşmelerini istiyoruz, komünizm kelimesinde temellenmelerini değil.

Kimse Marksist-Leninist olmadan bu partinin üyesi olamaz, fakat destekçiler, sempatizanlar ve aktivistler ile bu durum farklıdır.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn