Mısır Komünist Partisi’nden Muhammed Fahreddin:“Hiçbir Devrim 11 Günde Bitmez!”

Röportaj: Zehra Akdağ

Merkez Komitesi’nden Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Muhammed Fahreddin ve Mısır’daki diğer örgütlerle iletişimden sorumlu parti sözcüsü Essam Shaban ile Mısır’da yaşanan ve yaşanmakta olan devrimci süreci konuştuk. Muhammed Fahreddin ile Essam Shaban’ın anlatımları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde gelişen devrimci sürecin nedenlerini, tarihsel ve güncel temellerini ve seyrini anlamaya hizmet ettiği kadar, bölgedeki devrimci ve komünist örgütlenmelerin, kısacası dünyanın çok çeşitli yerlerinde patlak veren bir dizi isyanda tartışma konusu ettiğimiz devrimci öznelerin durumuna, yaklaşımına ve hedeflerine ilişkin de önemli ipuçları sunuyor. Essam Shaban, Ağustos ayında ülkemize gelerek Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun İzmir Dikili’deki yaz kampına katılmıştı.

*Kendinizi tanıtır mısınız?

Adım Muhammed Fahrettin. Mısır Komünist Partisi uluslararası ilişkiler sorumlusuyum. Ve bu göreve Mart 2011 sürecinde, yani devrim günlerinden sonra atandım.

Bu süreçte gizli parti olarak mı kalacağız, yoksa Mısır'ın yeni dönemine uygun olarak açık mı örgütleneceğiz konusunda bir karar vermemiz gerekti. Ve gizli örgütlenmeyi feshederek açık ve yasal örgütlenmeye karar verdik. Aynı isimle MKP olarak açık siyasete geçtiğimizi duyurduk. Küçük bir seçim yaptık. Partinin açık örgütlenmeye geçişi ve 4. Genel Konferansa gidiş sürecini yönetmesi için bir geçici yönetim seçtik. Seçilen yönetim komitesi 14 yoldaştan oluşuyor. Biri benim.

Mısır'da ilk Komünist Parti 1921'de kuruldu. Ama 1800'lerin son on yılında bile komünist gruplar vardı. 1924'e dek bu parti faaliyetteydi. 1924'te iktidara gelen Saad Zaghlul bizi tehlike olarak gördü. Büyük baskılar yaptı ve birçoklarımızı hapse tıktı. Mısır'da her türlü komünist faaliyeti yasakladı. Ama komünistler 1940'lar dahil tüm süreç içinde işçiler içinde çalışmayı sürdürdü ve 1940'larda işgal sürecinde İşçiler ve Öğrencilerin Ulusal Komitesi'ni kurdu. Bu o süreçte belirleyici rolü oynadı. 1956 Süveyş kanalı krizinde mücadeleler yürüttü. Ve İsrail, Fransa ve İngiltere'nin Mısır'ı bölme amaçlı işgalinde partimiz silahlı direnişe geçti.

Nasır iktidara gelince parti kadrolarının tümünü tutukladı ve genel sekreterimizi öldürdü. Bizim tüm genel sekreterlerimiz şu veya bu biçimde öldürüldü. Tutsak düşen yoldaşlar bir biçimde, hapiste, işkencede ve baskı altında tartışmalarını sürdürdüler ve 1965'te partiyi feshedip rejimin parçası olmaya karar verdiklerini açıkladılar. Bu kamuoyuna dönük sahte bir açıklamaydı ve aslında küçük bir grup partiyi yeniden inşa faaliyetine geçti. Bu çaba başarılı oldu ve 1975'te Mısır KP yeniden kurulduğunu açıkladı ve tüm faaliyetlerde yer aldı.*

Camp David sürecinde partimiz başlıca direnen güçtü. Ocak 1977'deki ayaklanmaya büyük ölçüde önderlik yaptık. Ve yeniden sokaklarda olmaya başladık. Her türlü işçi ve halk mücadelesinde yer aldık. Partimiz sadece 5 açık sözcüyle gizli çalışmaya devam etti. Biri uluslararası, biri işçiler, biri meslek sahipleri, biri aydınlara dönüktü. Sonra partimiz Değişim İçin Uluslararası Komitenin kurulmasında yer aldı. Tarihimiz boyunca birçok yoldaş işkence gördü, öldürüldü. Kendilerini değil çocuklarını öldürdükleri oldu. Sonra bu devrim sürecine gelindi.

*Devrim sürecini tartışmadan önce, son yıllardaki durumu özetler misiniz? Mısır’dan Mohalla grevi başta olmak üzere sıklıkla grev ve direniş haberleri alıyorduk. Çeşitli uluslararası konferanslara ev sahipliği yapılıyordu. Tanınmış Mısırlı aydınlar var. Önemli bir tarihsel mirasa sahip. Arap dünyasında özel bir yeri var. Yani Mısır diğer birçok Arap ülkesine kıyasla yakın ve uzak tarihinde daha uzun bir toplumsal mücadele deneyimine ve örgütlülüğüne sahip görünüyor bize. Neden Tunus veya neden Mısır gibi soruların sıkça sorulduğunu düşünerek bu devrimci sürecin üzerine oturduğu mücadele birikiminden bahseder misiniz?

Son on yılı aktarayım. Daha öncesine girmiyorum. 2001'de, şimdi neye dönüştüğünden bağımsız olarak, Filistin Halkını Desteklemek İçin Ulusal Komiteyi kurduk. Sonra bu Irak İçin Savaş Karşıtı Platform'a dönüştü. Sonra Mısır'daki sorunları ele alan bir platforma dönüştü. 2005'ten itibaren Hüsnü Mübarek'e ve onun varisi Cemal Mübarek'e karşı hareket ettik. Sonra bu komite bileşenlerinin bir kısmı çekildi, bir kısmı da devam etti.

Giderek bu hareketin yerini işçi hareketi aldı. İşçiler yoksulluk sınırının altında yaşıyor, hiçbir temel hakka sahip değiller. Yozlaşmış sendikalar var, bunlar hükümetin kontrolünde. Yönetimlerine gelmeyi bir yana bırakın, aday olmanız bile mümkün değildi.

İşçiler kendi başlarına direniyorlardı. Destekleyen yoktu. Grevlere gittiler. Grevler yasaktı. Ulusal Güvenliğin kontrolündeki sendikalarda Ulusal Güvenliğin, onaylamamayı bırakın, önerdiği kişiler dışında kimse var olamıyordu. Bu sendikalar tek bir konfederasyona bağlıydı: ETUF (Mısır Sendikalar Federasyonu).

Mohalla'da işçiler greve gittiler. Mohalla ilk ayağa kalkan yerdi. Özel ve devlet sektöründen işçilerdi. Tekstil ağırlıklı. En önemli sanayi bölgesi. Nüfusun hemen hemen tamamı işçi. Özel sektörde Mısır tarihinde ilk kez bir grev oldu Mohalla'da. Bizim bir yoldaşımız önderlik etti. 2006, 2007 yıllarında çeşitli mücadeleler yaşandı. Ve 2008'de politik talepli bir grev oldu. Ücretlerle fiyat sorununu birleştiriyordu. Bunu siyasi talep olarak niteledik çünkü sadece o fabrikada değil tüm işçiler için gerekliydi.

2005'ten bu yana, devrimden önce, yani 24 Ocak'a kadar Mısır'da 11 bin grev ve işçi direnişi oldu. Grevlere katılan işçi sayısını değil, grev sayısını söylüyorum. Bunlar o zaman, 2008'de Tahrir'e çıktılar ve terk etmediler. Bir süre bu devam etti. Daha sonra devrim günlerinde bu eylem gençlik tarafından bir yöntem olarak kullanıldı. Hükümete baskı yaparak taleplerine ulaşmak için.

İşçiler kendi sendikalarım oluşturmak istediler. Mısır uluslararası anlaşmalara imza atmış olduğu halde Mısır'da bu yasal değil. İşçiler kamu işletmelerindeki yolsuz yönetimlerden ve özel sektörden çok çekti. Şimdi bile durum değişmedi. İşçilerin büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında.

Tüm yasalar işçilere karşı. Biz ve başka güçler işçilere ulaşmaya çalıştık.

Sonra işçiler ve gençler devrim sürecine geldi.

*Yine Mübarek döneminde Müslüman Kardeşlerin, sol güçlerin, burjuva liberallerin gücü, etkisi ve Mübarek rejimiyle ilişkisi neydi? Kısacası Mısır siyasi yaşamındaki her bir siyasi aktörün durumu neydi?

Öncelikle, Mübarek rejimiyle bağlantısı olan güçler dahil tüm güçler Mübarek rejimince bastırılıyordu. Bu onun herkesle ilişki tarzıydı. Sizin partiniz Mübarek'le ilişki içinde bir şeyler yapmaya çalışıyor olsa bile baskıya uğrarsınız.

Sorduğunuz güçlere gelirsek, İslamcı güçler parçalı durumda. "Mısır'daki İslamcı güç” diye bir güç yok. Şimdi birleşiyorlar. Her halükarda birbirlerinden çok çok çok farklılar. Müslüman Kardeşler var, Sufistler var, Wahhabi grubu var. Wahhabi grubu mesela 38 farklı gruptan oluşuyor. Selefistler var.

Bu İslamcı güçler, Ulusal Güvenlik ve istihbaratın kontrolü altında. Bunlar Mübarek rejimine, Mübarek'in destekçilerinden daha fazla hizmet ettiler. Mübarek onları kitleleri yatıştırmak için kullandı. Dini kullanma meselesini bilirsiniz. Bunlar Selefistler ve Wahhabiler.

Bazıları cihatçı. Cihatçılar küçük gruplar. Birçokları uzun yıllar cezaevindeydi. Cezaevinde ya fikrinizi değiştirirsiniz ya da çekersiniz. Dolayısıyla birçokları bıraktı.

Müslüman Kardeşlerin değişik bir durumu var. Müslüman Kardeşler solculara ve Marksistlere saldırmak üzere cezaevlerinden bırakıldı. Dolayısıyla onlar rejimle uzlaşan bir güç. Bu oyun on yıllarca oynandı. Aynı zamanda seçimlerde bölücü bir güçler. Her eyalette seçimlerde Mübarek partisi ve ulusal güvenlikle anlaştılar ve alan paylaştılar.

Onlar işçi haklarına düşman. Mesela Mohalla grevinde parlamento grubundan biri ziyarete geldi. Güya destek için. Grevin üçüncü günüydü ve baskılar hakkında hiçbir şey duymadığını iddia ediyordu.

Bazıları tutuklandı. Hükümet onların kendi parasına el koydu. Ama sadece bazıları. Çoğu bizzat rejim tarafından desteklendi.

*Bu Enver Sedat cinayetini takip eden baskı sürecinden sonra mı böyle oldu, yoksa hep mi böyleydi?

Hep böyleydi. Her zaman havuç ve sopa oyununu oynadılar. Baskı görme ve işbirliği yapma oyununu. Rejim onlarla hep bu oyunu oynadı. Bazıları tutuklandı, baskıya uğradı, bazılarına ise alan açıldı. Tüm resmi siyasi güçlere olan buydu aslında. Bunları sadece İslamcı güçler için söylemiyorum. Bütün kayıtlı partiler ve örgütler böyleydi. Mübarek bir yandan vuruyor, bir yandan alan açıyor, böylece evcilleştiriyordu.

Ulusal Güvenlik belgelerini daha sonra ele geçirdiğimizde birçok siyasi kuvvetin nasıl Ulusal Güvenlikle çalıştığını belgeleriyle gördük. Bazıları ise zaten bizzat ulusal güvenlik tarafından oluşturulmuştu. Bazıları hatta gazetelerini çıkarmak için doğrudan Ulusal Güvenlik'ten fon alıyorlar.

*Bu devrim sürecinden sonra mı açığa çıktı?

Bunu devrimden önce biliyorduk, herkes biliyordu, ama kanıtımız yoktu. Şimdi fiziksel kanıtlarımız var.

Liberal güçlere gelirsek, temelde AB ve ABD fonlarının geliriyle çalışıyorlar. Toplumda bir biçimde güçlü bir etkileri var dürüst olmak gerekirse. Her türlü lojistik olanakları var. Büroları, propaganda araçları var. Ama biz onlarla çalışmıyoruz.

Tüm liberal güçler, hiç birini dışta tutmuyorum, hepsi mavi şemsiye, EMİ gibi programlarda eğitildiler ve başarılı oldular. Eyman Nur kapsayıcı bir parti değil. Kendi cephesinde de başarılı olamadı.

Tecemmi Partisi tümü illegal çalışan sol güçlerin bir çatı partisi olarak kuruldu. Sonra bu yasal parti sağcılaştı ve tüm parti Ulusal Güvenliğe çalışmaya başladı. 2000-2005 arasında bu sağcılaşma yaşandı. Sokaklara çıkmaya başladığımız zaman. Bizi parti genel konferansından dışladılar. Ben medyadan sorumluydum. Seçimler yaptılar. Ben ve MKP'ye bağlı herkes seçimlerin dışında bırakıldı. Sadece 12 kişi süs için partide tutuldu. Bu parti 1976'da açılmıştı. 1999'da değişmeye başladı. Devrim sürecinde Mübarek'i desteledi. Tecemmi koalisyon dernek. Tüm sol güçlerin ittifakıydı. Her bir güç parti içinde kendi yapısını korudu. Üyelik diyorduk. Marksist üye. Sol ulusalcı üye. Açık fikirli İslamcı üye. Ama sonra ideolojilerle ilgisi olmayanlar partiye el koydu. Mübarek her türlü siyasal ve toplumsal güçle böyle oynardı. Siyasi olması bile gerekmiyor. Plaja gitmek için bir gezi bile örgütleseniz, emin olmalısınız ki bu faaliyet kayıt altına alınıyordur.

İşçiler böyle bir rejim altında çok zor yaşadılar. Bu rejimden herkes bir biçimde çekti. Kimi okuldan, kimi işinden atıldı. Bazıları öldürüldü. Son genel sekreterimiz kaza süsü verilerek öldürüldü. Bomboş bir yolda bir araba vurdu, kendi oturduğu tarafa.

Devam edecek olursak, liberal güçler böyle. ABD ve diğer emperyalist güçlerle ilişkililer. Hangi emperyalist güce baksam Mısır'daki liberal güçlerle ilişkileri var. Ama iyi bir gençlikleri var. Aslında gençlikleri onların ne olduğunu bilmiyor. "Liberalden kelime anlamını anlıyorlar, ideolojik olarak değil. Özgürlük olarak anlıyorlar. Medyaları var, TV kanalları, her yerden destek alıyorlar.

Şimdi hükümetle ABD arasında bir bölünme var. ABD Mübarek'i destekliyordu ve destekliyor. Obama'nın başkanlığından sonra az bir şey işler değişti. Rejim içi liberal güçleri desteklediler. Cemal Mübarek grubunu desteklediler.

Liberal gruplara giden fonlar azaldı. Ama onlarla çalışmıyorlar dernek değil. Fonları azalttılar ama hala bağları var. Halkla ilişkilerde destekliyorlar, fonluyorlar, tavsiyelerde bulunuyorlar.

Sol güçlerin durumu şöyle. Temel güçler devrim öncesinde illegaldi. Biz varız, Marksist Leninist bir gücüz. Troçkist grup Devrimci Sosyalistler var. Onlarla ittifak halindeydik. Çok çok küçük bir grup olarak Demokratik Emek Partisi var. Aramızda pek fark yoktu, birleşebilirdik ama kimi sorunlar aşılamadı, hala da aşamadık. Komünist Halk Partisi var. Bunlar 1020 kişiler. Ama diğer partilerle sayısına göre ilişkilenmiyoruz. Sen partiyiz diyorsan tamam, seninle çalışırım. Devrimci sosyalistler sonra 3'e bölündü. Tüm bu partiler gizli çalışıyordu. Ama bazı açık şeylerimiz vardı. Mesela burası bir Araştırma Merkezi. Kitap basıyoruz. Entelektüeller için. Bazıları gazete bastı. Tabii iflas ettiler, kapattılar vb. Reklam alamazlar tabii ki. Kapılarını kapattılar.

*Parti düzeyinde olmasa da eylem birliği düzeyinde devrimci ya da sol güçlerin bir ittifakı var mıydı son yıllarda?

Güçlerimizi birleştirme planımız vardı. Sol ittifak projesi. Ama devam etmedi. Tüm sol güçler, hiçbirini dışta tutmuyorum, tümü işçiler içinde çalışıyor. Tamam, bazıları öğrenciler, küçük burjuvazi, üniversite eğitimcileri, küçük iş sahiplerine ağırlık veriyordu ama tümü işçilere yönelim içindeydi, işçilerle bir şeyler yapmaya çalışıyordu.

*İşçilerin genel nüfusa oranı ne?

Kayıt dışı ekonomi hakim. Bir şey söylemek zor. Ama tahminen, sözleşmeliler 3 milyon. Sözleşmesizleri eklersek, ki çoğu sözleşmesiz, ağır sanayide bile. Çok bilinenleri eklersek

4 daha, 7 milyon eder. Ama bundan çok daha fazla.

*Ocak-Şubat sürecini, sizin için en önemli noktaları vurgulayarak en genel hatlarıyla değerlendirir misiniz?

2008'de Mohalla grevi oldu. Başarısızlıkla sonuçlandı. Hiçbir kazanımı olmadı. Aslında sadece somut sonucuna bakarsanız işçilere zararı bile oldu orada. Hareket hükümet ve sivil çetelerin işkence ve baskılarıyla bastırıldı. Hırsızlık ve kirli işler çeteleri hükümet için çalıştı. Parlamento seçimlerinin güvenliğini onlar aldı. Bayraklarını, çadırlarını, konferanslarını korumak için kullandılar.

Mohalla halkı ve çetelerle polis arasında bir savaş oldu. İki cephede savaşıyordunuz. Ve halk için diyorlardı ki bunlar çetedir, o yüzden müdahale ediyoruz. Ve aynı zamanda çeteler de halkı dövüyordu. Bir taktikti. Çok güçlü ve çok akıllıca bir taktikti.

Bu başarısız grevden sonra demokrasi talep eden küçük burjuva hareket geri çekildi. Ama işçiler devam etti ve onlar için çok zor bir süreç oldu. 11 bin grev, yani her gün 10 kadar grev vardı. Biz 24 Ocak gecesine kadar bile işçilerle çalışıyorduk. Ama sadece bir yıl önce diğer güçlerle birlikte Değişim İçin Ulusal Komiteyi oluşturduk. Tüm güçlerle, Müslüman Kardeşlerden komünistlere dek. Çoğu taban hareketleri idi. Bazıları gizli çalışan partilerdi. Ama esasen tüm partilerden oluşmuştu. Tecemmi dışında resmi kayıtlı partiler yoktu. Onlar da resmi imza koymamışlar ama üyelerine buna katılmayı serbest bırakmışlardı. Ama biz bir sorumluluk almıyoruz demişlerdi. Böylece önderliklerinin başı ağırmayacaktı.

*Bu inisiyatifi kim başlattı? Kim diğerlerini çağırdı?

Söylemek zor. O dönem herkes birbiriyle oturup niye böyle bir şey yapmayalım diye konuşuyordu. Kimse başlatmadı, bir süreçti. Mohalla gibi başka kentlerde 14 yıldır birlikte çalışılıyordu ama mesela Mohalla'da taban hareketleri yok, sadece siyasi partiler var.

İskenderiye'de sadece 6 Nisan Gençlik Hareketi’nin küçük bir grubu vardı. 6 Nisancılar Hareketlerini 6 Nisan 2008 grevinden sonra oluşturdular. Küçük gösteriler yaptılar.

Sonra Tunus devrimini gördük. Bu bir "yapılabilir’ mesajıydı.

Polis rejimin halkı ezmek için birinci ateş hattıydı. Mısır'da böyleydi, Mısır'ın her yanında, her sokağında o günlerde birinin işkence gördüğünü, birinin tutuklandığını ya da birinin öldürüldüğünü duyardınız. Benim 5 yıl hapis cezası alan arkadaşlarım var. Tanıdığım bir genç El Kaide'den ceza aldı. Bilgisayarında İslam'la ilgili hiçbir şey çıkmadı. Aslında bilgisayarından çıkan sadece pornoydu.

İnsan haklan gruplan oluşturuldu, çok mücadele verildi.

25 Ocak'ta polisin Ulusal Gününü kutladığı gün eylem yapmaya karar verdik. 1951'de polis grubunun İngiliz ordusuna karşı hepsi ölene dek savaşmalarının anısına ilan edilen bir gün bu. Biz, Değişim İçin Ulusal Komite ve başka koalisyonlar, o gün sokağa çıkıp halkın rejim gitsin talebini dillendirmeye karar verdik.

Biz yürümeye başladığımızda insanlar katıldılar. 3-5 kişilik gruplar slogan atmaya başladı, bir anda binler olduk. Ve devrim sırasında olanlarıysa biliyorsunuz.

*Tunus’un dolaysız etkisi neydi?

Birebir temas olmadı, sadece ilham verici bir düşünceydi: "Biz yaptık, siz de yapabilirsiniz”. Ve bu çok ama çok önemliydi. Yine de sadece Tunus'un iteklediği söylenemez. İlk patlama Mısır'da da olabilirdi. Tunus hem halkı, hem de örgütleri etkiledi.

Tunus'ta Bin Ali'nin kaçışını ilk kutlayan bir Mısırlı oldu. Sokağa fırladı ve kutlamaya başladı. Bir diktatör kaçmıştı. Dernek ki bunu yapabiliriz! Herkes köle olduğumuzu düşünüyordu. Sokakta kime sorsan, "biz köleyiz, hiçbir şey değişmez” derdi.

60 yıldır beyni yıkanmış bir kitleydi, iktidar mutlaktır diye görüyorlardı. Bizden birkaç mil uzakta olan benzer bir ülkenin, ne yaptığını görünce, biz de yapabiliriz dediler.

Bizde tabii koşullar çok kritikti. Hayal edin, son yıllarda nasıl Mısır baş aşağı gidiyordu. Ve herkes biliyordu ki gerçekte Mısır'ı yöneten Cemal Mübarek'tir. O gerçekte 2005'ten beri ülkeyi yönetendi. Yani bir düşünün, Hüsnü Mübarek ölse de kurtulmayacağız, bu kez Cemal Mübarek gelecek, bu rejimi bir 30-40 yıl daha yaşayacağız. Herkes sokağa çıktı. Aynı rejim altında 30-40 yıl daha mı? Hayır, daha fazla dayanamayız, geçinmek için bize tek kuruş borç verecek birilerini daha bulamayız. Böyleydi.

Aslında son derece sınıf esaslı bir hareketti, ama önderliği küçük ve orta burjuvazi yapıyordu. Dışarıdan baktığınızda halk o günlerde ne talep etti, siyasiler şimdi ne yapıyor, bunlar arasında büyük fark görürsünüz.

*Bazıları süreci “Facebook Devrimi” ilan etti Bazıları ise sosyal medyanın rolünün hiç önemli olmadığını söylüyor. Sosyal medya araçları bu süreçte ne rol oynadı?

Sosyal medya gruplar ve kişiler arasında bir iletişim kanalı. Teorik olarak yaklaşacak olursak, geleneksel medyadan temel farkı, iletişimin iki yönlü olması. Dolayısıyla mesajınıza cevap verenden siz de etkilenirsiniz. Böyle bir yöntemdir ve son derece kolektif ve akıllıca bir yöntemdir. Ve bunu kullanıyoruz. Parti içinde, mücadelede, halkla. Herkes bunu kullandı ve bu çok ama çok büyük rol oynadı. Ama tabi ki devrimi yapan facebook değil.

Gruplar vardı, ilişkiler vardı, gizli iletişim kanalları vardı. Online ama sosyal medya üzerinden olmayan kanallar. Mohalla'da 4 kişi vardı tüm siyasi partileri temsil eden. Bizim işçi komisyonu sorumlusu yoldaşımız da onlardan biri. Ve sosyal medyayı onlar çok etkin kullandılar.

Kahire'de Değişim İçin Ulusal Komite'nin sosyal medya gruplan vardı. Bazı gençler esasta kişisel hırslan için buradan ayrıldı ve Gençlik Devrim Koalisyonu'nu kurdu. Onların gruplan vardı.

Bu bir sosyal medya devrimi değil, ama önemsiz hiç değil, sosyal medya ve cep telefonunu çok yaygın kullandık.

*Temel ajitasyon-propaganda aracının bu olduğu söylenebilir mi?

Evet. Kesinlikle. Elimizde ana akım medya yok. TV'ler yok. Büyük gazeteler yok. Ve bunu kullandık. Ama o bizi değil, biz onu değiştirdik. Emperyalist kültürün yayılmasına değil, devrime hizmet etti.

*Taban örgütlerinin rolünden bahsettiniz. Ne gibi örgütlenmeler var? Bunların gücü, etkisi, durumu ne? Siyasi yaklaşımları nedir? Siyasi partilerle ilişki kuruyorlar mı, yoksa tepki mi duyuyorlar? Sizin ve başkaca siyasi partilerin onlarla ilişkisi ne?

Bunların çoğu emperyalist güçlerle ilişkili. Çoğunun bizimle ilişkisi yok. Bir-iki sosyal liberal çevre hariç. Aslında her türlü örgütsel forma karşı çıkıyorlar. NGO'lara bile. Hiçbir türden örgüt istemiyorlar. İçinde istediğini savunabileceğin, istediğini yapabileceğin türden gevşek bir şey istiyorlar. Bunlar her türlü örgütlenme fikrine karşıdırlar, bir gündemi ele alırlar, broşür dağıtırlar, eylem çağrısı yaparlar vb. Böyle çalışırlar.

Emperyalistlerin bunları ideolojilerinin ve planlarının bir kısmını yayma aracı olarak kullandıklarını düşünüyoruz. Ama hepsi böyle değil. Birçoğu gençler ya da öğrenciler. Hatta işçi hareketinde de az da olsa böyle şeyler var.

*Halk isyanlarının yaşandığı hemen hemen her yerde, Arjantin ’den Bolivya’ya, Venezuela’dan İspanya’ya, Yunanistan’a, Tunus’a dek sovyetik tipte örgütlenmeler, halk meclisleri ortaya çıkıyor. Buralarda bir yandan burjuva siyasete birikmiş tepkinin, diğer yandan uluslararası devrimci ve komünist hareketin örgütsel, siyasi, teorik ve ideolojik durumunun ürünü olarak örgütsüzlük fikri genelde hakim oluyor. Mısır isyanı sürecinde ortaya çıkan halk komiteleri, halk meclisleri var mıydı ve bunların siyasal parti ve örgütlerle ilişkisi nasıldı?

Saldırılara ve baskılara karşı hepimiz demokratik değişimi başarmak için birlikte çalışmakta anlaştık. Tam olarak halk meclisleri gibi kurulmadı. Ama devrim günlerinde herkes bir şekilde bir örgütün, bir birliğin, bir koalisyonun parçası oldu. Bu örgütler, koalisyonlar, birlikler şu veya bu biçimde partiler arası koalisyonlar olarak oluştu. Bazılarını gençlik aktivistleri bir araya gelerek kurdu. Bir önderlik seçtiler vb. Biz bu türden örgütler oluşturduk. Ama geçici türden. Şimdi çok azı kaldı. Çoğu kendini dağıtıp partilere katılıyor ya da parti kuruyor. Ama burada yaşanan en önemli şey şimdi işçilerin kendi sendikalarını kurma çabası. Bağımsız sendikalar kuruyorlar, ETUF çizgisi sendikalardan farklı. Kendi sendikalarını, derneklerini, federasyonlarını kuruyorlar.

Ama örgütsüzlük fikri hakkında bahsettiğiniz her yerde olan burada da oldu. Ve hükümet de onlara yardım etti. Partili olursanız kendi kişiliğinden vazgeçer, tektipleşirsiniz propagandası yapıldı. Eğitim sistemi, medya, kültürel araçlarla bu fikirleri yaydılar.

*Bu bağımsız sendikalar taban sendikaları biçiminde mi? Geleneksel sendikalardan, federasyona bağlı olmamaları dışında ne yönleriyle ayrılıyorlar? Nasıl ortaya çıktılar? Siyasi güçlerle ilişkileri ne?

Tamamen işçilere dayalı. Bence gelecek bakımından en önemlisi, yani biz komünistler olarak sadece demokratik devrime inanmıyoruz, daha büyük bir devrim istiyoruz, en önemlisi bunlar. Şu anda olan büyük bir gelişme gelecek yıllar için. Gelecek yıllarda daha güçlü bir işçi hareketi ve sendikal hareket olacak eğer bunu başarırsak. Sadece işçilerin oluşturduğu. Mesela ben de bir işçi değilim. Dolayısıyla eğer işçiler hakkında bir şey söylemek ya da duymak istiyorsam partinin işçi bürosuyla ilişkilenirim. Sendikada işim yok.

*İsyan sırasında günlük mücadele nasıl örgütleniyordu? Ertesi gün için kararlan kim alıyordu? Şuraya yürünecek, şurada kalınacak vb. eğilimler nasıl belirleniyordu? Etkide bulunan siyasi güçler anlamında değil, somut örgütsel mekanizma anlamında soruyorum.

Her yerde değişikti. Her alan, her kent birbirinden bağımsızdı.

Mesela Mohalla'da siyasi partiler toplantısında karar alınıyordu.

Burada Kahire'de kendi oluşumlarım kurdular. Temelde iki oluşum karar alıyordu. Biri Gençlik Devrim Koalisyonu, biri de Devrimci Gençlik Birliği. Bunlar temel karar alıcı oluşumlardı. Ve Değişim İçin Ulusal Komite tüm güçleri örgütlemek için her gün çalışıyordu. Devrim günlerinde herkes, ama herkes, diğer güçlerle ortak çalışma konusundaki tüm bariyerleri kaldırdı. Müslüman Kardeşler ile ilişkilerimiz vardı, Liberal Ghabha ve Ghad ile, İslamcılarla, tüm diğerleriyle ortak çalıştık. Birbirimizi ordunun ve çetelerin saldırılarından koruduk. Biz yeni bir rejim istiyoruz. Bu herkesin ortaklaştığı şeydi. Ve bununla ilişkili olmayan her şey ve herkes sürecin dışında kaldı.

Mesela Mohalla'da akşam yolda giderken kendi güvenlik güçlerimiz vardı. Bunu biliyor musunuz?

*Evet, bunu ayrıca soracaktım, ama girmişken lütfen anlatın.

Onlarla yürüyorduk ve gerçekleri onlara anlatıyorduk. Çünkü Mübarek'in partisi, NDP üyeleri yanlış düşünceler anlatıyordu ve biz bunları düzeltmeye çalışıyorduk. Devrimin bazı anlarında, mesela o an için kitleyi yatıştırmak istediğimizde, eğer beğenmedikleri bir karar alırsak asla desteklemiyorlardı. Dolayısıyla onlara itaat etmek zorundaydık. Onları başköşeye koymalısınız. Rejimi devirmek istiyorlardı ve onları bu amacından saptırmak imkansızdı.

Çoğumuz birbirimizle ilişkiliydik. Kadrolar olarak da. Tüm güçlerin birlikte olduğu oluşumlar vardı. Sadece örgüt biçiminde değil. Ama bir biçimde işbirliği halindeydik. Bazı yerlerde bir örgüt bile yoktu. Ama buna rağmen karakolları yaktılar, kentin altını üstüne getirdiler. Mısır'ın her kentinde koşullar farklıydı.

*Her bir toplumsal kesimin rolü neydi? İşçileri ve öğrencileri konuştuk. Peki, köylülük ve kırsal kesim ne yaptı? Sürece bir biçimde katıldılar mı? Aydınlar ve meslek sahipleri bakımından durum neydi?

Köylüler bazı yerlerde katıldılar, bazı yerlerde katılmadılar. Bazı köyler bize insan gönderdiler destek için. Ama Mısır ekonomisinin doğası öyle ki, tarım yıkıma uğruyor. Açıkçası köylülük çok küçük. Köyde yaşayanların dahi çoğu kentte çalışıyor ama köyde yaşıyor. Şimdi Mısır'da herkes büyük kentlerde ve etrafında oturuyor. Köylülerin hepsi değil ama birçokları katıldı. Bu kesimin de çok sorunları var. Toprak sahipliği konusunda. Toprak sahipleri ve kiracılar arasında. Yasalar onlara karşı. Sendikaları, örgütlülükleri yok. Hükümetten destek almıyorlar. Burada çok mücadeleleri oldu.

Aslında devrim büyük kentlerde oldu. Ama bazı köyler de katıldı. Her biri kendi koşullarına göre. NDP öne çıkan kişileri satın alıyordu. Köylerde büyük aileler var. Dolayısıyla herkesi satın almak zorunda değildi. Büyükbabayı satın alsa herkes onu izler. Ama gençlik genelde ailelerine rağmen devrime katıldı. Bu köylülük içindi.

Aydınlarsa bölünmüş. Bazıları rejimi destekledi. Bazıları desteklemedi. Bazıları tarafsız bir tutum aldı. Küçük burjuvazidir, çok tutarlı ve topyekûn bir duruşu olmadı. Mesela Mohalla'da aydınların çoğu bize katıldı. Kahire'de ise değil. Mesela bir tanıdığım var. İyi biri. Ama Ordu Konseyinin durumunu kabul ediyor. Onu gördüğümde, "siz haklısınız ama devrime katılırsam işimden olurum, çocuğumu nasıl beslerim, sizinle olmak isterdim ama Mübarek'ten para alıyorum ve bir taraftan sokağa çıkamam” dedi

Bazı başkaları ise yaptığı şeyin doğruluğuna inanıyordu. Mübarek'i aklarken kendi durumlarını aklıyor ve kendi söylediklerine inanmaya başlıyorlar.

Meslek örgütlerinin çoğu, doktorlarınki, mühendisler odası, eczacılar vb. hükümetin tam kontrolü altında. Ve çoğu seçilmiş komiteler hükümet emriyle dağıtıldı. Ticaret Odası mesela eski bir sendika. Mısır'daki en büyük meslek örgütü. Ama yönetimi 20 yıldır bir araya gelmedi. Durum bu. Bazılarının rejimden çıkarı var. Mesela eczacıların ilaç şirketleriyle ilişkileri var. Aslında çoğunluğu yoksulluk sınırının altında. Nüfusun %88'i yoksulluk sınırında veya daha altında. Dolayısıyla çoğu içten içe destekliyordu ama şu veya bu nedenle katılmadılar. "Sözde küçük burjuvazi” (pseudo-petty-bourgeoisie -ç.n) oldukları için, böyle diyoruz biz. Aslında hiçbir şeyleri yok. Gerçekte küçük burjuva bile değiller, hiç bir şeyleri yok ve ücretle başkası için çalışıyorlar. Günde 20 saat çalışıyorlar iyi bir maaş almak için, evlenmek için, daha iyi yaşamak için.

*İsyan sürecinde halk güvenliği ve devrimci şiddetin kullanımı bakımından nasıl bir tablo vardı? Halk bu konuda nasıl örgütlendi? Aynı zamanda karşı tarafın durumu neydi? Ordunun tutumu neydi? Hem ordu bütününün, hem de değişik kademelerdeki askerlerin. Çözülmeler oldu mu? Poliste durum nasıldı? Ordu ve polis güçlerinden saf değiştirenler oldu mu?

Polis 28 Ocak'tan sonra kentlerden çekildi. 28 Ocak'tan sonra kendimizi çetelerden korumak için kimse yoktu. Onlardan bahsettim. Adi suçlarla baş etmek için bile kimse yoktu. Eğer kendi güvenliğimizi almazsak karşıdevrimci güçler için çok kolay bir av olurduk. O zaman her yerde küçük bir haber yayınladık: Bazı güvenlik grupları oluşturacağız. Bizdik bunu oluşturan. Bu güvenlik gruplan o sokak veya o mahallede oturanlardan oluşuyordu. Güçlü kuvvetli, savunmada yer alabilir erkeklerden, gençlerden. Bunlar bir araya gelip gruplar oluşturdular. Güvenlik için devriye gezdiler. O sokakta bekleyip tanıdıkları dışında kimsenin geçmesine izin vermediler. Kimlik kontrolleri ve üst aramaları yaptılar. Kentte her şeyi örgütlediler. Hırsızları, çeteleri yakaladılar.

*Ne gibi silahlar kullanıldı?

Küçük bıçaklar, sallamalar. Savunma amaçlı küçük şeyler. Ruhsatlı silahı olanlar onları taşıdı. Ama bu yaygın değildi. Ben mesela her gece yollardaydım ve sadece küçük bir çakı taşıyordum, eğer biri hayatını tehdit ederse seni öldürmeden önce onun biraz canını acıtabileceğin bir şey. Bunlar kendi güvenliğimizi almanın temel yöntemiydi.

Sonra bu gruplar ekmek, su, sebze, ilaç sağlama gruplarına büyüdüler. Küçük komünler gibiydi. Paylaştırıyorlardı.

*Bu dağıttıkları gıda ve ihtiyaçlar kamulaştırma yoluyla mı, dayanışma amaçlı olarak toplama yoluyla mı elde ediliyordu? Yağmalar oldu mu?

Çoğu süpermarketler filan zaten hep kapalıydı devrim günlerinde. Daha çok köylülerden satın aldılar ve hiç kâr koymadan aynı fiyata sattılar.

*Bir fikir vermesi için, mesela sizin kentinizde böyle kaç grup vardı ve her grupta ortalama kaç kişi oluyordu?

Savunma kapasitesinde olan herkes gruplarda yer alıyordu. Herkes için bir zorunluluktu. Herkes sokağa çıkıp buna katıldı. Bütün genç erkekler. Ama esasta her grup 1020 gençten oluşuyordu ve diğer grupla vardiya değiştiriyordu. Ama bu küçük sokaklarda. Bazı anayollarda devriyeler yüzlerce kişiden oluşuyordu. Ama tüm partiler için bu bir kuraldı.

Haberleşmek için çok ilkel yöntemlerimiz vardı. Herkesin cep telefon numarası yoktu birbirinde. Tüm kentle ilgili bir şey söylemek gerektiğinde, ilk yakın gruba söylüyordum, bir karar aldık, ya da bir çete saldırısı haberi aldık, ya da hükümet bir karar almış ve biz buna karşıyız, ya da bakanlık tarafından mesela biri bir şeyle suçlanmış gibi; ve iki saat içinde herkesin haberi oluyordu.

Ama bazı yerlerde kimi devrimci olmayan gruplar da oluşturuldu. Mesela göstericilere ilaç nakliyatını bile engellediler.

*Bunlar kendilerine güvenlik grubu görüntüsü mü vermişlerdi?

Görüntü vermek değil aslında. Her yerde kendiliğinden bu güvenlik grupları oluşturuluyordu ve bazı yerlerde de dediler ki biz de kendi grubumuzla kendi alanımızı koruyoruz, defolun gidin, burada eylem yapamazsınız. Bu daha çok Kahire'de, Tahrirde oldu. Bazı gruplar ilaç geçişini engelledi. Bazı insanların rejimden çıkarı var. Burası gerçek anlamda kapitalist bir ülke değil. Asalak kapitalizm hüküm sürüyor ve bu asalak sistemin herkesle ilişkisi var, bu kişiler bunlar üzerinden yaşamalarına yetecek para kazanıyor.

Orduya gelince. Ordu yekpare bir şey değil. Alt ve üst mevkileri var. Üst düzeyler son derece muhafazakar ve gerici. Altlar bölünmüş, sınıf kökenlerine göre. İşçi kökenliler, orta sınıf kökenliler, küçük burjuva kökenliler. Bazıları yozlaşmış bir geçmişe sahip. Üst mevkilerde başka. Rejime sadık olmayan general olamaz. Yani hepsinin Mübarek rejiminden çıkarı var. Mübarek onların bütçeden çalmalarına izin verdi, rant aldılar vb. Ama askerler, astlar, en azından karşı değildi. Hatta az da olsa göstericilere katılanlar oldu, tutuklananlar ve 10 yıl ceza alanlar oldu. Bu yıl 8 Nisan'da bazıları ceza aldı. Başka bazı subay ve askerler de "burada olmamız emredildiği için buradayız” diyorlardı. Ama bu sonuçta dünyadaki her orduda olan şeydir. Mesela Tahrirde, çeteleri ve sivilleri karşı karşıya görüp de tarafsız kalmak tarafsızlık değildir. Düşman tarafında olmaktır. Mohalla'da askerlerle sorun yaşamadık. Bunlar hangi kökenden geldiklerine bağlı.

*Güvenlik gruplarında kadınlar yer almadılar mı?

Tabi aldılar. Tüm güvenlik gruplarında kadınlar vardı. Çünkü yoldan geçen herkesin üstü aranıyor, kimliği kontrol ediliyordu ve kadınları ancak kadınlar arıyordu. İsyanlara kadın katılımı tüm Arap ülkelerinde vardı ama en belirgin Mısır'daydı.

*Kadınların sürece katılımı nicel ve nitel olarak nasıldı? İsyan öncesinde kadın örgütleri var mıydı? İsyandan sonra ortaya çıktı mı?

Her sınıftan, özellikle de genç kadınlar kitlesel biçimde sürece katıldılar. Esasta kendi bireysel özgürlükleri için katıldılar. Toplumda eşit, saygı duyulan, iradesi olan bireyler olmak için. Ama bunun ülkenin özgürlüğünden geçtiğini düşünüyorlar.

Ne yazık ki özelde kadın özgürlüğü için harekete geçecek bir aydın kadın bileşeni yok. Devrimden sonra bunlar oluşmaya başladı.

İsyan öncesinde de kadınlar konut sorununa karşı mücadelelerde çok önemli rol oynadılar. Kentsel Dönüşüm Programı gündemde. Zorla ev boşaltmalar var. Kadınlar için ev güvende oldukları bir alan. Evlerini ölümüne savundular. Fabrikalarda, işçilerin hepsinin kadın olduğu yerlerde bile ustabaşılar erkek. Kadın işçiler de greve çıktılar ve çok önemli mücadeleler verdiler.

Kadınlar isyan sürecinde de sağlık, temizlik, gıda paylaşımı gibi birçok konuda önemli roller oynadılar. Ve çok kitleseldiler. Makyajlı kadınlar mesela katıldı. İslamcılar bunlara karşıydı.

Genç kadınlar devrimi, toplumu ve kendilerini kurtaracak bir olanak olarak gördüler. Eylemlere 2-15 yaş arası çocuklarını getirdiler. Daha büyükleri zaten kendileri gelmişti meydana. Her yerde çocuklar Annelerinden kendilerini hayvanat bahçesine götürmelerini ister. Mısır'da Tahrire götürmelerini istedi çocuklar.

Bu çocuklar kendilerini güvenlik gruplarında hissettirdi. Küçük çocuklar kocaman güvenlik gruplarını organize etti.

Alanda benim bildiğim 6 düğün yapıldı. Yemen'de de bu oldu.

Tüm aşıklar el ele tutuşup birlikte Tahrir'e gittiler. Zaten böyle olmadığında, eşlerden biri Tahrir’e gitmediğinde ilişkiler bitti. "Sen bana uygun değilsin” konuşmaları başladı.

Arkadaş gruplan, aileler, aşık çiftler burada önemli örgütçü rol oynadı.

Grup olarak "devrim olmazsa kolektif geleceğimiz ne olur?” dediler. Kendi kolektif birliklerinin yaşamı için devrimi zorunlu gördüler, birbirlerini etkilediler ve sokağa taşıdılar.

*Mübarek’in toplum üzerinde çok büyük kontrolü olduğunu siz de belirtiyorsunuz. Ajanları, istihbarat örgütleri, koca bir baskı mekanizması vardı. Süreç nasıl kontrolünden çıktı? Yine, rejimin değişik kesimleri ve emperyalist güçler için Mübarek dışında bir alternatif nasıl şekillendi ve sonrasında bu halk için de kabul edilir hale geldi?

Mübarek her şeyin kontrolü altında olduğu yanılsamasındaydı, ama sistemi yozlaşmıştı. Her alanda çok bürokratik bir sistemdi. Mesela istihbarat servislerinde bile. Herhangi bir nedenle şefler birini sevmediğinde işten atılabiliyorlardı. Hepsi güvencesizdi. Ulusal Güvenliğin bazı istihbarat raporlarını gördük, mesela benim hakkımdaki dosyada 3 partiye, 4 sendikaya üye olduğum ve 2 üniversiteye gittiğim yazıyor. Tabi ki gerçekle ilgisi yok. Ama şefleri bir dosya istiyordu ve onlar da hazırlıyorlardı. Mübarek tüm sistemin kontrolü altında olduğunu düşünüyordu ve bunlara rağmen aslında öyleydi de. Birisine zarar vermek istediğinde zarar verebilirdi. Sorun, mesele "birisi” olmaktan çıkınca başladı. Karşısındaki tüm bir halktı. Nasıl durdurabilirdi? Propaganda yapabilirdi ama artık kimse medyaya inanmıyordu. Medya Ulusal Güvenliğin yönlendirmesiyle manipülasyon yapıyordu. Sürekli takip edildiğinizi bilirdiniz, baskıyı hissederdiniz. Ama milyonlarca insan karşı durunca tutunamadılar.

Bir diğer şey, Mısır'da tüm güvenlik güçlerini geri çektiler ve çeteleri öne sürdüler. Ülkeyi iç savaş ve kaosa itmek istediler. Sonra da halk güvenlik gruplarını iç savaştan sorumlu tutacaklardı. Bu çok akıllıca bir plandı. Ama tutmadı.

Ulusal Güvenlik ve bürokraside bir başka eğilim de şu: Yolsuzluk ve çürümeyi biliyorlar. Onlar da bunun parçası. Ama "hey, bütün pastayı siz alıyorsunuz” dediler. Kızgındılar.

Bazıları da sadece çekildiler. Bu benim savaşım değil, savaşmayacağım dediler.

Bazıları da emirlere itaat etti.

*Her bir siyasi kuvvetin isyanın sürdüğü günlerdeki somut rolü ve etkisi neydi? Öncelikle sizinki. Sonra İslamcılar, liberaller, ulusalcılar. Planları neydi, devrimden ya da değişimden çıkarları neydi? Süreci neye götürmek istediler? Ve şimdiki durumları ve planları ne?

Tüm politik kuvvetler şimdi güçlerini örgütlemeye çalışıyorlar. Ben şahsen bardağın boş kısmını görüyorum. Bir devrimci sürecin ortasındayız ve birden faaliyetinizi durduruyorsunuz ve partinizi filan açmaya çalışıyorsunuz. Böyle devrim olmaz. Yani bu biçimde işi laçkalaştırdılar.

Tüm güçler şimdi kendi partisini oluşturmaya çalışıyor. Kimi küçük güçler, sol güçler bağımsız sendikaları geliştirmeye, işçi sınıfını örgütlemeye çalışıyor. Çünkü işçiler örgütlü değiller, temsilcileri, örgütleri yok.

Bazı güçler devrim yeter, her şeyi yaptık, beklemeliyiz diyorlar. Aslında sadece İslamcılar bunu yapıyor. Cuntayla bir tür anlaşma yaptılar.

Liberaller başkaca partiler kurmaya çalışıyor. İş adamları da öyle.

Feshedilen NDP'nin üyeleri 4'e filan bölündü ve bir şey yapmaya çalışıyor.

Sadece sol güçler işçi ve köylüler için bir şey yapıyor. Diğerleri üye kazanmaya çalışıyor. Sokaklarda üyelik formuyla dikiliyorlar filan.

Bazı başkaları da laiklere güçlerini göstermeye çalışıyor. Laikler şimdi bölünmüş durumda. Partimiz şu anda İslamcılarla çalışmama tavrındaki tek sol parti. İslamcılar gerici ve para veren herkese çalışıyorlar diyoruz. Başka bazıları da onlarla çalışmayı zorunluluk olarak görüyor. Liberaller dahil kimileri de İslamcıların iyi bağlantılan olduğu için onlarla temas halinde. Esasta şimdi güçler arasındaki bölünme İslamcılar ve laikler biçiminde. Laiklerin çoğu devrimci, liberaller dahil. Şimdiye dek birçok güç hala devrimci kaldı. Bazılan geri çekilmeye ve seçimleri kazanmaya yöneldi.

İslamcılar gücünü gösterdi. Mesela Ulusal Güvenlik Selefistlere özel kimlik kartı gibi bir şey yapmış. Şimdi güya devrimciler. Selefistlerin ve Vahabilerin Suudi Arabistan ile bağlan var. Camilerini, TV'lerini, uydularını Suudi Arabistan ayakta tutuyor ve Suudi Arabistan da ABD ile ilişkili. Dolayısıyla hepsi aynı merkeze çalışıyor.

*Tüm süreçte en ağır basan güç hangisiydi?

Tüm güçler arasında bir koordinasyon vardı. Mesela Mohalla'dan, kendi deneyimimden bahsedeyim. Tüm siyasi güçler toplanıyordu. Çoğunluk tabii ki Müslüman Kardeşlerdi ama toplantıya oturduğumuzda ben Müslüman Kardeşlerle eşit oya sahiptim. Bu toplantılarda çoğunluk karan değil oybirliği karan alıyorduk. Ya oyların hepsi, ya da karar çıkmaz.

Ama bazı yerlerde küçük yerlerde komünistler öne çıktı, bazılarında liberaller, bazılarında İslamcılar, bazılarında ulusalcılar. İslamcılar koca bir medya aygıtına sahip ve onu devrim günlerinde bize sundular.

Ama sokaktaki güçler, genelde hiçbir siyasi aidiyete sahip değildi. Nesnel koşullar tüm siyasi güçlerden daha önemliydi.

Yani tek bir güç söylemek yanlış olur. Biz etkiliyiz dersek dürüst olmaz. Ama başkası da değildi.

*İsyan süreci patlak verdiğinde kimi güçler bunu Turuncu Devrim, renkli devrimler adı verilen süreçlerle ilişkilen direr ek sürecin ABD ve emperyalistlerin müdahalesiyle gerçekleştiği biçiminde yorumladı. ABD ve diğer emperyalist güçler isyanla nasıl ilişkilen diler? Nasıl bir yön vermeye çalıştılar?

Birçok parti var, sadece siyasiler değil, çok daha geniş. Bazıları ABD ile bağlantılı ama çoğunluk değil. Devrimler birilerinin iradesiyle olmaz. Nesnel koşullar onu ortaya çıkarır. Nesnel koşullar halkımızı isyana götürdü. Emperyalistler Mübarek'i göndermek isteseler Mübarek'i gönderirlerdi. Kendilerini böyle bir duruma niye soksunlar ki?

Emperyalistlerin, özellikle ABD'nin süreçte oyuncuları var. Ve büyük oyuncuları da var. Medyaları var. Paraları var. Araştırma kurumlan, think-tank kuruluşları var. Tabii ki sürece müdahale ettiler. Ama çoğunluk onlarla pazarlığa oturmadı. Ama belki Mübarek'in istifasından sonra bazıları görüştü.

Yeni siyasi parti kurma yasalan Mübarek dönemindekinden de beter. 5 bin kurucu üye istiyorlar. 3 ayda nasıl yeni bir parti için bu rakamı bulacaksınız? Bu sadece kirli oyunları, medyası, parası olanlar için. Onlar böylelikle temel oyuncular haline geldi.

ABD devrimin ilk günlerinde Mübarek'i destekledi. Cemal Mübarek'in iktidar olmasını istedi. Şu anki büyük oyuncuların bazıları bile devrim öncesinde Cemal Mübarek konusunda anlaştılar. Mesela Saad Eddin İbrahim (Amerikalı-Mısırlı sosyolog, en büyük insan hakları kurumunun başındaydı). Bazı insan hakları örgütleri bu kampanyayı desteledi. Onlar rejim Cemal Mübarek'le sürsün istediler. Ama koltuğun önlerinden kaydığını görünce, anladılar ki bu hareketi karşılarına alırlarsa Mısır'la ilgili hiçbir gelecekleri olmaz. Desteklemek zorundaydılar.

Ben sürecin başında, Hillary Clinton'un konuşmasını izledim. Tüm konuşma "tamam, sakin olun, Mübarek'ten reform isteriz” biçimindeydi.

*Devlet aygıtında şu ana kadar ne gibi değişimler oldu? Polis, ordu, bürokrasi, yasalar... Buralarda önemli değişimler oldu mu ya da gündemde mi? Ayrıca, çok tartışılan bir konu olarak, bu süreci devrim yapan nedir ve bu süreç sona erdi mi?

Her şeyden önce süreç bitmedi. Bizce bir devrim onu ortaya çıkaran nesnel koşullar ortadan kalkarsa biter. Şu ana kadar kalkmadı. Şu ana kadar hala işçiler her yerde grevde, küçük de olsa hala gösteriler sürüyor. Hala çok sayıda fabrikada işçiler değişim istiyorlar. Devrim bitmedi. Emperyalist güçleri desteleyen cunta ve onlarla görüşen İslamcılar ile başka gericiler için bitti. Onlar devrimci güçler değiller, hepsi devrime karşıydı. Müslüman Kardeşler ilk günlerde sürece katılmadı. Selefistler ve Vahabiler zaten hiç katılmadı, onlar devrime karşıydı. Dolayısıyla onların devrim hakkında hiçbir söz söyleme hakları yok. Devrime katılan tüm güçler devrim bitmedi diyor. Aynı sorunlar var. Ama şimdi kendimizi ve mücadele yöntemlerini geliştirme olanaklarımız var. İşçiler için söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü var. Çok kısıtlamak da olsa yeni siyasi partiler oluşturma hakkımız var.

Siyaset yapma koşullan eskisinden daha iyi. Gazete kurma hakkımız var. Siyasi baskılar, fiziksel baskılar çok daha az. Eskiden hiçbir toplantı yapılamıyordu, yasaktı. Şimdi toplantı yasası değişti. Fiili durum da var. Ve nesnel koşullar da aynen sürüyor, ki bu yeni bir mücadele dalgasına götürebilir. Hiçbir devrim 11 günde bitmez. Bu bir ayaklanmaydı. Devrime yönelen bir ayaklanmaydı. İnsanlar tatmin olmadı ve henüz sokaklardan çekilmedi. Yolda herhangi birine devrim hakkındaki duygularını sorun, yüksek fiyatlardan, ücretlerden, konut sorunundan, içtiğimiz pis sudan, hep aynı sorunlardan bahseder. Bitmedi ama yönü değişti. Siyasi güçler örgütlerini kuruyor ve güç topluyor, demokratik haklardan yararlanıyor.

 

* Eski Mısır Komünist Partisi’nin Nasır’ın baskı dalgasının ardından partiyi feshedip, “Nasır’ın değişik bir yoldan Mısır’da sosyalizmi kuracağı” iddiasıyla Nasırcı Arap Sosyalist Birliği’ne katıldığı belirtiliyor. Az sayıda Mısır KP’li, özellikle de cezaevindekiler ise buna tepki göstererek partiden ayrıldılar, 1973’te Zafer isimli bir dergi yayınlamaya başlamışlar ve 1975’te de KP’nin yeniden kurulduğunu ilan ettiler.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn