Bettoumi Nouri: UGTT Ulusal Diyalog Çağrısı Yapıyor

Röportaj: Derya Okatan

Arap halk isyanlarının kıvılcımının çakıldığı Tunus, hala patlamaya hazır bomba gibi. AKP modeli İslami iktidara öfkenin giderek arttığı Tunus ta, isyana neden olan etmenler hala güncel: İşsizlik oranı çok yüksek, üniversite mezunları iş bulamıyor, maaşlar çok düşük, fiyatlar çok yüksek. Ayrıca demokrasi yok, özgürlükler çok sınırlı. Ennahda hükümetinin toplumu muhafaza-karlaştırma korkusu ise iktidara öfkenin bir diğer nedeni. 11 milyonluk bu küçük Kuzey Afrika ülkesinde halk şimdi de Ennahda hükümetini devirmek için mücadele ediyor. Ayaklanma sürecinde etkin rol oynayan Tunus Genel İşçi Sendikaları (UGTT) da bu mücadelenin içerisinde yer alıyor.

1946 yılında, yani Tunus’un Fransız sömürgesi olduğu dönemde kurulan UGTT, ülkedeki hala en büyük sendika. Kamu ve özel sektör çalışanları içinde örgütlenen UGTT’nin 24 bölgesel şubesi var. Bunlardan 4’ü başkent Tunis ’te bulunuyor. Sendikanın 53 işkolunda örgütlülüğü var. 3 milyon ücretli çalışanın olduğu ülke genelinde 750 bin üyesi bulunuyor.

Özellikle sol örgütlerin aktif olarak içinde yer aldığı UGTT, Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan Aralık 2010’daki halk ayaklanması sürecinde aktif rol aldı. Bin Ali diktatörlüğü döneminde siyasal örgütlenme yasak olduğu için, UGTT neredeyse bir parti gibi hareket etti. Programında sosyalist ekonomiyi savunan UGTT, devrimin burjuvazi tarafından çalındığı dönemde yanlış politikalar uygulasa da, bugün Ennahda hükümetine karşı mücadele ediyor.

Başkent Tunus’taki 4 şubeden birisi olan Ariana Şubesi’nde görüştüğümüz UGTT Uluslararası İlişkiler Danışmanı ve Eğitim Uzmanı Bettoumi Nouri, sendikanın ayaklanma sürecindeki rolü, burjuvazinin devrimi nasıl çaldığını ve bugünkü mücadelelerini değerlendirdi.

Hükümete Karşı Bağımsızlığı İçin Mücadele Etti

Öncelikle biraz UGTT’den bahseder misiniz? Ülkedeki tek sendika olarak nasıl mücadele etti, ülke yönetimi ile ilişkisi nasıldı?

UGTT 1946 yılında, Ferhat Hached tarafından kuruldu. O dönem iki ana rolü vardı: Fransız sömürgecilerine karşı direniş ve Tunus’taki işçilerin temel çıkarlarının korunması. 1956’da bağımsızlıktan sonra UGTT, Burgiba hükümetinin kuruluşuna katıldı, destek verdi. 1965’de Burgiba hükümetiyle UGTT arasında bir kriz meydana geldi. Çünkü Burgiba hükümeti, UGTT’ye egemen olmaya çalıştı. Toplumsal sorunlara dair

UGTT’nin rolünü dışlamaya çalıştı. Bunun üzerine UGTT, bağımsızlığını korumak için mücadele etmeye başladı. 1965’de başlayan bu mücadele uzun süre devam etti. UGTT, bağımsızlığının korunması ve toplumsal sorunlarda muhataplığının tanınması konusunda ciddi bir mücadele yürüttü.

1978’de bu konuda yeni bir kriz ortaya çıktı. Hükümet ile UGTT arasındaki mücadele özünde bağımsızlık mücadelesiydi. Bu mücadele önce ikili toplantılarla başladı, sonra grevlere, sokak eylemlerine kadar vardı. 1990’lar boyunca küreselleşme süreci yaşandı. Bu süreçte UGTT ile hükümet arasında ciddi mücadeleler yaşandı. Buralarda özellikle doğal kaynaklardan elde edilen gelirin nüfusa eşit olarak dağıtılmaması ile ilgili mücadeleler belirleyici bir yerde durdu ve 2008 yılındaki madencilerin mücadelesi de buradan kaynaklandı. 2008’deki kriz Gafsa şehrindeydi. 2008 olaylarında medya orada yoktu. Katliamı görüntülemedi. Ancak facebook üzerinden bir takım görüntülerin yayınlanması söz konusu oldu. Yine Hugo Chavez’le bağlantılı bir tv kanalı videoları dünyaya yaydı. (Gafsa olayları: Sefaletin hakim olduğu maden havzası Gafsa’da, Gafsa Fosfat İşletmesi’nin işe alım sonuçlarının hayal kırıklığı yaratması üzerine halk isyan başlattı. 6 ay boyunca süren isyanın ardından, Bin Ali diktatörlüğü isyanın merkezi Redeyef’e saldırdı. Katliamda 3 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı ve hareketin liderliğini üstlenen onlarca kişi tutuklandı.)

UGTT 2011’deki ayaklanma döneminde nasıl bir rol oynadı?

2011 Ocak ayaklanması, tüm bu bahsettiğimiz sürecin ürünüdür. 1991’deki Sineana, 2008’deki Gafsa olayları bütün bunların arka planını oluşturmaktadır. 2008 Gafsa’da bir devrimin gelmekte olduğu az çok belli olmaya başlamıştı, yani bir devrimin ön günlerinde olduğumuz görülüyordu.

2008 olaylarından sonra sosyal ve ekonomik durum giderek daha da kötüleşti. Ekonomik bunalım ve siyasi baskı herkes tarafından görülür hale geldi. Ve insanlar kendi bölgelerine dair ekonomik projeler olmadığı için çok kızgınlardı.

2010 yılına gelindiğinde halkın öfkesi ve kızgınlığı daha da büyümüştü. Yoksulluk giderek artıyordu. Ülkenin sadece beşte birinde halk refah içerisinde yaşıyordu. İşsizlik büyük sorundu. Ayrıca diplomalı işsizlik daha özel bir sorundu. 2010 yılında 210 bin diplomalı işsiz vardı. Tabi şimdi bu sayı 250 bine çıktı. Resmi rakamlara göre üniversite mezunlarının yüzde 18’i işsiz. Ama biz gerçek oranın yüzde 27 olduğunu düşünüyoruz. 10 yıl boyunca işsiz kalan insanlar bile var. Tunus’ta çok sayıda işsiz var ve bu bir felaket. Diplomalı işsizler, özel güvenlik ya da işportacı olarak çalışıyor ve sosyal durumuna denk düşen işler bulamıyorlar. Bu duruma karşı ilk hareket 17 Aralık 2010’da Sidi Buzid’de başladı. Muhammed Buazizi isimli bir genç kendini yaktığında oradaki halk isyan etti ve kendiliğinden bazı sloganlar dile getirdi. Örneğin işsizliğe karşı isyanını ifade etti.

Muhammed Buazizi Ezilmişliğin Sembolü Oldu

Bu ayaklanmanın bir liderliği yoktu. Ayaklanmada UGTT’nin rolü çok etkiliydi. Sol hareket de genel olarak etkili bir şekilde ilişkilendi. Gerek yurtsever demokratlar, gerekse Hammami’nin Emek Partisi. Oldukça etkin bir şekilde bu süreçle ilişkilendiler ve rejimi devirmeye yönelik bir harekete dönüşmesinde rol oynadılar. Muhammed Buazizi sıradan bir vatandaştı, apolitikti, herhangi bir partiye üye değildi. Sadece kendi sosyal koşullarını protesto etti. Ama o halkın ezilmesinin bir sembolü haline geldi. Sidi Buzid’de kendiliğinden başlayan bu ayaklanma bütün ülkeye hızla yayıldı ve halkın öfkesi kendisini her yerde ifade etti. Ve UGTT bütün bu halk hareketini benimsedi ve içinde yer aldı.

Bin Ali’ye Son Darbe Genel Grev Oldu

Yürüyüşler, eylemler hep UGTT binaları önünden başladı ve şehre yayıldı. UGTT’nin liderliği ilk başta bu hareketi benimsemek konusunda tereddütlüydü. Fakat bölgelerde yer alan solcular ve sendikanın aktivist-leri bu hareketlere destek oldular. Bu ilerici insanlar arasında şehit düşenler de oldu. 8 Ocak 2011’den itibaren yeniden bir hareket başladı. Ve yerellerden UGTT’nin merkezine doğru büyük bir basınç oldu, yani ‘her gün insanlar katlediliyor, halk sokakta bizim buna katılmamız lazım’ diye. Ve buradan başlayan süreçte UGTT Genel Konseyi genel grev kararı aldı. Genel grev kararında bir taktik hareket planı da çıkarıldı. Her gün her yerde genel grev yapma imkanımız olmadığı için bir gün 3-4 bölgede, diğer gün başka bölgelerde greve giderek, genel grevi süreklileştirme çabamız oldu. İlk genel grev Sparks, Gips ve Gafsa’da örgütlendi. En büyük hareket Sparks kentinde meydana geldi. Sadece Sparks’ta 43 bin kişi sokağa çıktı.

Bu arada Bin Ali’nin 3 konuşması oldu. Biz UGTT olarak bunları taviz, uzlaşma konuşmaları olarak değerlendirdik. Bu konuşmalarda Bin Ali halka ekonomik iyileşme, durumlarının düzeleceğine dair vaatlerde bulunup yeniden kendine dair umut yaratmaya çalıştı.

14 Ocak günü genel grev hareketi başkent Tunus’ta örgütlendi. Tunus’taki 4 şube, yani Ariana, Tunis, Benarus ve Maruba şubeleri tarafından örgütlendi. Muhammed Ali Sarayı’nda, şu anki UGTT binası olduğu yerde toplandılar ve Burgiba bulvarından şehir merkezine doğru yürüdüler. Hareketlere katılan en önemli kesimler; sendikacılar, avukatlar ve sol partiler. Bunlar arasında da sosyalistler ve milliyetçiler vardı. Kesinlikle İslamcı gruplar yoktu bu hareketin içerisinde, onlardan hiç kimse yoktu. Tunus’ta olanlar zaten evlerindeydi ama liderleri yurt dışındaydı.

‘Bin Ali Sol Partilerden Çok UGTT’den Korktu’

Göstericiler İçişleri Bakanlığı’na doğru yürüdü. Aslında şunu söylemek lazım; Bin Ali sol partilerden daha çok UGTT’den korkuyordu. Çünkü UGTT, içinde solcuların bulunduğu bir sendika olarak onu çok zorladı. UGTT’nin her yerde mücadeleyi örgütlediğini görünce 14 Ocak saat 12.00’da ülkeden kaçma planını yaptı ve uçağa binerek kaçtı. O gün başkentte genel grev hareketi vardı, halk sokaktaydı ve saat 13.00 gibi polis ile göstericiler arasında son çatışma yaşandı. Aslında tüm bunlar Bin Ali havadayken yaşandı.

Devrimin Korunması İçin Ulusal Konsey Çağrısı Yaptı

Bin Ali gittikten sonra nasıl hareket ettiniz?

14 Ocak’tan sonra yaklaşık 10 parti tarafından bir Halk Cephesi oluşturma girişimi oldu, solcu ve ulusalcı partilerden. Halk Cephesi’nin asıl amacı devrimci süreci güvencelemekti. UGTT, Devrimin Korunması İçin Ulusal Konsey kurulması çağrısında bulundu. Ve Konsey, 27 örgüt tarafından oluşturuldu. Bunlar arasında İnsan Hakları Birliği, avukatlar da yer alıyordu. İlk toplantı da UGTT binasında yapıldı. Konseye en son katılan da Nahda oldu, önceki Nahda hükümetinin Adalet Bakanı Nureddin el-Buhayri liderliğinde. Devrimin Koruması için Konsey, bölgelerde de kuruldu, özellikle de sol partilerin girişimiyle. Bunların amacı devrimin korunması ve devam ettirilmesiydi.

Ocak sonu Şubat başı gibi hükümet binalarının olduğu Kaspa Meydanı’nda iki tane büyük oturma eylemleri yapıldı. Bu eylemlerdeki talep Bin Ali hükümetinin başbakanı olan ve Bin Ali gittikten sonra iktidara gelen Gannuşi’nin devrilmesiydi. Diğer talepler ise eski anayasanın lağvedilmesi ve Meclisin dağıtılmasıydı. Şubat ayı sonlarına doğru Nahda’nın yurt dışındaki liderleri geri dönmeye başladı, Katar’dan, Londara’dan... Dolayısıyla, Nahda’nın varlığı bir anda su yüzüne çıkmaya başladı.

ENNAHDA Halkın Dikkatini Devrimden Uzaklaştırdı

Bu arada, Sipsi başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu. Çünkü Şubat ayında, Kaspa eylemleri sonucunda Gannuşi’nin hükümeti devrilmiş oldu. Yeni başbakan Burgiba döneminin politikacısıdır ve o dönemde kendisini bağımsız olarak ifade ediyordu. Bu hükümet, kendisini geçiş dönemini güvenceye alacak, demokratik geçiş hükümeti olarak adlandırıyordu. Bu dönemde Bin Ali döneminin meclisi de tasfiye edildi. Bu geçiş hükümetinin kurulmasıyla birlikte Devrimin Korunması İçin Ulusal Konsey bir anda marjinalize oldu. Ve Başbakan’ın kurduğu Demokratik Geçiş İçin Yüksek Komite hızla bunun yerini aldı.

Sipsi’nin hükümeti bütün büyük partiler tarafından kabul görmüştü. Sadece bugün Yurtsever Sosyalist Devrimci Parti olarak bildiğimiz Watad ve Hammami’nin Emek Partisi kabul etmedi. Şükrü Belayid’in partisi bile bu komiteye katıldı. İtiraz edenler, bu süreci halkın dikkatinin devrimden uzaklaştırılması olarak nitelendirdi. Ama ne var ki UGTT liderliği, bu sürecin içine dahil oldu. Sendika militanları ya da tabandaki aktivistler bu sürece karşı durdu.

Çoğunluğu mu karşı çıktı?

Evet. Bu militanlar sürece karşı çıktı ama merkezi yönetim bunu dikkate almadı. UGTT liderliği Demokratik Geçiş için Yüksek Komite’ye katıldı. Gerekçeleri ise nereye gideceği belirsiz olan sürecin netleştirilmesi gerektiği, seçimler için net bir tarih belirlenmesi, yeni bir anayasa yapılması ve politik sürecin herkes için net hale getirilmesi. Gerekçe buydu. Yüksek Komite ve Ulusal Konsey arasında bir mücadele vardı. Şükrü Belayid’in partisi dahil olmak üzere Yüksek Komite’de yer alanlar, bütün militanları, sendika aktivistlerini komiteye katılmaya davet ettiler. Bu sürecin arkasında emperyalistler vardı. 9 Nisan 2011’de bölgesel Devrimin Korunması İçin Ulusal Konsey’in toplantısı vardı. Yüksek komitedeki partiler, toplantıya gelerek militanları yüksek komiteye davet ettiler. Ama bu reddedildi.

UGTT Seçim Sürecinde Oyunun Dışında Kaldı

İslamcılar birleşik bir listeyle çıktılar, Katar’dan para almışlardı ve hapiste yattıkları yılları mağduriyet edebiyatı olarak kullandılar iktidarı almak için. Sol parti ve örgütler ise birleşik değillerdi ve yenildiler. Mart 2011’e gelindiğinde ülkede 110 parti kuruldu. Bu beklediğimiz bir durum değildi. Ve UGTT, seçim sürecinden dışlanmış oldu, yani oyunun dışında kaldı. UGTT’nin umudu bütün sol partilerin birleşerek halk için ortak bir program ortaya koymasıydı. UGTT’nin bu süreçteki rolü hükümeti eleştirmek oldu, çünkü tarihsel olarak UGTT her zaman hükümete muhalefet etmiştir ve Tunus halkının genel çıkarlarını savunmuştur, sadece işçilerin dar çıkarlarını değil. Bugün UGTT tamamen hükümete karşıdır ve hükümetin politikalarıyla mücadele etmektedir.

Şu anda UGTT ve hükümet, sosyal ve ekonomik sorunları farklı ele alıyor. UGTT örgütlenme ve ifade özgürlüğünü savunuyor. UGTT, bağımsız ve ulusal sosyalist bir ekonomiyi savunuyor.

Bir sendika olarak sosyalist ekonomiyi mi savunuyor? Programında mı var?

Evet, evet. Programın 8. maddesi şöyledir: Bütün emperyalist ülkelerden bağımsız olarak ulusal sosyalist ekonomiyi inşa etmeye ihtiyaç var. Ve yer altı zenginliklerinin adil dağıtımını savunuyoruz.

Ayaklanmanın yıl dönümüne denk gelen günlerde kararı alınan grev neden ertelendi?

Ennahda ve UGTT arasında bir çatışma söz konusu oldu. Özellikle Nahda’nın askeri kanadı arasında.

Nahda’nın askeri kanadı... İsmi ne?

Devrimi Savunma Komiteleri (gülüyor)... 4 Ocak’ta UGTT binalarına da saldırdılar. UGTT’nin kurucusu Ferhat Hached’in ölüm yıl dönümünde saldırdılar. Ennahda’nın askeri kanadını dağıtmak için bir komite kuruldu, 5 kişi UGTT’den, 5 kişi hükümetten. Eğer hükümet bu askeri kanadı dağıtmayı kabul etmezse Ocak’ta genel grev kararı aldık. Ve genel grev kararı hep ertelendi. Çünkü Tunus’ta hep bir güvensizlik söz konusuydu. Güvensizlik artıyor korkusu ile bu karar ertelendi.

Neye güvensizlik?

Her taraftan ülkeye silah geliyordu. Libya’dan, Cezayir’den, Mali’den ve Suriye’den. Büyük bir katliam olacağı korkusu vardı. Bundan dolayı UGTT genel grev kararını hep erteledi.

Yani Ennahda’nın tabanına mı dağıtıldı bu silahlar?

Selefist ve Cihat’ı savunan güçlere verildi. Silah sadece onlarda var.

Bir iç savaş girişimi mi?

Evet, aynen öyle.

Peki gerçekçi bir korku muydu?

Ennahda, “herhangi bir iç savaş, gerginlik, katliam olursa sorumlusu UGTT’dir” dedi. Ama sonuçta 8 Şubat’ta genel grev yapıldı. Yani Şükrü Belayid’in 6 Şubat’ta öldürülmesinden sonra.

Şükrü Belayid’in öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. Çok tehlikeli bir gelişme olarak da değerlendirildiği için UGTT tarafından, genel grev ilan edildi. Her tarafta yürüyüşler oldu. Başkentte yaklaşık 1.5 milyon insan sokağa döküldü. Ülke çapında büyük yürüyüşler oldu. Grev yüzde 90 başarılı oldu. Ülkede hayat felç oldu.

Bugün UGGT örgütlenme çalışmalarını nasıl yürütüyor?

Bugün UGTT bir kaç tane siyasi parti ile birlikte bir tane ulusal diyalog çağrısı yapıyor. Çünkü UGTT diyor ki ülkede kriz var. Bu krizin bilincinde oldukları için UGTT hiç istisna olmadan bütün partileri bir araya çağırdı. Sadece Nahda ve CPR (koalisyon ortakları) gelmedi. UGTT bir sürü parti ile koordinasyon içinde.

Resmi bir birlik var mı?

Hayır, genel bir koordinasyon. Sabit bir platform değil. Ama herkes ülkenin krizde olduğunun ve devrimin taleplerinin gerçekleşmediğinin farkında.

Peki işçilerin hakları için nasıl mücadele yürütüyorsunuz?

Ekonomik ve politik faaliyet çok iç içe geçmiş durumda. Politik, sosyal ve ekonomik durum arasında diyalektik bir bağ var tabi ki. Ama sonuçta bir sendika, siyasi bir parti değil. Dolayısıyla yürütme gücü yok. Ama talepleri için mücadele ediyor. UGTT hiçbir hükümetin yanında yer almadı, bizzat hiçbir hükümete dahil olmadı. Ama halkın çıkarlara karşı davranan hükümetleri devirme mücadelesinde yer aldı.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn