José María Sison: “Devrimci Güçleri Tuzağa Çekmelerine İzin Vermeyeceğiz”

Filipinler'deki barış görüşmeleri konusunda, Filipinler Komünist Partisi'nin kurucu lideri ve Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi baş siyasi danışmanı José María Sison ile yaptığımız röportajı yayınlıyoruz. Filipinler Komünist Partisi'ne bağlı Yeni Halk Ordusu Filipinler devletine karşı 1969'dan beri halk savaşı yürütüyor. Rodrigo Duterte'nin devlet başkanı seçilmesinin ardından geçen yıl canlanan barış görüşmeleri ise gelgitlerle beraber halen devam ediyor.

Hoş geldiniz, Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi adına.

Çok teşekkür ederiz. Sizinle tanışmak ve röportaj yapmak hem onur hem de devrimci bir heyecandır. Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi’nin (UDC) 24 Nisan’daki 43. kuruluş yıldönümünü kutluyoruz.

Geçen yıl seçilen yeni devlet başkanı Duterte ile UDC[1] ve güçleri arasında ateşkes ve barış görüşmeleri süreci başladı. Biz daha çok bu konuda görüşlerinizi almaya geldik.

Barış görüşmeleri geçmişle kıyaslandığında ilerliyor görünüyor. Duterte seçim kampanyası sırasında, seçildiği takdirde ilk solcu cumhurbaşkanı olacağını söylüyordu. Ayrıca siyasi tutsaklar için genel af ilan edeceği sözünü vermişti. Bu bizi cesaretlendirdi ve biz de barış görüşmelerini hızlandırabileceğimizi düşündük. Fakat Duterte vermiş olduğu sözleri tutmadı. Bu sözleri Mayıs 2016’da vermişti. Bir yıldır sözlerini tutmamış olmakla sorumlu tutuyoruz kendisini.

Ancak şimdi şu gerçek açığa çıkıyor ki, o da egemen düzenin önceki iktidarları gibi. Sadece süresiz ateşkesle ilgileniyorlar. Bu ateşkesi elde ettikten sonra, sosyal ve ekonomik reformları tartışmakla ilgilenmiyorlar. 

Duterte bürokratik bir kapitalist, fakat diğerlerinden biraz farklı. Konuşabiliyor ve bir şey yapabiliyor görünüyor. Tabii ki işine geldiği gibi konuşuyor; soldan, merkezden, sağdan söylemlerle, işine ne gelirse onu söylüyor ve öyle hareket ediyor. Öncesinde koalisyon hükümeti kurma sözü vermişti; solu, sağı ve merkezi birleştirecek kapsayıcı bir hükümet kurmaktan bahsediyordu. İktidarı ele geçirdikten sonra ise koalisyon peşinde olmadığını gördük. Kabinesindeki ilerici bakanlar Kongre tarafından henüz onaylanmış değil ve Duterte Kongre'den bu onayı almak için yeterince çaba sarf etmiyor. Örneğin, çevre ve doğal kaynaklar bakanı olarak önerdiği Gina Lopez için Kongre üyelerinden onay vermek adına oy kullanmaktan çekilmelerini isteyebilirdi, çünkü birçok Kongre üyesi açısından burada bir çıkar çatışması var. Kongre üyeleri maden şirketleri ile yakın ilişki içinde, Gina Lopez ise maden şirketlerine, toprağı ve su kaynaklarını kirleten kimyasal kullanımına karşı güçlü bir mücadele yürütüyor.

Duterte üniversitede benim öğrencimdi. Üniversiteye geç girmişti, sanırım o 19 yaşındaydı, ben de 26. Duterte sol söylemleri kullanmakta, sola teşekkür etmekte gayet bonkör davranıyor, örneğin sıkça bağımsız bir dış politika istediğini söylüyor. Oysa ordu tamamen Amerika ile birlikte hareket ediyor. Bir Washington sakini diyebileceğimiz savunma bakanı var, Delfin Lorenzana.

Duterte’yi 2017 sonuna kadar test edebileceğimizi düşünüyordum. Fakat müzakere heyetini ve Filipinler devrimci hareketini bölmekle daha fazla ilgilendiklerini düşünüyorum. Entrikalar çeviriyorlar. Ve biz suskun kalsak bile, bu kez bize ısrarcı raporlar gelecektir.

Duterte çok uzun ömürlü olmayacak görünüyor. Muhalifleri tarafından bir darbe veya suikast hazırlanıyor. Gerici güçler arasında da bölünmüşlük var. Duterte Amerika karşıtı konuşmaya devam ediyor, fakat hiçbir şey yapmıyor. Amerikan yanlısı. Bazıları Duterte’nin ikiyüzlü olduğunu söylüyor. Amerika karşıtı konuşuyor, fakat savunma bakanı Amerika yanlısı, hatta bayağı bir Amerikancı. Tıpkı Erdoğan’ın CIA, IŞİD ve Barzani operasyonuyla Musul’dan petrol alırken Rus karşıtı olması, sonra da Putin’le birlikte çalışmak istemesi gibi. Bu işler her yerde karışık.

Tutukluların serbest bırakılması talebiniz vardı. BAYAN[2] genel sekreteri Fidel yoldaş görüşmelerin başlangıcında 16 maddede talepler programı öne sürdü, bunlar neydi? Duterte'ye sunduğunuz barış görüşmelerinin program ve talepleri hakkında bize kısaca bilgi verebilir misiniz?

16 maddelik gündem hala geçerli. Başlangıçta, ilk kez hoş konuşan ve devrimcilerle 30 yıldır işbirliği içinde olan bir cumhurbaşkanı ile görüşüyorsunuz. Dolayısıyla, ona bir şans tanıdık, bir yıl için. Müzakere yapmıyoruz ve müzakere muhatabımızla uzlaşmaya varılacağı gibi bir düşüncemiz veya beklentimiz de yok. Benim görüşüme göre, bu durum reformları başlatmak demek. Barış müzakereleri ancak sosyo-ekonomik reformların üzerinde yükselebilir, elbette öncelik Filipin halklarının çıkarlarına ve haklarına hizmet etmekse. Birçok kez söylemiş olduklarımda ısrar ediyorum. Sadece bu zeminde anlaşma yaparız.

Fakat sosyo-ekonomik reformlar hakkında bir anlaşmaya varmadan önce ve bundan çok daha önemli bir nokta var: insan hakları ve uluslararası insan hakları yasaları hakkında konuşmalıyız. Bu konuda bir anlaşma yaptık. Fakat Duterte devrimci harekete, ilerici güçlere karşı orduyu kullanarak topyekün bir savaş politikası güdüyor. Devrimci hareket savunma yaptığında ve saldırılara karşılık verdiğindeyse, burjuva basın tek bir ağızdan, “bakın komünistler samimi değil” diye yazıyor.

Şu an için bir ateşkes görüşmesi yok. İnsan hakları meselesi ise sadece son bir yılda uyuşturucu ticareti yaptığı iddia edilen yoksul halktan 9 bin kişinin öldürülmesini, infaz edilmesini kapsamıyor. Tüm bu infazlar son bir yıl içinde, Duterte Haziran’da iktidara geldikten sonra oldu.

Ne kadarı siyasi sivil ve gerilla, ne kadarı uyuşturucuyla ilgili? Ne kadarı devrimci halk ordusu güçlerinden? Ne kadarı da uyuşturucuyla ilgilendiği için öldürüldü?

İnfaz edilenler içinde çok az bir kısmın uyuşturucu ile ilgisi var. Öldürülenler yoksul insanlar. Örneğin, 3 belediye başkanı öldürüldü, ama uyuşturucu baronlarından bir tanesi bile öldürülmedi. Oysa ordudan birçok general uyuşturucu ticaretinin içinde. Fakat topyekün savaş politikası, devam ettiği müddetçe kurban üretecektir. 400 siyasi tutsağı serbest bırakmak yerine, Duterte kurbanları, tutsak sayısını artıyor. Topkeyün savaş politikalarının iki kurbanı var: devrimciler ve anti-uyuşturucu kampanyası içinde öldürülen yoksul halk.

Tutuklamalarda artış var mı?

Tutsak sayısı artıyor, fakat çok değil. Ama tehlike var. Hatırlarsınız, Kolombiya’da da önce paramiliter güçler uyuşturucu ticaretine karşı kurulmuş ve sonrasında devrimcilere karşı kullanılmıştı. Uyuşturucuyla mücadele diye infazları kabul ederseniz, emin olabilirsiniz ki aynı infazlar devrimcilere yönelir.

Türk burjuva medyasına, Duterte’nin savaşının uyuşturucuyla uğraşanlara karşı olduğu yönünde, onları öldürüyor başkasına bir şey yapmıyor biçiminde yansıdı.

Nasıl Erdoğan kendisini ve iktidarını kurtarmanın peşinde ise, Duterte de öyle.

Gerçekten, iki taraflı ateşkes uygulanabildi mi? Siz ateşkese uymanıza rağmen, ordu ve polis sürekli saldırdı diyor yayınlarınız. Bu saldırıları yalnızca ABD yönlendirip ordu mu yapıyor? Duterte gücü olmadığı için mi bu saldırıları engelleyemiyor? Yoksa Duterte bu saldırılardan görüşmelerde yararlanmak mı istiyor?

Bu Duterte, böyle biri. Siyasi tutsakları serbest bırakmak üzere af çıkaracağı sözü vermişti, fakat anlaşıldı ki, isteği mümkün olduğu kadar çabuk bir ateşkese varmakmış. Burada bir değiş tokuş var. Ama siyasi tutsakların serbest bırakılması ile diğer tarafın ateşkesten elde edeceği fayda aynı düzeyde değil. Burada eşitlik yok. Tutsakların serbest bırakılması yeterli değil çünkü.

Ateşkesin nihai bir ateşkes olması, harekete zarar verir. Bunun çaresi bir anlaşma veya kontratın yapılmasıdır. Bir anlaşmayı ancak ihlal edildiğinde sonlandırabilirsiniz. Bizim koşullarımız değişti. Sonlandırmaya yakın duruyoruz. Bu dengeyi sağlayacaktır.

Duterte ile daha önce bir tartışmam olmuştu. Duterte ulusa sesleniş konuşmasında tek taraflı ateşkes ilan etti ve devrimcilerin bir an evvel karşılık vermesini istedi. Fakat biz daha ateşkesin içeriğini dahi bilmiyorduk. İçerik, ordunun üst düzeyine bildirilmişti, polis ve askeri operasyonları askıya aldılar. Ama bizzat kendisi hiçbir açık beyanatta bulunmadı. Çünkü böyle yapacak olsa, bize danışması gerekirdi. Güvenilir kaynaklardan duyduğumuz, Duterte’nin kendi başına hareket edemediğidir, savunma bakanına ve Washington’ın adamına danışmak zorunda.

25 Temmuz’da ulusa sesleniş konuşmasında devrimci harekete kendi tek taraflı ateşkesini ilan etmesi için bir ültimatom verdi ve bir süre koydu. Bu süreyi de kendisi 28 Temmuz’da saat 16.00’da bitirdi.

Tabii, ordu saldırıları da başlattı. Niye öyle yaptı? Niye çift taraflı ateşkes istemiyor? Ordu mu dinlemiyor Duterte’yi, yoksa Duterte barışçı görünüp fayda mı sağlamak istiyor?

Öyle görünüyor ki, Duterte bir ateşkes istemiyor. İkiyüzlü. Komünist Parti’ye 4 tane bakanlık önerdi. Çalışma bakanlığı, sosyal refah bakanlığı, tarım reformu bakanlığı ve çevre ve doğal kaynaklar bakanlığı.

Bu sözünü tuttu mu?

Biz bunu kabul etmiş olsaydık satılmış olurduk, çünkü bu, zehirli bir hediyeydi. Ama biz bu zehirli hediyeyi zehirsiz hale getirdik. Dedik ki hayır, önce barış anlaşması üzerinde mutabakata varalım, ki tabi siz de bu arada ilerici, yüksek vasıflı kişileri bakan olarak atayabilirsiniz. İki bakanlık zaten ilerici kişilere vermişti: tarım reformu bakanlığı ve sosyal refah bakanlığı. Ve ne oldu? Bu kişilerin bakan olarak atanması için de Kongre tarafından onaylanmaları gerekiyordu. Fakat onaylanmaları için bir eylemde bulunmadı Duterte. Görüşmeler hala devam ediyor.

Duterte’nin partisinin Kongre’de çoğunluğu var mı? Adı ne?

Nitelikli çoğunluğa sahip. Partisinin adı Filipinler Demokratik Partisi, PDP-Laban.

Şimdi şöyle bir durum var: Sen zaten cumhurbaşkanısın, çok rahat müdahale edebilirsin. Kongre üyeleri zaten ceplerini doldurmaya bakıyor, onlara istediğini yaptırabilirsin. İlerici bakanların durumunda, çevre ve doğal kaynaklar bakanı için, en azından yapabileceği şey şu olurdu: Kongre üyelerine maden şirketleri ile yakın ilişkiniz var, oy kullanmaktan çekilin diyebilirdi. Fakat o, üyelerin bakana karşı oy kullanmasına izin veriyor ve bakan olarak atanması için gerekli şeyleri yapmıyor. Gina Lopez komprador bir aileden geliyor, ama kendisi maden şirketlerine kaşı güçlü bir mücadele veriyor. Lopez’in reddedilmesi Duterte’nin kendi çoğunluğunu ilerici bakanları atamak için kullanmadığına bir örnek. Kongre üyeleri üzerinde büyük şirketlerin çok büyük etkisi var. Örneğin, Nikel Asia adlı şirketin sahibi Manuel Zamora Kongre üyesi Ronaldo Zamora’nın abisi. Burada bir çıkar çatışması var. Kongre üyeleri bu büyük şirketlerden para alıyorlar.

Peki, Duterte niye otoritesini kullanmadı, o da mı maden şirketleriyle uzlaştı?

Duterte karşıtlarına karşı oyun oynar. Bir fayda sağlamak için cömert bir teklifte bulunur, ama vadettiğini asla yerine getirmez. Tıpkı Trump gibi. Nasıl mesela Trump planlı bir şekilde burjuva basına onun dikkatini çekmek için saldırıyor ve basın da fark etmeden bu oyuna geliyor...

UDC’nin görüşme heyetindeki yoldaşları serbest bıraktı, yayınlarınızdan okumuştuk. Diğer siyasi tutsakları bırakmadı.

400 siyasi tutsağı serbest bırakması gerekiyordu, ama 19 kişiyi serbest bıraktı. Her şeyden önce, bu 19 kişi zaten tutuklanmamalıydılar, çünkü barış süreci içinde imzalanan ortak güvenlik ve dokunulmazlık garantisi anlaşması altında korunuyorlardı. Bu 19 kişi bu yüzden hiç tutuklanmamalıydı, koruma altında oldukları için serbest bırakıldılar. Diğer tutsaklarla ilgili sözler ise tutulmadı.

Kaç kez karşılıklı ateşkes oldu ve ne kadar sürdü?

İki tane yapıldı. Karşılıklı olarak tek taraflı ateşkes ilan etti taraflar, birbirlerine karşılıklı söz verme ve ilkeleri deklare etme ve diğerine hangi durumlarda ateş edilmeyeceğinin belirtilmesi şeklinde oldu.

Tek taraflı ateşkes ilanlarının şöyle bir avantajı var: kendi hükümetimiz, kontrolümüz altında toprağımız var demiş olursunuz, karşı taraf için de geçerlidir bu. Lenin’in söylediği gibi, bu ikili iktidar durumudur. Filipinler'de iki hükümet var. Buna iki taraf arasındaki kılavuz çizgileri diyebilirsiniz. Ateşkes varsa bir taraf diğer tarafın egemen olduğu sınırlara girmekten kaçınır.

İlk tek taraflı ateşkes 6 gün sürdü. 25 Temmuz-31 Temmuz arası. Duterte aynı zamanda devrimci harekete ültimatom vermişti. Tek taraflı yeniden uzatılmasını istedi, ilk başlatan da oydu zaten. İkincisi ise Ağustos 2016 ile Şubat 2017 arasında 6 ay sürdü. Görüşmelerin ikinci turunun Brüksel’de başlamasına yakındı.

İki ateşkes arası dönemde, Duterte ile benim aramda kamuoyuna yansıyan bir tartışma oldu. Ortak dostlarımız dediler ki, aman birbirinizi vurmayasınız. Sonrasında Duterte bir heyet gönderdi ve Utrecht’te gizli, gayriresmi bir görüşme gerçekleşti. Şu an bir ateşkes durumu yok.

İki taraflı ateşkes özellikle kentlerde kitleleri kazanmaya yardımcı olabilir. Toprak işgalleri ve ev işgalleri eylemlerini kitlesel olarak yapıyorsunuz. Daha geniş kitleleri bu ve benzeri eylemlerle saflarınıza kazanabildiniz mi, özellikle son bir yılda?

1 Mayıs’ta on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler yapıldı. Kitleler yeterince öfkeli değil. Kitleler yeterince öfkeli olursa, başkanı devirmeye yeterli olur. Biz taleplerde bulunduk ve henüz bu talepler yerine getirilmedi. Söz veriyorsunuz, ama bu sözleri yerine getirmiyorsunuz. Eğer Duterte’yi düşürmek için geniş bir birleşik cephe oluşturmak isteseydik, Duterte’yi göndeririz, hatta Estrada’yı[3] gönderdiğimizden daha hızlı gönderebiliriz. Ama biz ona bir şans tanımak istedik.

İki sonucu olabilir bu durumun: Ya Duterte genelde olduğu gibi kızgınlaşacak ya da tutsakları serbest bırakmaya mecbur kalacak. Göreceğiz. Duterte kendini zaten pratikte harcıyor. Hem içeride hem de uluslararası alanda çok fazla kişiyi öldürerek kendisini itibarsızlaştırdı, küçük uyuşturucu satıcısı veya bağımlısı olan yoksul 9 bin insanı öldürerek. Ayrıca yolsuzluk meselesi var: Örneğin, tek bir konferans için neden 15 milyon dolar harcadığını izah etmek zorunda. Yolsuzlukla mücadele edeceğini söylemişti, ama somut bir şey yapmıyor. Vergi kaçıranlarla, büyük şirketlerle mücadele edeceğini söylemişti, ama bir şey yapmıyor. Ekonomi çöküyor. Aslında Duterte’yi kurtaran tek bir olumlu zemin var, o da bu görüşmeleri başlatmış olması. Biz de bırakırsak, barış yanlısı yüzünü koruyamazsa gider. Uzun süre kalamaz, politik olarak ölür. Müzakere etmeye mecbur. Legal kitle hareketi on binleri gördü. Kitleler yarı-öfkeli, henüz tam olarak öfkeli değilse bile.

Diğer taraftan, çatışma mı istiyor, görüşme yok mu diyor, ya da hem çatışma hem görüşme mi diyor, her iki durumda da hareket kendi gücünü test etmeye hazır. Gerici silahlı güçler Mindanao adasında aşırı yoğunlaşmış durumda.

Sizinle yapılmış röportajlarda geçmiş ateşkeslerinizde kentlerde gelişmek istediğinizi okumuştuk. Fakat bugünü, bugün kentlerde ne düzeyde gelişebildiğinizi öğrenmek istiyoruz.

Şuradan başlayalım: Neden Filipinler'de legal, illegal ve silahlı mücadele bir arada mümkün? Bunun örneklerini Rusya tarihinde de bulabiliriz. Bildiğiniz gibi Bolşevikler legal olarak da çalışıyor ve hatta parlamentoda bulunuyorlardı. İlk adları Sosyal Demokrat Parti'ydi, Komünist Parti olarak değişmeden önce. Yine örneğin, Vietnam’da hem silahlı mücadele yürütülüyordu hem de barış ve ulusal bağımsızlık için mücadele eden legal bir hareket oluşturmuşlardı. Ama mesela Hindistan’daki yoldaşlarımız ikisinin bir arada olamayacağını, ya birini ya da diğerini seçmek gerektiğini söylüyorlar, Filipinler'de her iki mücadelenin birlikte yürütülmesine şaşırıyorlar. Halbuki bunun birçok örneği var.

Malum, burjuvazi kendini demokrat olarak göstermeye çalışır. Silahlı mücadele içinde olanların demokratik haklarına saygı duymadıklarında inanılırlıklarını yitirirler veya demokratik hareketleri bastırmak isterlerse itibar kaybederler.

Filipin halklarının komünist parti öncülüğündeki değerli mücadelesinden öğrenmeye çalıştık. Direnciniz cesaret verdi. Aynı zamanda, kırsal alanda ya da kentlerde halk kitlelerini mücadeleye katmak için tabii ki çok değişik araçlar ve taktikler gerekir, onları kullanma biçiminizi takdir ediyoruz.

Son ateşkeste neler kazandınız, kentlerde kitle hareketleri büyüdü mü? Bizde de Kürt halkının devrimci savaşı var, çokça ateşkes de yapıldı. Barış görüşmelerini Erdoğan kendi çıkarına kullanmak istedi, ama bu son ateşkes Türk halkının şovenizmin boğuculuğunda nefeslenmesine ve demokratik hakları için mücadeleye girmesine yaradı. Nitekim bu ateşkes ve görüşmeler döneminde Gezi-Haziran ayaklanması patlak verdi. Sizin son bir yılda kentlerdeki kitleniz büyüdü mü diye sormak için söyledik bunu.

Filipinler devrimci kitle hareketi son bir yılda barış görüşmelerinde büyüdü mü diye soruyorsunuz. Bunu kendi içimizde eleştiriyoruz. Yavaş hareket ediyoruz. 1 Mayıs’ta büyük bir mücadele gelişti. 1 Mayıs’a katılım konusunda en düşük tahmin 35 bin, en yüksek tahmin ise 85-100 bin kişi olduğu yönünde. En güçlü hareket Manila’da, ama diğer birçok yerde de irili ufaklı gösteriler oldu.

Duterte’nin tekrar görüşmelere ve ateşkese gelmek zorunda olduğunu söylediniz...

Şu an herhangi bir ateşkes anlaşması yok, hem savaşmak hem de görüşmelere devam etmek söz konusu. 26 Mayıs’ta tekrar bir araya geleceğiz. Eğer ki geçici ateşkes konusunu konuşalım ve üzerinde anlaşalım derlerse, cevabımız hayır olacak. Açılışta, sosyo-ekonomik reformlar tamamlanmadan ateşkese başlayamazsınız diyeceğim. Sosyal ve ekonomik reformlar meselenin en zor kısmı, politik reformlar ise daha sonra geliyor.

Sosyo-ekonomik reformların içeriğini beş maddede özetliyoruz. En önemli madde olarak tarım reformunu ve kırsal kalkınmayı görüyoruz. Bir diğeri ulusal sanayileşme ve kalkınma, üçüncüsü çevrenin korunması, dördüncüsü insan hakları, beşincisi ise uluslararası ekonomik ve ticari ilişkiler.

Görüşmelerin özetini UDC yayınından izleyebilirsiniz.

Bu görüşme sonrası ne bekliyorsunuz?

Öncelikle nasıl tepki vereceklerini göreceğiz. Ben hala görüşmeleri sürdürebiliriz, halkın taleplerini karşılamaya çalışabiliriz diye düşünüyorum. Ama sonra, sözler tutulmazsa, topyekün savaş politikaları içinde, sözde uyuşturucu karşıtı mücadele içinde insan hakları ihlalleri devam ederse, herhangi bir ateşkes olmadan önce süreci gözden geçiririz.

Çünkü insanlar bir ateşkesten önce sosyo-ekonomik reformların yerine getirildiğini görmek istiyorlar, bu bizim için en temel asgari mesele. Bu bir satranç oyunu gibi. Söz politik ve anayasal reformlara gelince, madem Duterte federal ve parlamenter yeni bir hükümet biçimi istediğini söylüyor, biz de deriz ki, yeni bir Filipinler Federal Cumhuriyeti'ni birlikte kuralım. Bu ileri bir hamledir. Zira onlardan halk iktidarını ve hükümeti dağıtmamızı, vergi toplamayı bırakmamızı ve teritoryal iddialarımızdan vazgeçmemizi önermelerini bekleyebiliriz. Bizim ileri hamlemiz, Duterte’nin bizden bunları istemesinin önünde engel oluşturur. Çünkü biz de, merak etmeyin, ateşkesi yapalım ve yeni rejimin ortak kurucusu olalım, bu taleplerimizi kabul ederseniz zaten bunlar olur deriz. Ama bunu asla kabul etmeyecektir.

CASER’i[4], yani Sosyo-Ekonomik Reformlar Kapsayıcı Anlaşması’nı dahi yerine getireceklerini düşünmüyorum. Çünkü Filipinler ekonomisi dış kaynak ve borçlara, denizaşırı kontratlara bağımlı bir ekonomi. Duterte birilerinden çok kutuplu dünya hakkında ders almış. Yani artık dünyada Amerika’nın tek karar verici güç olmadığını, Çin, Rusya ya da BRIC ülkelerinin de kredileri olduğunu ve bunların Filipinler'e yardım edeceğini düşünüyor. Duterte bağımsız dış politika hakkında konuşurken, çok kutuplu dünya durumunu bilerek konuşuyor. Çin’den demiryolları için milyarlarca dolar alabileceğini ve bunun yeni iş imkanları yaratacağını düşünüyor. Tabii ki Çin de, bunun karşılığında tüm bir Çin Denizi'nin kontrolünü istiyor. Duterte güçlü birisi, ama yine de Çin’e boyun eğiyor. Çin Batı Filipin Denizi’nin yüzde 90’ını istiyor. Duterte bunu yaptığında Filipinler'in ulusal egemenliğini satmış olacak.

Duterte bağımsızlıkçı görünüyor; bu gerçek olmasa da, devrimci hükümetin[5] olmadığı alanlardaki halkı etkilemiş görünüyor.

Bir diğer yandan, hala Amerika’dan fayda sağlamak istiyor. Obama’ya karşı konuşurdu, ama Trump’a karşı hiç konuşmuyor. Savunma bakanı, ulusal güvenlik danışmanı Amerikan yanlıları.

Sol, Duterte’yi gerçekten ifşa ettiğinde halk artık ona inanmayacak. Bu durum sol içinde genel bir problem. Her ne kadar insan hakları örgütleri, hukuk dernekleri, legal hareket insan hakları ihlallerini eleştiriyorsa da, UDC’nin resmi beyanları barış görüşmelerinden dolayı ılımlı oluyor, ılımlılaştırılmak zorunda. Fakat biz de hareketin bazı kesimlerini, insan hakları örgütlerini Duterte’yi insan hakları ihlallerinden sorumlu tutmaları konusunda cesaretlendiriyoruz. İnsan hakları ihlalleri konusunda daha sert eleştiriler hazırlamanın zamanı geldi, çünkü bunu ertelediğimiz durumda neden Duterte hakkında insan hakları ihlalleri konusunda yumuşak davrandığımız eleştirisini alıyoruz. Görüşme heyetinin yumuşak davrandığı konusunda hem parti merkez komitesi üyelerinden hem de sıradan insanlardan eleştiri alıyoruz.

Marx’ın öğretisine geri dönüyorum bu noktada: sosyalizm için demokrasi mücadelesini kazanmalısınız. Bir parti ve halk ordusu kurmadan önce, bir kitle hareketi olmalıdır. Filipinler’de antiemperyalist bir kitle hareketi canlandırmak yıllarımızı aldı, 1959-68 arasında. Ama partiyi kurduktan 3 ay sonra halk ordusu kurulmuştu.

Filipinler tarihinde ilk kez işbirliği yapmak ister görünen bir cumhurbaşkanına sahibiz. Bu bir demokrasi mücadelesi. Elbette bir kitle hareketinde kitlelere güvenirsiniz, ama burada söz konusu olan kendisini solda sunan bir burjuva politikacısı. Bu yüzden Duterte’yi alenen Amerikan piyonu olmakla suçlamadık, en azından o zamanlar Obama’yı eleştiriyordu. Demokrasi mücadelesini kazanmak, faşizmi engellemek için kitle hareketine ihtiyacınız var ve de gericiler arasındaki bölünmelerden faydalanmaya. İlk kez bir çeşit Sukarno’muz var. Sukarno[6] komünistleri, ulusalcıları, dincileri, sosyalistleri bir araya getirmeye çalışmıştı. Duterte de ona benziyor.

Ateş etmeye başlarsak, 3-6 ay vaktinden önce hareket etmiş oluruz, zarar büyük olabilir. Bu konuda bir sabra ihtiyaç var. Rusya’da Borodino[7] örneğini veya Waterloo[8] örneğini hatırlamalıyız. Alandaki devrimci güçler daha erken vurmaya başlamamız gerektiğini düşünüyorlardı. Ama erken hareket ederseniz kaybedersiniz.

İstemediği halde bazı sosyo-ekonomik reformlar yapmak zorunda kalırsa ne olur?

Sosyo-Ekonomik Reformlar Kapsayıcı Anlaşması sadece bir köprü, barışa geçiş sağlamak için her iki tarafa da sorumluluklar yükleyen bir anlaşma politikası. Manila hükümeti ve başkan açısından önceki yasaları ortadan kaldıran yeni yasaların geçirilmesi yükümlülüğü var. Bu yasalar barışa geçişi sağlayan, etkili olacak yasalar, çünkü ana metin bir politika deklarasyonu. Bu yasaları Kongre'den geçirmek zorunda. Ama Duterte ilerici bakanların daha Kongre'den onay almalarını bile sağlayamıyorsa, nasıl bir Kongre'ye sahip olduğu sorusu ortada duruyor. Bu yasaları geçirmeyi başarabileceğinin bir garantisi yok.

Kongre toprak ağalarının meclisi. Bunlar, örneğin tarım reformunu kabul etmeyeceklerdir. Yasalar açısından bakarsak, toprağa el koymanın, kamu arazilerini gasp etmenin birçok yolu var, maden açılabilir, ağaçlar kesilebilir vs. Toprağı işgal edenlerin o toprağa sahip olabilmesi için idari yollar var, yani kararnameler bunun için yeterli olur, başkan yeterince güçlü ise. Toprağı gasp ederseniz, mahkemeye çıkarsınız. Biz de yasalara uyuyoruz. Kamulaştırılması durumunda toprak ağasına tazminat ödenir, çünkü toprağın kime ait olduğunu kanıtlamak mümkün değildir, bazı araziler miras kalmıştır veya yarıcılar önce 10-50 hektar arası bir toprağı işlemiş, sonrasında genişletmişlerdir.

Tarım reformu neden bu kadar önemli? Kırsal nüfusun yüzde kaçını etkiliyor?

Tarım alanlarının miktarı konusundaki son tahminler 15 milyon hektar olduğu yönünde. Bunun yüzde 60’ı toprak ağalarının elinde. Köylü nüfusun oranı ise yüzde 70-75 arasında. Kendi toprağına sahip zengin köylüler de var. Ben Filipinler ekonomisini geçiş içinde bir ekonomi olarak adlandırıyorum. Tarım alanları genişlemiyor, ama nüfus artıyor. Neoliberal ekonomi altında, büyük kompradorlar özel sektörde, bazıları da kamu sektöründe inşaat alanına yatırım yapıyor ve bu yeni işler yaratıyor. İnşaat alanındaki istihdam genişliyor. Ayrıca restoranlar ve eğlence merkezleri de hizmet sektörü emekçilerini yaratıyor. Varoşlardaki insanlar kırsal kesimden gelen, işi olmayan kimseler ve diğer yoksulların işini görüyorlar, su taşıyor, tuvalet temizliği yapıyorlar. Ekonomiyi bir geçiş ekonomisi olarak adlandırıyorum, çünkü sağlam, sürekli bir istihdam söz konusu değil. Emekçiler 5-6 aylık geçici sözleşmeler ile kurbanlaştırılıyorlar.

İktidarın sosyo-ekonomik reformlara kolay kolay gitmeyeceği anlaşılıyor. Devrimci hükümet de kolay kolay silah bırakmayacak, hakimiyet bölgelerini devam ettirecek. Bir Filipinli general, “İslami örgütler silahsızlandı, komünistlerin ne ayrıcalığı var ki silahsızlanmıyorlar?” demiş.

Biz devrimci ilkeler gereği silah bırakmıyoruz. Morolular, MUKC[9] ve MİKC[10] de aslında silah bırakmış değiller. Sadece MILF 75 tane tüfeğin sembolik olarak yok edilmesini kabul etti. Bir şaka vardır; Morolular, Müslümanlar silahlarını karılarından daha fazla severler diye. Bunların hepsinin evinde silah vardır, çünkü silah, aileleri aşiretlerden, Manila hükümeti birliklerinden korumaları için gerekli. Bir başka açıklama ise şu: Onlar kendi toplumlarının içinde kalıyorlar, hem savaşıyor hem de akşam eve gidebiliyorlar, oldukları yeri terk etmek zorunda değiller. YHO’da[11] ise birliklere katılmak zorundasınız ve YHO birbirinden uzakta farklı gerilla cephelerine dağılmış durumda. Birçok alanda güçlerimiz birleşik değil, her ne kadar gerilla birliklerimizi bölge komutanlıkları altında bir araya getirmek için bazı girişimlerde bulunduysak da. Fakat Morolular için toplum ve silahlı birlikler birbirlerinden ayrılmış değil, her evde silah var. Zaten silah bırakamazlar, çünkü silahlar aileyi korumak için de gerekli. Tıpkı ABD’de her evde silah olması gibi.

Eski görüşmelerden çıkardığınız dersler neler?

Bugünden bakıldığında, her şey Duterte’nin lehine, bir yıldır barış görüşmeleri sürüyor. Örneğin, 2001’deki Arroyo[12] ile kıyaslayacak olursak, sadece 4 ay sürmüş ve sonrasında hiçbir görüşme olmamıştı. 1998-2000 arasında Estrada ilk İnsan Hakları Kapsayıcı Anlaşmasını imzalamıştı, ama müzakerelere hiç geçemedik. Sanıyorum en iyisi Ramos[13] idi. Kendisiyle 10 anlaşma imzaladık. İnsan Hakları Kapsayıcı Anlaşması Ramos’la hazırlanmıştı, ama imza Estrada’ya kalmıştı.

Ramos en saldırgan general değil miydi?

Evet, Ramos saldırgan bir generaldi ve Aquino’yu[14] sabote ediyordu, 1989’dan 1991’e kadar olan süreçte. Fakat başkan olduğunda bizimle görüşmek istedi. Barış görüşmeleri için ortak çerçeve anlaşmasını imzaladı. 4 öncelikli, temel maddeyi içeren ve ulusal egemenlik, demokrasi, sosyal adalet ve insan hakları konularında ilkeler bazında amaçları ve hedefleri içeren bir anlaşma idi. Anlaşma Ramos zamanında bitirilmiş ama imzası Estrada’ya kalmıştı.

Estrada imzalamıştı, ama sonrasında süreci bitirdi. Çünkü Amerikan birliklerinin ülkede kalmasını sağlamak için Ziyaretçi Birlikler Anlaşması'nı yapmıştı ve biz de bunu ağır eleştirmiştik. Bu eleştiri karşısında Estrada çılgına döndü ve süreci bitirdi. O da tıpkı Duterte gibiydi.

Filipinler devrimi nasıl gelişebilir?

Hala barış müzakereleri bir olasılık, mümkün görünüyor, tabii eğer Duterte Amerika’ya karşı konuşmaya devam eder ve somut olarak bir şey yaparsa. Duterte ile barış olur, ama tabii, emperyalizme karşı mücadele devam eder. Duterte silahlı güçleri kontrol edemiyor. Ona, ordu içinden alabildiğini al ve kendi silahlı güçlerini oluştur, YHO’ya güven ve işbirliği yap, böylelikle üç tane silahlı güç olur diyeceğim. Plan YHO’yu sonlandırmak, ortadan kaldırmak değil. Ama o noktaya erişemeyeceğiz bile, çünkü Duterte Amerika’ya saldırmayacak.

Duterte şu an için suikasta ya da darbeye açık durumda. Son toplantıda Duterte'yi polis güçlerini zehirlemek ve yolsuzluğa teşvik etmekle suçlayan bir dokümanı görme fırsatım oldu. Polislere 9 bin insanı öldürmeleri için para vermekle suçluyor doküman. Bu doküman, Filipinler Askeri Akademisi 1980 mezunu olan bir sınıfın mensupları, şimdilerde general olanlar tarafından, ordu içinde hazırlanmıştı. Duterte aynı zamanda komünistlerle işbirliği yapmakla suçlanıyordu. Bu doküman geniş bir şekilde ordu içinde dolaşıyor, Mindanao’daki taburlarda mesela. Ve ben görmeden iki ay önce dolaşıma girmiş, ben Nisan başında gördüm. Önceki başkanların, Aquino gibi, biz onlara sarılar diyoruz, ordu ile güçlü ilişkileri vardı.

Aquino’nun babası burjuva demokrasisinden mi yanaydı?

Baba Aquino derken, sanırım "Ninoy" Aquino Jr.’ı soruyorsunuz. Ninoy 1960’lardan başlayarak yurttaşlık hakları gibi temel meselelerin etrafından dolandı, hiçbir zaman emperyalizme, feodalizme dokunmadı. Sadece Marcos[15] gibi yurttaşlık haklarını ihlal edenlere ve yolsuzluk yapanlara saldırdı. Daha büyük sosyal meselelerle ilgisi olmadı. Akıllı biriydi. Babası Japonların kukla hükümetinin üç numaralı generali idi. 16 yaşında Japonya işbirlikçilerine karşı haberler yaptı ve sonrasında CIA ile ilişki geliştirdi. Kore Savaşı'nda savaş muhabirliği yaptı, Asya’da Çin ve Endonezya gibi yerlerde gericilerle CIA arasında iletişim için çalıştı. Ninoy budur. Tabii, Marcos’a karşı mücadelede bizim için nesnel müttefikti, ama resmen değil.

Bütün devlet başkanları Filipinler devrimine karşı mücadele ettiler. Fakat Duterte biraz değişik. Bugün Duterte yarın başkası gelir. Filipinler devrimi nasıl yeni başarılara gidebilir?

Devrimci hareketin mücadele etmek için birçok yolu var, ama topyekün bir zaferin nasıl olacağını tahmin etmek mümkün değil. Ben bir koalisyon hükümeti olması gerektiğini düşünüyorum. Duterte’nin nasıl iktidara geldiğinden, yönteminden ders çıkarabiliriz.

Duterte emekli askerleri sosyal medyada propaganda yapmak için trol olarak kullandı. Toplumun yüzde 40’ı sosyal medya kullanıyor, yani etkili bir yöntem. Mesela bu troller taksi şoförlerini Duterte’nin ismini dolaşıma sokmaları için örgütlüyorlardı. Hatta bu propaganda faaliyetinin başındaki kişi bizim eski bir üyemiz, Duterte’nin kabine sekreteri. İlişkimiz artık yok tabii.

Duterte iktidara gelmeden Çinli azınlıktan Manila sermaye oligarşisine karşı ajitasyon yaptı, ama geldikten sonra onları yanına alarak Çin’e birlikte gitti.

Solcuları kullandı, ama kendisine sosyalist diyor. Duterte ile bir skype konuşmam olmuştu, youtube'dan bakabilirsiniz. Seçimlere girmeden iki yıl önce barış görüşmelerinde danışmanlık için gönüllü olmuştu ve desteğimizi almak için bize aracı yollayıp duruyordu, hatta birlikte poz vermemizi bile istemişti. Seçimlerden önce, CIA’nın Amerikalı bir şirkete yaptırdığı, 29 Mart 2016 tarihli bir kamuoyu yoklamasının sonucunu öğrenmiştik. O ankette seçimleri kazanacağı belliydi. Duterte’ye başkanlık seçimlerine girme tavsiyesini Ramos vermişti. Ramos, uyuşturucuya karşı operasyon politikasını da etkileyen kişidir.

Kolombiya barışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kolombiya, FARC, bu işleri yürütmede olgunlaşmış değil. BM’nin tuzağına düştüler. BM çerçevesi, komisyonun dağıtılması, silahsızlanma, eylemsizleşme, ordunun entegrasyonu gibi maddeleri içeriyor. Burada yanlış olan şu ki, belirsiz yaptırımlar içeren bir anlaşma imzalıyorsunuz, ama kendiniz halk ordusunu silahsızlandırmayı ve eylemsizliği taahhüt ediyorsunuz. Bu, BM’nin Filipinler’de de yapmak istediği şey.

Fakat Filipinler devrimi Kolombiya gibi olmayacak, öyle anlaşılıyor.

Bu yanılsamaya sahip olabilirler. Devrimci güçleri benzer bir tuzağa çekmeye çalışıyorlar, ama elbette buna izin vermeyeceğiz. Bir aşama başarılı olsa bile, bir sonraki aşama çıkarımıza uygun değilse, devrimci güçlerin yenilgisine yol açacaksa, süreçten çekilebiliriz. Duterte daha birinci aşamayı geçmiş değil. Birinci aşama siyasi tutsakların serbest bırakılmasıdır. Beş aşamadan daha birini bile geçemedi.

Filipinler devrimci hareketi ilerleyecek, fakat aynı zamanda bunun için uluslararası koşullarının da oluşması gerekiyor. Mesela Endonezyalıları halk savaşı başlatmaları için cesaretlendiriyoruz. Endonezya’da bir halk savaşı başlaması çok büyük destek olacaktır. Bunu yapabilecek güçler de var, ama silah bulmanın zor olduğunu düşünüyorlar. Endonezya’da askeri birlikler var, polis var ve özel güvenlik şirketleri var, yani silah bulunmaz değil. Biz 9 otomatik tüfekle başlamıştık. Kararlıysanız ve kitle içinde tabanınız varsa, ateş açmak kolaydır. Ama mutlaka tabanınız olacak.

Güney Asya’da isyanların artmasını bekliyoruz. Hindistanlı maoistlerden de umutluyuz. Uluslararası alanda çok kutuplu savaşın yoğunlaşmasını, emperyalistler arası çelişkilerin artmasını umuyoruz. Şu an 50 ülkede emperyalistlerin dahil oldukları, birbirleriyle karşı karşıya geldikleri çatışmalar yaşanıyor.

Kanada’da maoist bir grup halk savaşı başlatmak istiyor. İtalyan ve Kanadalı yoldaşlar arasında benzerlik var, halk savaşından kastettikleri devrimci kitle hareketi ise problem değil. Ama kastettikleri maoist strateji ve taktik açısından özel anlamıyla halk savaşı ise, yani halk ordusunu kurmak için kırsal alanları kullanıp sonrasında zayıflamış şehirleri ele geçirmek ise... Ama tabii, imkanlar gelişirse neden olmasın? Tıpkı Petrograd’da olduğu gibi, merkezi yönetimi ele geçirmek mümkün olduğunda. Diğer yandan iç savaş, dış müdahale gibi durumlarda da gerici güçlere karşı mücadele etmek için kırsal alanları kullanırsınız.

Çok teşekkür ederiz, yeniden görüşmek üzere...

Dipnotlar

[1] Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi (UDC): Filipinler Komünist Partisi çizgisindeki cephe örgütlenmesi.

[2] Yeni Yurtsever İttifak (BAYAN): İşçi ve köylü sendikaları, kadın ve gençlik örgütleri, çeşitli demokratik ve mesleki kurumlardan meydana gelen, partinin görüşleri doğrultusunda hareket eden legal politik bir cephesel örgütlenme.

[3] Joseph Estrada: 1998'de devlet başkanı olmuş, 2001'de halk ayaklanması sonucu devrilmiştir.

[4] Sosyo-Ekonomik Reformlar Kapsayıcı Anlaşması (CASER): Madencilik gibi kilit sektörlerde yabancı sermayenin hakimiyetini getiren neoliberal politikaların sona erdirilmesi, ABD ve Japonya'ya bağımlılık olmaksızın ekonomide kendine yeterlilik sağlanması, ulusal sanayileşmeye gidilmesi, ABD askeri varlığına son verilmesi, köklü bir toprak reformu yapılması gibi ilkeler içeren mutabakat metni.

[5] Demokratik Halk Hükümeti, Yeni Halk Ordusu'nun denetimindeki bölgelerde kendi yasalarını uygulayan ve siyasi yönetim aygıtını örgütleyen devrimci iktidardır.

[6] Ahmet Sukarno: 1945'te bağımsızlığını ilan eden Endonezya'nın kurucu devlet başkanı.

[7] Napolyon ordusu, 1812'de Borodino muharebesini kazanarak Moskova'ya girmesine rağmen, burada tutunamayarak Rusya seferinden başarısızlıkla döndü.

[8] Napolyon ordusu, 1815'te Belçika'nın Waterloo kasabası yakınlarında gerçekleşen savaşta, İngiltere ve Prusya orduları karşısında bozguna uğradı.

[9] Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MUKC)

[10] Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MİKC)

[11] Yeni Halk Ordusu (YHO): Filipinler Komünist Partisi'nin gerilla ordusu.

[12] Gloria Macapagal Arroyo: 2001-2010 arasında Filipinler devlet başkanı.

[13] Fidel Ramos: 1992-1998 arasında Filipinler devlet başkanı.

[14] Corazon Aquino: 1986-1992 arasında Filipinler devlet başkanı.

[15] Ferdinand Marcos: 1965-1986 arasında Filipinler devlet başkanı.

 

Bu makaleyi paylaşın

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn