Enternasyonalizm Biçimi Tarihsel Döneme Göre Değişir

İKK (İşçi Köylü Kurtuluşu) dergisi, TKP-ML HBDH’den çekildikten sonra, bu tavrın doğruluğu konusunda tabanını eğitmek amacıyla ideolojik mücadele yazıları yazdı.

Öte yandan HBDH’den çekilmenin başlıca gerekçesi yapılan temel bir görüş üzerinden marksist leninist komünistleri -isim vermeden- enternasyonalizm konusunda acil eleştiriye tabi tuttu. İKK’nın bu acil eleştirisindeki amaç, esasen Kürt ulusal özgürlük hareketiyle az çok uzun süreli ve yakın bir ittifaka girmemek, bu amaçla donanım sağlayacak tezler işlemek.

Son olarak Efrîn işgalinde bir kez daha tanık olundu ki, geçmişten devralınarak Kürt ulusal özgürlük devrimine karşı 30 yılı aşkındır yükseltilen Kürt düşmanı şovenist şartlanma Türk halk kitlelerini derinden etkilemiş durumda. Bu etki yankısını devrimci hareket üzerinde de bırakıyor. Devrimci ve emekçi sol harekette, eğer Kürt ulusal özgürlük hareketinden ayrı durulursa, Türk emekçi kitleleri arasında gelişmenin hızlanacağı yanılgısı yaratıyor.

İKK da, bu pragmatist sosyal-şoven yanılgıyı örtülü olarak ve utangaçça paylaşıyor. Fakat HBDH’den çekilmenin gerekçelendirilmesinde, cephe ve cephede önderlik meselesini öne çıkarıyor. Yine Rojava devrimine yönelik ağır ideolojik saldırılar karşısında, devrim nitelemesinden kaçınıyor. Bu devrime katılmaktan sakınmanın “Çin Seddi”ni, “gerçek enternasyonalizm nedir” eleştirileriyle örmeye çalışıyor.

Lenin’in Görüşlerini Bahane Etmeyin

Lenin, emperyalizm ve proleter devrimleri çağında tek tek ülkelerde devrimin ve yaşayabilir proletarya iktidarının mümkün hale geldiğini vurgulamak için, İKK’nın alıntısını verdiği sözlerinde belirttiği şu görüşle enternasyonalizmi açıklamıştı: “... gerçek enternasyonalizm ... kendi ülke­sinde devrimci hareketi ve devrimci mücadeleyi geliştirmede özverili çalışma, istisnasız tüm ülkelerde aynı böyle bir mü­cadeleyi, aynı böyle bir çizgiyi ve sadece böyle bir çizgiyi (propaganda yoluyla, manevi ve maddi yardım yoluyla) deste­klemek”. (Seçme Eserler Cilt 10, İnter Yayınları, s. 16)

Bu o dönem için son derece doğruydu.

Lenin ve emperyalizm öncesi dönemde durum enternasyonalizm bakımından farklıydı.

Paris Komünü deneyi, Avrupa çapında devrimin zaferinin, tek ülkedeki kesin zaferin de koşulu olduğunu kanıtlamıştı. Çünkü, yalnızca Fransız burjuvazisi değil, onunla savaştaki Alman burjuvazisi de güçleriyle Paris Komünü’ne karşı Fransız burjuvazisini desteklemiş, devrim karşısında Avrupa burjuvazileri birleşik karşıdevrimi yükseltmişlerdi. Bu durum karşısında Marks ve Engels kıta çapında devrim fikrini formüle etmişlerdi.

Fakat emperyalizm döneminde emperyalist güçlerin şiddetli rekabetinin bir veya birkaç ülkede devrimin zaferi ve sosyalizmin inşasını olanaklı kıldığı koşullar doğunca, Lenin yeni görüşler oluşturmakta tereddüt etmedi.

Lenin’in Marks ve Engels’in sözlerine gönderme yaparak vurguladığı gibi: “Bizim öğretimiz -demiştir Engels, kendini ve ünlü dostunu kastederek- bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur. Bu klasik tümce, marksizmin çok sık gözden kaçırılan bu yönünü, dikkat çekici bir güç ve anlatımla vurgulamaktadır. Ve bu yönü gözden kaçırırsak, marksizmi tek-yanlı, çarpıtılmış ve cansız bir şeye döndürmüş oluruz; onu yaşam kanından yoksun bırakmış oluruz; onun asıl teorik temellerini -diyalektiği, her şeyi kucaklayan ve çelişkilerle dolu tarihsel gelişim öğretisini- altüst etmiş oluruz; tarihin her yeni dönemeciyle değişebilen, dönemin belirli pratik görevleriyle olan bağıntısını yıkmış oluruz.” (Marksizmin Tarihsel Gelişmesinin Bazı Özellikleri, Sol Yayınları, s. 216)

Lenin, marksizmin bu diyalektik materyalist yönünü öne çıkararak, stratejik değişiklikler yapmakta tereddüt etmedi. Kapitalizm emperyalizme dönüşmüş, yeni bir tarihsel döneme geçilmişti. Dünya devriminin kapsamı, güçleri ve stratejisi bu duruma göre yeniden formüle edildi. Bir veya birkaç ülkede devrim ve sosyalizmin zaferi stratejisine göre Lenin, enternasyonalizmi, esasen kendi ülkesinde devrimi gerçekleştirmektir vurgulamasıyla açıkladı.

Fakat İKK, bugünün toplumsal ve siyasi koşullarının somut analizi ve bu analiz üzerinden enternasyonalizmin strateji ve politikalarına girmeden, Lenin’in görüşlerine sarılarak ideolojik saldırıya geçiyor.

Lenin’e dayanmanın düşünsel kolaycılığıyla, enternasyonalist devrim savaşçılığını devrim kaçkınlığıyla suçlayacak kadar yüzeyselleşebiliyor: “başka ülkede devrime katılmak devrim yapmayı düşünmek, hedeflemek gerçek görevinden, yani devrimden kaçmak, uzaklaşmak demektir”. (İKK özel sayı: 127, “Gerçek Enternasyonalizm Nedir?” başlıklı yazı)

Fakat İKK’lı arkadaşların enternasyonalizmi milli sınırlara hapsetmesi cevapsız kalamaz, kalmamalı.

Bugünün toplumsal maddi koşullarına ilişkin İKK’nın bir analizini bulabilir misiniz? Bugünün analizini yapmamasını bir an için bir yana bırakalım. Lenin’in ölümünden sonraki devrimlerde enternasyonalist görevlerde değişik pratikler yaşandı. İKK yazarları bunları ele alıp sonuçlar çıkarmaktan bile kaçınıyorlar.

Troçkistler tarafından tek ülkede sosyalizme saplanıp kalmakla itham edilen Stalin’in önderliğinde SBKP, Hitler faşizmine karşı zafere ilerlerken birçok ülkede devrimin zaferine Kızıl Ordu’yla katıldı. Hatta Romanya, Macaristan, Polonya ve Doğu Almanya’da devrimin zaferini sağlamada, o ülkelerin devrimci hareketlerinden çok daha ağırlıklı rol oynadı.

İKK’nın bakış açısına göre, SBKP, Hitler faşizmini SB’den kovduktan sonra kendi ülkesine dönüp sosyalizmin inşasıyla uğraşacağına, Berlin’e kadar yürümekle ve geçtiği ülkelerde devrimi zafere ulaştırmak için savaşmakla hatalı davrandı. Dahası, faşizm üzerine zaferden sonra komünist partilerin güçlü olmadığı bazı halk demokrasili ülkelerde komünistlerin hakimiyetini sağlama, sosyalizme geçme görevleriyle uğraşmakla da hatasını devam ettirdi. Enternasyonalizmin esasını oluşturan kendi ülkesindeki sosyalizm inşası görevinden kaçtı!

Yine Çin Komünist Partisi ve Halk Ordusu, Kore savaşında Kore İşçi Partisi’yle birlikte, dünya gerici devletlerinin desteğindeki ABD işgal güçlerine karşı çarpışmakla, İKK’ya göre, enternasyonalizmin esası olan kendi ülkesindeki devrimci görevlerden sapma gösterdi. Enternasyonalizmi “dar kavradı”!

Oysa bu pratikler şunu ortaya koydu: Tek ülkede devrim ve sosyalizm olanağını değerlendirme koşulları varken ve bu değerlendirilirken, komünistler öncülüğünde birleşik devrimci güçlerle, diğer ülkelerde devrimleri zafere ulaştırma imkanları doğabiliyor. Birleşik devrimci güçlerle emperyalist askeri imha saldırısı altında olan muzaffer devrimlerin savunulması görevi gündeme geliyor.

Antifaşist devrimlerin deneylerinden çıkarılacak bu ders, çok tartışılan Yunanistan devrimine daha fazla askeri yardım yapılması gerektiği, buna giriş(e)memenin Yunanistan devriminin acı verici yenilgisine yol açtığı eleştirisinin doğruluğunu da gösteriyor.

Arnavutluk Komünist Partisi liderliğindeki Ulusal Kurtuluş Ordusu güçleri, Yugoslavya toprakları içindeki ve Hitler faşizminin işgali altındaki Kosova’nın birçok bölümünü işgalden kurtararak, Tito liderliğindeki Yugoslavya komünist ve devrimci güçlerine verdi. Bu pratik de şunu kanıtladı ki, aynı ulusun işgal altındaki bir parçasındaki devrimci güçler diğer parçasındaki ulusal devrime katılabiliyor.

Muzaffer antifaşist devrimler, birleşik devrim niteliği de taşımalarına rağmen, halk demokrasili ve sosyalist federasyonlar yaratamadı. Oysa Komintern programında Balkan federasyonu temel hedefi vardı ve Balkan halklarına önderlik eden komünist partiler de bu görüşü programatik olarak savunuyorlardı. Gerçekleştiremedilerse, bu daha çok, bağımsızlıklarını hiç yaşamamış bu ulusların bağımsızlık yanlısı duygularının yüksekliğinden ve bölgenin nüfus olarak en büyük halklarının partisine liderlik eden Tito’nun federasyon kararlarında belirleyici olma ısrarından kaynaklandı.

ABD’nin Vietnam ve Kore savaşları, aynı zamanda sosyalist kampa karşı yeni bir dünya savaşına karar verip vermemeyi test ettiği pratiklerdi. ÇKP Kore’de, dünya gerici devletlerinin desteğindeki ABD işgalcilerine karşı savaşmakla, en doğru enternasyonalist politikayı uyguladı. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin ve KİP’nin yenilmesini önlediği gibi, ABD emperyalizminin yeni bir dünya savaşına yeltenirse yenilgiye uğrayabileceğini gösterdi.

İKK’nın, faşizme karşı devrimlerin ve emperyalizme karşı savaşların bu deneyleri yokmuş gibi davranarak yorum yapması, emperyalizm dönemindeki ve Lenin’in ölümünden sonraki enternasyonalizm deneylerine dokunmaktan kaçınmasından başka bir anlama gelmiyor. Çünkü bu pratikler, onun enternasyonalizmi milli sınırlara hapsetme görüş açısını çürüten örnekler.

Koşullarda Ve Enternasyonalist Görevlerde Değişiklik

Tabii ki faşist kampın dünya savaşı da, antifaşist devrimler de, dünyada kapitalizmin hızlanan gelişmesinin yarattığı maddi temel üzerinde olan gelişmelerdi.

Sonrasında yeni-sömürgecilik döneminde ise, böyle ülkelerde dünya çapında devrim ve devrimci yükseliş dalgası yaşandı. Buna rağmen sosyalist ülkelerin güçlerini bu dalgayı oluşturan devrimlerin zaferleri için değerlendirmemeleri, enternasyonalizm açısından eleştirilebilir eksiklikler taşıyordu. Fakat yine de anlaşılır bir tavırdı bu. Çünkü ABD ve müttefiki emperyalistler, sosyalist devletlerin doğrudan askeri güçleriyle yeni-sömürge ülke devrimlerine olası katılımlarını, sosyalist ve halk demokrasili kampa karşı dünya çapında savaşın bahanesi yapmak için pusuda bekliyorlardı. Böyle bir emperyalist savaş tehlikesi nedeniyle, örneğin ÇKP -görüşünün ne olduğunu bir an için bir yana bırakalım-Vietnam devrimine doğrudan askeri güçle destek veremedi.

Ama dünya savaşı tehlikesinin olası zayıf koşullarında, örneğin emperyalist cephenin ABD liderliğinde sıkı birliği yerine çatışmalı zayıflığının olduğu koşullarda, iktidardaki ÇKP ile Vietnam devrimi ilişkisine benzeyen bir ilişkide, doğrudan askeri güçle de devrime katkıda bulunmayı eleştirmek, enternasyonalizmi basbayağı milli sınırlara hapsetmek olur ki bu da enternasyonalizm olmaz.

O günden bugüne, emperyalist küreselleşme döneminde koşullarda önemli maddi toplumsal değişiklikler oldu.

Dünya tekellerinin üretimi birleşik dünya pazarında gerçekleşiyor. Artıdeğer oluşumu da. Bu temel üzerinde tekellerin yönetim ve koruma üssü olan emperyalist devletlerin ekonomilerindeki kriz hızla dünya çapında yayılabiliyor. Bu, her durumda siyasi krize hemen doğrudan yol açmasa da, onun temel kaynaklarından birini oluşturuyor. Siyasi etkenlerin az çok olgunlaştığı ülkelerde zamandaş olarak siyasi krizlere neden olabiliyor. 2008 krizi bunun örneği. 1997 Güneydoğu Asya krizi de bunun bölgesel çaptaki örneğiydi. 2000’li yılların başından itibaren, sırasıyla Latin Amerika, Güney Avrupa, Arap ülkeleri ve devamında Türkiye ile İran’ın siyasi krizleri ve halk ayaklanmaları buna örnektirler.

İşçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci örgütlenmesinin gelişkin olduğu yerlerde ve koşullarda zamandaş devrimci yükselişlerin doğması ve devrimlerin patlak vermesi bu temel üzerinde gerçekleşecektir. Bu durum, devrimlerin eşitsiz gelişmesini tümden ortadan kaldırmıyor elbette. Fakat zamandaş bölgesel krizleri ve devrimci ayaklanmaları -dünden farklı olarak- çok daha olanaklı kılıyor.

Diğer bir etken olarak şu söylenebilir: Dünya tekellerinin ayrı ayrı gruplarının farklı devletleri olan emperyalistler arasındaki çelişki ve çatışmalar şiddetleniyor. Bunlar düne göre daha antagonist nitelikte. Özellikle diğer emperyalistlerin ekonomik olarak ABD’ye yakın düzeye geldiği son yıllarda, ABD tek süper güç avantajını yitirmeye başlıyor, hem de elindeki devasa militarist aygıtla bu gidişatı önlemeye çalışıyor. Bu amaçla savaşları tırmandırıyor ve üstünlüğünü kabullenmeleri için muhtemel rakiplerine boyun eğdirmeye çalışıyor.

Öte yandan, aralarındaki çatışmalara rağmen, başta ABD gelmek üzere büyük emperyalist devletler, hatta bölgesel devletler, ellerindeki gelişkin teknolojilere dayanan silahları ve askeri güçleriyle devrimleri ezme saldırganlığında bazı avantajlar elde etmiş durumdalar.

Karşıdevrimin bu avantajlarına karşı, devrimin zaferi için, doğrudan yedeklerin, yani dünya işçi sınıfı ve ezilenlerinin enternasyonal mücadelesi ve desteği geçmişe göre daha zorunlu.

Hem krizler, kitle eylemleri ve devrimlerin birbirlerini etkileme/tetikleme olanağı olarak, enternasyonal mücadelelerin zamandaşlığı, dayanışması ve koşulların elverdiği yerlerde birleşik mücadelenin yükseltilmesi daha da önem kazanıyor. Hem de militarist kabiliyetleri düne göre daha gelişkin olan emperyalist ve bölgesel yayılmacı devletlerin devrimi ezmelerine karşı bir zorunluluk olarak, devrimci-demokratik hareketlerin, özellikle proleter enternasyonalizm iddiasındaki devrimcilerin enternasyonal dayanışmayı daha yüksek düzeyde gerçekleştirmelerini başlıca bir görev olarak gündeme getiriyor.

Enternasyonal destek ve dayanışmanın bir biçimi, kendi ülkesinde komünist ve devrimci karakterdeki mücadeleyi yükseltmek ve propagandasını yapmak ise, diğer bir biçimi doğrudan destek eylemleri, silah ve askeri eğitim dahil maddi yardımdır.

Ama özellikle, coğrafi olduğu kadar toplumsal, ekonomik, kültürel, ulusal ve inançsal yakınlıkları da olan halkların birbirlerini etkileme koşulları güçlü olduğu gibi, enternasyonal dayanışmayı bu seviyeden de yükseltmek, zamandaş devrimler patlak veriyorsa bunları birleşik devrimlere dönüştürmek gerekir. Proleter enternasyonalizm bunu şart koşar. Elverişli toplumsal maddi ve konjonktürel koşullarda, enternasyonalizmi en ileri düzeyde, birleşik devrimler ve federatif sosyalist cumhuriyetler birliği düzeyinde gerçekleştirmek proleter enternasyonalizmin karakteridir.

TKP-ML ise, kendi enternasyonalist pratiğinin ileri bir seviyesini reddetmekle kalmıyor. İKK’da bu reddedişin geri bir enternasyonalizm teorisini yapmaya çalışıyor. Emperyalizm döneminin başında Lenin’in tek tek ülkelerde devrim görevine yoğunlaşmak için ve üstelik kendi burjuvazisini devirmekten kaçınan şovenizm eğilimini yenilgiye uğratmak için formüle ettiği görüşleri bu amaçla kullanıyor.

İKK’nın enternasyonalizme ilişkin yeniden formüle ettiği görüşlerinde, Lenin’den sonraki enternasyonalist pratiklere ilişkin analiz ve sonuç çıkarma çabasına rastlayamazsınız. İKK bundan özellikle kaçınıyor. Hatta bundan kaçınmakla yetinmiyor. Enternasyonalist pratiklerin zirvelerinden olan Franko faşizmine karşı Enternasyonal Tugaylar örneğini ise, Franko’ya destek veren faşist devletler içindeki mücadeleden kaçmak, dolayısıyla Franko’ya askeri yardım olanaklarını yıkma mücadelesinden kaçmak olarak topa tutuyor: “İspanya’ya tugay göndermekle enternasyonalizmi gerçekleştirdiğini sananlar, kendi ülkelerinde mücadeleyi geliştirme görevini, bu temel görevi ihmal etmiş, eksik bırakmışlardır.” (İKK, ags)

Franko faşizmine karşı Enternasyonal Tugaylar’la mücadele, komünist proletaryanın tarihinde enternasyonalizmin doruk noktalarından biridir. İKK, buna karşı çıkmakla, basbayağı devrimci milliyetçilik yapmakta, üstelik İspanya’ya savaşçı gönderen partilerin hangilerinin bu nedenle kendi ülkelerinde devrimci mücadeleyi ihmal ettiğini kanıtlamaya girişmeksizin eleştiri salvolarını gelişigüzel yöneltme sorumsuzluğu da göstermektedir.

Kastedilen, muhtemeldir ki, Franko’ya doğrudan askeri yardım veren Hitler ve Mussolini faşizmlerine karşı başarısız olan Alman ve İtalyan komünist partileridir. Fakat bu iki partinin İspanya devrimini savunmaya savaşçı verdikleri için faşizmi yıkma görevini aksattıkları iddiası, herhangi bir araştırma zahmetine girmeden ileri sürülmüş boş ve yanlış bir görüştür.

Alman faşizmi, 1936-39 İspanya iç savaşının başlangıcından önce komünistleri ve devrimcileri yenilgiye uğratmıştı. Mussolini, 1922’de iktidarı ele geçirdikten sonraki yaklaşık 4 yıl içinde, 1926’da kapattığı İtalyan Komünist Partisi’ni yenmeyi başarmıştı.

Söz konusu eleştiri, İspanya cumhuriyetçilerine uçak satmayan, Alman ve İtalyan hava saldırıları karşısında onları savaş uçaklarından yoksun bırakan sosyal demokrat Blum hükümetine karşı yeterince mücadele yürütmedi diye Fransız Komünist Partisi’ne yöneltiliyorsa, FKP’nin yetersizliği hiç kuşkusuz Enternasyonal Tugaylar’a savaşçı vermesi değildi. FKP, faşizmin yükselişine karşı 1934 ve 1936 grev ve gösterilerini örgütlemekle, o dönemdeki mücadelesinin ileri yanını gösterdi. Blum’un İspanyol faşizmine “karışmama” politikasıyla yeterince mücadele etmediği söylenebilir. Ama FKP’lilerin Enternasyonal Tugaylar’a katılmaları, bunun tersi yönünde bir eğilimdi. Kaldı ki, Enternasyonal Tugaylar’a katılımın ağırlığını İtalya ve Fransa komünistleri oluşturmuyorlardı.

TKP-ML, Rojava’da ortaya koyduğu savaşçı dayanışmayı reddetmekle yöneldiği yeni politik tutumunun “haklılığını” teorize ederken, dünya komünistlerinin enternasyonalist dayanışmasının zirvelerinden biri olan Franko faşizmine karşı Enternasyonal Tugaylar örneğini karalamaya vardırıyor işi. Proletaryanın enternasyonalist mücadelesini milli sınırlara sıkıştırma görüşünü yüceltiyor. Bütün bunları proletarya enternasyonalizmi adına gerçekleştiriyor.

Lenin sonrası ilerlemeyi sürdüren ve tabii ilerlerken hala eksiklikler de taşıyan enternasyonalist pratikten öğreneceğine, pratikteki ilerleme ve zenginleşmeyle teoriyi geliştireceğine, tam tersini yaparak, milli sınırlarda mücadeleye çekilmenin teorisini yapıyor.

Oysa yapılması gereken, Lenin’in emperyalist ülkelerin proletaryası için önerdiği gibi, “sömürgelerde işgalci emperyalist askeri birlikler içinde sömürge savaşına karşı bildiriler dağıtmak, savaşan sömürge halklara silah yardımı” yapmayı bir adım daha ileri götürmektir. Tıpkı Franko faşizmine karşı dünya komünistlerinin yaptıkları gibi, Enternasyonal Tugaylar olarak savaşmayı proletarya enternasyonalizminin yüksek seviyede bir örneği olarak teorize etmek doğru olandır. Laos ve Vietnam devrimci ve komünist güçlerinin Fransız ve Amerikan emperyalist sömürgeci ordularına karşı birlikte savaşmalarını teori düzeyine yükseltmek doğru olandır. ÇKP’nin Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni savunmak için onunla birlikte ABD ve dünya gericiliğinin işgaline karşı savaşmasından teorik sonuçlar çıkarmak doğru olandır.

Enternasyonalizm adına milli sınırlara hapsolmanın teorisini yapmaksa, Lenin sonrası bütün enternasyonalist pratik gelişmeleri yok saymak demektir. İKK’nın yaptığı budur.

Rojava Devrimi Ve Enternasyonalizm

Rojava devrimi, bugünün krizler, savaşlar, bölgesel halk ayaklanmaları koşullarında, Arap halklarından Gezi’ye ve İran’a uzanan halk hareketleri ve ayaklanmaları dalgasının bir parçası, 30 yıllık Kürt ulusal devriminin sağladığı bilinç ve örgütlenme temeli üzerinde yükselen devrimci zirvesidir. Emperyalist ve bölgesel gerici devletlerin yayılmacı, işgalci savaşlarına, her iki tarafı da gerici ve yok edici karakterli iç savaşlarına karşı alternatif olarak, halkların özgürlük içinde demokratik birliğinin, kendi kendilerini yönetmelerinin, kadın devriminin, kooperatifsel halkçı ekonomiyi inşa çabasının ifadesidir. Emperyalist ve bölgesel gerici sistemin iflası karşısında reaksiyoner bir akım olarak ortaya çıkan panislamist faşizan gericiliğe karşı, halkların demokratik alternatifidir.

Böyle olduğu için de, “Dünya Kobanê Günü”, Efrîn işgaline karşı dünya çapında Rojava devrimine destek eylemleri gerçekleşti. Dünyanın ilerici ve özgürlükçü güçleri, 2003 Irak işgaline karşı gelişen büyük çaplı enternasyonalist dayanışma dalgasını, sonraki gelişmelerle yiten bu dalgayı, Rojava devrimiyle dayanışma özgülünde yeniden yükseltmeye yöneldiler. Bu enternasyonalist çabanın parçası olarak, dünyanın demokratik ve devrimci örgütleri ve kişileri, Rojava devriminde enternasyonalist savaşçı olarak, Enternasyonal Özgürlük Taburu saflarında savaştılar.

İKK ise, bu durumu enternasyonalizmi dar ve yanlış kavramak diye eleştirdi, enternasyonalist savaşçılığa ideolojik savaş açtı: “Enternasyonalizmi Rojava veya başka bir ülkeye giderek mücadele etmekle eşitlemek asıl görevi anlamamak, enternasyonalizmi darlaştırmak ... demektir.” (İKK, ags)

Rojava devrimi, Kürt halkının devrimi olmakla sınırlı değil. Aynı zamanda, Kürt ulusunun sömürgeci boyunduruğunu tutan egemen uluslardan halkların devrimci mücadelelerini yakınlaştırıp birleştirmede devrimci enternasyonalist harç rolü oynuyor. Bu nedenle, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da devrimci iddiası olan partilerin Rojava devrimine kendi devrimleri olarak bakmaları, onu diğer kardeş halklarla birleşik devrimin köprüsü olarak ele almaları, buna göre önlerine devrimci görevler koymaları gerekir.

Marksist leninist komünistler böyle yaklaştı. Rojava devriminde savaşan diğer devrimci parti ve örgütler de enternasyonalist bakış açısıyla baktılar.

Türkiye’den emekçi solun bir bölümü Rojava devrimini suçlama korosu oluşturup karalayıcı ideolojik saldırılar başlatınca, İKK da bu gerici ideolojik saldırıların etkisinde kalmaktan kurtulamadı. Pratik adım attığı enternasyonalist savaşçılığını ideolojik bakımdan da yükselteceğine, buradan geri adım attı.

Bu sosyal-şoven saldırı korosunun tavrına gerekçe yaptığı bir görüş de, “Türkiye’de faşizme karşı mücadele edeceğine Rojava devriminde savaşmak yanlıştır” düşüncesi oldu. İKK da, benimsediği bu düşünceyi, enternasyonalist tavırla Rojava devriminde savaşanları suçlama argümanı yaptı.

Güncel Bazı Örnekler

Geçmişte Kosova ve Arnavutluk’ta, Laos ve Vietnam’da, faşist emperyalizmin ve ABD emperyalizminin işgallerine karşı savaşlarda ve ulusal devrimlerde, her iki halkın devrimci örgütleri birlikte savaş örnekleri verdiler. Bunda komünist partilerin (Arnavutluk ve Vietnam komünist partileri) ve komünizmden etkilenen ulusal devrimci örgütlerin (Laos Ulusal Kurtuluş Cephesi) temel rolü oldu.

Komintern Balkan ülkeleri için Balkan federasyonunu program olarak sunmuştu. Fakat değindiğimiz gibi, Balkan ulusları bağımsızlığı neredeyse hiç tatmamışlardı ve devlet olarak daha büyük olan Yugoslavya, Tito’nun liderliğinde, federasyona hakimiyetini güvenceleyecek bir karar alma yöntemi dayatınca federasyon gerçekleşmedi.

Bugün ise politik islamcılar, panislamist karakterleri elverdiği için ve ayrı ayrı mezhepler çerçevesinde, uluslararası birleşik mücadele yürütüyorlar. Sünni politik islamcılar, İhvan’dan IŞİD’e ve El Kaide türevlerine uzanan çok sayıda örgütleriyle, Sünni-Müslüman halklar içindeki güçleriyle uluslararası (panislamist) bir politik çizgi izliyorlar.

Kuşkusuz bu, dili, dini, rengi ne olursa olsun, bütün toplumlarda büyüyen ve geleceği temsil eden proletarya enternasyonalizmine tamamen ters. Bu anlamda evrensel bir karakter taşımıyor. Sünni İslam çapında bir uluslararası varoluş tarzı olduğu içindir ki, bu panislamizmdir, enternasyonalizm değil! Dolayısıyla, sırtlarını dayayacakları büyük bir emperyalist İslam devleti var olmadığı için de başarı şansları yok gibi. Ama varmak istedikleri nokta, emperyalizme karşı bir nevi “islami emperyalist devlet” hedefi.

Fakat, Sünni-Müslüman halklar çapında da olsa, politik islamcıların panislamist mücadelesi geride kalan dönemde çeşitli başarılar sağladı. Bu başarılar, gerçekte bugünün maddi koşullarının elverişli temeli üzerinde gerçekleşebildi. Destek aldıkları ve temsilcisi olduklarını iddia ettikleri Müslüman halkların birlik olma özlemi ve emperyalist hegemonyanın sarsılması, politik islamcıların, çıkar çatışmasında bölününceye değin geçici de olsa, panislamist birleşik mücadeleyi gerçekleştirmelerine yol açabildi.

Onların tersine, rekabet içinde değil, enternasyonal çıkar birliği içinde bulunan ve hangi renk, ulus ve dinden olursa olsun, bütün ülkelerin proletaryasını dünya sosyalist devletler federasyonu hedefinde ve toplumsal devrim ile komünizm amacında birleştirme düşüncesine sahip olan komünistler neden bölgesel birleşik devrimci mücadele için bu olanakları değerlendirmesin?

Belirtelim ki, politik islamcıları yenilgiye götüren, onların panislamist ve bölgesel mücadeleleri değil -aksine bu onları güçlü kılıyor-, sınıfsal ve siyasal niteliklerinin halkın ve ezilenlerin çıkarlarına zıt olmasıdır. Bu niteliklerine rağmen “İslam Devleti”nin iktidar olarak yaklaşık 4 yıl ayakta kalabilmesinin temel bir nedeni, uluslararası çapta birleşik mücadele yürütebilmesidir. Libyalı politik islamcıların Mali’deki Müslüman nüfusun yaşadığı bölgede otorite kurabilmeleri ve çok sayıda emperyalist devletin saldırmasına rağmen henüz yenilgiye uğratılamamaları da bu nedenledir.

Kürdistan devrimi, ülkesinin bütün parçaları arasındaki suni sınırları birleşik mücadele sayesinde fiilen ortadan kaldırdı. Ola ki buna, aynı ulusu parçaladıkları için bu suni sınırları fiilen kaldırmak normaldir ve tek ülkede birlik ulusal hak olduğu için bu gerçekleşiyor diye yanıt verilebilir. Ama politik islamcılar, Sünni Müslüman halklar arasındaki sınırları birçok yerde fiilen ortadan kaldırdılar. Afganistan-Peşaver arasında, Libya-Mali arasında, Irak-Suriye arasında… Elbette maddi koşullar uluslararası mücadelelerin gelişimine elvermeseydi, panislamizm ideolojisine rağmen bunu başaramazlardı.

Toplumsal maddi temelin değişerek daha elverişli hale gelmesine ve bu temel üzerinde politik islmcıların -hem de halk düşmanı, sömürücü, rekabetçi sınıfsal ve siyasal karakterlerine rağmen- uluslararası/panislamist başarılar yakalamış olmalarına karşın, proleter sosyalizmin temsilcisi iddiasıyla ortaya çıkan İKK, birleşik enternasyonalist mücadeleyi Rojava devrimi şahsında reddediyor. Dahası, milli sınırlara hapsolmayı “gerçek enternasyonalizm” teorisi olarak ileri sürebiliyor.

Sonuç Yerine

İKK, Türk emekçiler arasında bu yolla gelişebileceğini düşünerek, Kürt ulusal özgürlük hareketiyle yakın ve az çok uzun süreli bir ittifaktan kaçınmanın, HBDH’den çıkmanın ve Rojava devriminden fiilen uzaklaşmanın teorisini üretmeye çalıştı.

Proleter enternasyonalizme ilişkin bu görüşleri oluştururken, İKK yazarları, Lenin’in 100 yıl önce ortaya attığı strateji ve politikaları, bunları bugün izlemeye çalıştıkları çizgiye hak veren önermeler zannedince, “cesurca” savunmaktan sakınmadılar. Proleter enternasyonalizm ilkesi ve dünya proletaryasının programatik amaçları aynı kalmak koşuluyla, bu proleter enternasyonalizmin, değişik tarihsel koşullarda değişik strateji ve politikaları gerekli kıldığını anlamadılar veya daha doğrusu anlamak işlerine gelmedi.

Bu nedenle, öncesinin koşullarına ve proleter enternasyonalizmin hangi strateji ve politikaları o koşullarda gerekli kıldığı meselesine eğilmediler. Bugünün koşullarına ve enternasyonalizmin hangi strateji ve politikaları komünist ve devrimci hareketin önüne koyduğuna hiç bakmadılar bile. Üstelik o hareketin bir parçasının Rojava devrimi cephelerinde savaşıyor olmasının uyarıcı etkisini dahi ellerinin tersiyle ittiler.

Bir de elbette, Kürdistan’ın, sömürgeci uluslardan işçi sınıfı ve halkların devrimlerini birleştirmede başlıca bir rol oynamakta olduğunu analiz etmediler ve görmediler. Oysa teorik temellerini aldıkları Kaypakkaya, Kuzey Kürdistan’da devrim ağır basar ama Türkiye’de geri kalırsa, ayrılmayı desteklemek gerektiğini belirterek, değişik durumlarda değişik politikalar uygulama mantığına sahip olduğunu göstermişti.

Bugün ulusal özgürlük mücadelesine önderlik eden PKK, ayrılma ve bağımsız ulusal devlet kurma yerine, ayrılma hakkını da koruyan bölgesel demokratik federasyonlar biçiminde bir programla mücadele ediyor. O üç parça Kürdistan’da devrimi tutuşturabildi ve Rojava’da zafere ulaştırabildi. Kaypakkaya, eğer ulusal hareket gelişir ve ayrılmayı talep ederse demişti ama, şimdi ulusal hareket özgürlük içinde ve ayrılma hakkını koruyarak federatif birliği öneriyor. Bu durumun bölgesel birleşik devrim imkanlarını artırdığını görmeyen İKK yazarları, durumu analiz edip ona göre politika belirlemekten, proleter enternasyonalizm kapsamındaki güncel görevlere yönelmekten kaçıyorlar.

İKK Yürüyüş’ü Kürt ulusal özgürlük mücadelesine saldırmakla eleştirirken tabii ki çok haklı. Ve Baas milliyetçisi Esad’a verdiğiniz desteği Kürt ulusal özgürlük mücadelesine vermekten neden kaçınıyorsunuz sorusunu sormakta da haklı. Ama Yürüyüş, içeride “vatan” ajitasyonuyla ve antifaşist mücadeleyi antiemperyalizme tabi kılan görüşüyle milliyetçi etkiler taşısa da, ABD işgallerine karşı Saddam ve Esad destekçiliğiyle “üçüncü dünya devletleri” enternasyonalizmini savunmaya çalışıyor. Suriye ve Irak’ta, işçi sınıfı ve ezilenlerin devrimini tali bir mesele olarak görüyor.

Onları eleştirmekte haklı olan İKK yazarlarına soralım: Peki sizin proleter enternasyonalist görevleriniz ülke içindeki eylemler ve mücadeleyle dayanışma sınırında kaldıkça, bugünün toplumsal maddi koşullarında gerçekte enternasyonalist görevleri milli sınırlara hapsetmiş olmuyor musunuz?

Biz yine de mücadele dostluğunun yüklediği sorumluluğa uyarak, eğer bölgede devrim daha geniş kitleleri kapsarsa, patlak veren yeni yeni halk ayaklanmaları bu ülkelerin pek çoğunda devrimci partileri kitleselleştirirse, birleşik enternasyonalist mücadelenin önemini ortaya koyan yeni şartların doğuşu İKK açısından daha etkili bir uyarıcı/değiştirici rol oynar diye umuyoruz.

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn