Haziran Deneyiminin Işığında: Kitle Mücadelesi Ve Örgütlenmesi Üzerine Notlar

Haziran ayaklanması büyük bir toplumsal dinamizme yol açtı. Eskiden sessizlikle ya da en iyi ihtimalle homurdanmayla karşılanan birçok sorun, artık kitlelerin müdahale ve mücadele konusu. Otobüs gelmiyor, halk yolu kapatıyor. Su kesiliyor, halk belediyeye yürüyor. Metro için ağaçlar kesilmek isteniyor, öğrenciler ve halk siper oluyor. İskele rantçılara peşkeş çekilmek isteniyor, kitleler eyleme geçiyor. Cami-cemevi projesiyle Aleviler devletli İslama devşirilmek isteniyor, barikatlar kuruluyor. Kendine ‘tasavvuf düşünürü’ diyen bir akıl fukarası ‘erk’ek TV ekranlarından kadınlara düşmanlık yapmayı iş haline getiriyor, kadınlar her yerde eylem yapıyor. İşçiler atılıyor, hemen işyerinin önüne bir çadır kuruluyor ve işyeri önü eylem, dayanışma, örgütlenme merkezine dönüyor vb. vs. Kürtleri saymıyoruz bile!...

Oluşan tablo etkileyici. Eski kitle bilinci aşılıyor. Demokratik uyanış, hak ve mücadele bilinci hızla gelişip serpiliyor. Ezilenler kendilik bilinci ediniyor, birbirleriyle, yaşamla ve devletle ilişkilerinde yeni bir kavrayış düzeyine doğru yükselerek kişilik kazanıyorlar. Ayaklanmanın belki de en temel ve kalıcı kazanımı bu bilinçtir. Şimdi bu bilince bir kanal açmalı, yön ve amaç kazandırarak örgütlemeliyiz. Bu konuda gerek siyasal özneler, gerekse de kitleler düzeyinden kaynaklanan bir arayış, bir çaba olduğu gözlemlenebiliyor. Ne var ki, bu çabalar lokal, dağınık ve kendiliğindenci hattın ötesine geçebilmiş değil... Dağınık ve lokal düzeydeki çabaları birleştirebilecek, arayışın kendiliğinden niteliğine aşarak iradi ve kapsayıcı bir açı yaratabilecek bir hattın oluşturulması ihtiyacı aciliyetini koruyor. Kitlelerle diyalog temelinde şekillenen tüm yaşam alanlarını örgütleme mekanına dönüştüren; yaratıcı, esnek, kapsayıcı ve yüzü geleceğe dönük bir kitle siyaseti ve örgütlenmesi perspektifi geliştirilmeli, düşünülmeli, tartışılmalı ve en önemlisi de pratik örnekler yaygınlaştırılmalıdır.

Bu konuda örnekler sunacağız. Ancak önce üzerinde hareket edeceğimiz sosyo-politik zemini belli başlı unsurları ve özellikleriyle vurgulamak yararlı olacaktır. Böylece; ne ve nasıl sorularına, içinde yerleşeceği bağlamla birlikte daha somut ve sağlıklı yanıtlar bulabilme imkanına kavuşabiliriz.

***

Hareket İşçidir

Haziran ayaklanması ve halk hareketi, yaygın olarak öne sürülenin aksine, açıkça işçi-emekçi karakterlidir. Makineleşme ve neoliberal reorganizasyonla birlikte kapitalist toplumda ve bağlı olarak sınıf yapılarında önemli değişimler yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Eski dönemin iri yarı, kaslı, eli nasırlı erkek ve mekan (fabrika) eksenli işçi profili büyük oranda farklılaşmış, yerine kalifiye-eğitimli, genç, kadın, güvencesiz ve düzensiz, modern-kentli yaşam ölçüleri ve duyarlılıklarıyla donanımlı yeni bir işçi profili ortaya çıkmıştır.

Bu işçi kuşağı, geleneksel sendikal ve siyasal sınıf örgütlerinin kalıplarına uymamakta ve bu nedenle mesafeli durmaktadır. Geleneksel sınıf örgütlerindeki zayıflamayı kaba anlamda devletin saldırıları ya da bu örgütlerin yönetim zayıflıklarına bağlamak oldukça yüzeysel bir değerlendirmedir. Sorun, bu örgütlerle sınıf arasındaki yapısal uyumsuzluktur.

Yeni dönemin sendikal ve siyasal sınıf örgütleri, kapitalist toplumdaki ve işçi sınıfındaki bu değişime adapte olabilecek bir yapısal yenilenme yaşamalıdır. Esnek, demokratik, kapsayıcı, kadın, mekansal olarak fabrikaya sıkıştırılmamış, tüm yaşam alanlarını sınıf mücadelesinin mekanı haline getirerek diğer toplumsal sorun ve kesimlerle birleşen bir örgütsel form ve siyaset anlayışı yaratılmalıdır.

İşçi sınıfı, halk ayaklanması ve hareketinde önemli bir hacim oluşturmasına rağmen, tezat biçimde örgütsüz olması sebebiyle görünür olamamış, ağırlık yaratamamış ve böylece yeni sendikal ve siyasal sınıf örgütlerine olan ihtiyacın altını güçlü bir biçimde çizmiştir.

Hareket Gençtir

Halk ayaklanması ve hareketinin tipik özelliklerinden biri de, genç olmasıdır. Yaş ortalamasının 25-28 arası olması, büyük bölümünün daha önce hiçbir eyleme, siyasi bir partiye ya da harekete katılmamış ya da çok istisnai olarak

Dağınık ve lokal düzeydeki çabaları birleştirebilecek, arayışın kendiliğinden niteliğine aşarak iradi ve kapsayıcı bir açı yarabilecek bir hattın oluşturulması ihtiyacı aciliyetini koruyor. Kitlelerle diyalog temelinde şekillenen tüm yaşam alanlarını örgütleme mekanına dönüştüren; yaratıcı, esnek, kapsayıcı ve yüzü geleceğe dönük bir kitle siyaseti ve örgütlenmesi perspektifi geliştirilmeli, düşünülmeli, tartışılmalı ve en önemlisi de pratik örnekler yaygınlaştırılmalıdır.

katılmış olması; kendilerine özgü, teknolojiyle iç içe geçen bir sosyalleşme biçimi ve dili oluşturmaları; devletin (özellikle de AKP’nin) kurumsal şiddetine ve yaşam alanlarına, tarzlarına dönük sistematikleşen müdahalelerine ve muhafazakarlaştırma çabalarına özel bir tepki duymaları; aşırı katı, merkeziyetçi, buyurgan ve merkeziyetçi siyaset, örgüt ve yönetim anlayışlarına mesafeli ve tepkili olmaları gibi tipik özellikler barındırıyorlar.

İşçi, işsiz ve öğrenci gençliği kapsamayan bu kuşak, toplumsal mayalanmanın da en dinamik ve militan bölüğünü oluşturuyor. Mizah ve militanlığı birleştiriyor; muhafazakar ilişki kalıplarını reddediyor; siyaseti öncülerin ya da profesyonel siyasetçilerin işi olmaktan çıkararak yaşamı ve kendilerini dönüştürdükleri toplumsal bir eyleyişe çeviren, demokratik ve diyalogcu bir siyaset anlayışı talep ediyor, üretiyor ve özneleri olarak öne çıkıyorlar.

Yeni dönemin devrimci öznesi, bu gençlik kuşağına özellikle gözünü dikmelidir. Bu kuşağın özellik, duyarlılık ve taleplerini dikkate alan bir örgütler yelpazesi açılmalı; gençlik, halk hareketinin dinamosu ve devrimci öncünün güç kaynağı olarak kazanılmalıdır.

Hareket Kadındır

Halk ayaklanması ve hareketinin cinsiyeti açıkça kadındır. Kadınların harekete bu kadar yüksek ve etkin biçimde katılmasının birincisi, erkek egemen kapitalist düzenin yarattığı gerilimlerin olağanüstü yoğunlaşması; ikincisi, 80’lerin ikinci yarısında başlayan, 90’larda Kürt kadın hareketinin kitlesel katılımıyla genişleyen kadın hareketinin açtığı bilinç ve mücadele kulvarı; üçüncüsü, AKP’nin muhafazakarlaştırma politikasının kadınlar üzerindeki erkek egemen basıncı katlamasından kaynaklanan boyutu var. Bu üç boyutun birleşerek yoğunlaşması, Haziran ayaklanmasına aynı zamanda bir kadın ayaklanması içeriği kazandırdı.

Sınıf egemenliğiyle erkek egemenliği arasındaki ilişkinin girift niteliği, kapitalist dönemde, özellikle de neoliberal aşamasında kaynaşmaya dönüştü. Neoliberal dönemde tüm yaşam alanları metalaştırma anaforunun içine çekilmekle kalmadı, kadın bedeni de adeta bir haz fabrikasına dönüştürülerek erkek egemen kapitalist düzenin sömürü, yağma ve tahakküm mekanına indirgendi. Sömürülen, öldürülen, şiddet gören, taciz ve tecavüz edilen, reklam figürüne dönüştürülen, ticaret nesnesi haline getirilen kadınlar, en gerisinden en ilerisine tüm kapitalist dünya ülkelerinin ortak çizgisi haline geldi. Kapitalist düzenin erkek egemenliğini iç ederek temel niteliklerinden biri olarak öne çıkarması, kadın mücadelesini anti-kapitalist bir dinamiğe, kadın kitlelerini ise yeni dönemin temel ve en devrimci toplumsal kuvvetlerinden (işçi sınıfıyla birlikte) biri haline getirdi. Kadın kitleleri içindeki devrimci gerilim, olağanüstü düzeyde yoğunlaşarak genel bir hal aldı.

Bu genel gerçekliğe, bir de Türkiye özgülünde AKP’nin muhafazakarlaştırma politikalarının merkezine kadının toplumsal rol ve etkinliğinin kısıtlanmasını koymasını eklemeliyiz.

Kadın kitleleri bu temelde ayağa kalkmış, yaşamını işkenceye çeviren, tüm oksijeni çekerek nefessiz bırakan, İslami maskeli erkek egemen kapitalizme karşı onur ve özgürlük bayrağını yükseltmiştir. Ayaklanmaya gücünü, rengini ve enerjisini katarak yeni dönemin en devrimci, öncü ve kararlı unsurlardan biri olacağını göstermiştir.

Devrimci öncü, bu mesajı, dersi iyi okumalıdır. Kadın devrimi, Haziran ayaklanmasının açtığı ufuktan hareketle derinleştirilmeli, teorik, siyasal, örgütsel ve stratejik sonuçlarına ulaştırılmalıdır. Gerek özgün kadın örgütlenmesinde, gerekse de bir bütün olarak tüm örgütsel-siyasal çalışmada bu perspektif bir çıkış noktası olarak kabul edilmelidir.

Hareket Alevi’dir

Halk ayaklanması ve hareketin bir diğer sosyolojik gerçeği de, Alevilerin gösterdiği yüksek katılımdı. ‘80 öncesinde devrimci hareketin tabanına yayılarak siyaset sahnesine çıkan, hak ve özgürlük talep eden Aleviler, ‘80 sonrası devrimci hareketin ezilmesi ve geri çekilmesiyle, özellikle de 90’larla birlikte Kürt ulusal hareketinin açtığı kanaldan geçerek demokratik bir kimlik hareketi olma yönünde ilerlediler. Yöre ve kültür dernekleri, vakıf ve cemevleri etrafında bir araya gelerek ciddi bir toplumsal bağlam yarattılar. Ne var ki, devletin özel devşirme ve bölme politikaları sonucu bağımsız ve birleşik bir irade yaratamadılar. Bir dönem, politik İslamın güçlenmesi ve muhafazakarlaşma politikalarından duydukları korkuyla CHP üzerinden Kemalist iktidar odağına yaklaştılar, fiilen yedeklendiler. Bu süreç, devrimci demokratik bilinç ve enerjilerini törpüleyip yatıştırsa da, faşist düzenle yapısal uyuşmazlıkları sonucu “potansiyel devrimcilik”lerini bir biçimde korudular.

Geleneksel rejim güçlerinin yenilgisi ve CHP’nin kısmen bile olsa korunak rolü oynayamayacağının anlaşılmış olması, politik İslam orijinli bir parti olarak AKP’nin iktidara gelmesinin yarattığı muhafazakarlaşma dalgasının tetiklediği kaygı ve tepki yoğunlaşması gibi nedenler, Alevi emekçileri burjuva siyaset alanının ötesine, sokak siyasetine yönlendirdi. Son yıllarda yapılan Sivas ve Maraş anmalarına, eşit yurttaşlık mitinglerine (vb.) on binlerin, hatta yüz binlerin katılması, bu yönelimi yansıtıyordu. Haziran ayaklanması ise bu yönelimin sıçramaya dönüştüğü nokta oldu. Aleviler ayaklanmaya doğrudan kimlikleriyle katılmasa da, duyarlılık ve taleplerini kattılar. Muhafazakarlaşma, yaşam alanlarına ve tarzlarına müdahale; polis zorbalığına öfke; demokrasi, özgürlük, adalet ve eşit yurttaşlık gibi sorun ve talepler, Alevilerin güçlü izlerini ve duyarlılıklarını da yansıtıyordu.

Halk ayaklanması ve hareketi, Alevi emekçilerin barındırdığı yoğun devrimci potansiyelin altını güçlü biçimde çizdi. Dar kimlik hareketinin ötesinde daha geniş, devrimci-demokratik bir dinamik olma vasfını taşıdığını gösterdi.

Devrimci siyaset, Aleviliğin demokratik ve sosyalizan yüzünü öne çıkaran, onu diğer devrimci, demokratik dinamiklerle etkileşime sokarak devrimci stratejisinin temel kuvvetlerinden biri olarak örgütleyen bir siyasi-örgütsel yaklaşımı vakit kaybetmeden oluşturmalı ve pratikleştirmelidir. Alevilerin duyarlılıklarını, taleplerini ve kaygılarını hesaba katan, esnek ve etkin bir taktik anlayışla (nesnel olarak zaten zayıflayan) Kemalist ideolojinin etkinliğini, devrimci etkinliğin artması yönünde çözen bir yaklaşımı ete kemiğe bürün-dürmelidir.

Ayaklanmanın Vicdanı: Antikapitalist Müslümanlar

Türkiye’de din, egemenlerin ezilenleri bölmek, sınıf çelişki ve çatışmalarını yatıştırıp bastırmak için kullandığı en başat araçlardan biridir. Alevi-Sünni, laik-şeriatçı ikilemlerinin Cumhuriyet tarihi boyunca kitlelerin siyasal yönetiminde en çok kullanılan ve etkili araçlarından ikisi olması bu bakımdan anlamlıdır.

Ne var ki egemen sınıfların bu aracı birincisi, Kürt ulusal uyanışıyla; ikincisi ise anti-kapitalist Müslümanları ortaya çıkaran sınıfsal yarılma süreciyle birlikte zayıflamış ya da zayıflamaya yüz tutmuştur.

Kürt ulusal uyanışı, Sünni ve Alevi Kürt emekçileri demokratik ulusal bilinç temelinde birleştirdi. Ve İslami, Kürt ulusunun Türk ulusuna bağlandığı bir payanda olmaktan çıkardı. Tersinden, İslami kesimler içinde Kürt uyanışına katılan, bu süreci destekleyip besleyen güçlü, demokratik bir damar ortaya çıktı.

Şimdi, Türkiye açısından da benzer bir olanakla karşı karşıyayız. Politik İslam orijinli bir parti olarak AKP’nin neoliberal politikalarla, emperyalizmle ve tekelci burjuvaziyle eklemlenerek İslami söylem ve yaşam tarzını en pespaye burjuva yaşam tarzı ve söylemleriyle birleştiren (popüler tabirle) abdestli kapitalistlere dönüşmeleri, İslami duyarlılıkları olan emekçilerde ve onlara en yakın aydın kesimlerinde bir arayışa yol açtı. Antikapitalist Müslümanlar, bu arayışı ve sınıfsal yarılma eğilimini yansıtıyor.

Antikapitalist Müslümanlar, İslam orijinli bir parti olarak AKP’nin karşısında, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, devrimcilerin, sözün özü ezilenlerin yanında saf tutuyor; adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi, toplumsal mülkiyet gibi kavram ve değerler üzerinden devrimci-sosyalist hareketle aynı sınıfsal-siyasal temele yerleşiyorlar.

Son yılların 1 Mayıslarında pratik bir harekete dönüşerek dışa vuran bu eğilim, Haziran ayaklanmasının en belirgin yüzlerinden biri olarak öne çıktı. Fiziki olarak büyük bir hacim kapsamasalar da ayaklanmanın vicdanı ve İslami duyarlılığı olan emekçilere dönük seslenişi; AKP’nin dini bir demagoji ve siyasi kontrol aracı olarak kullanmasının önündeki engellerden başlıcası olarak hareketin meşruiyet alanını genişlettiler. Bu bakımdan fiziki ağırlıklarının ötesinde, önemli bir rol oynadılar.

Devrimci siyaset, bu eğilimle birleşebileceği bir siyasal-örgütsel kanal açma becerisini gösterebilmelidir. Bu eğilimin devrimci-sosyalist hareketle birleşme yönünde gelişmesi, dinin egemenler tarafından bir sömürü ve tahakküm aracı olarak kullanılmasını engellemekle kalmayacak, İslamı duyarlılıklara sahip emekçiler arasında özgürlük, adalet, eşitlik, toplumsal mülkiyet gibi kavram ve değerlerin yayılmasını sağlayarak, devrimci sosyalist düşünceye de zemin sağlayacaktır.

LGBTİ’ler Vardır

Haziran ayaklanmasının ve halk hareketinin belki de en büyük ve anlamlı kazanımlarından biri de LGBTİ’lerin toplumsal görünürlük ve meşruiyetlerinde yaşanan sıçramaydı. İnsan, hatta canlı yaşam tarihi kadar eski olan bu olgu (eşcinsellik), erkek egemen, cinsiyetçi sistem ve ideolojilerin baskısıyla toplum bilincinin diplerine doğru itildi, yok sayıldı. Ne var ki kadın özgürlük mücadelesinin, kentleşmenin, kapitalist çekirdek ailenin çözülmeye yüz tutmasının yarattığı aralıktan sızarak yüzeye çıktılar. Birçok ülkede mücadele ve bedeller pahasına görünür hale geldiler, kimi haklarını kazandılar. Bu süreç, Türkiye-Kürdistan bakımından görece geri olsa da belirli bir gerilim yoğunlaşmasını ve mücadele birikiminin (dolayısıyla) bilincin oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. Dernekler ve yayınlar, bu bilinç gelişiminin mecraları olarak okunabilir. Sonuç olarak bu gerilim ve bilinç birikiminin, AKP’nin kaba erkek-egemen, cinsiyetçi, muhafazakarlaştırıcı, yaşam alanlarına ve tarzlarına müdahale eden politikalarının yarattığı özgül gerilimle birleşmesinden LGBTİ’lerin Haziran deneyimi doğdu. Dipten gelen dalganın en ön saflarında sokağa taşarak, cinsel yönelimleriyle, kimlikleriyle, ama cinsel bir obje olmadan özgürce nefes almanın hazzını yaşadılar. Dahası, bu gerçekliği diğer ezilen toplumsal kesimlere de az çok kabul ettirdiler.

Devrimci siyaset uzun yıllar boyunca, en iyi halde uzak durduğu bu gerçek ve kesimle daha etkin bir ilişki kurmanın yollarını bulmalıdır. Ayaklanmanın öne çıkardığı bu dinamiğin örgütlenmesi, ezilen diğer toplumsal dinamiklerle sistematik bir etkileşime sokularak görünürlüğü ve meşruiyetinin arttırılması ve devrimci potansiyellerinin harekete aktarılması için özel bir çaba göstermelidir. Bunun için LGBTİ örgütlerine daha etkin bir katılım ve desteğin örgütlenmesinden LGBTİ’lerin toplumla iletişim, empati ve buluşmasını sağlayacak organizasyonlara, aydınlatma çalışmalarından ileri unsurlarının devrimci hareketin saflara çekilmesine kadar varan bir pratik hat kurulmalıdır.

Kent Mücadelesi

Türkiye’nin son birkaç on yılına damgasını vuran olgulardan biri de, kentlerin neoliberal değişimin ihtiyaçlarına uygun olarak reorganizasyonuydu. Sadece son 15 yıl içinde (Kürt savaşının sonucu olarak gerçekleştirilen sürgünlerin dışında) yaklaşık 5 milyon kişi taşra kentlerden metropollere taşındı. Bu nüfus hareketlerinin en önemli sonuçlarından biri de, konut ihtiyacında yaşanan olağanüstü artıştı. Kentsel dönüşüm politikasına itilim veren temel saiklerden biri de buydu. Egemenler, artan konut açığını, yoksulların merkezden uzaklaştırarak kent çeperine TOKİ eliyle yapılan sitelere yerleştirilmesi, yoksullardan boşaltılan alanların ve kent merkezlerinin ise sermayeye yeni kâr alanları olarak peşkeş çekilmesi (metalaştırma anaforuna itilmesi) yoluyla ‘çözmeye’ yöneldi. Doğal ve tarihi dokuyu tahrip eden, yoksullara yaşayabileceği, toplumsallaşabileceği, nefes alabileceği (vs.) alan bırakmayan, onları kentin sürgünlerine ve paryalarına indirgeyen bu politika; ulaşım, barınma, meydan ve yeşil alan gibi kentsel sorunları merkezine alan bir kent mücadeleleri dinamiği ortaya çıkardı. Haziran ayaklanmasına itilim kazandıran temel dinamiklerden biri de, bu kent mücadeleleri ve sorunlarıydı. Yoksullar, Gezi Parkı savunmasıyla, kentlerin sermayeye peşkeş çekilmesine set çekmiş, yeni bir kent talebini yükseltmiştir.

Devrimci siyaset, barınma, ulaşım, yeşil alan ve meydan gibi talepler etrafında şekillenen bu yeni kent mücadeleleri dinamiğine dikkat kesilmeli; bu dinamikleri kapsayıp devrimci stratejiye bağlayabilecek bir siyasi-örgütsel açı yaratmalıdır.

Hareketin Sportif Yüzü

Halk ayaklanmasının ve hareketinin en militan, kitlesel ve dikkat çeken bölüklerinden biri de taraftar gruplarıydı. Çarşı’da en popüler örneğini bulan taraftar grupları fenomeni özelde futbolun, genelde ise sporun yaygın kanının aksine apolitizmin ve fanatizmin ötesinde halk dayanışması, örgütlenmesi ve mobilizasyonu için güçlü bir mecra olabileceğini tartışmasız biçimde gösterdi. Devrimci siyaset, alanının özgün çizgilerini (kapsayıcılığını, esnekliğini vs.) hassasiyetle gözeten, alanı halk dayanışması, örgütlenmesi ve mobilizasyonu için sistematik bir mecra haline getiren bu yaklaşımı geliştirmeli ve teşvik etmeli, dünya devrimci hareketinin bu temeldeki deneyimlerini de gözden geçirip sonuçlar çıkararak pratiğin hizmetine sunmalıdır.

Çevre Sorununun Antikapitalist Potansiyeli

Çevre sorunun bir ayaklanmaya itilim vermesi ihtimali, Hazirana kadar kimsenin, özellikle de devrimcilerin üzerinde çok fazla durmadığı (ya da duramadığı) bir olasılıktı muhtemelen. Kuşkusuz Haziran ayaklanması ve halk hareketi, çevre sorunu ve taleplerine indirgenemez. Ancak, çevre sorununun tüm toplumsal sonun ve çelişkileri kendine çekip yoğunlaştırabilecek denli özel bir duyarlılık-çekim gücü oluşturduğu açıktır.

Endüstriyel kapitalizmin (özellikle de neoliberal biçiminin) emeği ve doğayı yağmalamaya dayalı, kapitalizme karşı sınıf mücadelesiyle, ekolojik kurtuluş mücadelesini aynı bağlama yerleştirmekle; güncel siyasal mücadelenin konusu, devrim mücadelesinin stratejik bileşenlerinden biri haline getirmektedir. Kentin yeşilden arındırılması, kıyıların ve ormanların yağmalanması, derelerin tahribi gibi sorunlar insani-toplumsal yaşam için en az; maaş, iş, aş, barınma kadar acil ve yakıcı sorunlardır. Son yıllarda her tarafta pıtrak gibi boy veren çevre eksenli mücadeleler ve en son Haziran ayaklanmasının çevreci yüzü, bu aciliyeti, yakıcılığı ve antikapitalist dinamiği vurgulamaktadır.

Devrimci siyaset, sorunun tarihsel ve güncel kapsamı, taşıdığı stratejik değer ve üzerine daha fazla yoğunlaşmalı, ekoloji mücadelesini günlük siyasetin ve stratejisinin konusu haline getirecek bir yaklaşımı pratikleştirmelidir.

***

Haziran ayaklanması kendine özgü bir siyasi-sosyal bileşim, siyaset dili, tarzı ve ölçeği yarattı. Devrimci siyaset artık eski kalıpları ile yetinemez. Kendisini yeni duruma uygun hale getirmeli makro ölçekte siyaset yürütebilecek esneklik ve kararlılık kazanmalıdır.

Önceki bölümde, halk hareketinin sosyo-politik bileşimin öne çıkan öğeleri üzerinden özetlemeye çalışmıştık. Bu bölümde aynı çizgiden ilerleyecek ama bu sefer hareketin politik karakterini oluşturan kimlik çizgilerini belirginleştirmeye çalışacağız. Böylece, devrimci siyasetin ve örgütlenmenin üzerinde hareket edeceği sosyo-politik zemini belli başlı unsurları ve özellikleri ile ifade etmiş olacağız.

Sosyal Medya

Sosyal medya, son yıllarda dünyada gelişen tüm toplumsal hareketlerde olduğu gibi Haziran ayaklanmasında da kritik bir rol oynadı. Devrimcilerin gündemine “internet bağımlılığı”, “asosyalleşme”, “kitleleri gerçekten ve sokaktan koparmanın bir aracı” ya da en iyi halde “teknolojik bir imkan” gibi başlıklar altında giren bu olgu, bir araç olmanın ötesinde yeni bir toplumsallaşma uzamı olarak öne çıkmaktadır.

Devrimci siyaset Haziran ayaklanmasının ortaya çıkardığı demokratik bilinç ve dinamikleri (panzehiri), şovenizm zehri bünyeden atılana kadar geliştirilmeli, işlevselleştirilmeli, kullanmalıdır. Bu bakımdan panzehiri oluşturan iki bileşen üzerinde özellikle durulmalıdır. Türk emekçilerinin bu savaştan kaynaklı mağduriyetlerinin sorumlusu-muhatabı devlet, sözcüsü ise devrimciler olmalıdır.

Devrimci hareket tarafından ağırlıklı olarak “internet gençliği” denerek burun kıvrılan ya da ‘ti’ye alınan yeni gençlik kuşağı, interneti ve sosyal medyayı bilgi kaynağı, iletişim zemini, örgütlenme ve mücadele amacı ve en genel olarak yeni bir toplumsallaşma uzamı olarak işlevselleştirmektedir. Bu yolla tekel medyasının zihinsel manipülasyon işlevi sınırlanmakta; mekanın toplumsallaşma, örgütlenme ve mücadele üzerindeki sınırlayıcı etkisi zayıflamaktadır. A köyündeki bir emekçi ile B metropolündeki bir emekçi, C ülkesindeki bir eylemci, D ülkesindeki eylemci arasında bağ kurulmakta, benzerlikler mesafeleri dikkate almadan birleşmekte, farklılıklar etkileşime girerek yeni bileşimler yaratmakta, sorunlar ve talepler iç içe geçerek daha geniş çaplı bir toplumsallaşmanın ve mücadelenin temelini oluşturmaktadır.

Medyanın birkaç tekel elinde yoğunlaştığı, bu birkaç tekelin ise siyasi iktidarın sansür politikalarına tam olarak uyduğu bir ortamda patlak veren Haziran ayaklanması, büyük oranda sosyal medya kanalları üzerinden yayıldı ve birbirine bağlandı. İnternet gençliği diye ti’ye alınan gençlik sosyal medya üzerinden tüm örgütlü, ilerici, devrimci güçlerin toplam etkisini aşan bir iletişim, bağlama ve hızlandırma düzeyi ortaya çıkarmış, dahası bunun için devletin kurduğu tüm setleri aşarak sosyal medyayı ayaklanmanın oluşturucu öğelerinden biri olarak işlevselleştirmiştir.

Devrimci siyaset bu durumda ciddiyetle değerlendirilmeli, tablodan siyasal ve örgütsel yenilenme adına da sonuçlar çıkarmalıdır. Bu alanı toplumsal yaşamın bir uzantısı olarak kavramalı, yerleşmeli ve alanın ruhuna, mantığına uygun bir siyasi-örgütsel kapasite yaratmalıdır.

Mizah Ve Neşe

Mizah ve neşe, Haziran ayaklanması ve halk hareketinin en belirgin özelliklerinden biri olarak öne çıktı. Kitlelere direnme gücü ve enerjisi kazandırmakla kalmadı, devletin (özellikle de AKP’nin) otoriter baskıcı özelliklerini karikatürize ederek dokunulmazlık halelerini dağıttı, “devlet baba” algısını daralttı, popüler tabirle korku duvarının aşılmasına paha biçilmez katkı sağladı. Egemenlerle yeni bir ilişki ve aldı bağlamı kurarak kitlelerin özgüven harcının tanımlayıcı bileşenlerinden biri oldu.

Devrimci hareket bu olgu üzerinde durmalıdır. Geleneksel devrimci ajitasyon ve teşhir dilinin, egemenlerin gücünü aşırı vurgulayan, ezilenleri ve devrimcileri ise daha çok mağduriyetleri ile karakterize eden yapısı belirli bir ölçüden sonra amaçlananın tersi sonuçlar vermekte, egemenlerin baskı ve korku psikolojisini hakim kalma siyasetine zemin sunmaktadır. Haziran ruhu, öfke ve tepkinin korku ve baskı içinde çözülmesini engelleyecek “kimyasal”lardan biri olarak mizah ve neşeyi öne sürmüş, böylece kitlelerdeki mücadele gücü, enerjisi ve özgüveni teşvik edilmiştir.

Diyalog Eksenli Siyaset Ve Örgüt

Haziranda kitleleri harekete geçiren temel saiklerden biri de AKP’nin yaşam alanlarına ve tarzlarına dönük aşırı müdahaleci, pervasız, üstenci-buyurgan üslup ve tarzıydı.

Kitleleri nesneleştiren, onur ve kişilik duygularını rencide eden bu yönetim ve siyaset tarzı ters teperek, kitlelerin özne haline geldiği temsili süreçleri aradan çıkararak onlara siyasi kişilik, onur ve özgüven duygusu-bilinci kazandıran; yöneten-yönetilen, öncü-kitle ilişkisini ast-üst denkleminden çıkararak diyalog temelinde yeniden kuran bir karşı siyaset tarzına ve arayışına yol açtı. Kitlelerin egemenleri eleştirisinden doğan bu siyaset arayışı, doğrudan demokrasi girişimi ve adı konmamış bir sosyalizm arayışı olarak da okunabilir. Ne var ki aynı zamanda devrimci harekete, köklerine ilişkin bir hatırlatma ve yabancılaşma eleştirisi olarak da kavranmalıdır. Devrimci siyaset uzunca bir dönemden bu yana dar siyaset, örgüt ve biçimler yönünde deforme olmuş; kendini kitlelerin üzerinden yerleştiren, onların devrimcilerden talep, özlem ve beklentilerini dikkate almayan; kitlelerin kişilik, özgürlük (hatta yer yer onur) duygularını hesaba katmayarak onları basitçe yönlendirilecek bir yığına indirgeyen bir “devrimci öncülük” anlayışı etkili hale gelmiştir.

Devrimci siyaset, kitlelerin bu hatırlatma ve arayışına yanıt vermeli, kitleleri öznelleştiren siyaset ve örgüt anlayışını güncelleyerek canlandırmalı; daha demokratik ve diyalog eksenli bir yaklaşımı hakim kılmalı ve makro düzeyde siyaset yürütecek bir yapıya kavuşmalıdır. Doğrudan demokrasiyi kitle siyasetinde temel özelleşme maceralarından biri olarak kavramalı ve işlevselleştirmelidir.

Komün Ve Dayanışma

Ayaklanma ve halk hareketinin karakteristik yanlarından biri de, meta ve bireysel çıkar eksenli kapitalist toplum yapısına karşı komün ve dayanışma eksenli bir yaşamın inşasına girişmesiydi. Kitleler özgürleştirildikleri ya da bir araya geldikleri her (alanda) durumda devrim marketler kurdular. Değişim pazarları kurdular, parayı tedavülden kaldırdılar, şu ya da bu sorunun çözümü için dayanışma organizasyonları oluşturdular vs. Her durumda (hatta çoğu durumda) açıkça sosyalizm ideali telaffuz edilip, bilince çıkarılmasa da, sosyalizm idealinin tanımlayıcı çizgilerinden olan komün ve dayanışmayı sosyal pratiklerin temeline yerleştirerek, sosyalizmin toplumsal zeminini genişlettiler.

Komün ve dayanışma pratikleri, sosyalizmin soyut ve belirsiz bir gelecek tasavvuru olmaktan çıkararak somut, dokunulabilir, kitlelerin kendilerini ve yaşam, dönüştürdükleri bir toplumsal hareket biçimine soktu. Kitleler bu pratikler yoluyla aynı zamanda birbirlerine dokunmakta acı, sorun, sevinç, öfke, güç ve olanaklarını birleştirerek ortak bir kimlik edinmekte, cesaret, birbirlerine güven, genel olarak özgüven ve mücadele arzusu üretmektedir. Yarın bugünün içinde ve bugünü yıkıp yarını kuran bir mücadele gücüne dönüşmektedir.

Devrimci siyaset, bu durumdan sonuç çıkarmalıdır. Komün ve dayanışma temelli sosyal pratikleri örgütsel-siyasal çizgi olarak geliştirmeli, teşvik etmeli, pragmatik bir açı ve stratejik bir ufuk kazandırmalıdır.

Çoklu Siyaset

Haziran ayaklanması ve halk hareketi yan yana gelmesi zor, hatta imkansız denebilecek siyasi çizgileri yan yana getiren bir çekim alanı yarattı. Uzlaştırılamaz çelişkileri barındıran bu bileşimin uzun süre yan yana kalamayacağı doğru olsa da ilerici siyasi ve toplumsal dinamiklerin biraradalığının kendine özgü bir güç, enerji ve olanaklar yaratarak yeni bileşimleri mümkün kıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Kitlelerin yarattığı çekim alanında doğan bu çoklu siyaset olgusunu birincisi kitlelerin birlik talebi, ikincisi ise tek tek ele alındığında siyasi bir faktör olarak değerlendirilemeyecek devrimci güçlerin bir arada ve halk hareketi temelinde makro siyasete uygun bir düzey yaratma imkanı bakımından okumak ve anlamlandırmak gerekir.

Devrimci siyaset harekete bulaşan karşı devrimci zehri esnek bir siyasetle, onların gerçek niyetini pratik temelinde teşhir ve giderek tecrit ederek kusturabilirse; tek tek devrimci örgütlendirmelerin özgül çıkar ve beklentilerini halk hareketi ve devrimin genel çıkarları temeline yerleştiren, çoklu siyaset olgusuna devrimci bir çerçeve kazandırabilecek olgunluğu gösterebilirse, devrimci bir sıçrama için, en önemli koşullardan birini yerine getirmiş olacaktır.

Şovenizmin Panzehiri

Haziran ayaklanması ve halk hareketinin belki de en büyük kazanımlarından biri, şovenist bilince vurduğu darbeydi.

Savaşın Türk emekçilerinde yarattığı yorgunluk ve çözüm isteği ile “demokratik çözüm ve barış” sürecinin yarattığı atmosfer aralığından sızan birikmiş toplumsal gerilimler (devlet-halk çelişkisi) patlamaya dönüştü. Patlamanın esas kitlesi Türk emekçileri arasından geliyordu. Sokaklara inerek devletle karşı karşıya gelen, yerleşik devlet algısı pratik temelinde sarsılan Türk emekçilerinin önemli bir bölümü Kürt halkıyla empati yapmaya (kısmi ve daha çok metropoller üzerinden gerçekleşen bir temas olsa da) ve devrimci sosyalist güçlerle bir araya gelip etkileşime girerek yeni ve daha demokratik bir kavrayış edinmeye, şovenist hegemonyayı aşmaya yöneldiler. Hareketin önemli bir kesiminin (Türk) Alevi kesiminden gelmesi bu süreci pekiştirdi, hızlandırdı (Kürt hareketinin süreçteki çekinceli tutumu, hareketi esnek söylem ve politikalarla Kürdistan’a yayma konusunda gösterdiği kararsızlık sebebiyle bu bağlamdaki gelişme, olması muhtemel olanın gerisinde kalmıştır. Kürt hareketinin tavrını gerçekleştirirken öne sürdüğü; Kürt hareketinin mü-dahil olması durumunda, devletin hareketi şoven bilinci kaşıyarak terörize edebileceği ve bölebileceği yönlü kaygı kendi içinde anlaşılır olsa da gerçekçi ve doğru değildir. Eğer Kürt hareketi kendi özgün taleplerini hareketin ruhuna ve genel çerçevesine adapte edebilecek-ki bu mümkündü- bir politik esneklik göstererek hareketi Kürdistan’a yaysaydı Türk emekçilerinin sistemden koparılması, Kürt halkıyla ortak mücadele temelinde şovenizmin aşılarak demokratik bir mücadele cephesinin oluşmasına esaslı bir katkı yapabilirdi.)

Haziran ayaklanması; şovenist bilincin aşılması, demokratik bilincin gelişimi bakımından kritik bir rol oynamış, bir eşik geçilmiştir. Ne var ki buradan şovenizmin artık geride kaldığı, politik bir enstrüman olarak işlevsizleştiği gibi bir genellemeye gidilmemelidir. Şoven bilincin aşılması için gerekli dinamikler şovenizmin panzehiri ortaya çıkmış, iyileşme başlamış ancak zehrin bünyedeki yaygın varlığı farklı biçim ve düzeylerde devam etmektedir.

Devrimci siyaset, Haziran ayaklanmasının ortaya çıkardığı demokratik bilinç ve dinamikleri (panzehiri), şovenizm zehri bünyeden atılana kadar geliştirilmeli, işlevselleştirilmeli, kullanmalıdır. Bu bakımdan, panzehiri oluşturan iki bileşen üzerinde özellikle durulmalıdır. Birinci olarak “demokratik çözüm ve barış” siyasetinin yarattığı devrimci olanaklar üzerinde yoğunlaşılmalı, barış talebini “emekçi çözüm” yönünde Türk emekçilerine yayan, sürekli Türk emekçileri cephesinden hareketle kuran, buna uygun dil ve araçlar yaratan bir kulvar açılmalıdır. Bu savaş, Türk emekçilerinin değildir. Türk emekçileri de bu savaşın mağdurudur. Türk emekçilerinin bu savaştan kaynaklı mağduriyetlerinin sorumlusu-muhatabı devlet, sözcüsü ise devrimciler olmalıdır. Barış ve demokratik çözüm talebi ve mücadelesi emekçi çözüm yönünde teşvik edilmeli, Türk ve Kürt emekçileri (ve tabi ki diğerleri de) bu temelde ortaklaştırılarak devrimci sınıf savaşına bağlanmalıdır. İkinci olarak, Türk ve Kürt emekçileri arasında mücadele ortaklığı temelinde etkileşimi teşvik edecek bir bağlam yaratılmalı, bunun için esnek, ortak sorunlara odaklanan örgüt ve organizmalar geliştirilmelidir. Türk ve Kürt emekçilerinin bir araya geldiği, ortak mücadelenin öznelerine dönüştüğü her anda (Tekel direnişi ve Haziran ayaklanması bu açıdan çarpıcıdır) şovenizmin dokusu zayıflatmaktadır. Buradan somut sonuçlar çıkarılmalıdır. Bu iki kanal genişletilmeli ve devrimci stratejiye bağlanmalıdır.

***

Haziran ayaklanması politik sistemde ve kitle bilincinde olduğu kadar geleneksek devrimci siyaset tarzında da sarsıntı yarattı. Geleneksel tarzın sınırlarını göstererek değişim ihtiyacını vurguladı. Artık idare etmenin zamanı geçmiştir. Devrimcilik, devrimle ilişkisi temelinde ölçülecektir. Kendine dönük, mikro siyaset ve örgüt zihniyetiyle sınırlı, yenileme gücü olmayan, kitlelerden öğrenme ve birleşme yeteneği zayıf, ezberlerine ve alışkanlıklarına sıkı sıkı sarılan vs. devrimcilik anlayışının miadı dolmuştur. Devrimciler devrim için ölmeyi ve direnmeyi bildiği kadar devrim olmayı, yani kendilerini ve kitleleri değiştiren, yıkan ve yapan bir tarihsel özne haline gelmeyi de bilmelidir.

Mao Zedong revizyonist karşı-devrim tehlikesine karşı kültür devrimi yangınını harlarken devrimcilere şöyle sesleniyordu: “Ateşi kendi vücudunuza yanaştırmak, yanması için alevleri körüklemek sizin görevinizdir. Buna cesaret edecek misiniz? Çünkü ateş kafanızı da yakacaktır... Eğer devrim yapmazsanız, devrim size karşı yapılacaktır.”

Marksist Leninist Komünistler başta olmak üzere tüm devrimciler beynini, ruhunu, tüm varlığını devrimin ateşine tutmalı; alışkanlıklarından ve ezberlerinden sıyrılarak kendilerini yeni bir düzeyde kurma, devrim olma cesaretini ve becerisini gösterebilmelidir.

Hiç kuşkusuz bu sorun birkaç makalenin sınırlarında anlaşılıp, birkaç hamleyle çözülemez. Ancak arayış ve hareket başlamıştır. Fikirler, çözümlemeler, deneyimler oluşacak, etkileşime girecek ve yeni alaşımlara yol açacaklar. Yeni bir kitle siyaseti-tarzı üzerine söyleyeceklerimiz de bu bütünlük içinde değerlendirilmeli, geliştirilmeli, çoğaltılmalı, zenginleştirilmeli, derinleştirilmeli, uyarlanmalıdır. Zihnimizi ve pratiğimizi sınırlayan tüm kalıpları bir yana bırakmalı, amacımıza, devrime kilitlenmeli ve kendimizi kitlelerin içinde, kitlelerle birlikte yeniden kurmaya odaklanan bir siyaset tarzını ete kemiğe büründürmeliyiz.

Yaşamı Siyasetin Mekanı Haline Getirin

Her yer, (ezilen) her kesim, her insani-toplumsal ilişki ve sorun siyasetin alanıdır. Evde, sokakta, okulda, iş yerinde, parkta, bilgisayarda (‘sanal’ alan) örgütlenin. Film izlemeyi, spor yapmayı, gezmeyi, müzik dinlemeyi ya da yapmayı vs. örgütlenmenin bağlamı olarak değerlendirin. Yol sorununu, iş sorununu, aş sorununu, çeteleşmeyi, yoksulluğu, erkek şiddetini vs. mücadele konusu haline getirin. Evi yanan komşunun, kaza geçiren mahallenin, çocuğunu dershaneye yollayamayan yoksulun sorununu dayanışmanın ve örgütlenmenin vesilesi yapın. Yaşamın tüm boyutları ve yönleriyle devrimci siyasetin mekanına dönüştürülmesinden; ezilenin birliği ve dayanışmasından, devrimcilerle ezilenlerin sonsuz biçim ve yollarla temasından yeni bir enerji, bilinç ve güç doğacaktır.

Siyaseti Ve Örgütlenmeyi Somut Koşullara Dayandırın

Hangi alanda, ne tür siyaset yürüteceğinizi, hangi araç ve biçimleri kullanacağınızı, hangi sorun ve taleplere odaklanıp, hangi sloganları öne çıkaracağınızı somut olarak belirleyin. Bunun için belli dönemlerde anket yapmayı alışkanlık haline getirin. Anket hem kitlelerle iletişim kurmanın bir amacı olacak, hem de kitlelerin sorun, talep ve eğilimlerini tespit ederek somut siyaset ve örgütlenme yürütmek için ihtiyaç duyacağınız verileri sağlayacaktır. (Marks, Lenin ve Mao gibi devrimci önderler ya da başarılı birçok devrimci hareket siyasal pratik ve örgütlenme süreçlerinde bu aracı oldukça işlevsel bir şekilde kullanmıştır. Devrimci hareketimizin de bir dönem yer yer başvurduğu bu araç ne yazık ki şimdilerde istisnai hale geldi. Genel gözlem ve tespitlerden hareket eden, somut koşulları ayrıntılarıyla kavrayıp siyasal ve örgütsel karşılıklarını oluşturamayan yaklaşımların haliyle kitlelerle diyaloğu ve teması da zayıflamakta, yabancılaşma yaygınlaşmaktadır.

Böylece A bölgesinde işçilerin servis sorununu, B okulundaki öğrencilerin kantin sorununu, C mahallesindeki Kürtlerin ya da Alevilerin ulusal-inanç-sal sorun ve taleplerini dikkate alan bir siyaset oluşturacak, müziğe, spora ya da sinemaya olan ilgilerini kullanacağınız araç ve biçimleri belirlerken veri olarak değerlendirebileceksiniz. Servis sorununa odaklanan bir ajitasyon faaliyeti yürütebilecek, kantin meselesi için eylem örgütleyebilecek, işçi ya da öğrencilerin müziğe olan ilgisinden hareketle müzik dinletileri ya da kursları düzenleyecek, spora olan ilgilerinden yola çıkarak spor kulüpleri ya da turnuvaları örgütleyebileceksiniz.

Kitleleri Siyasetin Öznesi Haline Getirin

Kitlelerle ast-üst ilişkisi kurmayın. Siyaseti ve örgütlenmeyi onlarla birlikte yapın. Öğrettiğiniz kadar (hatta daha çok) öğrenmeyi de bilin. Öncülük size siyasi etiketinizin bahşettiği bir özellik değil, kazanmanız gereken bir niteliktir. Kitlelerin sorun ve taleplerini kavrayabilir, toplumun bağrındaki çelişki ve gerilimleri belirli bir stratejik amaca koşullu biçimde açığa çıkarıp, örgütleyip, çözüme yönlendirebilirsiniz. Hem kitleleri hem de kendinizi yeniden kurabilir, öncü vasfını kazanabilirsiniz.

Düzenin tüm sorunların kaynağı olduğunu, kurtuluşun düzeni yıkarak yeni bir düzen kurmaktan geçtiğini pratik deneyimler üzerinden gösterin. Kitleleri, doğruları onlara dayatarak değil, pratik temelinde ikna edip alternatifini göstererek kazanabilirsiniz.

Kitleler siyasetin nesnesi değil, öznesidir. Devrimci öncünün özneliği kitleleri özneleştirebilme yeteneğiyle doğru orantılıdır.

Özgünlükleri İhmal Etmeyin

Farklı ezilen kesimlerin mücadeleleri ve talepleri arasında bağ kurun. Tüm mücadeleleri tek bir stratejik doğrultuda (Sosyalizm) birleştirin ama her mücadele alanının ve kesiminin özgünlüklerini de ihmal etmeyin. Mücadele araç ve biçimleri, alan, boyut ve unsurları arasındaki bağı koruyup zenginleştiren ama özgünlükleri de hassasiyetle gözetip birbirine karıştırmayan bir siyasi olgunluk, esneklik ve önderlik düzeyi yaratın. Barışçıl biçimlerle radikal biçimler, öncü örgütle kitle örgütü, gençlik çalışmasıyla kadın çalışması vs. arasında birlik, özgünlük boyutlarını birlikte kavrayan bir ahenk oluşturun.

Bürokratik Değil Demokratik Yönetimi Esas Alın

Şu ya da bu kitle örgütlenmesi, hareketi ya da eylemindeki yönetsel avantajlarınızı süreçlerin bürokratik yönetimi için değil, kitlelerin ikna edilmesi ve kararlaşması temelinde demokratik yönetimi için değerlendirin. Yönetsel avantajlarına dayanılarak örgütlenen süreçler en iyi ihtimalle sorunu öteler, lokal-geçici kazanımlar getirir. Ama tersinden geniş anlamda ve uzun vadede bürokratik zihniyet ve siyaset tarzını teşvik edip kitleleri nesneleştirerek mücadele enerjisini söndürür, öncü ve kitle arasında yabancılaşmanın zeminini döşer, çözüldü sanılan sorunu yeniden ve daha büyük boyutlarda üretir. Ama kitlelerin ikna edilmesi ve kararlaşması yoluyla demokratik olarak örgütlenen süreçler somut kazanımlar yaratmakla kalmaz, kitlelerde mücadele enerjisi ve öznelik bilinci doğurur. Öncü ve kitle arasındaki bağları güçlendirir, öncünün kitleleri ikna süreci içinde nitelik birikimi yaratmasına teşvik eder.

Kitlelerin kararlaşma süreçlerine etkin katılımını öngören meclis tipi örgütlenme formlarını bu bakımdan teşvik edin. Bu örgütlerin dar örgütler biçimine doğru deforme olmasını engellemek için ek mekanizma ve yöntemler geliştirin. Esnek bir üyelik sisteminin oluşturulması, tüm üyelerin tartışma ve karar süreçlerine katılımı için esnek mekanizmaların oluşması (kararların alındığı, tartışıldığı toplantıların yanı sıra bir biçimde katılmayan üyelere gidip oy ve görüşlerini alacak komisyonların oluşturulması, internet yoluyla oy ve görüş bildirme gibi) sağlayın.

Sokağı Siyasetin Merkezi Haline Getirin

Salonlar ezilenlerin arasına sınır çeker. Sokaklar ise iletişim ve etkileşimin önünü açarak onları dayanışma, birbirinden güç alarak özgüven kazanmaya, nihayetinde özneleşerek irade ve kişilik oluşturmaya teşvik eder. Parkları, sokakları, meydanları sayısız çeşitlilikteki etkinliklerle kaplayın. Burjuva siyaset alanını sokak siyaset yoluyla kuşatıp tecrit edin, sokağı siyasetin merkezi haline getirin.

Dar Grup Siyasetinden Kopun

Devrimci partinin varlık gerekçesinin devrim olduğunu unutmayın. Grup çıkarlarını, siyasal pratiğin ve ittifakların yönlendirici güdüsü haline getiren grupçu duygu ve düşüncelerden arının. Devrimin genel çıkarlarını esas alın. Grup varlığı ve çıkarları devrimin genel çıkarları temelinde kişilik ve amaç kazansın. Farklı, ilerici devrimci güçlerle birlikte davranmayı önemseyin. Ama bunun devrimci pratiğinizi sınırlayan bir propagandaya dönüşmesine müsaade etmeyin. Birlikte siyaset yapmayı ve üretmeyi öğrenin. Farklılıkları risk değil siyasi, örgütsel ve ideolojik gelişiminizin dinamikleri olarak kavrayın.

Birlikte çoklu siyaset, sorun değil, değişip-değiştirebileceğiniz önderlik kapasitenizi geliştirebileceğiniz bir olanaktır. Böylece yeni-farklı politik perspektiflerle negatif ya da pozitif gerilimler yaşayacak, bu gerilimlerden hareketle politikalarınızı uyarlamak ya da üretmek ihtiyacı duyacak, sürekli kitlelere giderek politikalarınızı anlatma-yayma zorunluluğu hissedeceksiniz. Ya da etkileşimlere girerek yeni alaşımlar yaratacaksınız.

Yine de köklü alışkanlıklar ya da pratik imkansızlıklar gibi birçok nedenle herkesle yan yana gelemeyebilir ya da getiremeyebilirsiniz. Bu durumda herkesi bir araya getirelim diyerek pratiğinizi hantallaştırıp sınırlamayın. Aynı doğrultuda ilerleyen ama sorunu farklı yön ve boyutlarda kucaklayan paralel ittifaklar oluşturun. Bu sizin de, birlikte politika yaptığınız güçlerin de siyasi esnekliğini ve çapını büyütecektir. Kiminle neyi ne kadar yapabileceğinizi tespit edin. Kürt sorunu konusunda üç siyasetle “UKKTH” başlığı altında bir panel örgütleyin, beş siyasetle “Kürt halkının demokratik haklarını tanıyın” içerikli bir kampanya organize edin, dört siyasetle “Demokratik, emekçi çözüm” konulu bir miting düzenleyin, iki siyasetle “seçim barajı” ya da “tutuklu vekiller” konusunda basın açıklaması yapın vs. Birbirinden farklı bir dizi ittifak ve pratiği birbirine bağlayan, onlara stratejik bir açı ve ağırlık kazandıran bir makro siyaset alanı yaratın.

Herkese İş Verin Ama İşveren Olmayın

İnsanlar sosyal ve politik yaşamlarının her alanında sizi yanında yoldaşı, omuzdaşı olarak görsün. Herkese iş verin ama işveren olmayın. Örgütlenmenin yolu insanları belirli bir iş ve amaç doğrultusunda işlevsel kılmaktır. Herkese iş vermek için işi bölün. Ama iş bölümünü teknik bir yönetim usulü olarak değil, işlevsel bir iş birliği-örgütlen-me yolu olarak kavrayın. Bir dergi çıkarmak için Ayşe haber yapma, Meltem makale yazma, Ali dizgi, Veli mizanpaj, Nurten baskı ile uğraşsın vs. Bütün işleri bir ya da birkaç kişinin üstlendiği faaliyetten örgütsel kapasite doğmaz. Ama herkesin iş bölümü ile yetenekleri doğrultusunda işlevselleştiği ve iş birliği temelinde birbirine bağlanarak yeni bir anlam bütünlüğüne ulaştığı bir faaliyet örgütsel kapasite yaratır.

Diğer taraftan iş bölümü ve örgütlenme adına işlevsel olmayan enerji sarfına yol açan organizasyonlardan kaçının. Çünkü bu tip organizasyonlar hedeflenenin aksine amaçsızlığa ve biçimselliğe yol açarak yabancılaşma ve örgütsüzleşme üretir.

***

Haziran ayaklanması ve halk hareketi, canlı bir politik atmosfer yarattı. Harekete geçen kitleler özneleşme yolunda ilerlerken kendi ruhuna ve dokusuna uygun bir örgütsel yelpaze açma ya da oluşturma ihtiyacını da her geçen gün daha yakıcı biçimde hissetmeye başladı.

Kritik sorun budur. Devrimci hareketimiz geleneksel zaaflarını aşarak bu hareketin ihtiyaçlarına uygun bir doku değişimi yaşayıp örgütsel bir kapasite yaratabilirse yeni bir tarihsel sıçrama olanağı (yani devrim), tabiri caizse elimizin uzanacağı yakınlıktadır.

Evet, henüz büyük güçleri emebilecek, yönetebilecek bir kapasite ve önderlik düzeyi yaratabilmiş değiliz. Ancak bunun için her şeye sahibiz. Hareketin ruhu ve ihtiyaçlarını kavrayabilen, hedefe kilitlenmiş bir siyasi örgütsel çizgiyi hemen şimdi pratikleştirmeye başlarsak sıçrayabilir, kitlelerin içinde kendimizi yeniden, yeni bir düzeyde kurabiliriz.

Devrim artık belirsiz bir geleceğin sorunu değil, bugün içindeki mücadele dinamiklerinin siyasi-programatik bir ifadeye kavuşup kavuşmayacağına bağlı olan somut bir olasılıktır. Devrimin güncelliği diskuru bu bakımdan bir genellemenin ötesinde, somut bir yoğunluk kazanmıştır. Tam da bu temelde kafamızdaki tüm kalıpları kırmalı, amaca (devrim) kilitlenmeli, tüm gücümüzle, enerjimizle, varlığımızla kitlelere giderek “yeni dönemin devrimci öncü formu”na can vermeliyiz. Tüm yaşamı örgütlenme mekanı olarak kavramalı, onlarca, yüzlerce, binlerce çeşit ve düzeyde örgütler kurarak kitleleri (ve onlarla birlikte kendimizi) özneleştirmeliyiz. Burada sayacaklarımız, sorunun daha çok kitle örgütlenmesi yönüne odaklanacak. Bunları sınırsız oranda çeşitlendirmeli, büyütmeli, zenginleştirmeli, uyarlamalı ve diğer açılardan da pratikleştirmeliyiz. Devrimci militan tüm yaratıcılığı ve girişkenliğiyle sorunun farklı boyutlarını kavramalı, devrim örgütünün besleneceği bir örgütler denizi yaratmalıdır.

***

1) Nerede hangi sorunlara odaklanıp, hangi araçları kullanacağınız somut olarak tespit edin. Bunun için belli periyotlarla anketler düzenleyip, içinde çalıştığınız alanın profilini çıkarın.

2) Kitlelerle birlikte siyaset tartışıp, yapabileceğiniz forum/meclis türü örgütleri yaygınlaştırın.

3) İnsanların yaşamına girin. Politikayı somut sorunlardan hareketle yaygınlaştırın.

4) Yerel ya da ulusal takımların taraftar birliklerini, derneklerini kurun.

5) Yerellerde futbol takımları, spor kolektifleri kurun. Turnuvalar ve ligler organize edin.

6) Daha baştan mükemmel plan ya da organizasyonlar oluşturmaya çalışarak elinizi kolunuzu bağlamayın. Genel bir çerçeve oluşturduktan sonra harekete geçin. İlişkileriniz üzerinden bir kaç takım kurun. Üzerinde “Çapulcular top peşinde. Birleşiyor, dayanışıyor, spor yapıyor, eğleniyoruz. Katılım açıktır” gibi şeylerin yazdığı afişleri asın, internetten vs. duyuru yapın. Karşılıksız kalmadığını göreceksiniz.

7) Oluşturacağınız sportif oluşumların halkın birliğinin, dayanışmasının ve toplumsal duyarlılıklarının gelişiminin bir aracı olduğunu unutmayın. Spora yeni bir biçim ve içerik kazandırın. Karma takımlar kurun. Kadınları ve eşcinselleri öne çıkaran oluşumlara gidin. Gelirin grevdeki işçilere, depremzedelere, Rojava’ya aktarılacağı turnuva ya da karşılaşmalar organize edin. Küfrün, cinsiyetçi, şoven söylemlerin, sportmence olmayan tüm söz ve davranışların yer verilmediği bir spor dili ve ahlakını teşvik edin. (Örnek olarak Gazoz Ligi deneyimine bakabilirsiniz.)

8) Taraftar birliklerini, kolektiflerini düzenli olarak bir araya getirecek toplantılar organize edin. “... Taraftar kolektifi olarak her hafta sonu ... parkında, kuracağımız dev ekranda maç izliyor, sonra da sohbet ediyoruz. Çekirdeğini al gel” gibi duyurular yapın. Her maçın sonunda gündemde olan bir konuda sohbet edip, tavır geliştirin. Mesela, savaşa karşı imza föyleri çıkarıp dağıtın.

9) Her sabah form tutmak için yürüyüş, koşu yapan onlarca insan dikkatinizi çekmiştir. Bunu sosyo-politik bir örgütlenmenin zemini olarak değerlendirebilirsiniz. “Çapulcular form tutuyor. ... Mahallesi sporcu kadınlar kolektifi olarak ... yürüyüş parkında buluşuyor. ... Parkında deneyim sahibi bir arkadaşımızın yönlendiriciliğinde sporumuzu birlikte yapıyoruz. Siz de katılın” gibi ilanlar yapın. Tanıdığınız 5-10 kişiyle duyurusunu yaptığınız yere gidin. Çağrınız çok geçmeden karşılık bulacaktır. Spor sonrasında, sohbet edin, kahvaltı yapın. Bir konuyu gündemimize alıp tavır geliştirin. Şiddet gören bir kadına dayanışma örgütleyin. 8 Mart etkinliği yapın. Bir kooperatif kurun vb.

10) Kadına şiddete karşı öz savunma hareketi örgütleyin. Mesela kadınlara yakın dövüş eğitimi veren kurslar açın. “Kadın olarak korkmuyoruz. Her yerde kendimizi savunabiliriz... kursları ... tarihinde ... adresinde başlayacaktır. Birleşirsek daha güçlü oluruz” gibi duyurular yapın. Eğitimli kadınlardan öz savunma grupları kurun. Tacizci, tecavüzcü olduğu bilinen bir erkeği cezalandırın. Öz savunma grupları olarak yılbaşı günlerinde ya da geç saatlerde kentin merkezi yerlerinde gezin. Kadınları rahatsız edenleri cezalandırıp videoya çekin. Görüntüleri internet vs. aracılığıyla ve “Biz her saatte her yerdeyiz. Tacizciler korksun” gibi sloganlarla yayınlayın.

11) Kadın dayanışma merkezleri kurun. Bu merkezler üzerinden kadınlara hukuki, eğitsel, tıbbi, mesleki destek sağlayın. Bu tip çalışmalar için sendikalardan, barolardan, tabip odalarından vs. destek isteyin.

12) Kadın dayanışma merkezleri üzerinden, şiddet gören kadınların, kadın dayanışması temelinde sahiplenildiği kadın dayanışma evleri kurun. “Erkeklere ve devlete muhtaç değiliz. Şiddete ve sömürüye karşı birleşiyor, dayanışma evlerimizi kuruyoruz” gibi bir şiar etrafında bir dizi kampanya örgütleyebilir, etkinlikler ve bağışlar yoluyla gerekli maddi ve kadro alt yapısını kurabilirsiniz.

13) Kadın dayanışma evlerine bağlı olarak ya da merkezler üzerinden ayrıca, gönüllü kadınların mağdur kadınlara geçici ya da kalıcı olarak evini açtığı, iş ya da maddi yardımda bulunduğu “Kızkardeşlerimize sahip çıkıyoruz” başlıklı bir dayanışma organizasyonu örgütleyebilirsiniz.

14) Mahallelerde, kadın dayanışma merkezlerine bağlı olarak ortak mutfaklar veya kreşler kurabilirsiniz. Bu tip organizasyonlarla kadınları ekonomik ve iş yükü açısından rahatlatabilir, dayanışma temelinde örgütleyebilir, politik ve sosyal olarak (elini boşaltarak) bağımsızlaşmalarını ve gelişimlerini teşvik edebilirsiniz.

15) LGBTİ’lerin toplumsal görünürlüğünü ve meşruiyetini artırmak için mahallelerde ya da kesimsel örgütlerde bilinçlendirme (halka dönük) ve tanışma toplantıları, panelleri vb. örgütleyebilirsiniz.

16) Çeşitli kitle örgütleri ya da organizasyonlarında LGBTİ bireylerin sözcü vs. olarak görünür ve etkin hale gelmelerini teşvik edebilirsiniz.

17) LGBTİ bireylerin ekonomik olarak bağımsızlaşabilmeleri, ayakta durabilmeleri için üretim ve dağıtım kooperatifleri kurabilirsiniz.

18) Alevilerin temel taleplerini öne süren yerel ya da merkezi mitingler, yürüyüşler, imza kampanyaları organize edebilirsiniz. Mesela, Sivas katliamının yıl dönümünden bir ay önce Alevi katliamlarının sorumlularının bulunup hesap sorulması, devletin Alevilerden resmen özür dilemesi gibi taleplerle ülkenin dört yanından Sivas’a yürüyüş organize edebilir, eylemi yaygın bir imza kampanyasıyla pekiştirebilir, bir mitingle taçlandıra-bilirsiniz.

19) Kızılbaş dernekleri kurabilir, kızılbaş Aleviliğin komünal devrimci özünü canlandırmaya dönük paneller, sempozyumlar, konferanslar, propaganda toplantıları örgütleyebilirsiniz.

20) Kızılbaş Aleviliğin isyancı özünü dile getiren bir müzikal propaganda hareketi örgütleyebilirsiniz. Ortalama olarak saz çalıp söyleyebilen binlerce Alevi genci Kızılbaş Aleviliğin komünal, devrimci felsefesiyle kuşandığında, her yerde (parklarda, sokaklarda, meydanlarda, evlerde, toplantı ve etkinliklerde vs.) müzikal propaganda yapan bir çeşit modern abdallar hareketi oluşacaktır.

21) Modern abdallar hareketiyle birlikte ya da ayrıca, semahı toplumsal temalarla ve modern figürlerle birleştiren bir çeşit modern semah hareketi de örgütlenebilir. Alevi gençleri içine alarak yaşamın her alanına yayılan bir modern semah hareketi, kızılbaş Aleviliğin geleneksel ritüellerine modern çizgiler kazandırarak toplumsal mesaj ve taleplerin taşıyıcısı haline getirecek, komünal isyancı özü canlandırıp, yayacaktır.

22) Sünni-dindar emekçilerin yoğun olduğu alanlarda, Antikapitalist Müslümanlarla birlikte organizasyonlar yapabilirsiniz. Mesela kandil günlerinde, dini bayramlarda, Ramazan da günün anlam ve önemini, temel toplumsal sorunlarla ilişkilendirerek ele alan ya da Filistin, savaş, yoksulluk-zenginlik gibi belirli konuları İslam’ın muhalif, devrimci yorumundan hareketle değerlendiren, panel, konferans, propaganda toplantısı gibi etkinlikler düzenleyebilir, yeryüzü sofraları türü organizasyonlar yapabilirsiniz. Rojava’ya, Filistin’e, depremzedelere dönük dayanışmayı örgütleyebilirsiniz.

23) Çeşitli eylem, etkinlik ve organizasyonlarda, muhalif, devrimci yayınlarda Antikapitalist Müslümanlara kürsü verip, dindar kesimlere daha içten seslenebilir; egemenlerin sosyalizm ve din arasında siyasi bir karşıtlığı kaşıyarak kitleleri maniple etme girişimlerini boşa çıkarabilirsiniz.

24) İşçi sınıfının örgütsüz olan büyük kısmına hitap eden, çalışma ve yaşam alanında birlikte örgütlenen (işyerinde ve mahallede), sektör (tekstil, metal gibi) ya da alan (işçi, memur gibi) ayrımı yapmayan bir işçi sendikası örgütü örgütleyebilirsiniz. Sınıfı, mekan ve alan temelinde bölen; esneklik, düzensizlik, güvencesizlik vb. yoluyla örgütsüzleştiren sermaye stratejisine karşı; mekan, alan ayrımına son veren işçi sınıfını tüm alanlarda örgütleyerek diğer ezilen kesimlerle etkileşime sokan birleşik bir sınıf örgütü, sınıfın tarihsel-toplumsal misyonunu yeniden kazanmasına büyük bir katkı sunabilir.

25) Benzeri bir örgütlenmeyi mümkün olan yerlerde mevcut sendikalar üzerinden de geliştirebilirsiniz. Sendikaların mahalle şubelerini oluşturabilirsiniz. Ayrıca mahallelerde gençlik, kadın, kültür komisyonları aracılığıyla diğer emekçi, ilerici dinamiklerle birleşme (sendikaların) kanallarını açabilirsiniz. Şu greve ya da bu mitinge toplumun diğer kesimlerinden katılımı (birebir katılım, boykot, kepenk kapatma gibi biçimlerle) örgütleyip, tersinden farklı toplumsal kesimlerin eylem ve etkinliklerine katılabilir, dayanışmayı örgütleyebilirler. Böylece, halk grevleri türü eylemlerin önünü açabilirsiniz.

26) Uygun yerlerde Kazova işçilerinin örneğini izleyip “işgal et, diren, üret” şiarıyla patronsuz fabrikalar yaratıp, sosyalizmin minyatür örnekleri üzerinden sınıf bilincini teşvik edebilirsiniz.

27) Uygun sektörlerde işçiler üretimi bırakarak değil, üretimi egemenleri denetiminden çıkarıp halkın hizmetine sunarak da grev yapabilir. Mesela üretim grevi günlerinde tüm sağlık ve ulaşım çalışanları vb. halka sınırsız ve ücretsiz hizmet sunarak hem egemenleri maddi zarara uğratıp, hem halkın diğer kesimleriyle dayanışmayı geliştirerek onları kazanabilir, hem de ücretsiz sağlık ve ulaşım gibi temel talepleri pratikleştirip teşvik ederek daha güçlü bir direniş zemini oluşturabilir, mücadeleyi tüm halka yayabilirsiniz.

28) AVM ya da market zincirlerinde çalışan işçilerin yaptığı grevleri desteklemek için alışverişi tıkama eylemleri örgütlenebilir. Eylemlerde patronlar teşhir edilip, eylemin amacı anlatılır. Eylem, alışverişe gelen diğer emekçilerden destek istenerek sonlandırılır.

29) Greve çıkan işçilerin çalıştığı fabrikalara ait ürünlerin (özellikle giysi, gıda gibi türlerin) stokları dağıtım sürecinde örgütlenebilecek basit tahriplerle boşaltılabilir ya da satışları tıkanabilir.

30) İşçilere dönük spor kulüpleri, kültür merkezleri ya da birçok işlevi yerine getirebilecek (kültürel, sportif, dayanışma vs.) dernekler kurabilirsiniz.

31) Liselerde ve üniversitelerde müzik, tiyatro, sinema, grafiti, spor takımları ve kolektifleri kurulabilir, turnuvalar, film gösterimleri, festivaller organize edebilirsiniz. Yaptığınız etkinlikleri belirli toplumsal temalar temelinde kurgulayabilir ya da belirli bir toplum hareketiyle, kesimle dayanışmanın yolu haline getirebilirsiniz.

32) Grafiti gurupları kurabilir; okul önlerine, mahallelere, sokaklara güncel ya da genel konulara ilişkin mizahı, taşlama formunda yazılar ya da resimler yapılmasını örgütleyebilirsiniz.

33) Okullara, mahallelere, sokaklara ‘71 önderleri, Haziran şehitleri, Che gibi enternasyonal figürlerin, şehitlerin isimleri verilebilir.

34) Yoksul öğrencilerin bir araya gelip yaşamı birlikte örgütlediği öğrenci yurtları ya da uygun yerlerde çadır-baraka yurtlar mahalleler kurulabilir. Bazı kentlerde çeşitli nedenlerle boş ya da yarım kalan ev ya da binalara el konularak aynı amaç doğrultusunda değerlendirilebilir. Ya da öğrenciler ve halk arasında örgütlenebilecek bir koordinasyonla barınma sorunu olan öğrenciler gönüllü başka öğrenciler ya da halkın evine geçici-kalıcı biçimde yerleştirilerek çözülebilir. Gönüllüler nasıl katkı sunabileceklerini (evini belirli bir süreyle ya da kalıcı olarak açabileceği gibi, ayni ya da nakdi yardımda da bulunabilir) belirli bir merkeze aktarır. Merkez ise yönlendirir. Bunun için başlangıçta bir adres-telefon belirleyip “Çapulcu halk, çapulcu gençliğe sahip çıkıyor. Evsiz, kimsesiz değilsiniz, biz varız. Dayanışmak isteyenler için telefon..” gibi bir sloganla yaygın duyurular yapılır. Böylece, halk-öğrenci dayanışmasını örgütleyerek bir sorunu çözüp dayanışma bilincini geliştirmekle kalmayacak, yeni etkileşimlere ve örgütlenme olanaklarına zemin sunacaksınız.

35) Mahallelerde yoksul çocukları için üniversite öğrencileri ve gönüllü öğretmenlerin görev alacağı ücretsiz çapulcu dershaneleri açabilirsiniz. Bunu, bir sendikanın şubesi bir gençlik kültür merkezi, eğitim destek evi ya da dernek aracılığıyla yapabilirsiniz.

36) Güncel konu ve sorunlarla ilgili hızla yazılıp kurgulanan (kısa) tiyatro oyunlarını pazarlarda, sokaklarda, parklarda, sahnelendiği bir sokak tiyatrosu hareketi örgütleyebilirsiniz.

37) Sokaklarda müzik dinletisi yapan, muhalif toplumsal içerikli ezgileri seslendiren müzik ya da şiir grupları, kolektifleri oluşturabilirsiniz.

38) Mahalle parklarında, meydanlarında tematik (kadınlar, Aleviler, devrim şehitleri, 1 Mayıs) ya da kaza geçiren, evi yanan biriyle dayanışmak için dayanışma etkinlikleri düzenleyin. Ya da sadece sohbet etmek, eğlenmek için organizasyonlar yapın. Film ve maç izleyin, pikniğe gidin vb. sonuç olarak sokağı boş bırakmayın. Her biçim ve yolla dayanışmayı ya da duyarlılığı canlı tutun, geliştirin.

39) Gökkuşağı merdivenleri örneğini farklı formlarda yaygınlaştırabilir, bunun için “gökkuşağı takımları” gibi esnek ve geçici örgütlenmeler oluşturabilirsiniz. Bankları, direkleri, kepenkleri gökkuşağına boyayabilirsiniz. Her yerde isyanın izleri olmalı, gri devlet, isyanın renkleri ardında kaybolmalıdır. Gökkuşağı isyanı hatırlatan, dayanışma ve mücadele isteği taşıyan bir ruh gibi hayatın üzerinde dolanmalıdır.

40) Mahallelerde, okullarda vs. çevre güzelleştirme dernekleri, kolektifleri kurabilirsiniz. Nükleer ve HES türü doğayı tahrip eden enerjiden vazgeçilerek yenilenebilir, çevreci enerji talep eden kampanyalar düzenleyebilir, 2-B gibi ormanlık alanları ve kıyıları sermayeye peşkeş çekmeye odaklanan yasa düzenlemelerinin iptalini isteyebilir; her yere yeşil alan talebini devletin sorumluluğu haline getiren, bunun için bütçe ayırıp, cezai müeyyide getiren yasal düzenlemeler talep edebilirsiniz.

41) Ağaçlandırma kampanyaları düzenleyebilirsiniz. Kolektif olarak oluşturduğunuz yeşil alanlara ortak değerlerimizin ya da şehitlerimizin (1 Mayıs ya da Deniz Gezmiş korusu) isimlerini verebilir, böylece çevre sorunu ile diğer sorun ve değerleri birbirini besleyen, destekleyen bağlamlar olarak değerlendirebilirsiniz.

42) Çevre düşmanı olarak teşhir olmuş kimisi, kurum ve şirketleri teşhir ve boykot kampanyaları örgütleyebilirsiniz.

43) Suriye’ye dönük emperyalist müdahale ve iç savaşın sonucu olarak

Türkiye’ye sığınan ama AKP’nin mezhepçi ve şoven politikaları nedeniyle mülteci kamplarında kalamayarak aç-açıkta büyük kentlerin sokaklarına, parklarına, boş alanlarına dağılan mültecilerle dayanışma organize edebilirsiniz.

44) Sosyal medya takımları kurabilirsiniz.

45) Çeşitli eylem ve etkinliklerin haber ve görüntülerini toplayarak yayan bir site açabilirsiniz.

46) İnternet TV ya da radyosu kurabilirsiniz.

47) Frekans “yakalayarak” yerellerde günün belli saatlerinde yayın yapan çapulcu radyoları kurabilirsiniz.

48) Yerel ya da kesimsel yayın yapan gazeteler ya da fanzinler çıkarabilirsiniz.

49) Duvar gazetesi hareketi başlatabilirsiniz. Çin’de Kültür devrimi döneminde halkın yöneticileri eleştiren, çeşitli konulardaki fikirleri ya da bir haberi paylaştığı renk renk, boy boy kağıtları duvarlara asmasıyla başlayan duvar gazetesi hareketinin özgün bir versiyonu yaratılabilir. Yazan kişi ya da grubun adı ya da rumuzunu taşıyan bu gazeteler “çapulcu gazetesi” olarak isimlendirilebilir. Her yazı ayrıca (internette bir site açılarak yüklenebilir) yayınlanabilir. Bu yolla binlerce insan pratik-politik bir hareketin, yayının hem eylemcisi, hem üreticisi, hem yazarı, hem okuyucusu haline gelecek etkileşime girerek mücadele gücü ve enerjisi yaratacaktır.

50) Ceylan Önkol, Lice-Medeni Yıldırım, Roboski gibi Türk emekçileri içinde de açıkça teşhir olmuş katliam vakalarıyla ilgili Türk emekçilerine seslenen kampanyalar düzenleyebilir; Türk emekçilerini adalet talebiyle Kürt halkının yanında saf tutmaya sevk edebilirsiniz.

51) Kardeş aileler zinciri kurabilirsiniz. Belirli sayıda Kürt aileyle Türk aileyi kardeş aile ilan edip bir kamp organizasyonuyla yan yana gelmelerini, birlikte vakit geçirmelerini, paylaşmalarını etkileşimlerini sağlayabilirsiniz. Kardeş ailelerin iletişimi sürdürmelerini, birer tanıdıklarını, komşularını diğer senenin kardeş ailesi olmalarını ikna etmeleri için teşvik edebilir; böylece kardeş aileler zinciri oluşturabilir.

52) Forumlar üzerinden Türk emekçilerini Roboski, Ceylan Önkol ya da Medeni Yıldırım’ın ailelerine ziyarete yönlendirebilirsiniz. Roboski’de, Ceylan’ın ya da Medeni’nin vurulduğu yerlerde bir anıt yapılması için Türkiye’den gelen emekçileri yönlendirebilir, teşvik edebilirsiniz.

53) Roboski, Ceylan ya da Medeni’yi hatırlatan, adalet talep eden anıt ya da duvar resimlerini Türkiye’de de yaygınlaştırabilirsiniz.

54) “Kardeşimin dilini öğreniyorum” başlığı altında, değişik ulus ve ulusal azınlıklardan halklar arasında empatiyi, iletişimi teşvik eden dil kampanyaları organize edebilirsiniz.

55) Savaşta yaşamını yitiren yoksul askerlerin ailelerine sahip çıkabilir, maddi destek etkinlikleri düzenleyebilirsiniz. Böylece, Türk emekçilerinin çocuklarını savaşa sürüp kurban eden, sonra da şovenizmin aracı haline getiren mekanizmaya taş koyup Türk egemenlerinin aynı değil, karşı saflarda olduğu bilincini yayabilirsiniz.

56) Savaş karşıtlığını “Türk” vurgusuyla birlikte şekillendirerek “Türk”lüğü şoven, milliyetçi, faşist siyasetin elinden alarak demokratik bir ulusal onur duygusu temelinde yeniden kurabilirsiniz. Mesela “İlerici Türk gençleri olarak Kürt halkının demokratik taleplerinin yanındayız”, “Türk emekçileri olarak Kürt kardeşlerimizin de bizim de ekmeğimize ve canımıza mal olan kirli savaşa karşı çıkıyoruz”, “Kardeşlik, kardeşini yok saymak değil, eşit görmektir/Türk halk güçleri”, “Türk emekçileri olarak Kürt halkıyla birleşelim. Zalimlerin, zenginlerin düzenine son verelim” gibi slogan, şiar ya da isimlendirmelerle Türk emekçilerine onların içinden seslenen, politikayı oradan doğru kuran kampanyalar düzenleyebilirsiniz.

57) Kitlelerin devleti, yasaları, kuralları fiilen askıya alarak taleplerini hayata geçirdiği itaatsizlik eylemleri organize edebilirsiniz. Alevilerin çocuklarını din dersine yollamaması, din ve uyruk hanesine Alevi ve Kürt yazıp kendini ihbar etmek gibi.

58) Duran insan gibi herkesin katılabileceği dikkat çekici performans eylemleri organize edebilirsiniz.

59) Kitlesel biçimde mahkemelere başvurarak, Haziran ayaklanması şehitlerinin isim ve soy isimlerini ön isim olarak almayı talep edebilirsiniz.

60) Parkların ya da uygun alanların içinde etkinlik alanı, gençlik salonu, spor alanı, kadın merkezi, kütüphane, çocuklar için oyun sahası gibi aktivite bölümlerini içerecek biçimde düzenlenmesini isteyen kampanyalar yapabilirsiniz. Bunun için mimar örgütlerine projeler hazırlatıp, belediyelere başvurabilir; mümkün olan yerlerde bunu halk dayanışması yoluyla direkt kendiniz hayata geçirebilirsiniz. Taksim Komünü’nün mahalli örneklerini yaratıp halkın birliğini, dayanışmasını ve mücadelelerini bu buluşma merkezleri etrafında örebilirsiniz.

61) Yerel ya da genel sorunların tartışılıp çözüm arandığı, halk dayanışmasına dayalı çözümlerin üretildiği, sosyal, kültürel, sportif hareket ve etkinliklerin organize edildiği, sözün özü halkı buluşturup birleştiren Halk Dayanışma Merkezleri kurabilir, kuruluşuna ön ayak olabilirsiniz.

62) Ulaşım, barınma, yeşil alan ve meydan gibi kent sorunlarını eksen alan platformlar oluşturabilirsiniz.

63) Kentsel dönüşüme karşı yerinde dönüşümü esas alan bir çözümü geliştirmek için dayanışma kooperatifleri kurabilirsiniz. Projelerin mimar odaları tarafından yapıldığı, maddi alt-yapının elbirliği ve kooperatifsel girişimler yoluyla oluşturduğu, halkın kültürel, sportif, yeşil alan, meydan gibi temel kentsel taleplerini dikkate alan alternatif kentler yaratabilir, daha doğrusu buna ön ayak olabilirsiniz.

64) Evi yıkılanların, evsizlerin ya da yurt-konut sorunu yaşayan öğrencilerin mağduriyetlerini gidermek, birlikte yaşamı ve dayanışmayı örgütlemek, bu süreci egemenlerin çözüme zorlandığı bir mücadele zemini haline dönüştürmek için boş binaları ya da yazlıkları fiilen ihtiyaç sahiplerinin kullanımına açabilir, buna önayak olabilirsiniz.

65) Ulaşım sorunu ve ücretlerinin yüksekliğini gündeme taşımak için kitlesel eylemler, imza kampanyaları ya da referandumlar organize edebilirsiniz. Kitlesel olarak “ücretsiz geçiyoruz” eylemlerini yayabilirsiniz. Ya da, araçları kısa süreli denetime alıp “Ulaşım haktır. Ücretsiz taşıyoruz” eylemleri yapabilirsiniz. Ayrıca kendinizi ulaşımdan sorumlu kurumlara “kapatabilir” sorun ve talepleri gündemleştirebilirsiniz.

66) Mahallelerde, kütüphane ya da okuma evi gibi mekanlar kurabilirsiniz.

67) Mahallelerde, çeteleşmeye ve yozlaşmaya karşı halk öz savunması örgütleyebilirsiniz. Aydınlatma çalışmaları ve kitle eylemlerinin yanı sıra yakın dövüş ve basit savunma araçlarının kullanımı konusunda kitlesel eğitimler düzenleyebilir, öz savunma grupları aracılığıyla alan savunmasını örgütleyebilirsiniz.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn