HDK Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu: “HDK Mayası Tuttu” / Röportaj: Arzu Demir

HDK 2011 Ekim ayında kuruldu. HDK'yi bir ihtiyaç haline ve somut bir varlık haline getiren koşullardan, o dönemden bahsederek başlayayım isterseniz. Neden HDK?

HDK, 2011 yılının 15-16 Ekim günlerinde, ilk kongresini Türkiye'nin 20 bölgesinden 825 delegenin katılımıyla topladı. Bu güçlü çıkış, aynı zamanda, HDK gibi bir yapılanmaya ve harekete olan ihtiyacın ne kadar gerekli olduğunun tarihsel kanıtıydı. Her örgüt bir ihtiyacın ürünü olarak doğar. Dolayısıyla HDK de, bir anda ortaya çıkmış ya da masa başında icat edilmiş öncesiz ve sonrasız bir plan değildi.

 

HDK öncesi yakın döneme, o yıllara bakarsak, ezilenlerin ve emekçilerin örgütlü güçlerinin, politik güçlerin zaten güç birliği, eylem birliği ihtiyacından doğan, emek ve demokrasi birlikleri ya da politik bloklaşmalar gibi araçları vardı. Ama esas olarak bu örgütlenmeler, dar anlamda gündelik siyasetin sorunlarına odaklı ve daha çok bu türden ihtiyaçların çözümüne dönük bir araya gelişlerdi. Biraz daha ötesi ise seçim ittifakları biçiminde gerçekleşiyordu. Kuşkusuz bunlar kıymetli girişimlerdi, ancak en temel sorun çözülememiş oluyordu. Bu bir araya gelişler yapısal adımlara dönüşmüyor, dönüşemiyor, güçlü bir kaynaşma enerjisi üretemiyor, sıkı bir birliktelik zemini yaratamıyordu. Çünkü bir programa dayanmıyordu. Bu bir araya gelişlerin stratejisi yoktu. HDK, işte tam da bu ihtiyaca yanıt verme iddiasıyla ortaya çıktı ve kendinden önceki bütün deneyimleri kapsayan ve aşan bir form olarak var oldu.

Ama tabii daha tarihsel, daha teorik bir çerçeveden bakarsak, HDK aslında emekçi insanlığın, ezilenlerin yüzlerce, binlerce yıllık hareketinden, deneyiminden, özgürleşme arayışından besleniyor. En azından teorik ve tarihsel bu tip misyonları, sahiplenişi var HDK'nin.

Bunu açmaya çalışırsak: HDK güncel olarak birkaç teorik-tarihsel ana akıma ve gelişime dayanıyor. Biri, Öcalan'ın demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigması gibi bir tarihsel-teorik yapıya dayanıyor, buradan besleniyor. İkinci bir kaynak olarak, temel oluşturucu bir yapı olarak marksizme, dünya sosyalizm mücadelesinin deneylerine, onun birikimine, tarihe ve insanlığa katkılarına dayanıyor. Bir diğeri ise, anarşizmin bir takım tarihsel birikimlerinden beslendiğini söyleyebiliriz. Daha geniş anlamda da, daha çok özgürlükçü toplumsal hareketler dediğimiz, temel bir unsur olarak kadın özgürlük mücadelesinden ekolojik harekete, özgürlükçü bir dizi sol, demokratik hareketlerin deneyiminden de besleniyor elbet.

Haliyle, HDK, böyle zengin tarihsel-teorik temellerden beslenen bir hareket olarak, güncel bakımdan çok büyük iddialara sahip olarak ortaya çıktı ve çıkmak zorundaydı.

Neden HDK bir ihtiyaçtı? Neden HDK bir form olarak vardır?

Aslında belki yakın dönem tarihinden, 1990'ların sonu 2000'li yılların başından, sosyalizmin geri çekilişi ve geçici tarihsel yenilgisiyle açılan yeni tarihsel dönemden, emperyalizmin “Yeni Dünya Düzeni”ni (YDD) ilan edişinden, neoliberal saldırganlığın iplerini kopardığı koşullardan başlamak daha somut ve açıklayıcı olur. Küresel emperyalist sistemin yarattığı koşullar altında dünya işçileri, emekçileri, ezilen halkları ve ötekileştirilenlerin neredeyse kesintisiz diyebileceğimiz itirazları, çok güçlü tepkileri, direnişleri ve isyanları oldu YDD'ye karşı. 1995'lerde Meksika'da başlayan Zapatista hareketi var. Latin Amerika'ya yayılan Topraksızlar Hareketi var.  ABD'de siyahi ve hispanik isyanların peş peşe gelişi, Fransa banliyölerini saran büyük ayaklanma var. Irak'ın işgaline karşı gelişen, yüz milyonların özneleştiği dünyasal savaş karşıtı hareket var. Arap halk ayaklanmalarının dünya dengelerini sarsan ve Avrupa'nın metropollerinde yankısını bulan, Türkiye'deki Gezi isyanlarına kadar uzanan zincir var. Kobanê serhıldanını ve Rojava devrimini unutmak mümkün mü? Ve en günceli, Fransa'nın “Sarı Yelekliler”i var. Bu tarihsel kesit içinde, Asya'dan Afrika'ya örneklendirebilecek onlarca benzer olgudan daha söz edebiliriz.

Haliyle, halkların, sömürülen ve ezilenlerin kendi kaderlerini ellerine alma arzusu, isteği ve arayışının, kendi demokrasilerini kurma girişimlerinin 21. yüzyıl koşullarında yeniden şekillenmeye başladığını görüyoruz, bazılarına işaret ettiğim bu olgular bütününde. HDK işte böyle bir dünya-tarihsel eğilimin ve gelişimin bir temsilcisi ve formu. Tabii ki Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu'nun özgün tarihsel niteliklerini kapsayan bir form olarak HDK ortaya çıktı. HDK, toplumsal yerele dayanmakla birlikte, kesinlikle “yerelci” bir yaklaşım ve ufuk sınırı değil. Dünyasal perspektifi içinde taşıyor. Yeni bir dünya, yeni bir yaşam kurma felsefesinin somutlaştığı bir şey. İnsanlığın bütün özgürlükçü birikimlerini, yeni bir toplumsal yaşama, komünal demokratik topluma evriltmeye odaklı bir örgütlenme formu ve siyaseti. Ve tabii ki, çok güncel ve zorunlu biçimde, kapitalizme, emperyalizme, faşist ve despotik-otoriter her türlü rejimin baskı politikalarına karşı, bunu ortadan kaldırmaya dönük perspektif olarak kurulduğunu da söyleyebilirim.

Peki, aradan geçen süreyi dikkate aldığımızda, 8 yılı aşkın bir süre içerisinde HDK gerçek rolünü ne kadar oynayabildi ve yol aldı? Ne gibi sorunlar yaşadı ve yaşıyor yol alırken?

Gerçek rolü konusunda ve bütünden baktığımızda çok iyimser ve parlak şeyler söyleyemeyeceğim doğrusu. Bunun bir dizi nedeni var. Bir tanesi, HDK'nin meclislere dayalı bir kongre formu olması. Kongre tarzı örgütlenme dünyasal deneyim açısından çok yaygın değil. Ezilenlerin, emekçilerin deneyimlediği güçlü ve sürekliliği olan bir yapılanma değil. O bakımdan, kongre tarzı örgütlenme formunun kavranması, içselleştirilmesi meselesi var. Nesnel bir zihinsel sınır yaratıyor bu durum. Halklar tarafından kavranmasından öte, öncelikle ve özellikle politik özneler ve örgütlenmeler tarafından kavranması bakımından da bir sorun var. İkincisi, yine zihinsel sınır olarak, politik, toplumsal, devrimsel mücadelede, 21. yüzyıl öncesi dönemde, esas olarak partisel yapılanmaya dayalı örgütlenme ve onun aracılığıyla toplumsal ve siyasal dönüşüm gücü, devrimsel güç olma yöntemi, tarzı var. Ama HDK, tabii bunları yadsıyan değil, fakat politik partilerin yapılanma sınırlarının ötesine geçen, o sınırların ötesinde bir form. Politik partilerin, grupların kendilerini aynı zamanda HDK içinde var etmeleri, politik ve toplumsal amaçları ve hedeflerini HDK ile birlikte gerçekleştirmeye yönelmeleri, kendilerini buna adapte etmeleri kolay olmadı. Bu zihinsel bir sorun.

HDK ilk kurulduğunda, Türkiye ve Kürdistan açısından oldukça geniş çaplı bir çeşitliliğe sahip politik ve toplumsal mücadele güçlerinin benimseyip sahiplendiği, programının ve stratejisinin oluşmasında katkıda bulunduğu bir hareket aslında. Yani herkes HDK'nin ne yapmak istediğini biliyor. Yazılı bir tüzüğü ve programı var. Örgütlenme stratejisi belli. Lakin yazılı olanı bilmekle bitmiyor iş. Onun bittiği yerde başlayan, yani HDK'nin gerçek somutluğunun bilinci başka bir düzey. HDK formu içerisinde örgütleme ve toplumsal dönüşüm yaratma, toplumsal devrimi HDK formunu kullanarak da  hazırlama biçimi, dar anlamda düşünsel bir etkinlik değil, pratik bir eylem sorunu, HDK'yi pratik olarak üreterek ve bunu toplumsallaştırarak kazanılacak bir bilinç.

Buradan bakılınca, HDK çok güçlü bir umut yaratmasına rağmen, bileşenleri tarafından buna denk düşen bir politik ve toplumsal güçle beslenemedi. Hala aşılamamış handikaplarından birisi budur. HDK, meclisler aracılığıyla yerel bir formda kendini inşa etmek isteyen bir hareket. Başlangıçta ise, buna inanan politik, demokratik bileşenleri ve birey özneleri tarafından, bir dönem yukarıdan aşağıya inşa edilmek zorundaydı, meclisleşmenin ilk nüveleri. HDK yukarıdan aşağıya inşa edilme sürecinde sorunlarını çözerek ilerleyemedi. Dolayısıyla, sizin sorduğunuz soru anlamında, kendi misyonunu oynayacak ve bunu örgütsel güvenceye alacak toplumsal cismi bir varlık haline gelemedi. Ama bunu şöyle bitireyim: Evet, HDK toplumsal örgütlenme, meclisler misyonu itibarıyla güçlü bir cisim kazanamadı, ama bu anlayış ve zihniyet, bu örgütsel form HDK'den çok daha geniş bir siyasi alana yayıldı. Çoğu demokratik yapılanma, politik yapılanma meclisleşmeyi gündemine aldı, bununla ilgili adımlar attı, hatta bazıları kendilerini meclis olarak da adlandırdı. Çok geniş bir siyasi yelpazenin örgütlenme anlayışını etkiledi. Ancak bu gelişimin ürünleri ve kazanımları, HDK formu altında birleşen güçler ya da HDK zeminini besleyen güçler haline gelmedi. Bunları temel handikaplar olarak belirtebilirim.

HDK bunlara rağmen bir dizi toplumsal gelişme karşısında rolünü oynadı diyebilir miyiz?

Tabii ki bunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. HDK mayası tuttu, benimsendi. Fakat bu maya parça parça oldu. Bu etki HDK’yi güçlendiren, ondan beslenen ve onu büyüten bir süreç olarak yaşanmadı. Hiçbir şey yaşanmadı demek gerçeğe haksızlık olur, ama aradan geçen 8 yıllık süre toplamı bakımından henüz misyonuna ilişkin güçlü olarak cisimleşme de sağlayamadı.

Bugün bu ihtiyaç sürüyor mu, bu ihtiyaç nasıl karşılanabilir?

Bu ihtiyaç sürüyor, kesin olarak. Çünkü, HDK yeni bir toplum, yeni bir yaşam, özgürlükçü, demokratik, kadın özgürleşmesini temel alan, ekolojik bir toplum kurmak istiyor. Dünyanın son 10 yıllık dönemine bile baksak, emperyalist-kapitalist sistem çok büyük bir kriz içerisinde. Buna varoluşsal kriz diyenler de var, genel kriz diyenler de. Ama çok yapısal bir kriz içerisinde olduğu açık. Bu kriz sadece ekonomik değil, siyasal, kültürel, ideolojik kapsamlı ve bütünlüklü bir kriz. Burjuva toplumun krizi var. Ulus-devlet dediğimiz yapılanma aslında çöküyor ve onun yerine bir şey koyamıyorlar. Haliyle, toplumsallığı yiyip bitiriyor, yok etmeye yöneliyor sistem. Toplumu toplum yapan insani tarihsel birikimler, yapılanmalar ve değerler çöküyor. Biz bunu barbarlığı yaşayış olarak tarif ediyoruz. Emekçi insanlık bunun günbegün acısını çekiyor. Dünyanın egemenleri bunun yerine ne koyuyorlar? Toplumsallığa yabancılaşmanın en uç düşünsel ve pratik biçimi: dolaysız zor ve şiddetle hükmetme. Marx 150 yıl önceden, buna makineleşme diyordu. “İşgücü makinenin bir unsuru, aparatı haline gelecek” diyordu. Yabancılaşmayı buradan başlayarak tarif ediyordu. Marx'ın tarif ettiği bu makineleşme tekdüzeliği, teklik eğilimi, toplumsal, siyasal ve kültürel boyutlarıyla, bugün emperyalizm dünyasında, küresel hale geldi. Bu kadar derinleşti ve yaygınlaştı. Bizler böyle bir tehditle karşı karşıyayız.

HDK tam da buna karşı bir hareket. Toplumun ve toplumsallığın yok ediliş tehdidine karşı, toplumu toplum yapan, dayanışmacı, paylaşımcı, ortaklaşmacı, özgürleştirici değerleri ve mücadeleleri tekrar inşa etmeye dönük bir direniş ve kuruluş hareketi. Toplumsal ortaklaşmayı kuran bir program ve strateji. Bugün çok daha fazla ihtiyaç haline gelmiş durumda HDK. Hatta diyoruz ki, dünyadaki toplumsal temelli mücadeleler yelpazesinde kendilerini adlandırmaları farklı farklı olsa da, belirgin bir “HDK’lileşme” eğilimi var. Biz kesinlikle inanıyoruz, ezilenler ve emekçiler adına HDK'nin ihtiyaç olduğuna.

HDK, vurguladığınız gibi meclisler formu. Bu tanımlamayı, kongre tarzı yapılanmayı biraz daha açabilir misiniz? Özgünlükleri neler?

Meclisleşme denen yapılanma masa başında üretilmiş bir şey değil. Dünya-tarihsel açıdan bakarsak, ezilen insanlığın özgürleşme ve kurtuluş arayışı ve çabasının bir aracı ve formu zaten meclisler. Buna meclis, kurultay, sovyet, şura, cami, cem vs. diyelim. Hepsinin halkların dilinde ortaklaşan bir karşılığı var. Ezilenlerin yaşamında var. Bunlar bir bakıma, halkların özgürlük arayışlarının doğal yollarla, kendiliğinden ürettiği ve birbirinden öğrendiği şeyler. HDK, meclisleşme denen yapıyı ilkesi haline getiriyor. Dünyanın tarih sahnesinde açığa çıkmış meclisleşmeleri, halkların kendiliğinden kendi öz amaçlarından çıkan yapılanmaları, ilkesi kabul ediyor. Neden ilkesi kabul ediyor? Bunlar halkın kendi kendisini özgürce yönetmesinin kolektif deneyimleri ve aklı, modern anlamda doğrudan demokrasinin araçları. HDK olarak bizim aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya meclisleşmeye dayanma görüşümüzün nedeni, toplumsal temelde doğrudan demokrasi inşasını temel almamızdan kaynaklı. Doğrudan demokrasi, halkın, ezilenlerin, emekçilerin sorunlarının çözümünü ve kendi geleceklerini kendilerinin tartışması, kendi kararını alması ve uygulaması, denetiminin de kendine ait olması. Yani, temsiliyeti ve yürütmeyi birleştiren bir halk iradesi. Bilinen temsili parlamenter demokrasiyi aşan, halk iradesini buraya sıkıştırmayan, topluma ve halka indiren ve halkın siyasal özne haline getirilmesini amaçlayan bir felsefemiz, bir programımız olduğu için çok temel bir yapı olarak görüyoruz. Meclisler aracıyla ve ağıyla, toplum ve halk kendisini ilgilendiren her sorunu, en mikro sorununu tartışıp, çözümü yolunda pratik adımlar atabilir. Biz, böyle onlarca, yüzlerce, binlerce meclisin kurulmasını, ilişki halinde olmasını, seçtiği temsilcileri aracılığıyla bir araya toplanmasını ve bunu bölgesel ve ulusal düzeyde kararlaştırmasını ilan ettiği yapıya kongre diyoruz. Halkların Demokratik Kongresi bu mekanizmaya dayanıyor. Halklar derken, sömürü ve ezilme çelişkisinin kapsama alanına giren sınıfsal, cinsel, ulusal, inançsal vb. tüm insanlık dışı varoluşsal dayatma altında tutulanları anlıyoruz.

İşte bu öznelerin kendileri neyse, kendilerini demokratik olarak ve özgürce nasıl tanımlıyorlarsa, o iradelerini ve varoluşlarını meclisler aracılığıyla temsil ettikleri ve bunu taşıdıkları birlikte varoluş formuna kongre diyoruz.

Neden meclisler? Başka bir örgütsel form olamaz mıydı? Meclislerde ne başarılabilir?

Özgünlüğümüze daha somut olarak işaret edebilmek bakımından, HDK ile HDP karşılaştırması üzerinden bakmak daha yararlı olabilir. Biliniyor, HDP HDK'nin içinden doğan bir parti. Programatik-ideolojik referansları aynı olan, aynı toplumsal zeminde çalışma yürüten yapılarız biz. Ama iki ayrı örgütsel form içinde varoluş kazanan yapılarız aynı zamanda. HDP, bir birleşik parti formu. Biz, birleşik toplumsal örgütlenme formuyuz. Ayırt edici yanımız, niteliğimiz bu. HDP politik iddiasını, halk iktidarı kurma hedefi olarak tanımlıyor. İktidar olma hedefiyle bir araya gelen birleşik bir parti. HDK'ninse böyle dolaysız bir politik iktidar hedefi tanımlaması yok. HDK, şu ya da bu nitelikte homojen bir politik görüş etrafında birleşmiş olanların kurduğu herhangi bir partinin (bu birleşik bir parti de olsa) toplumsal ve politik olarak kapsayamayacağı genişlikteki kesimlerin çıkar ve amaçlarının demokratik temelde ortaklaşabilme olanağı ve formudur.

Bu güçlerin de toplumsal devrimin birleşik zemininin hazırlanmasına katılımını esas alan ve bu esneklikte kendini ve ilişkilerini biçimlendiren örgütsel yapı ve işleyiştir HDK. Bu, yalnızca parti formunda başarılamaz, meclisler formunda başarılabilir. Ve tabii ki HDK'nin politik olanın toplumsallaşması gibi çok temel bir amacı var. HDK, meclisler aracılığıyla bunu yapmak, başarmak istiyor.

Meclislerin örgütlenmesi sürecinde karşılaşılan sorunlar neler? Böyle bir örgütlenme modeline emekçiler mi hazır değil, yoksa devrimciler mi?

HDK'nin durduğu konumdan baktığımız zaman, tabii ki biz halkların hazır olmadığı gibi bir şey söyleyemeyiz. En azından öncülük görüş açısından baktığımız zaman, böyle bir iddiada bulunamayız. Biz sorunu kendimizde görüyoruz. Meclisleşmenin yeteri kadar güçlü yaygınlaşamamasının, HDK bileşenlerinin, başta politik bileşenler olmak üzere, HDK ile kurdukları ilişkilerdeki sorundan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu, özel bir sorun. Önceki sorularda vurguladığım gibi, “bu bir zihniyet sorunu” derken, bunu kast ediyorum. Derin bir mesele ve zihniyet bakımından da, pratik bakımdan da aşılmadığı sürece, HDK bir kısırdöngü içerisinde kalacaktır. Bizim, bu mesele de dahil, bileşenlerimizin HDK ile ilişkilerini masaya yatırdığımız dönemler oldu. Bunu bilinçli olarak örgütledik. Hatta kendimize doğrudan sorduk: “HDK, ömrünü doldurmuş bir yapılanma mıdır? HDK'nin zamanı geçmiş midir? HDK'ye ihtiyaç yok mudur?” Tartıştık bileşenlerimizle. Şu çıktı ki, tüm siyasi bileşenlerimiz HDK'nin bir ihtiyaç olduğunu, tam da HDK'nin zamanı olduğunu, HDK ile ilgili stratejik yaklaşımlarında bir değişim olmadığını söylediler. Dahası, HDK'yi örgütsel bakımdan, siyasi bakımdan, pratik bakımdan, eylem ve deneyim bakımından, olanaklar bakımından güçlendirmeye dönük adımlar atma beyanı ve taahhüdü de dile getirildi. Fakat gelişim, ne yazık ki genel itibarıyla bu yönde olmadı. Durumu değiştiren sonuçlar çıkmadı süreç içerisinde. Bu durumla mücadeleyi hangi düzeylerde yürütmemiz gerektiğinde isabet sağlayabilmek bakımından önemli bu sonuçlar. Bunu gelip geçici bir durum olarak düşünemeyiz, ele alamayız. Burada yapısal hale gelen bir sorun olduğunu görüyoruz.

HDK gibi toplumsal örgütlenmeye dayalı bir yapılanmaya, elle tutulur genel bir başarı öyküsünden baktığımız zaman, bu tip sonuçları hemen gösteremeyen bir çalışma olduğunu anlamak gerek. Daha stratejik, daha uzun erimli düşünmeyi, daha sabırlı olmayı, kendini yenilemeye açık tutma enerjisini korumayı talep eden bir çalışma. Farklı geleneklerden ve deneyimlerden gelen bileşen yapı ve öznelerle bir arada, ortaklaşa tartışmalar yürütmek, karar almak ve bunun eylemini sahiplenmek gibi zorluklar da var. Yeni bir kültür yaratmak ya da halkı bir meclis çatısına ikna etmek, çok da bilinmeyen ve denenmeyen bir şeyle uğraşmak gibi, çok enerjik bir çaba gerektiren, dilde, tarzda, topluma ve siyasete güncel bakmanın yeni koşullarını kavrayabilmek için çok ciddi bir politik teori canlılığı talep eden bir şey. HDK deneyimi bize şunu gösteriyor: HDK bileşenlerinin, genel olarak sol siyasetlerin, başarıya çok taktiksel yaklaşan, bir bakıma taktik başarıların peşinden koşan, buna göre kendini hazırlayan, eylem ve örgüt biçimlerini buna göre düzenleyen bir kendini üretiş tarzları ve alışkanlıkları var. Bu gereksiz ve yararsız bir şey mi? Tabii ki hayır. Bunlar kuşkusuz önemli. Ama dünyadaki ve Türkiye’deki çelişkilerin yoğunlaşması ve iç içe girmesi, toplumsal dönüşüm dediğimiz şeyin başarılması meselesi, eskiye oranla çok daha yapısal düşünmeyi, stratejik hazırlıkları, hareketli bir strateji inşa etmeyi ve stratejiyi ilerletecek yapılar ve örgütsel formlar geliştirmeyi gerektiriyor. Oradan baktığımızda, tablo bize şöyle gözüküyor: Tarif ettiğimiz alışkanlıklardan ve geleneksel politika yapış tarzından beslenen hareketler, HDK'yi gerekli ve doğru görseler de, orada esasen bir gelecek görmüyorlar! Kendi politik ve toplumsal iddia ve amaçlarının gerçekleşebileceği, görünürleşebileceği zemin olarak görmüyorlar.

Fakat aslında, tarihsel bakımdan HDK, politik bir devrimi aşan, ondan daha yüksek değerde bir şey. Politik devrim olsa da, HDK'nin misyonu o günkü koşullar içerisinde de devam edecek. Aslında tırnak içinde söylemek gerekirse, HDK “daha kıymetli bir yapılanma ve misyon”. Biz şunu da görüyoruz: Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında çok köklü geleneklere sahip sol yapılarımız ve sosyalist kimliklerimiz var. Çok zor koşullardan geçmiş, bedeller ödemiş ve ayakta kalarak iddiasını sürdürmüş, gelişmiş ve başarılara imza atmıştır bu damar. Ciddi birikim ve deneyimimiz var. Ancak bu, bir toplumsal devrim gücü haline gelemiyor. İçinde bulunduğumuz kaosa rağmen, işçi ve emekçilerin, ezilenlerin hak arayışına rağmen bu düzeye gelemiyor. HDK'nin ne olduğunu ve politik yapıların HDK ile kurduğu ilişkilerin sınırlarının ne olduğunu en iyi gösteren tarihsel olay Gezi direnişidir. Gezi direnişi, Türkiye sol-sosyalist hareketine tarihsel bir eleştiridir. Herkese bir eleştiridir. Gezi'nin mayalanmasında sosyalist hareketin çok büyük emeği vardır ve bu açıktır. Fakat demiştir ki Gezi, siz bana yetmiyorsunuz. Siz benim isyanımı örgütleyemiyorsunuz. Siz benim toplumsal ideallerimi, arayışlarımı, kendimi ifade edişimi, benim devrimciliğimi, Gezi’nin devrimciliğini, yenileşen devrimciliği kavrayamıyorsunuz. Değersiz değilsiniz asla, sizsiz var olamazdım. Ama siz de bensiz var olamazsınız.

Şöyle sınandı HDK pratiği Gezi'de: HDK 2011’de kuruldu, Gezi 2013’te oldu. Aslında HDK, Gezi isyanında ortaya çıkan toplumsal arayışların formuydu. Buna en hazır olan HDK idi. Ama HDK buradan çok güçlenemedi. Çünkü politik yapıların HDK ile kurduğu ilişki, Gezi'yi pratik olarak kavrayacak, anlayacak, yeni arayışlarını ve örgüt biçimlerini özdeşleştirecek bir tarzda olmadı.

HDK'nin kuruluş sonrası gelişimi nasıl bir seyir izledi, gelişimi bakımından hangi momentler etkili oldu? Başarıları, handikapları, başarısızlıkları bakımından nelere dikkat çekebilirsiniz?

Gezi momenti bir ölçüydü. HDK Gezi'de ortaya çıkan komünal, birleşik formların olanaklarını ememedi. Tarihsel olarak daha somut ve görünür olan ise, HDK'nin içerisinden HDP'nin doğuşuydu. Bu aslında HDK'nin gücüydü. Türkiye siyasi tarihine çok güçlü müdahaleler yapan, onun eksenini değiştiren, devlet yapılanmasını sarsan bir güç olarak HDP çıktı. Bu başarı, aynı zamanda kendi zaafına dönüştü sonradan. Bunu mutlak olarak söylemiyorum, ama 2011-13 yıllarında HDK etrafında bir araya gelen, HDK'yi kurumsallaştıran yüzlerce, hatta binlerce kadro, birikim bir anda HDP'ye aktı, HDP'nin gücü oldu. Tabii bu, bir anda HDK'yi örgütsüz bıraktı.

Peki, HDK'yi oluşturan, ayakta tutan kadrolar HDP'ye gittiği zaman toplumsal bir temel inşa edemezler miydi?

Etmeleri gerekiyordu aslında. HDP herhangi burjuva bir parti değil, devrimci-demokratik dönüşümü ve halk iktidarını hedefleyen bir birleşik parti. HDP’nin toplumsal temelde HDK’lileşerek, HDK'yi örgütleyerek, HDK'yle karşılıklı beslenerek gelişmesi gerekiyordu. Fakat böyle olmadı. HDK'nin neredeyse tüm bileşenleri bu parti formunun içine aktı. Kendilerini orada var etmeyi daha reel, daha kıymetli gördü. Geleneksel olarak yığınlar bakımından da politika algısı parti formunda ve temsiliyetinde somutlaştığı için bu ilişki dönüşmedi. Gerçekte olması beklenen şuydu: HDK HDP'yi yarattı, var etti, gelişiminin belli bir aşamasından sonra HDP'nin HDK'ye dönüp onu örgütlemesi, var etmesi ve yaşatması gerekiyordu. Bunun böyle olması gerekiyordu, ama başarılamadı. Bunu başaramamanın bütün sonuçlarını görüyoruz. Nerede görüyoruz? Seçimler serisinde görüyoruz. 7 Haziran'da ve sonrasındaki 1 Kasım seçimlerinde görüyoruz. Anayasa referandumunda görüyoruz, 24 Haziran seçimlerinde görüyoruz. HDP ekseninde birleşmiş, ittifaklaşmış güçler, çok büyük bir kitle desteği, çok ciddi siyasi seçim başarıları kazanıyor. Fakat layıkıyla sürdürülemeyen, kalıcılaştırılamayan siyasi başarılar. Kullanılamayan siyasi başarılar. Bir toplumsal direnişle savunulamayan siyasi başarılar. Niye? Tam da sizin sorduğunuz soruda anlatmaya çalıştığım şey. Bu siyasi başarının, eylemin, enerjinin, bir bakıma ona denk düşen toplumsal ve örgütsel karşılığı yok. Bu inşa edilmedi, altı tümüyle boş demiyorum tabii, ama siyaseti toplumsallaştırma dediğimiz şeyin alt yapısını öremedik bu başarılardan hareketle. HDK aracılığıyla olabilecek, gündelik yaşam içerisinde, yerelden başlayarak başarılabilecek, sorun temelli örgütlenme ve çözüm üretme üzerinden inşa edilebilecek bir şeydi bu. Bunu HDP ve antifaşist ittifak güçlerinin birlikte yapması gerekiyordu. Ama bu böyle olmadı ne yazık ki. Şimdi bu, bizim yüzleşmemiz ve çözmemiz gereken bir handikap olarak duruyor.

Yakın bir zamanda 9. genel kurulunuzu gerçekleştirdiniz. Günümüz siyasi koşulları bakımından HDK nasıl bir misyon biçiyor kendisine? Özellikle örgütsel gelişim çizginiz bakımından, HDK nelere odaklanmayı düşünüyor?

Biz çok kritik bir dönemde 9. olağan genel kurulumuzu yaptık. 2019 yılı, Türkiye'deki krizin ekonomik, politik, sosyal bakımdan derinleştiği bir dönem olacak. Keza Suriye ve Ortadoğu'da Türkiye rejiminin savaş politikasının çözülüşü ve çöküşünün de derinleştiği ve onun bütün ters sonuçlarının topluma yansıdığı bir dönem. HDK'nin kendini yaşatmak, var etmek, hayata tutunmak gibi başardığı bir şey var. Ama biz bununla yetinemeyiz. HDK kendini sadece ayakta tutarak, bu büyük kaotik koşullar içerisinde devrimci çıkışın öznelerinden biri olma gücünü, görevini yerine getiremez. HDK'nin yaşadığı örgütsel sorunlar bir anda çözülecek şeyler değil elbet. Yaşam, politik mücadele ve toplumsal gerçeklik, bize kopuşsal zorunluluklar dayatıyor. Yani bir kopuşu yaratmak ve yaşamak zorundayız. Bu, her türlü politik ve toplumsal örgütlenme için de geçerli aslında. Her şey iyiye gidiyor da, HDK kötüye, geriye gidiyor diye bir hayat yok. Yani haliyle, sol-sosyalist ve demokratik hareketin bütünsel koşulları ve durumu açısından kopuşsal bir hamle yapma ihtiyacı ve zorunluluğu var. HDK işte bu kopuşun, sıçrayışın toplumsal zemininin hazırlanmasına katkıda bulunmaya çalışacak, kendi örgütsel misyonu bakımdan. Örgütsel perspektifimiz ve çizgimiz bunu inşa etmeye dönüktür.

Siyasi bakımdan ise, kongremizi Leyla Güven'in direnişine atfettik. Çünkü orada, o direniş çemberinde bir kopuşsal irade ve amaç açıklığı görüyoruz. Leyla Güven direnişiyle, hapishanedeki, dışarıdaki, Avrupa'daki açlık grevi direnişçileri, bize şunu söylüyor: Gerçekliğe ve hakikate her günkü gibi bakamazsınız. Ya oradaki dönüştürücü çelişki gücünü, yaratıcı olanağı derinliğince kavrayacaksınız ve kendi özgücünüzü harekete geçireceksiniz ya da karanlık ve derinleşen faşist tekçi ve yok edici iktidar karşısında kendi varlığınızın anlam yitiminden kurtulamayacaksınız. Biz kendimizi, hem örgütsel hem siyasi bakımdan, böyle bir çıkışın öznelerinden biri olarak hazırlamak istiyoruz.

Bu örgütsel çizgi dediğimiz şey nasıl somutlaşacak? Şöyle diyelim: Biz Türkiye'de, egemen güçlerin belirlediği ve dayattığı koşullara itirazı olan tüm demokrasi güçlerinin mücadelelerini birleştiren zemini güçlendirmek ve hazırlamak istiyoruz. Biliyoruz ki, bu çağrı, bu talep, kendini ortaya koyuş, buna yöneliş, HDK bakımından hemen karşılığını bulmayacak. Ama biz aynı zamanda zihniyet mücadelesini de geliştirmek istiyoruz. HDK kendi formunda öncülük rolü oynayacaksa, bunu zihniyet mücadelesi gücü ve örgütsel gücüyle birlikte yapabilir. Eğer bir zihniyet dönüşümü gerçekleşmezse, o zaman zaten halkın gücünün, kendi örgütünün gücünün, örgütlenmenin gücünün farkına varamıyorsun. Faşizmin çok geniş bir cephe açarak, ezilenleri, emekçileri teslim alma, onların politik öncülerini tasfiye etme, yok etme saldırganlığına, bir karşı cephe açarak ve cepheleşerek yanıt vermek ve çözüme gitmek gibi bir zihniyet dönüşümünü ve inancını geliştirmek gerekiyor. Hayat bize bunu söylüyor, ama bunu layıkıyla başaramıyoruz. Çünkü bize karşı açılan büyük faşist cepheye karşı, esasen gerçeklik karşısında giderek soyutlaşan iddialarımızla, yani iddiasızlığımızla, ve giderek daralan örgütsel yapılarımız ve gücümüzle mücadele etmeye çalışıyoruz. Oysa tarihsel deneyim ve her türlü güncel somut veri bize, ancak halkların gündelik toplumsal hayatının ilişkileri içerisinde kök salan, örgütlenen, çözüm üretebilen bir hareket yaratabildiğimiz ölçüde bir direniş ve siyasi çözüm gücü olunabileceğini gösteriyor. Faşizm dediğimiz olgu, gündelik hayatın her yerinde kendini inşa ediyor. O zaman, faşizme karşı her yerde demokratik direniş cephesini inşa etmek, dayanışmacı, paylaşımcı kültürü, ekonomik, politik ve sosyal alternatifiyle inşa etmeye girişmek gerekiyor. Her zaman yapılandan daha farklı olanı, daha gelişkin bir şeyi yapmayı gerektiriyor. Zihniyet devrimi derken kast ettiğimiz bu. Yoksa şöyle bir şey yok: Toplumsal hayat, çelişkiler, ezilenlerin ve emekçilerin arayışı o kadar canlı ki, o kadar gerçek ki, her türlü politik yapı, HDK bileşeni, bunu her gün söyleyip, propaganda ve teşhir çalışması yürütüyorlar. Bu, bilinmeyen bir şey değil, ama güçlü bilinç haline getirilen bir şey de değil. Bunun en bilinçli hali, toplumun öz örgütlenmelerini yaratmaktır ve bunun üzerinde yükselen siyasal, birleşik bir halk hareketi örgütlemektir. Çözüm ve çıkışın da hakikati budur.

HDK içerisindeki dinamikler, örgütsel ve demokratik dinamikler, bu kopuşa, bu bakış açısına hazır mı? Bunu yapabilecek bir perspektifi var mı?

Bir gerilim, bir çelişki tarif ediyoruz. Biz bu geriliminden devrimci sonuçlar çıkarılabileceğine inanıyoruz. Onun için HDK kendi misyonunu oynama iddiasını koruyor ve bunu gündemde tutuyor. Bunu pratik hale getirmeye çalışıyor. Ben, başka bir politik hareket adına dolaysız konuşamam, bu doğru olmaz. Ama şunu görüyoruz ki, toplumsal ve politik hayatın emrettiği görevler zaten bu gerilimin devrimci-demokratik çözümünü giderek zorunlu kılıyor, politik ve demokratik kuvvetler adına. Ya bu gerilimden devrimci bir çıkış ve kopuşu başaracağız ya da bu gerilim ve kaos bizim için kendi yıkıcı, kırımcı ve tasfiyeci mantıksal sonuçlarına doğru ilerlemeye devam edecektir. Bunu tersine çevirmek mümkün, ama doğru yere konumlanmak, şimdi ihtiyaç olan neyse onu öncelemek gerekiyor.

HDK ile HDP arasındaki ilişkiler sürecini nasıl deneyimlediniz, ne gibi sonuçlar çıkardınız? Geride kalan dönemde HDK-HDP ilişkisinin doğru işlediğini söyleyebilir miyiz?

Bu ilişki meselesi üzerine çokça yazıldı. Hala konuşuluyor ve konuşulacak. Biz durumun yapısal boyutuyla ilgili tartışmalar yaptık. Ama biz, HDK olarak sürece baktığımızda, atmamız gereken pratik adımlar olduğunu, çözümde ilerlemenin esasen buralardan geçtiğini düşünüyoruz. Bu adımlardan birincisi, HDK ile HDP arasında misyon karmaşası yaratan yaklaşım ve algıyı frenlemek, sona erdirmektir. Zihinleri tazelemek lazım. Birçok yerde HDK ve HDP özdeşleştiriliyor, aynıymış gibi kavranıyor, yanlış bir şekilde. HDP gibi çok güçlü bir siyasi hareket varken, HDK'ye neden ihtiyaç var gibi sonuçlar çıkarılıyor. Bu yanlış. Bunu besleyen anlayışlar gelişiyor, bunlarla mücadeleyi gündemleştiriyoruz. Bu tabii ki kapsamlı bir eğitim meselesi aynı zamanda. Örneğin, genel meclisimiz dahil olmak üzere, tüm meclis-komisyon ve delege yapımızı, bileşen yapımızı ve dahil edebildiğimiz ölçüde HDP örgütlenmesini sistematik olarak HDK eğitiminden geçirmeyi düşünüyoruz. Toplumsal temelde yaygın, sıkı bir HDK eğitimi yapmak, tartışmalar örgütlemek gibi yönelim ve planlamalarımız var. İkincisi, daha pratik adımlar atmak, HDK ile HDP'nin eş organlarının her yerde ortak koordinasyonlarla en yukarıdan en aşağıya eşgüdümlü çalışmasını sağlamak gerektiğini düşünüyoruz. Üçüncüsü, HDK olarak, politik bir parti gibi konumlanmaktan uzaklaşmamız gerek. HDK'nin toplumsal örgütlenmeye yönelmesi gerek kararlıca. Bunların, sorunun çözümünde kolaylaştırıcı olduğunu düşünüyoruz.

HDK'nin örgütsel sisteminde, kadınların temsiliyetinde eş sözcülük düzenlemesi var. Eşit temsiliyet üzerine kurulu ve bu her organın kesin kuralı. Program ve tüzükte buna bağlı maddeler yer alıyor. Bu durum pratikte nasıl karşılık buluyor, nasıl işliyor, ne kadar mesafe alındı?

HDK'nin kurulduğu 2011 yılından bu yana, kadın özgürleşme gücünün HDK’ye yansıması, etkilemesi ve biçimlendirmesi bakımından bir erozyon olduğunu söyleyebiliriz. Olumlu olmayan bir tablo var karşımızda. Gerçi HDK, genel meclis ve delege yapısını belirlerken bu ölçeğe dikkat etti. Bundan vazgeçmedi ve bunu tartışılır hale getirmedi. Eş sözcülük sistemi korundu. Fakat bu, kendini güçlendiren, doğal bir beslenme akışı ile sağlanamadı esas itibarıyla. Güçler ve olanaklar zorlanarak ve biçimsel düzenlemeler yapma zorunluluğunun da eşlik ettiği bir durum olarak gerçekleşti. Kadın özgürlük mücadelesinin toplumsal ve siyasal dönüşümdeki sabit etki gücü, sürükleyici gücü açık olmasına rağmen, her örgütsel yapılanmada kadınların temsiliyetinde ciddi bir sorun, bir açmaz ve yetmezlik durumu var. Kaçınılmaz olarak HDK'ye de yansıyor tabii bu. Biz bunu çok yaşamsal bir sorun olarak görüyoruz. Çünkü HDK kadın özgürlükçü bir paradigmadan besleniyor, kadın devrimi görüş açısından besleniyor. Tüzüğümüze rağmen, esas itibarıyla buna uymuş olmamıza rağmen, HDK'yi kadın özgürleşmesinin bir gücü, mevzisi ve zemini haline getirmeyi başaramadık henüz. Bir dönem çok canlıydı kadın meclisimiz, ama süreç içinde sıfırlandı neredeyse. Bu kadar zor durumlardan geçtik. Bunu değiştiriyoruz. Tekrar bu irade örgütleniyor. İddiamız ve çabamız sürüyor, sürecektir.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn